Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

37. Bölüm Öfkeden Köpüren Kral Qi

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

 “Kahretsin! O işe yaramaz adam!”

  Aynı zamanda, Kral Qi’nin heybetli Malikanesi’nde öfke dolu kükremeler yankılanıyordu.

  Neredeyse malikanenin üstündeki göklerde yıldırım ve şimşekler çakıyordu. Gariptir ki bunlar sadece Kral Qi Malikanesi’nin sınırları içindeydi ve etraftaki diğer yapılar durumdan etkilenmiyordu.

 “Yao Guang Yi! Beni hayal kırıklığına uğrattın!” Kral Qi’nin yaşadığı hayal kırıklığı ve öfke öyle basit sözlerle anlatılabilecek şeyler değildi. Yao Guang Yi sınıra gitmeden önce tekrar tekrar ona her şeyin yolunda gideceğini söylemiş ve planda herhangi bir sorun olmadığını ifade etmişti.

 Yaşlı Efendi Yao ve Yao Guang Yi’nin geçmişteki başarılarını bilen Kral Qi ise Engin Turna Köşkü’ndeki felaketi görmezden gelerek öfkesini bastırmıştı.

 Fakat gelin görün ki Yao Guang Yi bütün bu sözlerine rağmen planında başarılı olamamıştı. Üstelik yaptığı hareketler yüzünden Kral Qi’yi de başkentteki dalga konularından biri haline getirmişti.

 Yao Guang Yi Kral Qi’nin adamlarından biriydi ve neredeyse sağ koluydu. Onun başarısızlığı Kral Qi’nin başarısızlığı demekti! Şu anda başkentteki insanlar ona bakıp bakıp gülüyordu.

 Kral Qi başarısızlığı sindiremeyen kibirli bir adamdı. Böyle bir aşağılanmaya nasıl dayanabilirdi ki?

 “Bana derhal Yao Guang Yi’yi getirin!” Diyerek kükredi. Malikanedeki yüzlerce insanın ağzından çıt bile çıkmıyordu.

 “Nişanımı kullanarak onu çağırın! Kafasını koparacağım!” Kral Qi bir kez daha kükredi.

 Birkaç saniye sonra bir savaş atı sınıra doğru yola çıktı.

 Wei Hanesi’nin Dükü, Su Hanesi’nin Dükü, Lin Hanesi’nin Dük, Zheng Hanesi’nin Dükü, Kral Han Hanesi, Kral Chu Hanesi, Başbakan Hanesi… Bu olay Büyük Tang’ın üst-düzey yetkilileri ve soyluları arasında konuşuluyordu.

 Fakat kimse planın asıl beyni olan Yao Guang Yi’nin durumdan en çok etkilenen kişi olduğunu bilmiyordu.

 “İmkansız! Bu imkansız…” Sınırdaki Yao Guang Yi atını sürüyordu. Başkente döndüğü sırada ormanları geçiyor olsa da, gözlerinde hayata dair bir iz yoktu.

 Hular’a karşı kazanmıştı. Baiyue yabancılarını fazla adam kaybetmeden alt etmişti. Adamların ölürkenki şaşkınlıklarını unutamıyordu.

 Çünkü onlara karşı koyması gereken kişi Yao Guang Yi değildi!

 İşler yolunda gitmemişti!

 Verilen söz yerine getirilmemişti!

 Yao Guang Yi onların şaşkın ifadelerini görebiliyordu. Başka bir zamanda bu şaşkınlıklarını gidermek için birkaç söz söylerdi. Fakat kazanmasına rağmen hiç mi hiç mutlu değildi.

 Çünkü Yao Guang Yi asıl savaşı, Wang Klanı’na karşı verdiği mücadeleyi tamamen kaybetmişti! Üstelik genelde kusursuz planlar kurmakla övünen bir adamdı; bu kez ise o bile nasıl kaybettiğini bilmiyordu.

 “Bu olamaz… Nasıl, NASIL?!” Yao Guang Yi mırıldandı. Aklında türlü türlü düşünceler vardı ve hepsi bu konuyla alakalıydı.

 Plana başlamadan önce her şeyi defalarca kez düşünmüş, bütün olasılıkları göz önünde bulundurarak potansiyel sorunları aradan çıkarmıştı.

 Wang Yan ne kadar inanılmaz biri olursa olsun, sınırda yaşanacak savaşı öngörmesi asla mümkün olamazdı.

 Yao Guang Yi yola çıkmadan önce adamlarından raporu hala hatırlıyordu. İlk başta her şey normaldi! Wang Yan’ın ordusu hala kamp alanındaydı ve herhangi bir hareketlilik yoktu!

 Gözcüler tecrübeliydi ve yıllardır ona hizmet ediyorlardı. Onların verdiği bu haberler sayesinde Yao Guang Yi planın düzgünce işleyeceğini düşünmüştü.

 Fakat olay yerine geldiğinde kamp alanında kimseyi görememişti. Nedendir bilinmez, ancak söz konusu şahıs, yani Wang Yan yirmi beş kilometre ötedeydi!

 Yao Guang Yi afallamıştı!

 İstese de istemese de Hular’a karşı savaşmak zorundaydı. Ordusuyla Wang Yan’ın yerine yabancılara saldırmaktan başka çaresi yoktu.

 Bu savaşta Wang Klanı onu yenmişti!

 Song ve Wang Klanları’nı birbirinden ayırma planı tamamen başarısız olmuştu! Kral Qi’nin öfkesini bastırması hiç de kolay olmayacaktı.

 Peki ya bu tuzağı kim hazırlamıştı?

 Yao Guang Yi öfkeliydi.

 Wang Yan mıydı?

 İmkansızdı! Eğer adam bu tarz yeteneklere sahip olsaydı, Yao Guang Yi en başından beri ona dokunamazdı! İyi de ondan başka kim olabilirdi? Kim gölgelerde saklanarak bu planı Wang Yan’ın kulaklarına fısıldamış ve Yao Guang Yi için bir tuzak kurmuştu?

 O sırada Yao Guang Yi’nin sırtından soğuk terler akıyordu. Politikaya verdiği yılların ardından ilk defa kendini bu kadar rahatsız ve huzursuz hissediyordu.

 Wang Klanı’na gölgelerden yardım eden ve strateji konusunda ondan aşağı kalır yanı olmayan bir adamın varlığı… Yao Guang Yi’yi korkutuyordu, sanki sırtına bir bıçak dayanmıştı ve her an bu bıçak canını alabilirdi. İnsan böyle bir durumda kolay kolay uykuya dalamaz, yemek bile yiyemezdi!

…..

 “Hahahah! Yao Guang Yi, her şey elinde patladı!”

 Öte yandan Wang Yan çok mutluydu. Yaşananların şerefine kamp alanında muazzam bir ziyafet veriliyordu.

 Wang Yan adamlarını ödüllendirmek için emirler vermişti!

 Savaşı kazanan kişi Yao Guang Yi olsa da, Wang Yan ondan daha heyecanlıydı. İnsanlar Wang Yan ve Yao Guang Yi’nin aynı çevreden geldiğini, Wang Yan’ın Yao Guang Yi’nin başarısına sevindiğini düşünüyordu. Fakat Wang Yan’ın aklında bambaşka bir şey vardı.

 Bu adamın politikaya dair fazla yeteneği yoktu. Bu yüzden Engin Turna Köşkü’ndeki gizli tuzağa direkt düşmüş ve sınırdaki gizli planı öngörememişti.

 Fakat buna rağmen Hular sınırı geçtikten ve Yao Guang Yi ordu emirlerine karşı gelerek ordusunu ileri sürdükten sonra Wang Yan ona söyleneni yapmıştı!

 Büyük Tang İmparatorluğu’nun kuralları gereği ordular yabancı güçlerle karşılaştıklarında geri çekilemezlerdi. Rakibi yok etme görevini üstlenerek saldırıya geçmek ve Büyük Tang’ın topraklarını korumak zorundaydılar.

 Bu emirlere karşı gelenlerin cezası ölümdü!

 Yani Yao Guang Yi ordusuyla birlikte buraya geldiğinde, Wang Yan istese de istemese de onunla iş birliği yapmak zorunda kalacak ve birlikte Büyük Tang’ı düşmana karşı koruyacaklardı.

  Wang Yan’ın Yao Guang Yi’ye garezi yoktu ama aralarının iyi olduğu da söylenemezdi. Yao Guang Yi’nin hareketleri çok tesadüfiydi!

 “Yao ve Wang Klanları aralarındaki sorunu bırakarak birlikte mücadele etti.” İşte buna benzer bir dedikodu başkente yayılacak olursa yer yerinden oynardı. Wang Yan böyle bir geleceği düşündükçe terliyordu.

 Üçüncü Oğlu Wang Chong’un sözlerine göre Yao Guang Yi, onu bir tuzağa çekmek için Engin Turna Köşkü’ne davet etmişti ama Wang Yan buna inanmıyordu. Fakat sınırdaki olaydan sonra artık oğlunun sözlerine karşı bir şüphesi kalmamıştı.

 “Chong er… Bunları nasıl tahmin edebildin…” Wang Yan kuzeye baktı. Yaşadığı heyecan ve mutluluk yerini tek bir düşünceye bırakmıştı.

 Aklında bir sürü şüphe vardı.

 Üçüncü Oğlu Wang Chong sadece on beş yaşındaki bir çocuktu. İsyankardi ve ahlaksızın tekiydi! Masum bir kadına tecavüz etmekle yetinmemiş, babasını defalarca kez hayal kırıklığına da uğratmıştı.

 Wang Chong gibi küçük bir çocuğun Yao Guang Yi’nin planlarını nasıl keşfettiğini bir türlü anlayamıyordu.

 Yao Guang Yi sıradan bir adam değildi!

 Öyle küçük bir çocuk bu kadar gizli tutulan bir ordu emrini nasıl öğrenmişti? Wang Yan aldığı emirlerden ötürü kamp alanında kalmak zorunda olmasaydı, o esnada anında oğlunu sorgulamak için başkente dönerdi.

 “Gönderdiğim mektup varmış olmalı…” Bir tepede duran Wang Yan’ın pelerini rüzgarda dalgalanıyordu. Karanlık göklere bakan adamın gözlerinde şüphe dolu bakışlar vardı. Birkaç gün önce başkente bir mektup göndermişti ve Wang Chong mektubu almış olmalıydı.

Bulat çeliği silahlarının yapım aşaması sürüyordu. Wang Chong her zamanki gibi süreci irdeledikten sonra hemen eve dönmüştü.

 “Anne!” Kapıyı açtı ve malikaneye girdikten sonra onu selamladı. Fakat çok geçmeden gördüğü manzara onu şaşkına çevirmişti. Normalde boş olan ana salonda bir sürü insan vardı.

 Kimseden ses çıkmıyordu. Wang Chong’un sesini duyduktan sonra hepsi ona bakmıştı.

 “Anne!”

 “Büyük amca!”

 “Büyük hala!”

 “Amca!”

 “Kuzen!”

Normalde buraya hiç uğramayan yüzleri gören Wang Chong’un kalbi tekledi. Aniden içinde garip bir his belirdi.

 Bunca insana rağmen salon çok sessizdi.

 Büyükbabasının doğum günü dışında normalde bu kadar akraba hiçbir zaman bir araya toplanmazdı.

 Bilhassa ana koltukta oturan ve anlaşılması zor bir ifadeyle ona bakan büyük amcası!

 “Yoksa Yao Klanı’nınYaşlı Efendisi’nin imparatora gönderdiği raporla ilgili bir gelişme mi var?” Wang Chong’un kalbi çarpmaya başladı. Önündeki devasa formasyondan ötürü kalbi çarparken aniden gözleri karardı. Birileri ona sarılıyordu.

 “Chong-er!”

 Wang Chong karşı koymak ve geri çekilmek istiyordu ama bu sesi duyunca hemen rahatlamıştı. Ona sarılan kişi annesiydi!

 “Chong-er, baban mektubunda her şeyi anlatmış. Oğlum, sonunda büyüdün. Annen sana haksızlık etti…” Anne Wang Zhao Shu Hua’nın gözleri yaşlıydı. Wang Chong reenkarnasyon geçirdikten sonra ilk defa annesini bu kadar mutlu görüyordu.

 Genç adam şaşkındı. Annesinin omzundan ileri baktığında masadaki mektubu gördü; mektupta tanıdık bir el yazısı vardı.

 “Babamın el yazısı!” Türlü türlü düşüncelerle doldu. Aşağı yukarı bir tahmini vardı ve elini uzatarak annesine sarıldı.

 “Anne!”

 Artık insanların neden toplandığını anlamıştı. Demek babasından nihayet haber gelmişti?

 Annesinin verdiği tepkiye bakılırsa genç adamın emekleri boşa gitmemişti. Babası nihayet tavsiyelerini dinlemeye karar vermişti!

 Kalbi ısınıyordu. Bunca zamandır kalbinde yer alan o ezici baskı hissi nihayet hiçliğe karışıyordu!

…….

Çevirmen notu
Not 1-) Baiyue: Çin'in Doğusu'nda ve Vietnam'ın kuzeyinde bulunan, Han kültüründen etkilenmeyen ülkeler bütününe verilen isim.