Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

29. Bölüm Madam Wang’in Öfkesi

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

“Amitabha! Doğru söylüyorlar. Hidrebad cevherini başkası satın almış.”

 Rahip Hui Ming ellerini birleştirerek iki Sindhi rahibinin sözlerini onayladı ve ardından iki üstada döndü.

 Mavi cübbeli üstatlar birbirine bakıyordu. Ne diyeceklerini bilemiyorlardı.

 Hidrebad cevheri kolayca satılabilecek bir mal değildi. Sindhi rahipleri aylardır başkentte olmalarına rağmen uzunca bir süre alıcı bulamamışlardı.

 Tabii bunun ana sebeplerinden biri satış yöntemleriydi; Hidrebad cevherinin reklamını iyi yapamıyorlardı ve bu cevher daha yepyeni bir mal olduğu için değerini anlayabilen insan sayısı çok azdı. Üstelik rahipler dikkat çekmiyorlardı ve sadece Sanskritçe konuşabiliyorlardı.

 Sanskritçe bilmiyorsanız onlarla asla iletişim kuramazdınız. Dolayısıyla Zhang Klanı herhangi bir rekabetin söz konusu olduğunu düşünmüyordu.

 Hatta, bu gerçeği kullanarak cevherin fiyatını düşürmeyi bile planlamışlardı. Cevherin başkasına satıldığını öğrenince yaşadıkları şaşkınlığı anlatmaya kelimeler yetmezdi.

 “Kime sattınız?” Öndeki mavi cübbeli adam sordu.

 “Ona sorsana, başkentteki ünlü ailelerden birine mi satmış?”

  Cübbeli diğer orta yaşlı adam konuştu.

  Önce Sindhi rahiplerinin yalan söylediğini düşündüler. Bu bahaneyi kullanarak fiyatı artırmaya çalıştığını sanıyorlardı. Eğer durum bu değilse, o halde diğer bir demirci klanı cevheri satın almış olmalıydı.

 İlk seçeneğin geçerli olmasını diliyorlardı. Böylece yüksek bir fiyat vererek meseleyi çözebilirlerdi. Fakat ikinci durum geçerliyse, o halde başları beladaydı. Ne olursa olsun onları yenen klanı öğrenmeleri gerekiyordu.

 Rahip Hui Ming başını sallayarak mesajı iki rahibe iletti.

 “Bir klan değil, on dört-on beş yaşlarındaki bir çocuğa satmışlar.” Rahip Hui Ming bir süre sonra başını çevirerek mavi cübbeli adamlara baktı.

 “Bir çocuk!” İkili şaşkına döndü. Duyduklarına inanamıyorlardı. Bir çocuk mu? Bu nasıl olabilirdi? Aldıkları cevap onları öyle şaşırtmıştı ki, cevherin satıldığını duyduklarında bile bu kadar sarsılmamışlardı.

 “Üstat, sözleri yanlış çevirmiş olmanız mümkün mü?” Cübbeli adamlardan biri sordu. Bu soru biraz rahatsız ediciydi ama şu anda bunu umursayacak durumda değillerdi.

 Hidrebad cevherinin satılmış olması küçük bir mesele değildi. Ne olursa olsun, küçük bir veledin böyle değerli bir cevheri almış olması kulağa gerçek gibi gelmiyordu.

 Parayı nereden bulmuştu?

 Akıllarına gelen ilk cevap Rahip Hui Ming’in sözleri yanlış çevirmiş olmasıydı. Yani saygıdeğer bir klanın adını yanlışlıkla bir çocuk olarak anladığını düşünüyorlardı.

 O esnada Rahip Hui Ming’in ifadesi çirkinleşti. Fakat yaşadığı bu hoşnutsuzluğu bir kenara bırakarak soruyu tekrar rahiplere yöneltti.

 “Herhangi bir yanlış yok; satın alan kişi bir çocukmuş! Söylediklerine göre çocuğun adı Wang Chong!” Rahip Hui Ming ciddiyetle cevapladı.

 “Wang Chong mu?” Adamlar sinirliydi. Bu durum beklentileri dahilinde değildi. ‘Wang Chong’ ismi onlarda herhangi bir mana uyandırmıyordu.

 Başkentte sayısız çocuk vardı; kim bilir bu çocuk hangi aileye aitti?

 “Biraz detaya inmelerini isteyebilir misin? Çocuk neye benziyormuş?” Mavi cübbeli adamlardan biri sordu. Hala cevherin ufak bir çocuk tarafından alındığına inanamıyordu. Bu ani gelişmeyi kabullenmesi için biraz zamana ihtiyacı vardı.

 “Söylediklerine göre çocuk mavi bir cübbe giyiyormuş ve boyu şu civardaymış…”

 Rahip Hui Ming Sindhi rahiplerinden duyduğu bilgileri aktardı. Fakat bu durum mavi cübbeli adamları iyice germiş ve sinirlendirmişti. Başkentte bu açıklamalara uyan sayısız çok vardı.

 “Ayrıca çocuğun Büyük Tang’daki Dük Jiu’nun torunu olduğunu söylediler.” Rahip Hui Ming nihayet işe yarar bir şey söylemişti.

 “Dük Jiu mu?” Mavi cübbbeli adamlar bu ismi duyar duymaz titredi! Bu nasıl olurdu! Dük Jiu bu meseleye nasıl karışmış olabilirdi? Büyük Tang’da bu adamın yozlaşmaktan uzak olduğunu ve iş anlaşmalarına bulaşmadığını herkes bilirdi. Peki o halde, bu meseleye nasıl dahil olmuştu?

 “Emin misin? Yanlış duymuş olmayasın?” Şoke oldular.

 “Eminim!” Rahip Hui Ming onlardan da şaşkındı. Zhang Klanı’nın teklifini kabul etmesinin asıl sebebi sadece aracı olarak görev yapacak olmasıydı. Fakat Dük Jiu’nun meseleye dahil olmasını beklemiyordu.

 Büyük Tang’da Dük Jiu’nun ismini bilmeyen tek bir adam bile bulmak neredeyse imkansızdı.

 “Ona neler olduğunu sor. Dük Jiu soylu bir adamdır ve daha önce silah dövme işiyle ilgilendiğini hiç duymadım! Bu olaya neden girmiş?” Dediler. Bu mesele fazlasıyla garipti; neler döndüğünü anlamaları gerekiyordu.

 Böylece Rahip Hui Ming bir kez daha Sindhi rahipleriyle konuşmaya başladı.

 “Gelen kişinin Dük Jiu değil, onun torunu olduğunu söylüyorlar Ayrıca cevherleri ona satmamışlar. Sadece bir anlaşma imzalamışlar. Eğer Dük Jiu’nun torunu bir ay içinde 90.000 altın külçe toplayabilir ve onlara verebilirse anlaşma aktif olacak ve cevherin Merkezi Ovalar’daki dağıtım hakları ona verilecekmiş.” Rahip Hui Ming ilginç bilgiler veriyordu.

 “90.000 külçe mi?” Adamların gözleri yuvalarından fırlamak üzereydi. Gerçekten ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Zhang Klanı bile bu miktarı anında ödeyemezdi.

 Fakat, Dük Jiu’nun torunu bu yükün altına girmeye cüret etmişti.

 Onlara göre bu neredeyse imkansızdı. Fakat Rahip Hui Ming’in sözlerinden önemli bir gerçeği öğrenmişlerdi.

 “Yani anlaşma henüz tamamlanmış değil ve Hidrebad cevherleri hala onlarda?” Zhang Klanı’nın üstatları sordu.

 Sindhi rahipleri başlarını salladı.

 Huu!

  Rahat bir nefes çektiler. Anlaşma tamamlanmadığı sürece henüz fırsat kaçmış sayılmazdı. Yani hala şansları vardı.

 Wang Klanı’nın adresini istedikten sonra hızla yola koyuldular.

 “O Wang gonzginin inanılmaz biri olduğu kesin!”

 “Gerçekten de öyle. Sanki her şeyi başından beri biliyordu.”

 Dükkan girişindeki Sindhi rahipleri ise başlarını iki yana salladı; etkilenmişlerdi. İlk başta, Wang Chong dağıtım haklarını istediğinde ve anlaşma için Yargısal Denetim Mahkemesi’ni önerdiğinde onu pek ciddiye almamışlardı. Fakat artık böyle düşünmüyorlardı.

 Wang Chong’un potansiyel rakiplerini tamamen oyun dışı etmesini sağlayan asıl şey detaylara gösterdiği dikkatti.

 “Şimdiyse geriye sadece beklemek kaldı; bakalım 90.000 altın toplayabilecek mi?” dedi rahiplerden biri.

 90.000 altın küçük bir miktar değildi. Fakat rahiplerin başka çaresi de yoktu. Bu sadece Wang Chong’un yeteneklerini ve arkasındaki desteği sınayacak bir imtihan değildi; aynı zamanda Sindhu’nun acilen yardıma ihtiyacı vardı.

 Aldıkları haberlere göre Hidrebad’daki insanlar açlıktan ölmeye başlamışlardı.

 “Umalım da başarılı olsun. Aksi halde başka satıcı aramak zorunda kalacağız.” Diye düşündüler.

…..

 O esnada Wang Klanı’nın kapısı insanlarla dolup taşıyordu.

 Kapının hemen önüne bir sandalye koymuş olan Madam wang oturmuş, bekliyordu. Yanında ise bütün dadılar, hizmetkarlar ve görevliler sıra olmuştu.

 İnsanlar endişeyle yaklaşan araca bakıyorlardı.

 Genç efendi yine Madam’ın emirlerine karşı çıkarak sabahın köründe kaçmış ve annesini kızdırmıştı. Dolayısıyla, Madam Wang sabahın köründe kapının önüne bir sandalye koymuştu. Sabahtan beri oturduğu yerde onu bekliyordu.

 Bu uzun bekleme süreci aynı zamanda öfkesini de ateşlemişti. O katı ve derin sessizliği bile yanındaki görevlileri dehşete düşürmeye yetiyordu.

 “Bugün onun lehine tek bir kelime bile ederseniz, sizi gebertirim!” Madam Wang’in sıktığı dişlerinin arasından çıkan sözler bütün korumalara, hizmetlilere ve bakıcılara ulaşıyordu. Tek bir kelime bile etmeye cesareti kalmayan kalabalık Wang Chong’un aracına acıyan gözlerle bakıyordu.

 Vefasız oğul bu sefer fazla ileri gitmişti. Daha dünkü meselenin çıkardığı ateşler sönmeden, bugün evden kaçmaya cüret etmiş ve bu saatte eve daha yeni yeni gelmişti. Eğer Madam Wang ona bir ders vermezse, bu çocuğun gelecekte bir sürü sorun çıkaracağına şüphe yoktu.

 Kadıncağız bu sefer kendini iyice topladı ve Wang Chong’u azarlamaya hazırlandı. Ahşap sopasını yanına almıştı.

 “Sopayı ver!” Sandalyesinde oturan Madam Wang sağ elini uzattı. Yaşlı bir bakıcı üstünde çivilerin olduğu bir sopayı ona uzattı.

 Savaş sanatlarında çalışan kişilerin vücutları dayanıklı oluyordu. Bu sopa bilhassa general klanlarının oğullarını eğitmek için tasarlanmıştı ve vücuda yapıştığında çok can yakıyordu.

 Madam Wang ağzını açmadan oracıkta oturuyordu. Wang Malikanesi’nin girişine ağır ve korkutucu bir hava hakimdi.

 Araçla ilerleyen Wang Chong bu manzarayı görünce tüylerinin diken diken olmasını engelleyemedi. Annesinin kurduğu formasyon onu şoke etmişti.

 Görünüşe göre annesi emirlerine uymadığı ve sabah kaçtığı için çok sinirliydi.

 “Gongzi, ne yapacağız?” Shen Hai ve Meng Long ikilisi de formasyonu görünce gerilmişti. Madam sinirlendiğinde korkunç birine dönüşüyordu!

 Korumalar zamanında savaş alanına adım atmış insanlardı ve cesetlerden oluşan dağlara, kanlardan oluşan nehirlere bakarken bile yüzlerinde ufacık bir ekşime olmamıştı. Fakat, Hanımın önündeyken ister istemez korkuyorlardı.

 “Merak etmeyin. Ben halledeceğim.”

Wang Chong omuzlarına birer şaplak atarak özgüvenle konuştu. Ancak içten içe o da kaygılıydı. Dışarıda yaşadığı zafer anından sonra nihayet bela kapısını çalmıştı.

 “Anne!”

 Wang Chong araçtan indi ve tüyleri bir kez daha diken diken oldu. Annesinin ona bakan katı suratı inanılmaz derecede korkutucuydu.

  “Shen Hai ve Meng Long, akşamı araçta mı geçirmeyi düşünüyorsunuz?” Madam Wang sert bir suratla Wang Chong’u görmezden geldi.

 “Hanımım!” Gergin olsalar da korumalar araçtan inerek Madam Wang’in önünde diz çöktüler. Madam onlara Genç Efendi’yi korumaları ve dışarı çıkmasına engel olmalarını emretmişti. Fakat sadece bu emri yerine getirmekte başarısız olmamış, aynı zamanda Genç Efendi’yle birlikte dışarıya da çıkmışlardı.

Hanımın sadece bunu düşünerek bile sinirleneceğini anlamak zor değildi.

 “Bana söylemek istediğiniz bir şey var mı?” Diz çöktükten sonra başlarını eğdiler. Meseleyi açıklamaya çalışmayacaklardı. Madamı hayal kırıklığına uğrattıkları ortadaydı.

 “Pekala! Onunla birkaç gün geçirmiş olmanıza rağmen çoktan sizi kafalamış! Ne güzel! Aile kurallarına göre gereken cezayı alacaksınız!” dedi Madam Wang. Çok öfkeliydi. Daha Wang Chong’la yalnızca bir gün geçirmiş olmalarına rağmen adeta tamamen değişmiş ve Wang Chong’un tarafına geçmişlerdi.

 “Durun biraz!” Shen Hai ve Meng Long ikilisinin ceza almak üzere olduğunu duyan Wang Chong’un ifadesi karardı.

 “Anne, hepsi benim suçumdu. Biri ceza alacaksa, o kişi ben olmalıyım. Shen Hai ve Meng Long hiçbir şey yapmadı.” Wang Chong saygıyla diz çöktü. Bu olayın sorumlusu oydu, yani suçu da üstlenmesi gerekiyordu. Shen Hai ve Meng Long’un herhangi bir ceza almasını istemiyordu.

 “Öyle olsun! Bakıyorum da başkalarını korumayı hemen öğrenmişsin! Daha ağzımı bile açmamış olmama rağmen ceza almaktan kaçabileceğini mi sanıyorsun?” Madam Wang sert bir dille onu azarladı.

 Potansiyel sıkıntılara engel olmak için cezaların kurallara göre uygulanması şarttı. Madam Wang de dün şoke olmuştu. Bir kadına tecavüz ettiği iddiaları henüz dinmemişken, Engin Turna Köşkü’nde yaptığı şeyler imparatorun kulağına kadar gitmişti.

 Ve bütün bunlara rağmen Wang Chong hala dersini almamış gibi görünüyordu. Sabahın köründe malikanenin iki sadık korumasını yanına almış ve dışarı çıkmıştı. Üstelik kimse onun ne yapmaya gittiğini de bilmiyordu.

 Madam Wang aynı zamanda korkuyordu.

 Geçmişte defalarca kez belaya bulaşan bu çocuğu şimdi cezalandırmazsa, kim bilir gelecekte Wang Klanı’nın başına neler gelirdi?

Çevirmen notu
Yorum atalım arkadaşlar. Gelen yorum sayısına göre günde 5-6 bölüme çıkabiliriz. :)