Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

44. Bölüm Sır Ortaya Çıkar

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 ‘Bir ordunun asıl değeri hızına bağlıdır; geç kalmaktansa erken gelmeyi yeğlerim’…

 Wang Chong odasındayken kuzeni Wang Zhu Yan’dan haberler geldi. İstihbarat konusunda büyük amcasının desteğini alan bu kadınla aşık atamazdı.

 Wang Chong yanılmamıştı!

 Yao Klanı’nın Yaşlı Efendisi Yao, gururunu bir kenara bırakarak Dört Elçilik Makamı’nın batısına, yani büyükbabasının yanına gitmişti!

 Yao ve Wang Klanları şu anda ateşkesi görüşüyorlardı.

 Wang Chong’un hatırlatmasıyla birlikte saraya koşan Büyük Amcası Wang Gen de görüşmelere katılmış ve Wang Li’nin terfisinden söz ederek Yao Klanı’nın bu konuda Wang Klanı’na destek olmasını istemişti.

 Reddetmek gibi bir çaresi olmayan Yaşlı Efendi Yao bu isteği anında kabul etmişti. Akabinde politik meseleler üzerine tartışmışlardı.

 Yao Klanı nadiren boyun eğdiği için bu durum Wang Klanı adına büyük bir fırsattı. Dolayısıyla Yao Klanı’nı iyice pişman etmek maksadıyla talep üzerine talep yağdırıyorlardı.

 Wang Zhu Yan yaşananlardan ötürü çok şaşkındı ve Wang Chong’a gönderdiği mektupta bunu açık bir dille anlatıyordu.

 “O yaşlı herif hiç değişmemiş!” ‘İkinci Kardeşi’ Wang Zhu Yan’ın gönderdiği hizmetkarı geri yolladıktan sonra genç adam başını salladı. Yaşlı Efendi Yao gerçekten de etkileyici bir adamdı.

 Wang Chong onun bu kadar erken harekete geçmesini beklemiyordu. Politik meselelere dair hassasiyeti ve kararlılığı neredeyse eşsizdi.

 Bu adam büyükbabasıyla yaptığı ve yıllar süren savaşlar boyunca bir kez bile ona boyun eğmemişti. Fakat torunları ve oğulları için bunu yapmakta tereddüt bile etmiyordu.

 İşte Yao Klanı’nın korkunç kılan şeylerden biri de buydu!

 Yaşlı Efendi Yao nefes aldığı sürece Yao Klanı asla yok olmayacaktı. Kimse onları yok edemezdi!

 Fakat Wang Chong bu konuya pek ilgi göstermiyordu.

 Genç adam sergilediği performans ile herkesin ona dair izlenimini değiştirdiğini biliyordu. Büyük halasının o şaşkın suratını ve annesinin keyif dolu ifadesini unutmamıştı.

 Babası Wang Yan bile yazdığı mektupta yaşadığı şaşkınlığı ve mutluluğu anlatmıştı. Bu adam zamanından beri Wang Chong’un hareketlerden hoşlanmazdı ve genç adamın en zorlanacağı kişi şüphesiz ki babasıydı.

 Fakat Kral Song ve Yao Guang Yi ile yaşananlardan sonra Wang Yan’ın onu bambaşka bir gözle göreceğine emindi.

 Klan ise…

 Wang Chong masadaki mektuba baktı. Wang Zhu Yan yazdığı mektupta onu adeta sorgulamıştı ve kelimelerinden yola çıkarak duruma ne kadar inanamadığını anlamak mümkündü. Bu bir nevi klanın Wang Chong hakkındaki düşüncelerini temsil ediyordu.

 Evet, bu kadarcık şeyle klanın merkezine adım atamazdı ama şüphe yok ki artık herkesin onayını kazanmıştı.

 “… Geriye sadece tek bir şey kaldı!” Wang Chong güldü. Eskilerin dediği gibiydi, ‘güzel şeyler üst üste gelirdi’. Wang Chong Wei Hao’dan haber almıştı; görünüşe göre Bulat çeliğinden yapılmakta olan silahlar birkaç gün içinde tamamlanacaktı.

 Tamamlandıklarında da genç adam para basmaya başlayacaktı!

 Hua!

 Cübbesini düzelttikten sonra odadan çıktı. Gece gökleri simsiyahtı ve parlak ay ufkun orta yerinde tek başına dikiliyordu. Ay ışığının altında fenerlerle aydınlatılan koridorlar Wang Ailesi’nin Malikanesi’ni parlak bir edaya buluyordu.

 Wang Chong nereye giderse gitsin saygı ve takdir dolu sayısız bakışla karşılanıyordu. Korumalar, hzmetkarlar ve hizmetliler eskiden ona hiç böyle bakmazdı.

 Yaşananlardan sonra sadece Wang Klanı’nın kaderi değil, Wang Chong’un klandaki yeri de değişmişti.

 “Eğitim vakti gelip çattı!” Wang Chong köşeyi döndü, rafları itti ve takımyıldızlarıyla birlikte dans ederek ‘Ejder Kemiği Sanatı’na çalışmaya başladı. ‘Sıkı çalışarak eksiklerini kapatabilirsin’, planlarına devam etmek zorundaydı ama savaş sanatlarını da ihmal edemezdi. Sıkı çalışarak  gücünü artırmalıydı.

….

 Sınırdaki olayın izleri hala başkentte görülebiliyordu. Bilerek yayılan dedikodulardan sonra Yao Klanı’nın Yaşlı Efendisi’nin Dört Elçilik Makamı’ndaki ‘Ahenkli Bahçe’ye giderek Dük Jiu’yu ziyaret ettiği ve Yao ile Wang Klanları’nın ateşkes imzaladığı duyulmuş ve bu haberler ortalığı kasıp kavurmaya başlamıştı.

 Yao ve Wang Klanları arasındaki uzun savaş sürecinde ilk defa Wang Klanı avantajı ele geçirmişti.

 Yao Guang Yi’nin sınırdaki başarısızlığı ise bu mücadelenin asıl dönüm noktasıydı. Arka sokaklarda bile insanlar konuşuyor, Yao Guang Yi’nin o sözüm ona öngörüsünü ve kusursuz planlarını düşünerek onunla alay ediyorlardı.

 İnsanlar Wang Klanı’ndaki ‘Dük Jiu’nun gizlice bir strateji uzmanını davet ettiğini ve bu şahsın Yao Guang Yi’den aşağı kalır yanı olmadığını söylüyordu. Gizli strateji uzmanının nelere kadir olduğunu gördükten sonra da herkes şaşıp kalmıştı.

 İnsanlar bunlardan bahsederken, Wang Chong ‘İnzivaya’ çekilmiş ve huzurlu bir hayat yaşamaya başlamıştı. Para basma planına devam ediyordu ve plan tamamlanmak üzereydi.

 “Haha, Wang Chong, baksana! Bahsettiğin silahı nihayet tamamladılar!” Başkentin batısında yer alan bir mağaradaydılar. Wei Hao yaklaşık bir metre uzunluğundaki simsiyah kılıcı heyecanla kaldırdı. Bu Merkezi Ovalar’daki standart kılıçlardan biriydi; yani iki yanı da keskindi. Düz bir gövdeye sahip olup iki parmaklık genişlikteydi ve siyah bedeni ona sert bir görüntü katıyordu.

 “Doğru ya, Wang Chong, kılıcın yanlarına neden iki kanal ekledin? Merkezi Ovalar’daki kılıçların kanallı yapılmadığına eminim.” Duruma anlam veremeyen Wei Hao başını kaşıyarak kılıcın iki yanından uzanan kanallara baktı.

 “Buna kan kanalı deniyor ve amacı bir hedefi daha hızlı öldürmek. Kılıç rakibin vücuduna saplandıktan sonra kanı bu kan kanalından akıyor. Böylece hedef kısa sürede çok kan kaybı yaşıyor!” Wang Chong gülümsedi.

 “Ah!” Wei Hao şaşkına döndü, elindeki kılıcı neredeyse yere düşürmüştü.

 “Kan kanalı mı? Wang Chong, bu kılıç cidden manyakmış!”

 Wang Chong gülümsedi. Bulat çeliğinden yapılan silahlar -ki buna Damaskus palası da dahildi- tamamen katliama yönelik üretilen aletlerdi. Aslında bütün kılıçlar aynıydı. Zaten var olmalarının sebebi buydu.

 ‘Dürüst bir adamın binlerce altını idare etmesine izin veremezsin, bir iyilik meleğini de orduların başına geçiremezsin’, yeterli cesaretiniz yoksa silahlara yaklaşmamanız gerekiyordu.

 “Bana ver bakayım!” Wang Chong kılıcı eline aldı. Ağırlığı diğerlerine kıyasla daha fazlaydı ve yaklaşık 10-15 kilogram civarındaydı. Yeterli güce sahip olmayan kişilerin buna benzer silahları uzun süre kullanması mümkün değildi.

 “İlk Bulat silahı yapıldı!” diye düşündü Wang Chong. Kılıcı rastgele salladı ve havada bir gölge belirdikten hemen sonra ÇAT! Mağaradaki bir kaya ortadan ikiye yarıldı.

 “Vov, keskinmiş! Cidden normal bir kılıç değil!” Wei Hao korkuyla geri çekildi. Kılıç henüz tamamlanmıştı ve henüz onu test etme şansını bulamadığı için bu kadar keskin olduğunu da öğrenememişti!

 Mağara duvarlarının sertliğini ise iyi biliyordu. Wei Klanı burayı sırf duvarların yeterince sert ve kaliteli olmasından sebep seçmişti.

 Alan geniş değildi ama bu kadarcık alanı kazmak için neredeyse yarım yıllık bir kazı çalışması yapmak zorunda kalmışlardı. Malikanenin efendileri duvarlara çıkmış ve en kaliteli kılıçlarıyla saldırmalarına rağmen sadece birkaç taş parçası kesmeyi başarmışlardı.

  Fakat gelin görün ki Wang Chong’un kılıcı efor sarf etmeden taşları ikiye kesebiliyordu.

 “Henüz tamamlanmadı. Düzeltilecek ve üstüne bir takım şeyler kazınacak; işte o vakit keskinliği sadece bu kadarla sınırlı kalmayacak.” Dedi Wang Chong.

 Wei Hao şoke oldu. Dürüst olmak gerekirse Wang Chong’un kılıca ne yaptığını bilmiyordu. Sadece o değil, usta demirciler bile soğuk dövmenin ne demek olduğunu bilmiyorlardı.

 Wang Chong’un bunları nasıl bildiği ise onlar için bir gizemdi.

 “Wang Chong, Sindhiler’in çok para istediğini biliyorsun. Birkaç tane kılıçla o kadar parayı kazanabilecek misin? Sıkıntı çıkmasından endişeleniyorum!” dedi Wei Hao.

 Wei Hao dışında Wang Chong’un o rahiplere 90.000 altın külçe borçlu olduğunu kimse bilmiyordu. Aklından çıkmayan bu mesele sürekli onu endişelendiriyordu.

 “Hehe, sakin ol. Zamanı gelince anlayacaksın.” Wang Chong ise kayıtsızdı. Yapılan kılıçları eline alır almaz kalbi çarpmaya başladı; aklında kuzeni Wang Zhu Yan vardı.

 Wei Klanı’nın demircileri üstlerine düşeni yapmıştı ve şimdi sıra, Wang Zhu Yan’daydı.

…..

“Velet, bu şeylerle ne yapmaya çalışıyorsun?” Başkentin batısında yer alan Xi Shi Köşkü’nün zemini kırmızı bir halıyla kaplıydı ve yataklar altından yeşimle yapılmıştı. Wang Chong’un kuzeni yatakta rahatça uzanıyordu.

 Bir eliyle genç adamın getirdiği kılıçla oynuyor, diğeriyle de üzüm yiyordu.

 Wang Chong bile kuzeninin inanılmaz biri olduğunu düşünüyordu. Savaş sanatlarında başkentin çoğu dehasıyla kapışabilecek düzeydeydi; dış görünüşü ise sessiz ve zarifti. Kraliyet sarayındaki prensesler bile onunla aşık atmakta zorlanıyordu.

 İşte bu yüzden başkentte bir sürü bağlantısı vardı.

 “İkinci Kardeşim, bana verdiğin sözü ne çabuk unuttun?” Wang Chong eğilerek sakince gülümsedi. Klandaki pozisyonu yükselmişti ama bu kuzeninin önünde kibirli davranmaya cüret edemezdi.

 Eğer kadına Sakyamuni Buda diyecek olursak, o halde Wang Chong da onun avucuna hapsettiği Maymun Sun’dan farksızdı. Yeteneklerini geliştirmeden önce fazla dikkat çekmemeliydi.

 “Son zamanlarda yaptığın şeylerden sonra senden yardımımı esirgeyecek değilim. Fakat bir şeyi unutmuyor musun?” Wang Zhu Yan döndü ve ona sert bir bakış attı.

 “Bir şey mi?” Wang Chong’un aklı karıştı. Ne demek istediğini anlamamıştı.

 “Hmph, bilmiyormuş gibi davranacaksın demek?” Wang Zhu Yan homurdandı. “Hatırlatmama gerek var mı? Söylesene, Sekiz Tanrı Köşkü’nde neler oldu?”

 VENG!

 Adeta genç adamın beynine bir yıldırım inmişti. O esnada sırtından soğuk terler akıyordu.

 Hassiktir!

 Nasıl öğrenmişti? Yoksa bu kadın 7 günün 24 saati peşinde miydi? Sekiz Tanrı Köşkü’ndeki meseleyi ondan gizleyebileceğini düşünüyordu ama görünüşe göre her şeyi başından beri biliyordu.

 Wang Chong ne diyeceğini bilemedi. Kuzeninin önünde tamamen çırılçıplaktı, adeta ondan hiçbir şey saklayamıyordu.

……..