Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm Yumurtlaması İçin Bir Tavuk Ödünç Almak

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

 “Saçmalamayı kes bakayım. Konuşmamız gereken bir şey var; farklı bir yere geçelim.” Wang Chong elini Wei Hao’nun omuzuna atarak konuştu.

 “Tamam! Biraz bekle!” Wang Chong’un ciddiyet dolu ifadesini gören Wei Hao da gülümsemeyi kesti. Wang Chong ile birlikte büyüdüğü için onun kolay kolay başkalarından yardım istemediğini biliyordu.

 Üstelik Sekiz Tanrı Köşkü’ne gelmeyi de hiç sevmezdi. Buraya geldiğine göre mesele ciddi olmalıydı!

 “Gao Fei! Ödemede tek bir kuruş bile eksik olmayacak. Uslu uslu parayı vereceksin. Aksi halde başkentte yaşama hayallerini yerle bir ederim!” Wei Hao adama bir kese attıktan sonra Wang Chong’u çekiştirdi.

 Sekiz Tanrı Köşkü’ndeki genç efendilerin tamamı saygıdeğer ailelerden geliyordu. Verdikleri söze karşı gelerek itibarlarını zedelemeyi göze alamazlardı ve bu yüzden Wei Hao ödemeyi alacağına inanıyordu.

  “Doğru ya, Wang Chong, sana ciddi bir şey soracağım.” Wei Hao aniden konuştu.

  “Söyle bakalım.” Wang Chong ona baktı.

  “Milletin içinde bana Genç Wei demesen olur mu?” Wei Hao sesini alçaltarak ona acı bir ifadeyle baktı. Bu ifadesini gören Wang Chong bastı kahkahayı. “Velet! Aklından bile geçirme!”

 “…”

 Sekiz Tanrı Köşkü insanlarla dolup taşıyorken Wei Hao ile Wang Chong ikilisi sandalyelere kuruldu.

 “Sabah neredeydin? İnzivadan çıktığını duyduktan sonra erkenden sizin oraya geldim. Ancak annen evde olmadığını söyledi. Seninle buluşmak cidden kolay iş değil.”

 İyice terleyen Wei Hao köşkteki ünlü içeceklerden biri olan Egzotik Meyve Suyu’ndan bir yudum aldı.

 “İşim vardı, dışarıdaydım.” Wang Chong gülümsedi.

 Wei Hao’nun sitemkar sesini duyduktan sonra kalbi ısınmıştı. İnsan bir şeyi kaybetmeden o şeyin gerçek değerini anlayamıyordu.

 Yalnızca Wang Chong gibi biri bu sıradan buluşmanın ne kadar değerli olduğunu bilebilirdi.

 Eski hayatında Wang Chong ile Wei Hao’nun arası pek iyi değildi. Zira genç adam bu dünyadaki her şeye yabancı hissediyordu. Buna ebeveynleri, kardeşleri ve tabii ki arkadaşları da dahildi.

 O zamanlar Wei Hao sadece Wang Chong’un dostuydu, onun değil. Bilhassa yedi günlük inziva sürecinde bu sözüm ona ‘iyi dostu’ olan Wei Hao onunla görüşmeye bile gelmemişti. Böyle arkadaş mı olurdu? Kardeş dediğin böyle yapar mıydı?

 İçki içtiği  dostları bile daha iyiydi!

 İşte bu yüzden Wang Chong eski hayatında Wei Hao ile olan bağlarını koparmış ve onunla bir daha hiç görüşmemişti.

 Fakat zamanla bir şeyi öğrenmişti; ceza aldığı için yedi gün boyunca eve kapatıldığında, Wei Hao da onun yüzünden ailesi tarafından eve tıkılmıştı.

 O zamanlar Wang Chong’un itibarı fazlasıyla kötüydü ve Wei Hao’nun babası onunla görüşmesini yasaklamıştı. Fakat, normalde söz dinleyen Wei Hao, konu Wang Chong olunca babasına baş kaldırmıştı.

 Buna sinirlenen heybetli babası ise Wei Hao’yu güzelce dövmüştü!

 O yedi günlük süreçte bırakın dışarı çıkmayı, yaralarından ötürü yataktan bile kalkamamıştı!

 Fakat Wei Hao bu konudan Wang Chong’a bahsetmemişti. Ancak büyük felaket geldikten ve birbiriyle uzun zamandır buluşmayan kardeşler bir araya geldikten sonra Wang Chong bunu öğrenmişti.

 Ayrıca Wang Klanı’nın kötü günlerinde gizlice onlara yardım eden insanın Wei Hao’dan başkası olmadığını da iyi biliyordu.

 ‘Yalnızca uzun bir yolculukla atın dayanıklılığını anlayabilirsin ve bir insanın kalbi, sadece zamanla gün yüzüne çıkar’. Wang Chong hayatının son günlerine kadar kimin gerçek bir dost ve kimin gerçek bir kardeş olduğunu öğrenememişti.

 Öğrendiğinde ise her şey için çok geçti. Dünya çoktan paramparça olmuştu ve bırakın Wei Hao’yu, artık Merkezi Ovalar diye bir yer bile kalmamıştı.

 Wei Hao gözlerinin önünde can verdiğinde Wang Chong acı içinde kalmış ve günlerce bu kederinden kurtulamamıştı.

 Bu hayatında asla yapmayacağı bir şey varsa o da bu gerçek dostunu ve kardeşini kaybetmekti! Bu durum Wang Chong’un kalbinde derin bir yara açmış ve en büyük pişmanlıklarından biri olmuştu!

 “Kardeşim! Merak etme, ne olursa olsun seni yalnız bırakmayacağım.” Wang Chong hala mutlu mutlu mırıldanan Wei Hao’ya baktı. Orada, bütün samimiyeti ve ciddiyetiyle bir söz verdi.

 “… Söylesene, Yao Feng’le büyük bir olay yaşadınız. Ama o adamın savaş sanatlarında nasıl bir dahi olduğunu herkes biliyor; benim gibi bir adamın öyle birine karşı hiç şansı yok. Aksi halde yanında gelirdim, kardeşim. Bu arada o aşağılık herifin seninle uğraşmak için Ma Zhou’yu kullanması da büyük şerefsizlik.” Wei Hao aniden sinirlenerek masaya bir şaplak attı.

 “Sana demiştim, o Ma Zhou şerefsizin önde gideni diye! Seninle sebepsiz yere takılmıyordu. Artık bana inanıyorsun, değil mi?”

 “Evet evet. İnanıyorum.” Wang Chong gülümsedi. Onu azarlayan kardeşine baktıkça kalbi ısınıyordu. Wei Hao ilk defa bu meseleyi açmıyordu ama bu kez durum farklıydı.

 Böyle sıradan bir manzarayı görmeyeli uzun zaman olmuştu.

 “… Kardeşim, objeler tiplerine göre ayrılır ve insanlar arasında da sınıf farklılıkları vardır. Kediler ve fareler asla iyi geçinemez ve balık dediğin canlı sudan çıkınca geberip gider. Kuşların solucanlar gibi yeri kazması mümkün değildir. Etrafımızda yaşananlardan kaçmaya çalışmamız bile bizim için büyük başarı. Ma Zhou’nun meselesi sana iyi bir örnek oldu; artık onun gibi adamlarla takılma.”

“Bana bak; buraya daha sık gelmelisin. En azından bu köşkte hepimiz aynı sınıftan insanlarız ve gelecekte ailemizin mirasını devralacağız. Birbirimizle bağlantı kurmak gelecekte de bize fayda sağlayacaktır.”

 Wei Hao susmuyordu ama sözleri duygularla doluydu. Bu genç adam kardeşleri için ölümü bile göze alabilirdi.

 Wang Chong’un isyankar kişiliği yüzünden Wei Hao onun Ma Zhou ve diğerleriyle yakınlaştığını görünce çok endişelenmişti. Şimdiyse bütün bu endişelerini Wang Chong’un üstüne yağdırıyordu.

 Wei Hao bu meseleyi ilk defa ona açmıyordu. Geçmişte de benzer sözler sarf etmiş ve Wang Chong her seferinde onları duymazdan gelmişti. Fakat nedense, bu kez ondan duyduğu cevap beklentilerini tamamen altüst etmişti.

 “Tamam!” Wang Chong tek bir kelime söyledi.

 “Tamam mı?” Wei Hao şaşırdı. Havaya kaldırdığı parmağı oracıkta donakaldı ve her nasılsa aklındaki kelimeler bir türlü ağzından çıkmadı.

 Tamam mı demişti? Bu gerçek miydi?

 Wei Hao’nun gözleri fıldır fıldır açıldı. Bir anlığına ne diyeceğini bilemedi.

 Geçmişte yaptıkları onca konuşmaya rağmen Wang Chong değişmemişti. Peki neden bu sefer durum tamamen farklıydı?

 Bu nasıl olabilirdi?

 Wei Hao gözlerini açıp kapadı. Beyni hala aldığı cevabı sindirmeye çalışıyordu.

 “Yani, gelecekte Ma Zhou ve diğerleriyle takılmayacak mısın?”

 “En.”

 “Köşke sık sık gelecek misin?”

 “En.” Wang Chong gülümseyerek başını salladı.

 Wei Hao bir kez daha gözlerini açıp kapadı. Ne diyeceğini gerçekten bilemiyordu.

 “Wang Chong, değişmişsin.” Wei Hao şaşkın ifadesiyle onu baştan aşağı süzdü. Gördüğü Wang Chong geçmişteki o adama hiç benzemiyordu; geçmişteki o adam asla buraya gelmezdi.

 Dahası, vereceği tavsiyeleri de asla dinlemezdi.

 Fakat gelin görün ki, Wang Chong artık sakin bir ifade takınıyordu ve eski haline hiç benzemiyordu. Adeta o gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti.

 “HAHAHAHAHA! Helal sana, sonunda şu beynini kullanmaya başladın! Kardeşim, beni ne kadar mutlu ettiğini bilemezsin!”

 Aniden Wei Hao’nun aklına bir şey geldi ve genç adam elini Wang Chong’un omuzuna attı.

 Eskilerin dediği gibiydi; kişi yaşadığı sorunlarla büyüyordu. Wei Hao’ya göre Wang Chong’un ani değişimine sebep olan kişi Ma Zhou’ydu.

 Wang Chong gerçeklere uyanmıştı!

 Wei Hao’yu bundan daha mutlu edecek başka hiçbir şey olamazdı.

 “Hehe.” Wang Chong ise sadece gülümsedi. Wei Hao’nun ne düşündüğünü biliyordu ama Wang Chong asıl gerçekleri açık etmeyecekti. Ayrıca buraya gelmesinin bir nedeni daha vardı.

 “Az kaldı.” Wang Chong gülümseyerek kalabalığa baktı. Adeta onun düşüncelerine cevap verirmiş gibi aniden bir olay çıktı.

 Daha olayı çıkaran adamı görme fırsatı bile bulamadan soğuk bir ses duydu:

 “Yo! Genç Efendi Wang buraya mı gelmiş?” Ses iğneleyici ve alaycıydı. Kalabalık yarıldı ve üstünde bulut işlemeleri olan beyaz cübbelere bürünmüş genç bir adam öne çıktı. Sırtına bir kürk atmıştı ve başında gümüşi bir şapka vardı. Erik dalını andıran bir yelpazeyle birlikte hafif ve geniş adımlar atıyordu. Fakat yüzündeki küçümseyici ifade çok netti.

 Arkasından da gülümsemelerle dolu bir kalabalık geliyordu.

 “Su Bai! Burada ne işin var?” Wei Hao onları görür görmez ayağa fırladı ve düşmancıl bir tavır takındı.

 “Burada istenmiyorsun, kaybol!” Wei Hao Wang Chong’un önüne geçti; onun için endişeliydi. Su Bai denen adam Su Dükü’nün oğluydu ve Su Dükü’nün Yao Klanı’yla iyi geçindiğini herkes bilirdi.

 Wang Chong geçenlerde Yao Klanı’na karşı çıkmış ve Su Bai da buraya muhtemelen olay çıkarmaya  gelmişti.

 “Hmph, Wei Hao, bu köşkü sizinkiler mi açtı? Neden gelemezmişim? Ayrıca buraya senin için geldiğimi mi söyledim? Wang Chong, söylesene, haklı değil miyim?” Konuştuğu esnada soğuk bir ifadeyle Wang Chong’a baktı.

 Wang Chong da ona döndü ve Su Bai’nin arkasında duran başını eğmiş Gao Fei’yi gördü. Su Bai’yi buraya getiren kişinin Gao Fei olduğuna şüphe yoktu. Adam tek başına Wei Hao ve onunla başa çıkamadığı için destek istemişti.

 Daha doğrusu, Su Bai Wei Hao’nun işini bitirmesi için Gao Fei’yi buraya yollamış, fakat plan bozulunca bizzat gelmek zorunda kalmıştı.

 Fakat Wang Chong bu konuyla ilgilenmiyordu.

 “Su Bai, tam zamanında geldin. Bana biraz borç ver!”

 Wang Chong başını kaldırdığı gibi konuştu.

 Bu sözler duyulur duyulmaz ortam anında sessizleşti. Demin gülen kalabalıktaki insanlar artık şaşkınlıktan ağızlarını açamıyorlardı.

 Yavrusunu koruyan bir kartal misali Wang Chong’un önünde duran Wei Hao bile şoke olmuştu.

 Borç mu?

 Wang Chong Su Bai’den borç mu istiyordu? Burada ne haltlar dönüyordu!?

 Yoksa Wang Chong bu adamın ondan nefret ettiğini bilmiyor muydu? Su ve Yao Klanları’nın arasındaki yakın ilişki söz konusuyken, Su Bai ona nasıl borç verebilirdi?

 “Hahahah! Wang Chong, kafayı yedin herhalde! Sana borç vereceğimi nereden çıkardın?”

 Su Bai yaşadığı şaşkınlığı atlattıktan sonra geniş bir kahkaha patlattı. Arkasındaki kalabalık da kahkahalara boğulmadan edemedi.

 “Bu çocuk kafayı yemiş olmalı!”

 “Genç efendinin ona borç vereceğini mi sanıyor?”

 “Muhtemelen henüz rüyasından uyanamadı; şu sözlere bak!”

……..

 Kalabalık kahkahalar atıyor, küçümseyici ifadelerini gizlemeye yeltenmiyorlardı.

 Wang Klanı’ndan gelen Wang Chong, Su Dükü’nün oğlundan borç para mı istiyordu? Herhalde bugün köşkte yaşanan en saçma olay buydu!

 Bu velet ne yapmaya çalışıyordu?

 Wei Hao onları duyunca utanmıştı.

 “Wang Chong, ne yapmaya çalışıyorsun?” Wei Hao hala Wang Chong’un ciddi olup olmadığını bilmiyordu. Aralarındaki ilişkiye bakılırsa, Wang Chong’un bu adamdan borç alması imkansızdı.

 “Bir aylığına günlük %2 faiz! Zamanı geldiğinde, faiziyle birlikte ödeyeceğim!” Wang Chong bu sözleri söyledikten sonra öyle bir kahkaha attı ki, neredeyse sırtı yere değiyordu. Kalabalık bir kez daha sessizliğe gömüldü.

 Diğer masalarda oturan genç efendiler bile bu sözleri duyunca dikkat kesilmişti. Gözleri fıldır fıldır açılarka parlıyordu.

 Şaşkınlık nidaları duyuldu. Su Bai bile adeta Wang Chong ile ilk defa karşılaşıyormuş gibi şaşırmıştı.

 Wang Chong’un sözleri basit ve etkiliydi; herkes ne demek istediğini anlamış olsa da, kimse buna inanamıyordu. Günlük %2 faiz demek, bir ayda %60 faiz demekti! Yani bugünü verilecek on gümüş külçelik borcu, bir ay sonra on altı külçe olarak geri almak mümkündü!

 Wang Chong’un faiz oranı sıradan bir tefeciden bile fazlaydı!

 “Wang Chong, sen kafayı yemişsin!”

 Wei Hao’nun beti benzi attı. Genç adam hemen Wang Chong’un koluna yapıştı. Gerginlikten tırnaklarını neredeyse onun etine geçirmişti.

 “Paran yoksa benden isteyebilirdin. Neden bu kadar yüksek bir faizden borç almaya çalışıyorsun!” Wei Hao onun şaka yaptığını sanıyordu ama görünüşe göre durum gayet ciddiydi.

……