Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

36. Bölüm Başkentte Yer Yerinden Oynar

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

Zaman yavaş yavaş geçiyordu.

Wang Chong Bulat çeliği silahlarının tamamlanmasını sabırla beklerken zamanını gelişimine ayırıyordu. Ancak on gün geçtikten sonra aniden başkente yeni bir haber ulaştı. Haberler sınırdan geliyordu.

Yao Guang Yi! Taktikleriyle ve zekasıyla tanınan, ‘Yaşlı Efendi Yao’nun üçüncü oğlu olan Büyük Tang’ı ünlü generali! Hular sınırı geçerek Büyük Tang’ın topraklarına adım attığında, Yao Guang Yi garip bir şekilde kendi bölgesinden çıkmış ve ordusunu ‘Dük Jiu’nun ikinci oğlu Wang Yan’ın bölgesine sürmüştü!

 Ancak durumun garip olan tarafı bu değildi. Bölgeye en yakında bulunan ve işgale asıl müdahale etmesi gereken kişi olan Wang Yan, tesadüfe bakın ki Hu işgalinden önce 25 kilometre geriye çekilmişti!

 Dolayısıyla ortada garip bir durum oluşmuştu.

 Bölgeyi koruması gereken general savaşı uzaktan izliyor, bambaşka bir yerde bulunması gereken bir general ise onun yerine işgale müdahale ediyordu!

 Büyük Tang’ın tarihinde daha önce böyle bir şey yaşanmamıştı!

 Olaya dahil olan Yao Guang Yi ve Wang Yan ikilisinden ses çıkmıyordu. Fakat garip ‘saldırı hadisesi’ başkentte büyük olay olmuştu.

 Hular herhangi bir hasar veremeden önce yok edilmişlerdi. Yani bu saldırı mühim bir saldırı değildi ve lafı bile edilmiyordu.

 Fakat başkentte yaşayanlar aptal değildi. ‘Yaşlı Efendi Yao’nun üçüncü oğlu Yao Guang Yi ve ‘Dük Jiu’nun ikinci oğlu Wang Yan’ın dahil olduğu bu meselenin zamanlaması manidardı. Çünkü son zamanlarda Kral Song ve Kral Qi arasında politik bir savaş yaşanıyordu ve bu mesele hiç de göründüğü kadar basit değildi.

 Bir aptal bile Wang Yan’ın tesadüf eseri geri çekilmemiş olduğu bir senaryoda neler yaşanacağını söyleyebilirdi!

 Gerçek ne olursa olsun, ‘Yao ve Wang Klanları birlikte çalışıyor’ algısı insanların aklına girecek olursa, aradaki ilişki de tamamen değişirdi.

 Unutmamak lazımdı; insanlar söylenenlere değil, gördüklerine inanırdı!

 Fakat şimdiyse bahsi geçen senaryonun tam tersi yaşanıyordu. Yao Guang Yi’nin ordusu sınırda belirdiğinde, Wang Yan şüpheleri üstüne çekmemek için 25 kilometre geri çekilmişti.

 Böylece tek başına kalan Yao Guang Yi, Wang Yan’ın yerine işgale müdahale etmek zorunda kalmıştı!

 Durumun öyle basit bir tesadüf olmadığı ve derin bir planın parçası olduğu çok açıktı.

 Wang Klanı’nın hedefi ne olursa olsun, Wang Yan yaptığı hareketlerle ailesinin duruşunu net bir şekilde ortaya koymuştu!

 Kraliyet çevresinde yıllarını geçirmiş olan Yao Guang Yi daha önce hiç kaybetmemişti. Song ve Qi arasındaki sorunları bizzat başlatmış ve Kral Song’un güvendiği sayısız adamını ondan söküp almıştı. Fakat ilk defa sınırda ezici bir yenilgi almıştı! Hem de bu yenilgi kendi uzmanlık alanı olan taktik ve plan konusundaydı!

 Üstelik öyle aptalca kaybetmişti ki koskoca başkentte ona gülmeyen bir kişi bile yoktu.

 “Hahahah, güzel!” Haberler Kral Song’un Hanesi’ne ulaştığında Kral Song önündeki masaya bir şaplak attı. Son zamanlarda yaşadığı bütün sorunlarını ve sıkıntılarını anında unutmuştu.

 Rahattı.

 “Wang Yan, seni yanlış değerlendirmemişim! Wang Klanı’nın böyle bir şey yapmayacağını biliyorum! Wang Klanı ve Dük Jiu arkamda olduğu sürece diğer herkes bana ihanet etse bile korkacak hiçbir şeyim olmaz!” Ana salondaki Kral Song’un yüzünde mutlu bir ifade vardı. Son on beş gündür bunun kadar iyi bir haber almamıştı.

 Wang Yan yaptığı hareketlerle hem kendisinin hem de Wang Klanı’nın konuya dair tutumunu net bir şekilde ortaya koymuştu. O esnada Kral Song’un ona dair bütün endişeleri ve şüpheleri rüzgara karışarak kayboluyordu.

 “Heheh, Majesteleri, size Wang Yan’ın ihanet etmeyeceğini söylemiştim!” Alt tarafta duran Lu Ting gülümsedi. Mavi cübbelere bürünmüş olan adam elinde bir yelpaze taşıyordu.

 “Hahah, Akademisyen Lu, istediğini söyleyebilirsin!” Kral Song ellerini koltuğun yanlarına koyarak ayağa kalktı.

 “Bakalım Kral Qi buna ne diyecek. Şerefsiz! Neredeyse tuzağına düşüyordum!”

 Yaşananları düşünen Kral Song bir travma geçirdiğinin farkındaydı. Kral Qi ve Yao Guang Yi ondan sayısız adamını almıştı. Bazen etrafındaki herkesten şüpheleniyor, yemek yiyecek iştahı bile kalmıyordu.

 Kraliyet çevresinde geçirdiği yılların ardından adamlarının bu ‘anlamsız varsayımlardan’ ötürü ne hissettiğini anlayabiliyordu.

 İnsanların bu yüzden onu terk ediyor olması bile mümkündü.

 Kral Song’un tepeden düşmesine bir adım kalmıştı; neyse ki Wang Yan onu uyandırmayı başarmıştı. Wang Yan ve Wang Klanı onu desteklediği sürece Kral Song kaybetmiş sayılmazdı. Hala geri dönmek için bir fırsatı vardı.

 Kral Qi bu kez tamamen başarısız olmuştu!

 Kral Song bunları düşünürken yaşlı kahyasına baktı. Kahyanın suratında sert bir ifade vardı ve ne tür düşünceler içinde olduğunu anlamak mümkün değildi; fakat efendisinin bakışlarındaki manayı kestirebiliyordu.

 “Majesteleri, bu yaşlı hizmetkarınız hatasını kabul ediyor. Fazla şüpheci olduğum için Wang Klanı’na haksızlık ettim. Mümkünse bizzat onlardan özür dilemek isterim!” Yaşlı kahya sakince konuştu.

 O zamanlar Wang Yan’ı Kral Song Malikanesi’ne çağırmıştı. Ayrıca Kral Song’a henüz Wang Yan’a güvenmesi için erken olduğunu da söylemişti.

 Bu yaşananlar ise Yao Guang Yi ve Kral Qi’nin Wang Klanı’na oynadığı oyunu ortaya çıkarmıştı. Wang Yan gerçekten de sadık ve güvenilir bir adamdı.

 Kahya yanılmış olsa da hiç mutsuz değildi. Aksine, bu gelişme için Kral Song adına mutluydu.

 “Hehe, ne diyorsun sen? Her şeyin sorumlusu bendim. Kendi pisliğimi temizleyeceğim, senin bir şey yapmana gerek yok. Dük Jiu’nun doğumgünü geldiğinde onlardan bizzat özür dileyeceğim.” Kral Song elini salladı.

 Wang Yan doğru zamanda 25 kilometre geri çekildiyse o halde Wang Klanı’nın meseleyi gayet iyi bildiği açıktı. En azından Kral Song’un onlardan şüphelendiğini tahmin edebiliyorlardı.

 Kral Song sorumsuz bir adam değildi. Bir hata yaptığında suçu asla başkalarına atmazdı.

 “Heheh, Majesteleri, endişelenmeyin. Dük Jiu bu meseleye takılmayacaktır. Zamanı geldiğinde size eşlik edeceğim.” Lu Ting gülümsedi. İşte bu gerçek Kral Song’du! Bir anlık rehavete kapılmış olsa da çok geçmeden hatalarını fark eder ve cesurca yanlışlarını düzeltirdi!

 Kraliyet ailesinin bir üyesi olduğu için bu özelliği bilhassa değerli ve nadirdi. Ayrıca Lu  Ting’in ona bu kadar sadık olmasının asıl sebebi de buydu.

 “Fakat, Majesteleri, sizce de olay biraz garip değil mi?” Lu Ting gülerek sordu.

 “Wang Yan direkt ve düz bir adamdır; onun gibi biri Yao Guang Yi’nin bu hamlesini öngörmüş olamaz. Üstelik düşman saldırısına rağmen neden 25 kilometre geri çekildi ki? Bunu kendi başına yaptığını sanmıyorum!

 “Zaten bu kapasiteye sahip olsaydı, Yao Guang Yi de Wang Klanı’na bulaşmaya kalkışmazdı. Sonuçta şu anda düştüğü saçma sapan hal yüzünden başkentte ona gülmeyen tek bir adam bile yok!”

 “Yani…” Kral Song’un vücudu titredi. Lu Ting’in hatırlatmasıyla düşüncelere dalmıştı. İlk başta sadece keyiflenmiş olduğu için meseleyi derinlemesine düşünmemişti.

 Gerçekten de doğruydu! Wang Yan’ı uzun zamandır tanıyorlardı ve onun nasıl bir adam olduğunu iyi biliyorlardı.

 Wang Yan’ın tek başına Yao Guang Yi’nin planlarını bozması kulağa gerçekçi gelmiyordu.

 “Yoksa işin arkasında Dük Jiu mu var?” Kral Song’un bulabildiği tek açıklama Wang Klanı’nın Yaşlı Efendisi’ydi. Wang Yan yalnızca Yaşlı Efendi’nin rehberliğiyle böyle bir şey yapabilirdi.

 Ayrıca sadece Yaşlı Efendi’yi dinlerdi!

 “Hehe, Dük Jiu yıllarca kraliyet çevresinin zirvesinde durmuş bir adamdır. Emekli olmasına rağmen Dört Elçilik Makamı’na davet edildi ve imparatorun sık sık ondan politik danışmanlık aldığı da biliniyor. Ben de bu işin arkasında onun olduğunu umuyordum. Fakat Dük Jiu politik savaşlar ve taktikler konusunda bir uzman değildir. Ayrıca ne kadar inanılmaz biri olsa da, kendisi neredeyse zamanının çoğunu Dört Elçilik Makamı’nda geçirir ve nadiren dışarı çıkar. Yani uzun lafın kısası, Yao Guang Yi’nin ordusuyla Wang Yan’ın bölgesine gireceğini öğrenmiş olamaz.” Dedi Lu Ting.

 “Yaşlı Efendi değil miydi?” Kral Song’un yüzü ekşidi. Doğru cevabı bulduğunu sanmıştı ama Lu Ting’i sözleri daha mantıklıydı. Peki ya bu işin arkasında Yaşlı Efendi yoksa, o zaman kim vardı?

  Yao Guang Yi sıradan bir adam değildi ve zekaların ortaya konduğu bir savaşta ona bu kadar ağır bir yenilgiyi tattırabilecek insan sayısı çok azdı.

 Wang Klanı’nda böyle bir adamın olduğunu düşünmüyorlardı.

 Dük Jiu’nun en büyük oğlu, Wang Gen, bir soylu ve resmi bir görevliydi. Sık sık kraliyet sarayına giderek tartışmalara katılırdı ve politikada da yetenekliydi; yani söz konusu kişi o olabilirdi. Fakat kendisi ordudaki görevlilerden değil, bir akademik görevliydi. Yani ordu hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediği için Wang Yan’a bu konuda tavsiye veremezdi.

 En küçük oğul, Wang Mi ise Tianzhu Dağı’nda öğretmenlik yapıyordu ve bütün hayatını savaş sanatlarına adamıştı. Bu üçlünün dışında ailedeki diğer üyeler kadındı.

 Wang Yan’a kim tavsiye vermiş olabilirdi? Üstelik bu tavsiyeyi oldukça derin ve bir o kadar da basitti. Sadece 25 kilometre geriye çekilerek Yao Guang Yi’nin bütün planını yerle bir etmiş ve adamı dalga konusu yapmıştı. Dahası, Yao Guang Yi istese bile bu durumdan şikayet edemezdi.

 Tavsiye veren kişinin anlayışı, düşünceleri ve yöntemleri üst-düzeydi. Böyle bir adam Kral Song’a yardım edecek olursa işte o vakit Kral Song adeta kanatlara kavuşan bir kaplan gibi göklere yükselebilirdi.

 Yao Guang Yi ve Kral Qi ikilisi yüzünden neredeyse bütün adamlarını yitirmişti. Bu durum Kral Song’un Yao Guang Yi’nin dengi olan bir yardımcıya ihtiyaç duyduğunu açık açık gösteriyordu.

 Lu Ting mükemmel bir stratejistti ama kendisi sadece analiz konusunda yetenekliydi. Plan yapmak ve başkalarıyla başa çıkmak konularında Wang Yan’a tavsiye veren kişinin eline su dökemezdi.

 Kimdi? Kimdi bu adam?

 Kral Song aklına gelen bütün insanları tek tek düşünse de cevabı bulamamıştı.

 “Majesteleri, Wang Yan’ın yanında buna benzer bir insan vardı, ne çabuk unuttunuz?” dedi Lu Ting.

“Kim?” Kral Song anında başını kaldırarak sordu.

 “Kim olacak, Wang Ailesi’nin Üçüncü Genç Efendisi! Majesteleri, kısa bir süre önce ona hediye göndermiştiniz.” Lu Ting gülümsedi, bu gülümsemenin altında derin manalar yatıyordu.

 “Onu mu kastediyorsun?” Kral Song şaşkına döndü. Sonunda Lu Ting’in bahsettiği kişiyi hatırlamıştı.

 “İmkansız!” Lu Ting başka birini söyleseydi, Kral Song bu kadar şaşırmazdı. Sonuçta söz konusu kişi on beş yaşındaki bir çocuktu!

 Kral Song buna inanamıyordu. On beş yaşındaki bir çocuk Yao Guang Yi’nin planlarını nasıl görmüş olabilirdi? Nasıl bu planlara karşı sayısız kilometre uzaktan Wang Yan’ı uyarmış olabilirdi?!

 “Hehe, sadece bunun mümkün olduğunu söylüyorum.” Dedi Lu Ting. “Majesteleri, size hatırlatmak istediğim bir konu var: Bao Xuan meselesindeki ‘son gülen iyi güler’ lafını anımsıyor musunuz? Bunlar sizce de on beş yaşındaki bir çocuğun ağzından çıkan sözlere benziyor mu?”

 Boom!!

 Lu Ting’in sözleri adeta bir yıldırım misali Kral Song’un beynine çakıldı. O esnada Kral Song şoke olmuştu. Gerçekten de öyleydi, Wang Yan’a tavsiye veren kişi on beş yaşındaki bir çocuk olamazdı ama Wang Ailesi’nin Üçüncü Genç Efendisi de sıradan bir çocuk değildi!

 Kral Song bir kez daha o sözleri anımsadı. Yoksa Engin Turna Köşkü’nde yaşananlar bir tesadüf değil miydi?

 Eğer bu doğruysa, o halde şaşkına dönmek gayet doğaldı!

 Tabii bu şimdilik sadece bir varsayımdı. Lu Ting’in de söylediği gibiydi. Öyle olsa da, bu olasılık bile tek başına ‘Wang Chong’ isminin Kral Song’un beynine kazınmasını sağlamıştı.

 “Dük Jiu’nun doğum günü yaklaştı. Ne olursa olsun, Wang Chong’la bizzat görüşmem lazım.” O esnada Kral Song bu genç adamı iyice merak etmeye başlamıştı.

……