Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

3. Bölüm Değişim

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

Wang Chong yaşadığı suçluluk duygusuyla boğuşuyordu. Annesinin verdiği tepkileri net bir şekilde görmüştü. Özür dilemek gibi basit bir hareket bile kadını bu kadar mutlu edebiliyordu. Geçmiş hayatında genç adamın ne denli bir pislik olduğunu söylemeye gerek bile yoktu.

 Önceki yaşamında farklı bir dünyadan buraya zorla geldiği için her şeyi reddetmişti. Ebeveynleri ona gerçek bir oğul gibi davranmış olsalar da, Wang Chong içten içe onların gerçek ‘Annesi ve Babası’ olmadıklarını biliyordu. Bu yüzden davranışlarında hep mesafeliydi.

 Ayrıca geçmiş hayatında dinlediği onca lafa rağmen hareketlerini değiştirmemesinin sebebi de buydu. Çünkü genç adam bu dünyanın kendi dünyası olmadığını düşünüyor ve burada sadece kısa bir zaman geçireceğini hissediyordu.

 Herkes ve her şey… Onun için sadece oyuncaklardan ibaretti. Fakat gerçek, zamanla ona sağlam bir tokat atmıştı.

 Kişi bir şeyin ya da bir şahsın değerini onu kaybetmeden anlayamıyordu; yalnızca hiçbir şeyi kalmayan insanlar her şeyin değerini bilirdi!

 Wang Chong geçmiş hayatında yaşanan o menfur olayın klanın sonunu getirdiğini hatırlıyordu. Daha önce sergilediği davranışlar yüzünden annesinin, babasının ve yakınlarının ondan vazgeçtiğini sanıyordu. Fakat, en kötü zamanında, hiç ummadığı bir şekilde onlardan yardım görmüş ve ‘kabullenmediği’ bu insanlar tarafından yalnızlıktan kurtarılmıştı.

 Bir kaşık pirinç bile kalsa bunu önce Wang Chong’a veriyorlardı. O zamanlar daha ellisine bile basmamış olan annesinin saçlarının beyazladığını ve yetmiş yaşlarındaki bir kadına dönüştüğünü anımsıyordu. Böyle bir anı insanın kalbini daima rahatsız edecek bir lanetti.

  Annesi hayatının son anlarını oğlunun kollarında geçirmişti. O heybetli, o dimdik figür yıkıldığında Wang Chong çarpıcı bir gerçeğin farkına varmıştı; bu kadın zayıftı ve çok kırılgandı.

 Genç adamın kalbinden akan kanların haddi hesabı yoktu.

 Ve işte o anda Wang Chong kalbini kaybetmişti. Bu hadiseden otuz yıl sonra ise Wang Chong, artık yalnızca yürüyen bir zombiydi.

 Anne! Neden bana öyle davrandın ki?

 Ağladı. Sağanak yağmurların altında öfkeyle, kederle kükredi. Bu dünyaya geldiği günden beri hiç ağlamayan o adam, bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra göz yaşları döktü. O anda ‘dünyam’ dediği her şey çöktü ve Wang Chong uyandı. Uyandı uyanmasına ancak, artık her şey için çok geçti. Geriye dönemezdi! Onları geri getiremezdi!

 Belki de gökler, bu zavallı adamın sesini duymuş ve ona yeniden başlama şansını tanımıştı. Annesine bakan Wang Chong’un kalbine sert bir acı saplandı.

 Anne, merak etme. Bu hayatımda seni asla üzmeyeceğim. Sana kimse zarar veremeyecek, buna izin vermeyeceğim!

  Wang Chong masanın altında kalan ellerini sıktı.

 “Hadi, yemeğinize başlayın! Çubukları alın. Yemekten sonra konuşuruz.”

 Öte yandan Madam Wang’in keyfi yerindeydi. Yemek çubuklarını alarak kızarmış tavuktan büyük bir parça kopardı ve onu Wang Chong’un tabağına koydu.

 “Anne, sen de ye!”

 Wang Chong çubuklarını kavrayarak annesinin tabağına büyük bir et parçası koydu.

 Madam Wang çok mutluydu. Kaskatı ifadesiyle bilinen Baba Wang bile bu hareketlerin karşısında kayıtsız kalamıyordu. Üç Ana Rehber ve Beş Daimi Değer’de yazıldığı üzere, aile sevgisi kişinin sahip olması gereken değerlerden ilkiydi. Bu çocuğun annesine yemek uzatması bile büyük bir gelişmeydi.

 Muhtemelen yaşanan son olaydan sonra aklı başına gelmişti. Wang Yan bunu düşününce başını öne salladı.

 “Baba, anne. Hazır bir araya toplanmışken size bir şey söylemek istiyorum. Umarım ikiniz de sözlerime kulak verirsiniz.”

 Tam herkes yemeğe odaklanacakken Wang Chong yemek çubuklarını masaya bıraktı. Gözleri sonuna kadar açıldı; görünüşe göre bir süredir aklını kurcalayan meseleyi dile getirmeye kararlıydı.

 “Bu sefer ne istiyorsun?”

 Baba Wang bu sözleri sarf ettikten sonra gerildi ve suratında soğuk bir ifade belirdi. Bu yaratık! Masadaki hareketlerinden sonra değiştiğini düşünmüştüm. Gerçekten de bir leopar, beneklerinden vazgeçmiyor.

  Uslu uslu davranmasına rağmen meğerse aklında başka bir şey vardı. Ailesini hayal kırıklığına uğratan bu çocuğun ne diyeceğini merak ediyorlardı.

 “Chong’er, aklında ne var?”

 Baba Wang’ın aksine Anne Wang oğlunun ne söyleyeceğini merak ediyordu ve ses tonunda beklenti dolu bir ifade vardı. Belki de bunun sebebi bir annenin oğluna karşı beslediği karşılıksız ve koşulsuz sevgiydi. Bu konuda Anne Wang, Baba Wang kadar derin düşünmüyordu.

 “Baba, anne, bunu uzun zamandır düşünüyorum…”

 Başını eğen Wang Chong’un suratında düşünceli bakışlar vardı. Kritik an gelmişti, ailesinin güvenini kazanmak için tek fırsatı buydu. Wang Chong söyleyeceği sözlerin bütün hayatını değiştireceğini biliyordu.

 “Orduya katılmak istiyorum!”

 Dedi Wang Chong.

 Bu sözler salonda yankılandığı gibi adeta yer yerinden oynamıştı. O kısacık anda şaşkına dönmeyen bir kişi bile yoktu. Wang Chong’un demin söylediklerini bir kenara bırakacak olsak bile, bu lafları gerçek gibi gelmiyordu.

 Anne Wang’ın dudakları titreti. Boş boş oğluna bakan annenin boğazına resmen bir lokma oturmuştu. Bu haberler fazlasıyla şaşırtcıydı, onları sindirmek için biraz zamana ihtiyacı vardı.

 Başından beri ona soğuk davranan, yüzüne bile bakmayan Baba Wang dahi kaskatı ifadesini koruyamıyordu.

 Bir ordunun generali olan Wang Yan sayısız savaşa katılmıştı. Dağların çöküşünü bile gözlerini kırpmadan izleyebilecek bir adamdı. Fakat Wang Chong’un sözleri gerçekten şoke ediciydi.

 Bu çocuk muzip, haylaz bir çocuktu. Motivasyon nedir bilmeyen, zamanının büyük bir kısmını boş işlerle harcayan bir veletti. Kötü arkadaşları vardı ve tecavüz olayıyla Wang Klanı’nın ismini lekelemiş, bütün şehrin önünde klanı küçük düşürmüştü.

 Wang Yan kalbindeki acıdan kurtulduktan sonra bir karar vermişti; Wang Chong’u erkenden orduya gönderecekti. Kışlalar bir insanın fiziksel ve zihinsel sınırlarını zorlardı. Belki de bu haylaz çocuğu adam edebilecek tek yer orasıydı.

 Wang Chong bu meseleyi açmasa bile, babası yemeğin sonlarına doğru konuya girecekti. İradesi kesindi ve Anne Wang ne derse desin çocuk kışlaya gidecekti.

 Ancak Wang Chong’un ondan önce bu meseleyi açacağını hiç düşünmemişti.

 Oğlunun ne kadar işe yaramaz biri olduğunu bildiği için Baba Wang’in yüzündeki ifade bu denli değişmişti. Wang Chong’u böyle bir karara ikna etmenin ne kadar zor olacağını biliyordu.

 Orduya katılmak bir oyun değildi. Ordu tehlikelerle ve tehditlerle dolu bir yerdi. Wang Chong’un yemeğin başında söylediği sözler belki de olayı kapatmak için sarf edilen ‘süslü’ laflardı ama orduya katılacağım diyerek Wang Yan’ın aklındaki bütün şüpheleri anında silmişti. Sonuçta, orduya katılmak geri dönüşü olmayan bir yoldu.

 Hovarda gezen bir çocuğun doğru yola dönmesi, onlar için altından bile daha değerliydi. Yoksa, bunca olaydan sonra, işe yaramaz oğulları yeniden doğru yolu bulmuş muydu?

 Baba Wang keyiflenmeden edemedi. Oğlunun değiştiğine inanmaya başlıyordu.

 Ebeveynlerine bakan Wang Chong ise sözleriyle onları etkilediğini biliyordu. Eski hayatında yaşananları da net bir şekilde hatırlıyordu. Bu konuyu yemeğin başında açmasaydı, babası zaten yemeğin sonuna doğru onu orduya gönderecek ve hatalarını orada telafi etmesini isteyecekti.

 O zamanlarda buna isyan eden Wang Chong, ne yaparsa yapsın ordudan kaçamamıştı. Babasının sert kararları ve iradesi yerinden oynatılması mümkün olmayan heybetli dağlar gibiydi. Wang Chong konuyu önceden bildiği için erkenden inisiyatifi almıştı.

 Böylece, babasının fikrini değiştirebilir ve onun güvenini kazanabilirdi!

 Üstelik, bu zaten kötü bir şey değildi. Orduya katılmak onun da istediği bir olaydı.

 “Chong’er, henüz orduya katılmak için çok gençsin. Fakat yine de bir şeyler yapabileceğimizi düşünüyorum. Hangi kışlaya gideceğine karar verdin mi? Ona göre gidip birkaç kişiyle konuşabilirim.” Dedi Baba Wang.

 Geçmişte Wang Chong’a sık sık ‘vefasız oğul’ derdi. Fakat bu kez ona ‘Chong’er’ diye seslenmişti. Bu bile Wang Chong’un verdiği kararla onu mutlu ettiğini gösteriyordu.

 “Baba, meseleyi derinlemesine düşündüm. Önce eğitim kamplarından başlayacağım. Metalin kılıca dönüştürülmeden önce dövülmesi gerekir. Bir bölüğe katılmadan önce Kunwu Eğitim Kampı’nda kendimi geliştirmek istiyorum.”

 Wang Chong uzun zamandır düşündüğü sözleri sarf etti.

 Bu kez Baba Wang gerçekten şoke olmuştu. Geçenlerde aldığı bilgilere göre, imparator Üç Büyük Eğitim Kampı oluşturmaya karar vermişti. Bunlar sırasıyla Kunwu, Shenwei ve Longwei kamplarıydı. Büyük Tang’ın gençleri bu kamplarda eğitim görecekti.

 Ayrıca bu karar verileli uzun bir zaman olmamıştı. Vefasız oğlu bu gizli bilgiyi nasıl öğrenmişti?

 Gerçi sahip olduğu kötü arkadaşlardan duymuş olabilirdi.

 “Neden Kunwu’yu seçtin?” Baba Wang hemen kendini toplayarak sordu: “Shenwei ve Longwei Eğitim Kampları’nı da düşünebilirsin. Kunwu sıradan askeri personelin çocukları için açılıyor. Öte yandan Longwei ve Shenwei kampları statü bakımından daha yüksekte. Bu iki kamp spesifik olarak soylu ve yetkin görevlilerin oğullarını eğitmek üzerine kurulacak. Orada göreceğin eğitim dama düzgün ve daha iyi olacaktır.

 “Oraya gitmek senin geleceğin için daha mantıklı. İstersen büyükbabanın yetkilerini kullanarak seni Shenwei’ye ya da Longwei’ye sokabilirim.” Baba Wang sadece sınırda görev yapan bir generaldi ve bir soylu değildi. Dolayısıyla Wang Chong, yalnızca sıradan bir generalin oğluydu.

 Fakat Wang Chong’un büyükbabası farklıydı. Kendisi şimdiki imparatorun tahta çıkmasına yardımcı olmuş bir adamdı. Ardından Sol Başbakan rütbesine terfi etmişti. Öğrencileri ve eski dostları Tang Hanedanlığı’nın dört bir yanına dağılmıştı.

 Emekli olmasına rağmen hala ağır bir statüsü vardı.

 Onun etkisini kullanarak Wang Klanı’ndan bir çocuğu Shenwei ya da Longwei Eğitim Kampları’ndan birine sokmak basit işti.

 Wang Chong sessizleşti. Babasının niyeti iyiydi ama Wang Chong gerçeğin bambaşka olduğunu biliyordu. Üç Büyük Eğitim Kampı’ndan en iyisi Kunwu’ydu!

 Genç adamın eski hayatında, tam da bu dönemlerde, bilge imparator soyluların ve görevlilerin çocuklarını seçerek yeni bir ordu kurmaya karar vermişti. Kunwu, Shenwei ve Longwei Eğitim Kampları’nın kuruluş amacı buydu.

 İlk başlarda her şey düşünüldüğü gibiydi, Shenwei ve Longwei Kampları gerçekten de muazzamdı ve Kunwu Kampı onlarla kıyaslanamayacak kadar zayıftı. Fakat, aradan geçen uzun bir zamanın ardından bir sürü insan ellerinden geleni yaparak Shenwei ve Longwei Kampları’na girmeye çalışacak ve böylece Kunwu Kampı bir numarayı ele geçirecekti.

 O günleri takiben, kıyametin geldiği anlarda, ülke bir kaosa girecek ve Tang’ın büyükleri birer birer düşecekti. Bu kıyamet dönemindeki başarılı generallerin %90’ından fazlası Kunwu Eğitim Kampı’ndan çıkacaktı.

 Tabii bütün bunları babasına anlatamazdı.

 “Baba, biraz düşündükten sonra Kunwu’nun bana daha çok uyacağına karar verdim. Başkentteki soylu çocuklarının çoğunu tanıyorum. Benden Longwei ya da Shenwei kampına gitmemi istiyorsunuz, ancak diğer çocukların da hedefi bu olacaktır. O kamplara girersem Ma Zhou ve diğerleriyle karşılaşırım.”

 Wang Chong durumu açıklamak için bu bahaneye başvurdu.

 Baba Wang ilk başlarda açıklamaya karşı çıkmayı düşünüyordu. Fakat biraz düşündükten sonra, oğlunun o kötü arkadaşlarıyla arasını zar zor açtığını hatırladı. Oğlunun değişmesi kolay olmamıştı. Eğer bir daha Ma Zhou ve diğerleriyle arkadaşlık yapacak olursa, başladığı yere geri dönebilir ve babası da ömrünün sonuna kadar bu kararı ona dayattığı için pişman olabilirdi. Oğlunu orduya göndermesinin asıl amacı bu değildi.

 “Madem kararını verdin, o halde dediğin gibi olsun.” Baba Wang’ın yüzü ekşidi. Wang Chong’un kararına onay vermemişti ama kulağa mantıklı geliyordu. İstemeye istemeye de olsa bu durumu kabullenecekti.

 “Yemekten sonra devam edersiniz. Chong’er, sen babanı boşver. Ye hadi!”

 Konuşmaların tamamını duyan Madam Wang çok mutluydu. Wang Chong’un orduya katılmak istediğini duyunca bir anda dehşete kapılmış ve oğlu için endişelenmişti. Fakat onun sadece bir eğitim kampına gireceğini anlayınca rahatlamıştı.

 Wang Klanı bir generaller ailesiydi ve Wang Chong bu sene on beşine basmıştı. Resmi bir orduya katılmadan önce eğitim kampına gitmesi ailesinin onay vereceği bir hareketti.

 Başkentteki çoğu general ailesinde yaşanan durum buydu. Bu tarz ailelerin oğulları olarak er ya da geç savaş alanına adım atacaktı.

 Başkentteki hanımların kabullenmek zorunda kaldığı gerçeklerden biri de buydu.

 Wang Chong daha fazla konuşmadı. Yemek çubuklarını alarak yemeye başladı. “Acaba babam, birazdan ona söyleyeceğim sözlere ne diyecek?”

 Wang Chong kaygılıydı.

 Ailesinin güvenini kazanmaya başlamış olsa da, bu sadece ilk adımdı. Bir sonraki adım ise daha kritikti!

………

Çevirmen notu
Not 1-)Shenwei -> Tanrı Heybeti
Longwei -> Ejder Heybeti
Kunwu - Tam bir çevirisi yok
Not 2-) Generaller Antik Çin’de ordudaki yetkilerine göre değerlendiriyorlardı. İmparator bazı generallere ‘Dük’, ‘Marki’ gibi pozisyonlar atayabiliyordu ama pozisyon almayan generaller sıradan generaller olarak kalıyordu. Soyluluk ise aileden çocuğa geçen bir kavramdır. Dolayısıyla soylu olmayan bir ailenin, soylu olması için büyük katkılar yapması gerekiyor. Örneğin Wang Chong’un büyükbabası böyle bir adam. Ancak bu soylu rütbesi ailenin en büyük çocuğuna geçer ve burada Wang Yan henüz bu rütbeyi almadığı için hala bir soylu değil.
Not 3-) Başkentin yakınlarında bulunan ordu generalleri ise daha yüksek pozisyonlara sahiptir. Genelde büyük olayların yaşanmadığı sınırlarda bulunan generaller sıradandır. Olası bir sıkıntıda İmparator başkentin yakınlarındaki güvendiği bir generali, sınırlara müdahale için gönderebilir.
Not 4-) Sol Başbakan: Başbakan Pozisyonu’nun ikiye ayrıldığını düşünebilirsiniz. Sol ve Sağ. Antik Çin’de Sol Başbakan’ın Sağ Başbakan’dan daha yetkin olduğu söylenir.
Not 5-) Üç Ana Rehber ve Beş Daimi Değer: Bu insan ilişkilerinin toplumsal yapıyla bağdaştığı kısımlara eşlik eder. Kişinin başkalarıyla olan hal ve hareketlerinde hangi değer ölçülerine göre davranması gerektiğini belirtir. Konfüçyüsçüler’in inandığı bir olgudur.