Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

47. Bölüm Wang Chong’un Planı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 “Yirmi gün geçti ama o velette hala bir hareket yok!” Zhang Klanı’nın bahçesinde…

 Zhang Jian ve Zhang Chong ikilisi o esnada taştan bir masanın etrafında oturuyordu. Sakince çay içiyor, aromanın vücutlarına nüfuz etmesine izin veriyorlardı.

 “O iş o kadar kolay olur mu hiç? 90.000 altın külçe yahu! Sırf sen istiyorsun diye o kadar paranın şak diye ortaya çıkacağını mı sanıyorsun?” Zhang Chong başını kaldırdı. Keyifliydi.

 “Ayrıca Dük Jiu’nun yolsuzluklardan uzak bir adam olduğunu herkes bilir. Wang Klanı’nın o kadar paraya sahip olması mümkün değil. Zhang Klanımız yüz yılları devirmiş bir klandır ve toplam servetimiz 90.000 altından fazla olsa da, biz bile bir ayda o kadar parayı toplayamayız. O velet hayallerinin peşinde koşuyor. Yakında acı gerçeğe uyanacaktır!”

 Bir süredir Yargısal Denetim Mahkemesi’ni izliyorlardı ve Hidrebad cevheriyle ilgili kontrat henüz tamamlanmamıştı. Onlara göre Wang Chong kesinlikle başarısız olacaktı!

 “Fazla kibirliydi! Eğer ona önerdiğimiz anlaşmayı alsaydı bu hallere düşmezdi. Baksana bu gidişle hem işini kaybedecek hem de kontratı çiğnediği için ceza ödeyecek!” Zhang Jian göklere bakarak düşüncelere daldı.

 O Mücevher Dükkanı’na ilk girdiğinde birilerinin Hidrebad cevherinin çoktan satın aldığını ve bu kişilerin Wang Klanı’na ait olduğunu öğrenmişlerdi. Paniklemeden edememişlerdi.

 Fakat birkaç gün araştırdıktan sonra tamamen rahatlamışlardı.

 Merkezi Ovalar’da ‘Dük Jiu’ adını duymayan yoktu. Eğer Wang Klanı cevherleri gerçekten almak istiyorsa, o halde başarısız olmaları işten bile değildi. Fakat imzaladıkları 90.000 altınlık kontratı gördükten sonra anında rahatlamışlardı.

 Wang Klanı ne kadar güçlü olursa olsun, zamanında 90.000 altın bulamazlarsa anlaşma bozulacak ve böylece anlaşma Zhang Klanı’nın ellerine geçecekti.

 Bunların yaşanması artık an meselesiydi.

 “Neden böyle bir şey yaptıklarını gerçekten bilmiyorum. Dük Jiu’nun soyu tamamen kraliyet sarayına ve orduya odaklıdır; daha önce cevherlere ilgi duyduklarını hiç duymadım. Hidrebad cevherlerini satın aldıklarını öğrendiğimde ise rahiplerin bizimle dalga geçtiğini sanmıştım! Sindhi’den ne diye cevher alacaklardı ki?” Zhang Jian aniden konuştu.

 “Dük Jiu saygıdeğer bir adamdır. Bahse varım bu meseleyi ona haber vermemişlerdir. Muhtemelen torunlarından birinin başının altınan çıktı.”

 “Her halükarda onlara yardım etmeliyiz. Dük Jiu’nun itibarının zedelenmesine izin veremeyiz.” Zhang Chong çok ciddiydi.

 “En, klan başkanı da aynı şeyi söyledi!” Zhang Jian başını salladı.

 Dük Jiu büyük sorumluluklar alan önemli bir görevliydi. Hem ülkesine hem de dünyaya büyük katkılar yapmıştı. O olmasaydı dünya bugünkü kadar huzurlu bir yer olamazdı.

 İşte bu yüzden herkes ona saygı duyuyordu.

 Dada!

 Tam aralarında konuştukları esnada Zhang Klanı’ndan bir üye yanlarına geldi ve Zhang Jian’ın kulağına fısıldadı.

 “Ne? Birileri Mavişişe Köşkü’nde kılıç mı satıyormuş?” Zhang Jian şaşkına döndü.

 “Buna şaşıracak ne var?” Zhang Chong çayından bir durum aldı, meselenin gayet normal olduğunu düşünüyordu. Başkentte onca insan varken birilerinin kılıç satmasına şaşırmamak lazımdı.

 “Tanesine 600 altın istiyor! Mavişişe Köşkü’ne bir duyuru asılmış ve kimsenin kılıcı görmesine izin verilmiyormuş!”

 “Ne!” Zhang Chong neredeyse çayı yere döküyordu. Kılıç satılması şaşılacak bir şey değildi ama 600 altınlık bir kılıç… İşte buna şaşırmamak elde değildi!

 Bu kalitede kılıç yapabilen sadece birkaç oluşum vardı ve Zhang Klanı da onlardan biriydi.

 “Hangi aile sınırlarını aşarak başkente ulaşmış? Bizim bölgemize girmeye nasıl cüret ediyorlar? Huang,Cheng, Li ve Lu Klanları meseleye ne diyor?” Zhang Chong sordu. Eğer kılıcı satan oluşum bu klanlardan biriyse o halde rapor edilecek bir durum yoktu.

 “Onlar da köşke adam göndermiş. Hazırlıksız yakalanmış durumdalar ve hatta bizi sorgulamaya bile kalkmışlar!” dedi Zhang Jian.

 Zhang Cong’un alnı kırıştı.

 Demirci klanları arasında belli başlı kurallar vardı. Bu dünyada her sektörün kendine has bir etkisi ve yetkisi mevcuttu. Bu bilerek yaptıkları bir şey değildi; her şey geçen yüz yıllarla birlikte kendiliğinden oluşmuştu.

 Başkentteki demircilik sektörünün başında Zhang, Huang, Cheng, Li ve Lu Klanları vardı. Tabii başka oluşumların da başkentte silah satışı yapması mümkündü ama önce bu durumu bahsi geçen klanlara bildirmeleri gerekiyordu.

 Bu klanlar baskıcı değildi. Ama bu işin kuralı buydu. Zhang Klanı böyle bir şey yapacak olursa önce diğerlerine haber verirdi.

 Bu kurala herkes uyuyordu.

 Ancak bahsi geçen şahıslar farklıydı!

 “Gidelim! Bakmamız şart!” Zhang Chong hemen ayağa fırladı ve Zhang Jian da onun peşine takıldı.

…….

 Köşk ince işçiliğin eseriydi ve çok heybetliydi.

 Binanın dış yapısı devasa bir mavişişe kelebeğini andırıyordu ve kelebek kanatlarını açmıştı. Engin Turna Köşkü gibi burası da lüks yiyeceklerin ve içeceklerin satıldığı bir yerdi. Fakat müşteriler buraya genelde çay ve türevi şeyler için geliyordu.

 Fakat bugün Mavişişe Köşkü’nde farklı bir hava vardı.

 Kapıda üst üste koyulmuş külçelerden oluşan 2 metrelik bir dağ duruyordu. Dağın hemen üstünde ise siyah örtülerle kaplanmış bir metrelik bir kılıç mevcuttu.

 Kılıcın yanında bir tabela vardı.

 [600 altın külçe!] yazıyordu. Bu metalden dağ, kılıç ve ahşap tabela çok dikkat çekiyordu. Etraftan eleştiriler yankılanıyordu.

 “Dokunamıyorsun ve göremiyorsun; böyle kılıç mı satılır!”

 “Hem de fiyata 600 altın demişler. Muhtemelen kafayı yemiş olmalılar! Niye gidip banka falan soymuyorlar ki?”

 “Peki köşk buna neden izin veriyor? Yiyecek ve içecek satılan bir yerin girişinde bu metal dağın ne işi var?”

….

 Köşkün ikinci katında duran Wei Hao kalabalığa baktı. Eleştirilerin sırtına adeta hançerler gibi saplandığını hissediyordu. Kendisi Mavişişe Köşkü’nün genç efendisiydi ve kılıcı oraya asan oydu; bu yüzden eleştirileri de kendi kişiliğine yöneltildiğini hissediyordu.

 “Wang Chong, cidden böyle mi yapacağız?” diye kaygıyla sordu. “Burası insanların yiyecek ve içecek için geldiği bir yer. Neden doğru düzgün bir silah dükkanı bulmuyoruz ki?”

 “Buna gerek yok. Böylesi iyi!” Wang Chong başını iki yana salladı. Kararı kesindi ve bazen Wei Hao onu çok kıskanıyordu. Çünkü bu adam etrafında olup bitenden hiç etkilenmiyor gibiydi.

 “Ama bana garip geliyor. Sonuçta bir şeyler içmek için gelen bir adamın kılıç alması… Pek de gerçekçi değil. Üstelik kılıç başına 600 altın istesek bile 90.000 altın toplayabilecek miyiz?”

 Wang Chong’un tersine Wei Hao çok şüpheliydi. Wang Chong’un kılıcı koyduğu yer oldukça garipti. Burası silah dükkanı değildi. Dahası kılıç başına 600 altın kazansalar bile, 90.000 altını toplamak neredeyse imkansızdı!

 Gerçi Wei Hao’ya göre Wang Chong en başından beri o anlaşmayı imzalamamalıydı!

 “Sakin ol, gerekli parayı toplayacağız!” Wang Chong sakince kalabalığı süzdü. Zaten 90.000 altını toplamak imkansızdı. Normal bir koşulda, ünlü kılıçlar dahi 600-700 altına satılıyordu. En üst-düzey olanları bile en fazla 1000 altına gidiyordu.

 Kılıçtan beklentiniz yoksa, ona sadece birkaç gümüş harcardınız. Böyle bir durumda Bulat silahlarını binlerce altına satmak imkansızdı!

 Bulat silahlarının gerçek değerine ulaşması bu gidişle en azından 6-7 yıl sürerdi!

 Fakat Wang Chong olayları değiştirmişti. Sıradan bir yöntem değil, kimsenin tahmin edemeyeceği bir yöntem kullanacaktı!

 Dolayısıyla Mavişişe Köşkü onun için çok önemliydi!

 Evet, belki de burası kılıç satmak için çok uygun bir yer değildi. Fakat Wang Chong bu yerin olağanüstü bir avantaja sahip olduğunu biliyordu.

 İMPARATORLUK ORDUSU!

 Mavişişe Köşkü’nün hemen yakınlarında, yaklaşık birkaç yüz metre ötede kraliyet sarayının girişi vardı! İmparatorluk Ordusu da oraya konuşlanmıştı!

 Bu yüzden Mavişişe Köşkü sık sık İmparatorluk Ordusu’ndaki generallerin ve askerlerin geldiği bir yerdi!

  Zaten bu yüzden Engin Turna Köşkü gibi yemeğe değil, çaya ve alkole odaklanmışlardı. Böylece ordu üyeleri devriyeden sonra buraya gelerek rahatlayabiliyordu.

 Kraliyet sarayında alkol yasaktı ve İmparatorluk Ordusu devriye değişimlerinde bir şeyler içmek için sadece buraya gelebiliyordu.

 Para konusunda sıkıntı çekmedikleri için Mavişişe Köşkü’nde işler epey iyiydi.

 Tabii Wang Chong bu konuya pek kafasını takmıyordu. Büyük Tang ve Merkezi Ovalar’da bu kılıçların en güzide alıcıları şüphesiz ki İmparatorluk Ordusu’ndaki generallerdi. Wang Chong bunu çok iyi biliyordu!

 Eski hayatında Abbasiler’den gelen Bulat silahları yüz binlerce altına satılmıştı; çünkü İmparatorluk Ordusu’nun generalleri onları resmen kendi kolları yahut bacakları gibi görüyordu.

 Soylu kimliklerine daha çok yakışan başka bir kılıç yoktu. İmparatorluk Ordusu’nun liderleri bu kılıçları alabilecek paraya da sahipti!

 Bu konuda Bulat çeliğinin ticaretini yapan klanlar bile onlarla aşık atamıyordu.

 Aslında İmparatorluk Ordusu’nun liderleri genelde etkileyici kimselerdi. Wang Chong 90.000 altın toplamak için onları hedef alması gerektiğini biliyordu.

 Aslında başından beri onlara yönelik bir plan yapmıştı! Silahlar kaliteli olduğu sürece İmparatorluk Ordusu onları alabilirdi!

 Fakat kraliyet sarayı ve İmparatorluk Ordusu’nun itibarı yüzünden çoğu silah tüccarı onlara yaklaşamıyordu. Wang Chong’un dışında bu generallerin devasa miktarlara sahip olduğunu bilen kişi sayısı çok azdı!

 Genç adamın elindeki tek avantaj buydu ve bu sırrı kimseye söylemeyecekti!

……..