Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

30. Bölüm Kral Song’un Hediyesi

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

 “Korumalar! Üçüncü Genç Efendi’yi, Shen Hai’yi ve Meng Long’u Beyaz Kaplan Salonu’na götürün. Aile kurallarına göre gerekli cezayı alacaklar!” Madam Wang bu sözleri söyledikten sonra ayağa kalktı.

 Veng!

 Wang Chong’un ifadesi değişti. Shen Hai ve Meng Long ikilisi de iyi görünmüyordu. Wang Ailesi bir general ailesiydi; kurallar gereği verilen cezalar basit değildi. Yani öylece gidip oda temizlemiyor ya da birinin önünde diz çökmüyordunuz.

 Sağlam ve sert bir insan bile bu cezalardan acı çekerdi.

 Wang Ailesi nadiren üyelerini cezalandırırdı ama Madam’ın ifadesine bakılırsa, bu kez sözlerinde gayet ciddiydi. Korumalar cezalardan çekinmiyordu. Sonuçta bunu hak ettiklerini düşünüyorlardı. Fakat Genç Efendi Chong buna dayanamayabilirdi.

 “Hanımım…”

 “Kes sesini!”

 Wang Chong’u cezadan kurtarmak isteseler de, Madam Wang konuşmalarına fırsat vermedi. Sert iradesiyle bu kez Wang Chong’a asla unutamayacağı bir ceza vermek istiyordu.

 Aksi halde bu çocuk hareketlerinin doğuracağı sonuçlarla yüzleşmeyi öğrenemezdi. Bunun için Shen Hai ve Meng Long’a bile ceza verecek kadar ileri gidiyordu.

 “Emir verdim. Daha ne duruyorsunuz?” Madam Wang kararlıydı. Yan taraftaki korumalara bakar bakmaz adamlar Wang Chong ile diğer iki korumayı yakalamak için öne çıktı. Görünüşe göre bu kez cezadan kaçamayacaklardı. Fakat tam o esnada---

 “Madam Wang! Buraya Kral Song’un adına hediye vermek için geldim!”

 Ansızın bir ses duyuldu. Uzaklardan lüks mü lüks bir araç yaklaşıyordu. Akabinde resmi kıyafetlere bürünmüş bir koruma araçtan indi; elinde kırmızı bir kutu vardı.

 O esnada kimseden ses çıkmıyordu. Wang Chong da dahil herkes korumaya odaklanmıştı.

 “Hediye mi?”

 Madam Wang aniden duraksadı ve arkasına döndü. Zarif yüzünde şaşkın bir ifade belirmişti.

 “Kocam bir süre önce başkenti terk etti ve gitmeden önce bana ‘bir hediyeye’ dair herhangi bir şey söylememişti. Acaba Kral Song’un bu hediyeyi vermekteki amacını sorabilir miyim?”

 “Hehe, Madam sanırım burada bir yanlış anlaşılma var. Hediye Lord Wang için değil. Kral Song bunu bizzat oğlunuza, Wang Chong’a vermek istiyor.” Orta yaşlı koruma gülümsedi.

 Veng!

 İnsanlar şak diye Wang Chong’a döndü. Madam Wang bile bir anlığına afallamadan edememişti.

 “Efendim, yanılıyor olabilir misiniz? Kral Song daha önce bu vefasız oğlumla tanışmamıştı. Ona neden bir hediye göndermiş olsun ki?” Madam Wang kaygıyla sordu. Duruma anlam veremiyordu.

 Song ve Wang Klanları nesillerdir birlikteydi ve aralarında yakın bir ilişki vardı. Fakat Kral Song’un Wang Klanı gibi geniş bir ailedeki bütün üyelere dikkat etmesi mümkün değildi. Ayrıca Kral Song’un son zamanlarda aşırı meşgul olduğunu bilmeyen yoktu ve Wang Chong’u yalnızca büyükbabasının doğum gününde görme fırsatı olacaktı. Doğum gününde bile fazla zaman geçirip geçirmeyeceği bir soru işaretiydi.

  Wang Klanı’nda onunla sık sık buluşan sadece üç insan vardı ve bunlar Wang Chong’un babası, büyük amcası ve küçük amcasıydı. Diğer çocukların onu görecek fırsatı olmuyordu.

 Muhtemelen Wang Chong onu en son sekiz yıl önce görmüştü. Kral Song’un sekiz yıl önce yaşanmış önemsiz bir durumu hatırlaması imkansızdı. Wang Chong şu anda Kral Song’un yanına gitse bile adam onu tanımayabilirdi. Peki o halde, bu hediyenin amacı neydi?

 “Heheh, konuya ben de tam olarak vakıf değilim. Fakat Kral Song bu hediyeyi özellikle oğlunuza, Wang Chong’a vermemi istedi. Söylediğine göre oğlunuzun olağanüstü yetenekleri ve diğerlerinin çok ama çok üstündeki dünyevi görüşleri böyle bir hediyeyi hak etmesindeki asıl sebeplermiş. Ondan büyük beklentileri olduğunu ve gelecekte büyük birine dönüşeceğini de söyledi.”

 Orta yaşlı adam Wang Chong’a baktı.

 Hua!

 Bu sözleri söyler söylemez kalabalıkta anında yer yerinden oynadı. Korumalar, yaşlı bakıcılar, hizmetkarlar ve diğerleri şaşkın bakışlarıyla Wang Chong’u süzüyorlardı.

 Madam Wang bile inanamayan gözleriyle oğluna bakıyordu. Kral Song’un bu beceriksiz, baş belası, vefasız oğluna bu kadar övgü dolu söz sarf etmiş olmasına inanamıyordu.

 Madam Wang nadiren kraliyet çevresine dahil olurdu ama Kral Song’un başkalarını kolay kolay övmediğini biliyordu. Fakat gelin görün ki adam Wang Chong’u resmen göklere koymuştu.

 “Garip… Kral Song beni nereden ve neden hatırladı ki?” Wang Chong ise diğerlerinden daha meraklıydı. Kral Song’un övgüsünü hak edecek bir şey yaptığını düşünmüyordu. Hatta Kral Song ile daha önce buluştuğunu bile hatırlamıyordu.

 Ama çok geçmeden genç adam dünkü meseleyi anımsadı.

 “Hehe, görünüşe göre Lord Lu boş durmamış.” Wang Chong durumu kavrayınca gülümsedi.

 Babası başkenti terk ettiğine göre Kral Song’a onun hakkında büyük sözler söyleyebilecek tek kişi Lord Lu’ydu. Görünen o ki Lord Lu’nun yanındayken yaptığı gösteri boşa gitmemişti.

 “Anne, bu sabah öyle anlamsız bir gezi için dışarıya çıkmadım. Gördüğün gibi, Kral Song bile bana övgü dolu sözler sarf etmiş.” Wang Chong hemen ayağa kalkarak sırıttı.

 Resmen tanrılar onu gözetiyordu. Böyle bir fırsatı iyi kullanmazsa o halde Kral Song’un sözlerini boşa çıkarırdı.

 Madam Wang ona sert bir bakış attı. Neler olduğunu bilmiyordu ama Kral Song’un yolladığı elçinin karşısında oğluna laf söylemesi yakışık almazdı.

 “Derhal teşekkür et!” Dedi soğuk bir sesle.

 “Elçi, minnettarım!” Wang Chong hızla ileri çıkarak eğildi, “Lütfen Kral Song’a teşekkürlerimi iletin.”

 “Hehe, Chong gongzi, bu nazik sözleri hak etmiyorum.”

 İnsanlar şaşkındı. Üçüncü Genç Efendi’nin bu felaketten kaçamayacağını düşündükleri esnada, Kral Song resmen onu kurtarmıştı.

 Wang Chong ise tamamen kendindeydi. Göklerden düşen kutsal bir elmayı andıran bu fırsatı kullanarak önce kutuyu aldı, ardından bu bahaneyle oradan kaçtı.

……

 Odasına döndükten sonra kapıyı kapatarak biraz çay koydu ve yavaş yavaş onu yudumladı. Ardından rahatça bir nefes aldı. Sakinleşiyordu.

 Kral Song’un elçisi çoktan gitmiş ve annesi diğer bütün görevlileri dinlenmeleri için malikaneye göndermişti. Sukünet bir kez daha Wang Ailesi’nin Malikanesi’ne hakim oluyordu. Wang Chong nihayet geleceğe dair düşünebileceği bir fırsat bulmuştu.

 Babasına elinden geldiğince yardım etmişti. Ayrıca Hidrebad cevheri planına başlamak için gereken miktarı da elde etmiş ve Wei Hao’dan birkaç yetenekli demirci bulmasını istemişti. Bulat çeliğinden yapılma silahlar öyle çabucak dövülebilen şeyler değildi; genç adam doğru zaman gelene kadar bekleyecekti ve şimdilik elinde yapacak hiçbir şeyi yoktu.

 “Artık güçlenme zamanı geldi!” Wang Chong çayını içerken düşünüyordu.

 Eski hayatında o akılalmaz felaketi tecrübe etmiş biri olan Wang Chong, bu meselenin tek bir insanın gücüyle çözülemeyeceğini biliyordu.

 ‘Bir köylünün öfkesi evine ateşler salar, ancak bir imparatorun öfkesi kandan nehirler akıtır.’ Yaklaşan felakete engel olmak ve Büyük Tang’ın kaderini değiştirmek istiyorsa önce Merkezi Ovalar’ın zirvesine ulaşması gerekiyordu.

 Dolayısıyla Wang Chong, kararını ilk etapta kraliyet çevresinden yana vermişti. Klanını ve imparatorluğu değiştirmediği sürece gelecek planlarını yerine getiremezdi.

 Buna kıyasla tek bir insanın gücü gerçekten de çok önemsizdi.

 Fakat, yine de kişisel güç mühimdi!

 Koskoca imparatorluğu değiştirebilecek yetkiye sahip bir pozisyona yükselmek istiyorsa, insanların ulaşmayı umut dahi edemeyeceği bir güce erişmeliydi.

 Üstelik bugün Wei Hao’yla birlikteyken, can dostu onu kolayca itebilmişti. Bu bile Wang Chong’a harekete geçmesi için gereken motivasyonu sağlıyordu.

 Wei Hao’nun dediği gibiydi; belki de artık sıkı çalışmaya başlamalıydı.

 Metaldan bir silah dövmek istiyorsanız, önce onu yeterince sertleştirmeniz gerekiyordu. Wang Chong yeterli güce ulaşamazsa aklındaki hiçbir şeyi başaramazdı.

 “Önümüzdeki günlerde tamamen eğitime odaklanacağım!” diyerek kararını verdi.

 Odada kimse yoktu. Genç adam biraz dinlendikten sonra dikkatini Kral Song’un gönderdiği kutuya çevirdi.

 “Acaba kutuda ne var?” Diye merakla düşünüyordu.

 Kral Song kraliyet klanının bir üyesiydi. Onun gibi insanlar başkalarına ceza ya da hediye verirken derinlemesine düşünürdü. Ayrıca birilerine kolay kolay hediye verdikleri de duyulmuş şey değildi ve eğer birine hediye verirlerse bu hiçbir zaman sıradan bir şey olmazdı. Muhtemelen Wang Chong’un önündeki kutuda da değerli bir şey vardı.

 Song ve Wang Klanları nesillerdir dost olsa da, bu daha çok yaşlı kesim için geçerliydi. Ailelerin genç üyeleri bu ‘dostluğa’ pek dahil değildi.

 Wang Chong ilk defa Kral Song’dan bir hediye alıyordu.

 “Açsam iyi olur.” Wang Chong merakına yenik düştü ve kutuyu masaya koyduktan sonra üstündeki gizli kilidi açtı!

 “Güzel kokuyor!” Kapağı kaldırdığı gibi insanın iliklerine kadar işleyen, adeta aklı huzura erdiren bir koku yayıldı. Wang Chong derin bir nefes çekmekten kendini alamadı.

 “Hap göndermiş!” Wang Chong’un aklında bir düşünce belirdi. Genç adam keyifliydi. Şifalı aromanın içinde sülfürün ve kurşun kokuları da vardı.

  Tesadüfe bakın ki bunlar hap yapımında olmazsa olmaz şeylerdi. Kral Song’un ona değerli bir hap gönderdiğine şüphe yoktu.

 Wang Chong hemen kapağı kaldırdı ve altın bir ipeğin üstüne yerleştirilmiş olan yuvarlak hapı gördü. Haptan metalik bir ışıltı yayılıyordu.

 Baş parmak boyutlarındaki hapın yüzeyine çok sayıda ince ve minik işlentiler vardı; bu ufak işlemeler hapa gizemli bir hava katıyordu.

  “Vücut Geliştirme Hapı!” Wang Chong mutluluktan havaya uçmak üzereydi. Kral Song ciddi ciddi ona bir Vücut Geliştirme Hapı vermişti! Bu hap savaş sanatlarına henüz başlayan kişilerin köken enerjilerini ve içsel enerjilerini geliştirmeleri için kullanılıyordu. Bütün çaylakların hayalini kurduğu muazzam bir haptı.

 Wang Chong uzun zamandır bir ‘Vücut Geliştirme Hapı’ satın almak istiyordu ama ne yazık ki Wang Ailesi’nin bunu karşılayacak parası yoktu. Üstelik şifacılar nadiren bulunan kimselerdi ve genelde sadece imparatorluğun kraliyet ailesine hizmet ediyorlardı. Diğer insanlar, hatta soylular bile bu haplara ulaşamıyordu.

 Hatta şifacıların dış dünyada nadiren görüldüğü de bir gerçekti. Wang Klanı gibi saygıdeğer bir ailenin dahi onlarla buluşması neredeyse imkansızdı.

 Ve bütün bunlara karşılık, Kral Song ona bir Vücut Geliştirme Hapı göndermişti.

 “Güzel! Bu hapla Ejder Kemiği Sanatı’na başlayabilirim!” Wang Chong hapa bakarken inanılmaz bir sanatı hatırladı. Bu yeteneği öğrenmek ve kavramak çok zordu. Üstelik etkisini göstermesi için uzunca bir süre çalışılması gerekiyordu. Dolayısıyla Wang Chong bu sanata erkenden başlamak istemiyordu.

 Fakat Vücut Geliştirme Hapı her şeyi değiştirmişti.

 Bu hap normalde bir insanın fiziksel özelliklerini geliştiriyor ve vücudu daha güçlü, daha dayanıklı yapıyordu. Fakat sadece Wang Chong hapın bütün etkisini ortaya çıkarabilirdi.

 Ayrıca bu durum ona Kunwu Eğitim Kampı’na girdiğinde de yardımcı olacaktı.

 “Görünüşe göre kahyaya birkaç bitki hazırlamasını söylemem gerekecek…” diye düşündü Wang Chong.

 Bu uzayzaman sürekliliğindeki hap sanatı özeldi. Kurşun, cıva, sülfür ve metal gibi elementler hap yapımının olmazsa olmazlarıydı. Dolayısıyla sıradan insanlar için bu haplar ölümcül bir zehir taşıyordu.

 Fakat, savaş sanatı ustaları için durum farklıydı. Uygun miktarlarda kurşun, cıva ve sülfür bir savaş sanatı ustasının vücudunu, kemiklerini ve tendonlarını ciddi ölçüde güçlendirebilirdi.

 Wang Chong henüz yeterince güçlü değildi. Bu yüzden Vücut Geliştirme Hapı’ndaki zehri engellemek için birkaç bitkinin yardımına başvurması gerekecekti.

Padah!

 Genç adam hapı kutuya geri koydu ve kapağını kapattı.

…….