Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

28. Bölüm 1700 Altın Külçe

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 Tam Wang Chong endişelenmeye başlamışken, kalabalığın arasından sert bir el çıktı ve ağır bir kese fırlattı. Peng! Kese çat diye Wang Chong’un önüne düştü.

 “Wang Chong, kendi ağzınla söyledin. Günlük %2 faiz ve sana ne kadar verirsem kabul edecektin. Doğru muyum?” Soğuk bir ses duyuldu.

 “Su Bai?” Wang Chong şaşkın şaşkın başını kaldırdı. Tanıdık ve kibirli yüzü görünce gülümsedi. “Tabii ki doğrusun! Su Bai, sen de mi borç vermek istiyorsun?”

 “Hehe, Wang Chong, bu kesede 1500 altın külçe var. Bana bir borç kağıdı yazmanı ve parayı almanı istiyorum. Unutma, bir ay sonra 2400 altın ödeyeceksin!” dedi Su Bai.

 Bu sayıları duyan kalabalık şoke oldu. 1500 altın külçe onlar için akılalmaz bir miktardı; kimse Su Bai’nin bu kadar paraya sahip olduğunu bilmiyordu.

 Su Bai bir ayda 900 altın külçe kar edecekti. Başkentte bir ayda bu kadar para kazanabilen tek bir genç efendi bile yoktu.

 Su Bai bu parayı kazanırsa bir süreliğine altından yana bir endişesi olmayacaktı.

 “Hehehe, bana borç vermeye cüret edebildiğine göre sözümden geri dönmek olmaz!” Wang Chong ağır keseyi görünce anında keyiflendi. Yeterince para toplayamadığı için endişelenirken Su Bai bütün kaygılarını tek bir hamleyle silip süpürmüştü. Bu para sayesinde planını düzgünce idare debilirdi.

Shuashuashua!

 Su Bai’nin cevabını beklemeden hemen fırçasını kavradı, onu mürekkebe batırdığı gibi borç kağıdı yazmaya koyuldu. Ardından imzasını atarak işlemi tamamladı. Mürekkebi son kez düzenledikten sonra kağıdı Su Bai’ye verdi.

 “Al bakalım! Kaybedersen suç senin!”

 “Merak etme!”

 Su Bai sırıtarak borç kağıdına doğru uzandı.

 “Wang Chong, konuşmamız lazım!”

 Su Bai’nin keyifli gülümsemesini gören Wei Hao daha fazla dayanamayarak Wang Chong’u dışarıya sürükledi. Köşkten kahkaha sesleri geliyordu.

 Su Bai ise kendini beğenmiş bir edayla onların gidişini izledi. Tam insanlar gösterinin bittiğini düşünürken, Su Bai aniden arkasına döndü.

 “Durun biraz!” diyerek herkesi durdurdu. Sekiz Tanrı Köşkü’nde bir sessizlik çöktü ve herkesin dikkati Su Bai’ye çevrildi.

 İnsanlar adamın ne yaptığını anlamaya çalışırken Su Bai ansızın bir nişan çıkardı ve onu herkese gösterdi.

 “Bu gördüğünüz nişan Yao gongzi’ye aittir! Kendisi bugün yaşananların kimseye anlatılmayacağını emretti! Bu emre karşı gelen herkes Yao Hanesi’nin ve Su Klanı’nın düşmanı sayılacaktır!”

 Su Bai bu sözlerini tehditkar bir ifadeyle destekledi. Bazı insanlar ilk başta onun davranışlarından hiç hoşlanmamıştı ama bu sözleri duyduktan sonra istemsizce titrediler ve çenelerini anında kapattılar.

 Yao Klanı olağanüstü bir statüye sahipti ve Kral Qi’nin tam desteğini arkasına almıştı. Şu anda Büyük Tang İmparatorluğu’ndaki nadir devlerden biri oldukları için kimse onlara kolay kolay bulaşmıyordu. Araya bir de Su Klanı’nı kattığınızda, bu genç efendiler süt kuzuları gibi uslu davranmak zorund kalıyordu.

 Kimse Su Bai’nin uyarısını duymazdan gelmeye cüret edemezdi.

 “Garip!” Kalabalıktaki Gao Fei şaşırdı. Yao gongziden aldığı emirlerde böyle bir koşul ya da istek yoktu. Bu yüzden bir şeyler söylemek için başını kaldırdı ama Su Bai’nin hiddetli ifadesini görür görmez durumu hemen kavrayarak titredi. Anında başını eğerek tek bir söz bile söylemedi.

 Yao Feng meşgul bir adamdı ve genelde, gelecekte klanlarının başına geçecek olan değerli insanlarla görüşüyordu. Bu kısmı unutmuştu ama Su Bai gerekeni yaparak bu eksikliği kapatıyordu. Sekiz Tanrı Köşkü çok sayıda insanın toplandığı ve sık sık dedikodulara daldığı bir yerdi. Wang Chong’un borç para aldığı duyulur ve Wang Klanı bunu öğrenirse, onun bu davranışlarına devam etmesine asla izin vermezdi.

 Eğer Wang Chong bugün para alır ve Wang Klanı borcu yarın geri öderse, insanlar bundan kar edemez ve elbette Wang Klanı’na şantaj yapamazlardı.

 Wang Chong’un yazdığı borç kağıdı Wang Klanı’na karşı kullanılabilecek etkili silahlardan biriydi. Su Bai böyle bir durumda potansiyel sorunların engellenmesi gerektiğini iyi biliyordu! Yao ve Su Klanı’nın otoritelerini kullanarak kalabalığı etkisi altına aldığı için artık kimse olayı açığa çıkaracak cesareti gösteremezdi!

………

 “Wang Chong bu kadar parayı ne yapacaksın?” Wei Hao onu köşkten dışarıya, sokağa kadar sürükledikten sonra konuşmaya başladı. Daha fazla dayanamıyordu.

 “1700 altın yahu 1700!! Bir ay sonra bu parayı ödeyemezsen başına neler geleceğini biliyorsun, değil mi? Bir felaket!” Wei Hao ona bakıyordu. Wang Chong’un hareketlerine gerçekten sinirlenmişti.

 1700 altın külçe bir başkası için muazzam bir fırsat olarak görülebilirdi ama Wei Hao’ya göre sadece ve sadece yaklaşan felaketin bir alametiydi. Muhtemel sonuçları düşünmek bile başını döndürüyor, midesini bulandırıyordu.

 Wei Hao henüz Wang Chong’un bu parayı ne yapacağını öğrenememişti.

 “Wei Hao, sakin ol. Ne yaptığımı biliyorum.” Diyerek gülümsedi Wang Chong. Çok sakindi ve her nasılsa aurasıyla Wei Hao’nun öfkesini de dindirebiliyordu. Wang Chong’un ne yapacağını bilmese de, Wei Hao onun bir aptal olmadığını biliyordu.

 Boş yere borç almazdı!

 “Olayı senden saklamak istemiyorum. Bu parayı bir iş için kullanacağım ve eğer başarılı olursam bundan sadece ben değil, Büyük Tang bile fayda sağlayacak!”

 Birlikte büyüdükleri için Wang Chong ona karşı dürüst olmak istiyordu. Hidrebad cevheriyle ilgili her şeyi anlattı. İlk başta Wei Hao sakince dinliyordu ama sonlara doğru şoke olmadan edemedi.

 “Ne?! 90.000 altın mı?!?!” Wei Hao sonuna kadar açılan gözleriyle ona bakarak kükredi: “Wang Chong, delirdin mi sen? Böyle bir anlaşmayı nasıl kabul edersin? İmkansız, bu resmen imkansız! Hangi cevher 90.000 altın eder, söylesene bana!”

 Wei Hao şaşkınlıktan bayılmak üzereydi ve kolları bacakları uyuşmuştu. Her an yere yığılabilirdi.

 1700 altının yeterince büyük bir borç olduğunu düşünürken, ortada daha büyük bir bombanın olduğunu öğrenmişti: Aslında Wang Chong’un borcu sadece 1700 altın ile sınırlı değildi. Gerçek miktar 90000 altındı!

 Wei Hao’nun beyni patlamak üzereydi!

 “Sakin ol. Ne yaptığımı biliyorum ve her şey yolunda.” Wang Chong’un sesi ise adeta hiçbir şey olmamış gibi sakindi. Wei Hao’nun bu tepkisini öngörmüştü. Sonuçta onlar sadece on beş yaşındaki çocuklardı; bu yaştaki bir çocuğun 90000 altınlık borca girdiğini duyan herkes Wei Hao’ya benzer bir tepki verirdi.

  Fakat düşünülenin aksine, Wang Chong saçma sapan bir amaç uğruna ilerlemiyordu. Eğer Hidrebad cevherinin ona muazzam bir servet kazandıracağını bilmeseydi, zaten en başında böyle bir anlaşmaya girmezdi.

 “Wei Hao, endişelenmeyi bırak. Şu anda yardımına ihtiyacım var!” dedi Wang Chong.

 “Yardım mı?” Wei Hao derin bir nefes alarak sakinleşti. “Söyle bakalım, ne istiyorsun? Bu felaketten kurtulman için her şeyi yapmaya razıyım.”

 “Aslan kardeşim!” Wang Chong gülümsedi. Birlikte büyüdüğü bir adamdan da daha azını beklemezdi! İhtiyaç olduğunda anında yardımına koşuyordu.

 “Burası kalabalık. Araçta konuşalım.” Wang Chong önden yürüdü ve Wei Hao onu takip etti. Birlikte yolun kenarındaki araca girdiler.

 Wei Hao’nun kaşları çatılmıştı; görünüşe göre Wang Chong’un sorununu çözmenin yolunu arıyordu.

 90.000 altın ciddi bir miktardı. Önlerinde neredeyse imkansız bir görev vardı; Wei Hao Wang Chong’un bu işin altından kalkabileceğini düşünmüyordu.

 İşte bu yüzden onun fikrini değiştirmeye çalışıyordu.

 “Wang Chong, bu anlaşmadan çekilmenin bir yolunu bulamaz mısın?”

 “Olmaz!” dedi Wang Chong. “Böyle bir niyetim yok, hem zaten Yargısal Denetim Mahkemesi’nde imzalanan bir kontratı feshetmek imkansız.”

 “İyi, öyle olsun. Benden ne istiyorsun?” Wei Hao sordu.

  “Bana cevherleri arındıracak ve silah dövecek 12  tecrübeli demirci lazım. Wei Klanı başkentte sayısız bağlantıya sahip; bu konuda sana güveniyorum.” Dedi Wang Chong.

 Wang Klanı idarecilik konusunda başarılı değildi. Bu konuda Wei Hanesi’nin Dükü Wang Klanı’ndan üstündü.

 “Tamamdır. Elimden geldiğince yardımcı olurum.” Wei Hao tereddüt etmeden onayladı. Aile işini henüz devralmamış olsa da, birkaç demirci bulmak onun için küçük bir meseleydi.

 “Hehe, canım kardeşim. Süslü sözler söylememe gerek yok sanırsam?” Wang Chong gülümsedi; adeta kalbinden bir ağırlık kalkmıştı.

 90.000 altın külçe gerçekten de muazzam bir miktardı. Bu miktarı kazanmanın en iyi yolu birkaç demirci bulmak ve onlara Hidrebad cevherini vererek, Bulat çeliğinden yapılma silahlar yaratmalarını istemekti. Bu silahlar yakında dünyayı sarsacaktı.

 Fırsat bu fırsat diyerek, henüz cevherler pahalanmadan önce yapacağı hareketlerle 90.000 altın kazanması gayet mümkündü. Wei Hao’nun da yardımını alacağı için iyice rahatlamıştı.

 Wei Hao onu böyle görünce bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama kelimeler boğazına takılıyordu. Hala konuya dair endişelerinden kurtulabilmiş değildi. Wang Chong’un aklından geçenleri biliyor olsa da, bu can dostu kararından vazgeçecekmiş gibi görünmüyordu.

 Dolayısıyla elinden gelen tek şey ona yardım etmekti.

 “Ayrıca bir mesele daha var.” Deyiverdi Wang Chong

 “Oh, neymiş?” Wei Hao şaşırdı. Wang Chong’un bu konudan başka ne diyeceğini merak ediyordu.

 “Zhang Mu Nian adında bir adamı bulmanı istiyorum.” Dedi Wang Chong.

 “Zhang Mu Nian mı?” Wei Hao’nun yüzü ekşidi. Bu ismi ilk defa duyduğuna göre, söz konusu adam ünlü biri değildi.

 “En, kendisi kraliyet çevresindeki görevlilerden biri. Yanılmıyorsam üst-düzey bir rütbeye sahip değildi. Görevli listesine bakarak ismini bulabileceğine inanıyorum. Bulursan derhal bana haber ver.” Dedi Wang Chong.

 “İyi de bu adamı bulup ne yapacaksın?” Wei Hao şaşırdı. Yoksa Wang Chong bilmediği biriyle mi arkadaşlık yapıyordu?

 “Ondan yardım isteyeceğim birkaç konu var. Mesele çok mühim, bu yüzden dikkat etmeni istiyorum.” Wang Chong’un suratı kasvetlendi.

 Bu meselenin etkisi çok ciddiydi ve şimdilik Wei Hao’ya durumu detaylıca anlatmak istemiyordu.

 “Pekala. Babam sık sık Bakanlık Görevlileri’nin olduğu listeleri eve getiriyor. Eğer bahsettiğin adamın ismi bu listelerden birisindeyse, onu bulabilirim. Bulduğum gibi de hemen sana haber veririm.” Dedi Wei Hao çaresizdi.

 “Hehe, canım kardeşim! Yardım edeceğini biliyordum!” Wang Chong bir kahkahaya patlattığı gibi Wei Hao’nun omuzuna şaplak attı.

 “Başka ne yapabilirim ki? Gökler bana senin gibi bir kardeş verdiyse suç bende değil, onlardadır.” Wei Hao da ona bir yumruk attı. Fakat bu yumruk Wang Chong’un vücuduna inince genç adam yalpalamış ve neredeyse yere düşmüştü. Bunu gören Wei Hao hemen yumruğunu çekti.

 “Wang Chong, neden bu kadar zayıfsın?” Wei Hao şaşkındı. Çabucak ona yardım etmek için ileri atıldı.

 “Ne demek zayıfım? Hep böyleydim; sanki bilmiyorsun.” Dedi Wang Chong.

 “Uzun zamandır görüşemiyoruz. Demin mücadele esnasında bana birkaç taktik verdiğini duyunca kendini epey geliştirdiğini sanmıştım.” Wei Hao şaşkındı.

 Wang Chong ne diyeceğini bilemiyordu. Wei Hao yeteneksiz sayılabilecek bir insandı ama inatçıydı ve bu konuda Wang Chong onunla aşık atamazdı.

 Araç duraksadıktan sonra Wei Hao aşağı atladı. Onun eve girdiğini gören Wang Chong ise 1700 altını alarak kendi evine yollandı.

…….

 Wang Chong’un eve döndüğü sıralarda, Beyaz Kantaşı Mücevher Dükkanı’na iki müşteri giriyordu.

 “Burası mı?” Kalabalık caddede mavi cübbelere bürünmüş olan bir figür dükkanın girişine asılı tabelaya baktı.

 “Evet, burası!” Diğer adam onayladı.

 Uzun sakallara ve kemiklerine kadar işlemiş olan zarif hatlara sahiplerdi. Yaptıkları her hareketle etkileyici bir aura saçıyor ve soylu doğduklarını net bir şekilde gösteriyorlardı.

 “O yabancı rahiplerin tipine rağmen böyle değerli bir cevher satmaları, gerçekten inanılmaz. Klan başkanı tesadüfen cevherin ne kadar olağanüstü olduğunu fark etmeseydi, bu fırsatı tamamen kaçıracaktık.”

 “Doğru dedin. Rahipler sıradan görünüyor ve Merkezi Ovaların dilini bile bilmiyorlar. Böyle tiplerin yanında öyle bir cevher taşıdığına inanmak zor! Zhang Klanımız o cevheri ele geçirebilirse, daha yükseklere çıkabiliriz.”

 Konuştukları esnada ellerini kaldırdılar ve bir Hidrebad cevheri çıkardılar. Bu yalnızca bir örnekti. Bir ay önze Zhang Klanı’nın kahyası cevherlerini satmaya çalışan rahiplerle karşılaşmıştı. Normal prosedür gereği kahya onlardan birkaç örnek alarak malikaneye geri dönmüştü.

 Bu örnekler bir süreliğine Zhang Klanı’nın deposunda tozlanmıştı; ta ki tesadüf eseri sıradan olmadıkları keşfedilene kadar… Bu meseleyi klan başkanına bildirdikten sonra cevherin gerçek değerini anlamışlardı.

 Kimse bir kahyanın getirdiği cevherlerin akılalmaz bir değere sahip olacağını beklemiyordu. Dolayısıyla klan başkanı hemen bir toplantı yapmıştı.

 Hatta klan başkanı bir istisna yaparak olayın peşine iki üstadı bile göndermişti. Üstelik, bu meselenin kesinkes başarıya ulaşması gerektiğini de bizzat söylemişti.

 “Başkentte Zhang Klanı’ndan başka silah tüccarları da var. Değerli cevherler için verilen mücadele kıyasıya geçiyor. Hidrebad cevheri özel bir yapıya sahip ve Zhan Klanı’nın geleceğini bile değiştirebilecek potansiyelde! Klan başkanı da bunu bildiği için bize bir uyarıda bulundu; bu meseleyi sessizce, diğer ailelere çaktırmadan halletmemiz gerekiyor.”

 Uzun ve ince olan mavi cübbeli adam konuştu.

 “En.”

 Diğer adam ciddiyetle başını salladı.

 Zhang Klanı son zamanlarda pek iyi durumda değildi. Bu kötü durumdan kurtulmak için bir fırsata ihtiyaçları vardı ve bu meselenin peşine iki üstadın gönderilmesindeki asıl sebep de buydu.

 Başlarını çeviren ikili parmaklarını şıklattı. Kaçha! Onlardan yaklaşık 10 metre uzakta duran bir aracın kapısı açıldı ve geniş cübbelere bürünmüş kırklı yaşlarında gözüken kel bir rahip aşağı indi. Gözleri bilgelikle doluydu.

 “Amitabha!”

 Kel rahip önce etrafını süzdü ve ardından iki mavi cübbeli adama doğru ilerledi. Şaşırtıcı bir isimdi. Kendisi Jiantong Tapınağı’ndan rahip Hui Ming’di.

 Başkentte Sanskritçe konuşabilen insan sayısı neredeyse beşi geçmiyordu ve Rahip Hui Ming onlardan biriydi.

 Söz konusu olan iki Sindhi rahibinin sadece Sanskritçe bildiğini öğrenmişlerdi; Han dilini konuşamıyorlardı. Dolayısıyla bu problem çözmek için Zhang Klanı destek olarak Hui Ming’i çağırmıştı.

 “Üstat, buyurun!” Adamlar saygıyla eğilerek onu içeri davet ettiler. Ardından, üçü birlikte dükkana girdi.

 Gerekli hazırlıkları yapmış olsalar da, dükkana girdikten ve rahiplerle buluştuktan sonra beklentilerini tamamen boşa çıkaran bir haber aldılar.

 “Ne? Cevherleri sattınız mı?” adamlar önlerinde duran Sindhi rahiplerine bakıyordu. Şaşırmamak elde değildi.

 “Bu nasıl olur?” Bunu kabul etmek istemiyorlardı. Anlaşma için gizlice buraya gelmişlerdi ve klan buna muazzam derecede önem veriyordu. Hatta klan bunun için iki üstada yetki bile vermişti.

 Fakat rahipler çoktan başkasıyla anlaştıklarını söyleyip duruyorlardı!

………