Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

38. Bölüm Klanın Onayını Almak

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

“Shu Hua, anne-oğul sonra konuşursunuz. Şu anda Chong’er’e sormamız gereken daha önemli şeyler var! Yao Klanı’yla ilgili meseleyi tartışmamız lazım.”

 Aniden güçlü ve otoriter bir ses duyuldu. Başını kaldıran Wang Chong, salonun tam merkezinde, en itibarlı koltukta oturan orta yaşlı adamı gördü.

 Sesi sertti ve sadece oturarak bile etrafına korkutucu bir baskı saçıyordu. İnanılmaz derecede mantıklı bir insan gibi görünüyordu ve adeta kraliyet sarayında sözü geçen bir adamdı.

 Ve gerçekten de öyle biriydi.

“Büyük amcam!” Söz konusu şahıs Wang Chong’un büyük amcası, Wang Gen’di. Wang Chong eski hayatında pek yakın olmadığı büyük amcasından başka hiçbir şeyden korkmuyordu.

 Bu dünyada sinirlendikleri zaman korkunç birine dönüşebilen bazı insanlar vardı. Aynı esnada, bazı insanlar da sadece duruşlarıyla ve davranışlarıyla başkalarını korkutabiliyordu.

 İkinci türden insanların gülmek nedir bilmediği düşünülürdü ve güldüklerinde de sinsi ve korkunç görünürlerdi.

 İşte büyük amcası böyle bir adamdı. Hatta kuzeni, Zhu Yan’ın bile bu genleri ondan almış olması mümkündü. Belki de Wang Chong’un o kadından korkmasının sebebi buydu.

 “Büyük amcam böyle dediğine göre sonra konuşuruz.” Madam Wang oğlundan ayrıldı, biraz utanmıştı. O da Wang Chong’un büyük amcasından biraz korkuyordu. Bu feodal dönemde ailenin en büyük oğlu diğer kardeşlerden daha yüksek bir statüye sahipti ve neredeyse ailenin babasına eşdeğerdi. En büyük oğul olan Wang Gen, ailedeki otoritenin asıl sahibiydi.

 Kimse onun sözlerine karşı çıkmaya cüret edemiyordu. Wang Zhu Yan’ın dışındaki herkes kaygılıydı. Kuzeni ise muzip bir ifadeyle göz kırparak gizlice Wang Chong’a doğru baktı; ona cesaret vermek istiyor gibiydi.

 “Wang Chong sana bir soru soracağım: Baban aniden ordusuyla birlikte 25 kilometre geri çekilerek Yao Guang Yi’nin planından kurtulmuş oldu. Baban bunu senin sayende başardığını ve 25 kilometre geri çekilmesini de senin söylediğini ifade etmiş. Bunlar doğru mu?”

 Wang Chen delici bakışlarıyla Wang Chong’a bir soru yöneltti. O esnada odadaki herkes ona bakıyordu. İnsanlar Wang Chong’un bu soruya nasıl cevap vereceğini merak ediyordu.

 Wang Chong’un annesi daha önce her şeyi açıklamış olsa da, insanlar bir türlü buna inanamıyordu. Hatta kuzeni Wang Zhu Yan bile biraz şüpheliydi.

 Sonuçta bu davranışları eski haliyle tamamen çelişiyordu. Wang Chong’un bu kez yaptığı şeyler insanın aklını başından alabilecek şeylerdi.

 “Doğrudur, ona ben söylemiştim!” Wang Chong biraz sessiz kaldıktan sonra başını kaldırarak insanlara baktı ve ciddiyetle onayladı.

 Ağzından çıkan bu basit sözler onları dinleyenleri şaşkına çevirmişti. İnsanların ifadeleri karmaşıktı. Wang Chong’un babası mektupta onlara durumu açıklamış olsa da, bu açıklama duruma nasıl bakarsanız bakın hiç de inandırıcı görünmüyordu.

 Wang Chong’un ağzından duyduktan sonra bir kez daha şaşırmışlardı.

 “Neler oluyor?” Wang Chong’un büyük amcasında bir değişiklik yoktu. Soğuk bir sesle sordu.

 “Wang Chong, gergin olmana gerek yok. Büyük amcan seni sorgulamıyor!” Yan tarafta duran Wang Chong’un büyük halası, Wang Ru Shuang konuştu. “Bilmiyor olabilirsin ama sınırda yaşanan mesele başkentte büyük olay oldu. Birkaç gün önce Yao Guang Yi sahte bir algı yaratmak için adamlarıyla birlikte babanın bölgesine giriş yaptı. Wang ve Yao Klanları’nın birlikte çalıştığını göstermek istiyordu.

 “Neyse ki baban ona söylediğin sözleri dinleyerek 25 kilometre çekildiği için Yao Guang Yi ve Yao Klanı hazırlıksız yakalanarak düşmanla tek başına çarpışmak zorunda kaldı. Baban bütün bunları mektupta anlatmış ve söylediğine göre bu felaketten kurtulmamızın asıl sebebi senin sözlerinmiş!

 “Yani Wang Klanı için büyük bir iş başardın!”

 Wang Chong sadece on beş yaşındaki bir çocuktu ve Wang Klanı’nda Wang Ru Shuang’ın büyük kardeşinden, yani Wang Gen’den korkmayan kimse yoktu. Wang Ru Shuang da bunu bildiği için gülümseyerek ortamı yumuşatmaya çalışmıştı.

 “Ayrıca, burada toplanarak meseleyi senin ağzından dinlememizin bir sebebi de büyükbabanın istekleriydi. Sen Wang Klanı için büyük işler başarmış bir çocuksun; gerilmene gerek yok.”

 Wang Chong onu dinledikten sonra dikkat kesildi. Yanlış hatırlamıyorsa büyükbabası şu anda Dört Elçilik Makamı’nda kalıyor olmalıydı ve imparatora gerektiğinde destek veriyordu. Kendisi normalde buna benzer ufak meselelere elini sürmeyen bir adamdı.

 Fakat görünüşe göre sınırdaki olay dikkatini çekmişti. Daha doğrusu, dikkatini çeken asıl şey Wang Chong’du.

 Wang Klanı’nın genç neslinde bunu başarabilen sadece iki kişi vardı: Bunlardan ilki Wang Chong’un büyük abisiydi ve ikincisi de Wang Chen’in oğluydu. Wang Chong ise ilk defa büyükbabasının onayını alıyordu.

 Genç adam annesine bakar bakmaz kadının kıpkırmızı kesilen suratını gördü. Görünüşe göre kendisi bu meseleyi daha önce öğrenmişti.

 “Güzel!” Diyerek yumruklarını sıktı. Bu gerçekten de beklemediği bir ödüldü. Büyükbabası yaşlı bir adam olsa da, hala Wang Klanı’nın mutlak lideriydi.

 Wang Klanı’nın sahip olduğu bütün otorite, itibar ve etki büyükbabasının zamanında imparatorun tahta çıkmasında oynadığı rolden geliyordu. Kraliyet sarayında hala sözü geçen bir adamdı.

 Wang Chong’un büyük amcası ve babası bugünlere gelebilmişse, bunun tek sebebi büyükbabasıydı!

 Yao Klanı’ndan Yao Guang Yi, Yaşlı Efendi Yao ve kraliyet ailesinden gelen Kral Qi… Bu adamlar sırf o büyükbabası yüzünden Kral Song ile Wang Klanı’nın arasını bozmaya çalışıyordu! O adam Dört Elçilik Makamı’nda inzivaya çekilmiş olsa da, hala rakiplerine korku salabilecek kadar muazzamdı.

 Fakat Wang Chong buna çok takılmıyordu. “Önce mektubu okuyabilir miyim?” diyerek masadaki mektuba işaret etti.

 “Tabii ki bu mektup zaten sana yazılmış!” Kalabalık onayladı.

 Wang Chong mektubu eline aldı, biraz baktı ve mührün çıkarıldığını fark etti. Görünüşe göre mektubu herkes okumuştu.

 Genç adam şaşırmadı.

 Şu anda Büyük Tang İmparatorluğu’nda Kral Song ve Kral Qi ikilisinden daha güçlü bir kral yoktu. Aralarındaki bu soruna sayısız figür ve general dahildi.

 Bunun gibi taraflar arasındaki iç savaşlar oldukça tehlikeliydi ve bu savaşa dahil olmak aynı ince bir buz tabakasının üstünde durmaya benziyordu.

 Wang Klanı da bu konuda bir istisna değildi. Atılacak tek bir yanlış adımla tek gecede her şeylerini yitirebilirlerdi.

 Yao Guang Yi’nin kurduğu plan büyük çaplı olduğu için gayet tabii Wang Klanı üyeleri duruma çok dikkat ediyordu.

 Mektuba bakan Wang Chong, heybetli fırça darbelerinin olduğu kağıdı inceledi. El yazısındaki heyecanı hissedebiliyordu.

 “Babamın yazısı.” Wang Yan bu mektupta her şeyi başından sonuna kadar anlatmıştı. Wang Chong’un sözlerini dinleyerek hızla 25 kilometre geri çekilmişti. Ayrıca Wang Yan oğluna bu konuda birkaç soru yöneltmişti. Durumu tam olarak anlayamadığı açıktı.

 Wang Chong karşı tarafın Wang Klanı’na zarar vermeye çalıştığını nasıl öğrenmişti? Kral Song’un babasını çağırmak için bir elçi göndereceğini nasıl tahmin etmişti? Hular’ın işgalini ve Yao Guang Yi’nin ordusuyla birlikte Wang Yan’ın alanına gireceğini nasıl bilmişti?

 Eğer Wang Chong normalde de olağanüstü biri olsaydı, Wang Yan oğlunun bu hareketlerine şaşırmayabilirdi. Fakat oğlu normalde sık sık ailesinin başına sorun açan vefasız bir çocuğun tekiydi.

 Hatta kısa bir süre önce bir kadına tecavüz ettiği iddiaları bile yayılmıştı. Bu hareket başkentteki genç efendilerin asla ve asla yapmayacağı bir davranıştı. Şimdi düşününce, öyle bir çocuğun ansızın bu kadar bilge ve öngörülü davranması gerçekten de garip değil miydi?

  Wang Chong başını kaldırarak salondaki insanlara baktı. Büyük amcası, kuzeni, büyük halası, amcası ve diğer herkes sessizdi. Beklenti dolu gözlerini ondan ayırmıyorlardı.

 Wang Chong ilk defa klan tarafından kabul görüyordu. Aklında sayısız düşünce vardı ama zamanla sakinleşerek kendini topladı.

 Eski hayatında, Wang Klanı’nın çöküşüne dek kimse onu aileden biri olarak görmemişti. Klana göre Wang Chong, asla ve asla büyük işler başaramayacak bir çocuktu.

Wang Klanı sıradan bir klan değildi. Merkezi Ovalar’da onların prestijine ve gücüne karşı koyabilecek çok klan yoktu.

 Wang Chong klanın onayını alabilirse, gelecek planlarını daha kolay yerine getirebileceğini biliyordu. Wang Klanı’nın kaynaklarına ulaşabilecek ve büyükbabası ile diğerlerinin gücünü kullanabilecekti. Bütün bunları topladığınızda ortaya muazzam bir güç çıkıyordu.

 Buna kıyasla Wang Chong’un tek başına yapabileceği şeyler sınırlıydı.

 Ancak önce herkesin güvenini kazanmalıydı. Klandaki bütün insanların onu gerçek bir aile üyesi olarak kabullenmesini sağlamalıydı! Wang Chong’un ilk planı başarılı olmuştu; Wang Klanı’nın kaderini değiştirmişti. Şimdiyse klanın merkezine girmeliydi ve bunun için ihtiyaç duyduğu fırsat ayaklarına gelmişti!

 Dört Elçilik Makamı’nda inzivaya çekilmiş olan büyükbabası nadiren gençlerin yaptıklarıyla ilgilenirdi. Dışarıdan bakıldığında bu soruları soran kişiler Wang Klanı üyeleri gibi görünüyordu ama işin arkasındaki asıl isim o heybetli büyükbabasıydı.

 Sınırdaki olayın doğurabileceği potansiyel sonuçlar muazzamdı. Babasının ‘tesadüf-eseri’ geri çekilmesi ise Wang Klanı’nı potansiyel bir felaketten kurtarmıştı.

 Böyle bir olayı öngörmek gerçekten de büyük başarıydı. Böyle bir işi onun yaşındaki çocuklar yapamamalıydı.

 Şu anda sadece büyükbabası değil, muhtemelen bütün insanlar bu imkansız görünen işi nasıl başardığını merak ediyordu.

 Wang Chong okuduğu o romanlardan yola çıkarak sayısız bahane uydurabilirdi; belki de bir üstat ona Yao Klanı’nın planını söylemişti. Belki de tesadüf eseri bu plana kulak misafiri olmuş ve babasına anlatmıştı.

 İnsanlar bu bahaneleri yutardı ama Wang Chong’un asıl amacı farklıydı.

 Genç adam bu fırsatı kullanarak klanın merkezine girmek ve klan üyeleri tarafından saygı görmek istiyordu. Dolayısıyla gerçek potansiyelini ve yeteneğini onlara göstererek ismini insanların zihnine kazımalıydı.

 “Büyük amca, acaba Ma Zhou’nun benim ismimi kullanarak bir kadına tecavüz ettiği o meseleyi anımsıyor musunuz?” Wang Chong başını kaldırdı ve ortadaki koltukta oturan Büyük Amcası Wang Gen’e bakarak sakince sordu.

 “Anımsıyorum!” dedi Wang Gen. Suratındaki ifade hala aynıydı ama ansızın kalbi teklemiş ve aklında garip bir düşünce belirmişti.

 Kendisi Wang Klanı’nın en büyük oğluydu. Yaşlı efendi neredeyse bütün yetkilerini ona bırakmış, böylece Wang Gen klanda eşsiz bir pozisyona erişmişti. Koca klanda ondan korkmayan bir kişi bile yoktu.

 Wang Chong, Wang Zhu Yan ve diğer gençleri bırakın, Wang Ru Shuang, Zhao Shu Hua ve diğer büyükler bile ondan çekiniyordu.

 Wang Chong onunla birkaç kez karşılaşmıştı ve her seferinde bırakın ona bakmayı, önünde yüksek sesle nefes almaya bile cüret edememişti. Fakat bu kez, Wang Klanı’nın ‘beceriksiz çocuğu’ olarak görünen bu genç adam, korkmadan ve çekinmeden ona bakıyordu.

 Wang Chong’un büyük kardeşleri bile bunu yapamazdı.

 “Bu çocuk…” Wang Gen’in yüzü ekşidi. Dürüst olmak gerekirse buraya gelmeden önce Wang Yan’ın söylediği şeylere hiç inanmamıştı. Wang Chong’un bu konuda Wang Yan’a rehberlik etmesi mümkün değildi.

 Muhtemelen Wang Yan oğlunun Yaşlı Efendi’nin dikkatini çekmesini istiyordu ve bu tesadüfi hadiseyi de bunun için kullanmıştı.

 Ancak Wang Chong’un sakin ve rahat tavırlarını gören Wang Gen artık farklı düşünüyordu. Yıllardır politik çevrede yaşaya yaşaya artık bir insan sarrafı olmuştu. Tek bakışla bir insanın gerçekten rahat olup olmadığını yahut rol yapıp yapmadığını anlayabilirdi.

 Önünde duran Wang Chong ise hatırladığı o beceriksiz velede hiç benzemiyordu.

……