Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

49. Bölüm Zhang Cong ve Zhang Jian’ın Gerginliği

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

“Ama etraftaki diğer kalabalığı dağıtıyorlar, niye ses çıkarmıyoruz?” Şaşkına dönen Wei Hao aynı zamanda öfkeliydi. Eleştirilere bir şey demiyordu ama diğer kalabalığı da dağıtmalarına izin veremezdi. Wang Chong o kılıcı insanların dikkatini çekmek için köşke asmıştı.

 Eğer kalabalığı dağıtırlarsa, kılıcı alacak adamı nereden bulacaklardı?

 Bu durum Wang Chong’un planını riske sokmaz mıydı?

 “Kendin söyledin. Onlar sadece gelip geçen boş kalabalık; olayı izlemeye gelen tipler. Aralarından alıcı çıkacağını sanmıyorsun ya?” Wang Chong soruya soruyla cevap verdi.

 “Bu…” Wei Hao ne diyeceğini bilemiyordu.

 “Rahat ol, önemli değil. Plan hala devam ediyor.” Wang Chong gülümseyerek Wei Hao’nun omzuna dokundu. Demirci klanlarından gelenlerin hareketlerine pek takılmamıştı. Sonuçta Bulat silahının fiyatını görünce böyle bir şey yapmaları gayet doğaldı. Wang Chong bunun böyle olacağını biliyordu.

 Vücudunu esneterek rahatladı. Ardından geriye yaslanarak etrafına baktı. Böylece daha uzağı görebiliyordu.

 “En?” Aniden Wang Chong dikkat kesildi.

 “Ne oldu?” Wei Hao sordu.

 “İki tanıdık gördüm.” Wang Chong gülümseyerek uzaklara baktı. Kalabalığın içinde Zhang Chong ve Zhang Jian ikilisi vardı. Mavişişe Köşkü’ndeki olaylar Cheng, Huang ve Lu Klanları’nı etkilediği için gayet tabii Zhang Klanı da durumdan haberdardı.

 Ama Wang Chong Zhang Klanı’nın buraya Zhang Cong ve Zhang Jian ikilisini göndereceğini düşünmemişti.

 “Tanıdık mı? Onlarla görüşecek misin?” Wei Hao sordu.

 “Gerek yok, zamanı gelince görüşeceğiz.” Henüz onlarla buluşmanın zamanı değildi. Wang Chong fark edilmek istemediği için Wei Hao’yu alarak yola koyuldu.

…………

 “Neler oluyor? Onun burada ne işi var?” Wang Chong ayağa kalktığında, Zhang Chong ve Zhang Jian ikilisi onu tesadüfen fark etmişti.

 Şaşkınlardı.

 Wang Chong hızlıca gitmiş olsa da, bu adamların üzerinde bıraktığı izlenim gerçekten çok derindi. Daha önce söylediği sözleri hala hatırlıyorlardı.

 Anlık bir bakış olsa da, kalabalığın arasından onu anında fark ettiler. Mavişişe Köşkü’nde bir kılıcın satıldığını duymuşlardı ama Wang Chong’u burada görmeyi beklemiyorlardı.

 Akılalmaz bir durumdu!

 “Yoksa kılıcın sahibi o mu?” Zhang Jian istemsizce mırıldandı.

 “İmkansız!” Zhang Cong düşünmeden cevapladı. Bu sözler ağzından çıkar çıkmaz davranışlarının uygunsuz olduğunu anlayarak hemen ekledi: “Yani sadece bir tesadüf olabilir. Sonuçta burası gençlerin sık sık çay içmeye geldiği bir yer.”

 “En.” Dedi Zhang Jian. Beklenmedik bir şekilde meseleyi üstelememişti.

 “Zhang Cong, Zhang Jian, geldiniz demek.”

 Üç klandan onları tanıyan figürler öne çıktı. “Sadece dikkat çekmek isteyen tiplermiş. Klan başkanınıza söyleyin, endişelenmesine gerek yok. Dönüyoruz!”

 “Demek öyleymiş!” Meseleyi öğrendikten sonra rahat birer nefes aldılar. Adeta kalplerindeki ağırlık kalkıyordu. “Durumu bildirmek için geri döneceğiz.” Deseler de, bir sebepten ötürü hala şaşkınlardı. Wang Chong’u unutamıyorlardı.

 “Umarım düşündüğüm gibi değildir!” Diye düşünerek gittiler. Kimse köşkün önünde duran ve sakalını sıvazlayan İmparatorluk Ordusu’nun liderlerinden birini görmemişti. Köşkteki kılıç adamın dikkatini çekmişti.

….

 Üç büyük klanın çıkardığı olaydan sonra köşkün önündeki kalabalık dağıldı. Klanlar bu meselenin kapandığını düşünüyordu.

 Fakat hemen ertesi gün, tam da Mavişişe Köşkü’ndeki kalabalığın dağıldığını düşündükleri sırada, ortalık bir anda insan kaynamaya başlamıştı. Çünkü yeni bir gelişme vardı.

 1200 altın!

 Köşke asılan kılıcın yeni fiyatı buydu!

 Önceki günkü fiyatın iki katıydı! Üstelik kılıcın sahibi bir mesaj da bırakmıştı: Kılıç günde sadece 2 saatliğine satılık olacaktı. 2 saatin ardından satışlar duracaktı ve eskisi gibi kılıca dokunmak da onu görmek de yasaktı!

 “1200 altın mı? Kafayı mı yemiş?” Bunu gören Cheng Klanı’ndan bir üstadın aklı başından uçmuştu, adeta gözleri yuvalarından fırlamak üzereydi.

 “Bu herif kim olduğunu sanıyor? Bir silah ne kadar maliyetli olabilir ki? Buna rağmen 1200 altın istemeye cüret ediyor! Cheng Klanı olarak biz bile o kadar yüksek fiyata mal satmıyoruz! Herif kendini çok abartıyor! Başkentteki insanların salak olduğunu mu düşünüyor? Peki ya Mavişişe Köşkü’ne ne demeli… Onlar ne yapıyor!?”

 Dün de buraya gelmişti. Kılıcın sahibi dikkat çekmek istiyor olabilirdi ama her şeyin de bir sınırı vardı! Bu konuda onu asıl sinirlendiren şey Mavişişe Köşkü’nün hareketleriydi. Bu köşk başkentin ünlü mekanlarından biriydi. Böyle bir işe kalkışmaları akıl alır gibi değildi!

 “Nasıl? Sana söylediğim şeye bakabildin mi?” Cheng Klanı’ndan gelen üstat, Cheng Youqing, elindeki mektubu bıraktı ve mektubu ona getiren Cheng Klanı üyesine baktı.

 “Üstat, bakma şansım oldu. Topladığım bilgilere göre bu kılıcın satan şahıs Mavişişe Köşkü’nün sahibinin bir dostuymuş. Aralarındaki yakın bağlar sayesinde kılıcını köşke asabilmiş. Şimdi ne yapacağız? Resmen işimize taş koyuyorlar. Oraya gidip baksak, belki de uyarsak diyorum?” diye cevapladı adam.

 “Olacak şey değil!” Cheng Youqing ona sert bir bakış atarak adamı azarladı: “Birkaç velet yüzünden olay mı çıkaracağız? Ne diyorsun sen? 1200 altınlık bir kılıcı satabileceğini mi sanıyorsun? Bırakın ne istiyorsa yapsın. Zaten birkaç gün sonra durmak zorunda kalacak.”

 “Anlaşıldı üstat!”

 Klan üyesi ansızın aldığı tepkiden ötürü korkmuştu. Hemen başını eğdi ve sesini kesti.

……

 1200 altınlık bir kılıç… Bu fiyat marketin çok üstündeydi! Aklı başında olan bir adam bu kılıca böyle bir fiyat ödemezdi! Kimse satın almadığı sürece kılıç da elbet kaldırılacaktı.

 Cheng, Huang ve Lu Klanları böyle olacağını düşünüyordu.

 Onlara göre bu durum ufak bir olaydı ve dikkatlerini çekecek kadar önemli değildi. Dolayısıyla köşke bulaşmıyorlardı.

 Fakat başkentteki farklı bir klan… İşte onlar için durum çok farklıydı.

 “Nasıl? Bir şey bulabildiniz mi?” Zhang Klanı’nın malikanesinde, Zhang Chong ve Zhang Jian ikilisi kasvetliydi. Malikanedeki hava diğer klanlardan tamamen farklıydı.

 “Öğrendiğimiz kadarıyla Mavişişe Köşkü Wei Klanı’na aitmiş. O kılıcı oraya asan kişi de Wei Klanı’nın genç efendisiymiş.” Zhang Klanı üyesi başını eğdi, ellerini birleştirdi ve saygıyla eğildi.

  “Wei Klanı’nın genç efendisi mi? Kimmiş?” Zhang Jian’ın ifadesi katılaştı.

 “Wei Hao gongzi.” Diye cevapladı adam.

 VENG!

 Bu ismi duyan Zheng Cong ve Zhang Jian şaşkına dönerek birbirine baktı.

 “Çekilebilirsin.” Zhang Jian eliyle adama işaret etti. O gittikten sonra ikili birbirine uzunca bir süre baktı. Sert bir hava vardı ve kimseden çıt çıkmıyordu.

 “Sıkıntı büyük! Wei Hao şu Wang Chong’la epey yakın dost değil miydi?” Nihayetinde sessizliği bozan kişi Zhang Cong oldu. Alnı kırışıyordu ve endişeliydi. Hidrebad sorunu yüzünden Wang Chong’a dikkat ediyorlardı ve doğal olarak onun takıldığı kişileri de inceliyorlardı.

 Wei Hao da Wang Chong’un sık sık takıldığı kişilerden biriydi.

 Wang Klanı’nın demircilikte tecrübesi yoktu. Bu yüzden Hidrebad cevherini Wang Klanı’nın aldığını düşünmüyorlardı. Bu konuda Wang Chong tek başına olmalıydı ve onun ciddi olduğunu düşünmedikleri için bu genç adamı hafife almışlardı.

 Fakat köşke kılıcı koyan kişi gerçekten Wang Chong ise işte o zaman durum değişirdi. Başarılı olsun ya da olmasın eğer gerçekten bir kılıç dövmeyi başarmışsa bu bile Zhang Klanı’nı germeye yeterdi. Hatta paniklemeleri bile anormal olmazdı.

 Kimse beklentilerini aşan durumlardan hoşlanmazdı. Şüphesiz ki Hidrebad meselesinde yaşananlar onların huzurunu kaçırıyordu.

 “Sıkıntı. Kılıç dövmüş olamaz, değil mi?” Zhang Jian sordu.

 “Ne olursa olsun dikkatli olmalıyız. Küçük bir çocuğun o kadar etkileyici olabileceğini sanmıyorum ama Hidrebad cevheri bizim için çok önemli. Bu durumu derhal klan başkanına bildirmeliyiz!” Birlikte malikanenin içine geçtiler.

……

 1200 altın külçe!

 Merkezi Ovalar’da 1200 altın külçe devasa bir miktardı ve bu parayla ortalama bir insan dört-beş hayat yaşayabilirdi. Fakat köşkte asılan kılıç şaşılacak bir şekilde 1200 altına satılıyordu!

 Tam insanlar ‘akılalmaz fiyattan’ ötürü şaşkınlık yaşarken, kılıcın sahibinin hareketleri onları bir kez daha hazırlıksız yakaladı.

 Çünkü fiyat 2400 altın külçe olmuştu!

 Köşkteki en güncel fiyat buydu. Mavişişe Köşkü’nün sahibi de konuya dair yorum yapmıyordu. Adeta ona göre kesin bir fiyat yoktu. En güncel fiyat açıklandığında başkentteki silah tüccarları arasında yer yerinden oynadı.

 Kılıcın sahibi her kimse, adam şaka yapıyor olsa bile herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştı!

 Başkentte binlerce silah dükkanı vardı ve içlerinden birinde bile 2400 altınlık bir kılıç bulmak mümkün değildi! Fakat köşkteki esrarengiz kılıcın fiyatı tam olarak buydu.

 Ayrıca durum ilginçti.

 İlk günkü fiyat 600 altındı!

 İkinci gün fiyat 1200’e çıkmıştı!

 Ve üçüncü günde de 2400 olmuştu!

 Dördüncü günde neler olacağını düşünmek için bir deha olmaya gerek yoktu. Açıkça görülebildiği üzere her geçen gün fiyat iki katına çıkıyordu.

 Bu adam kimdi? Böyle bir şeyi yapmak için ne kadar cesur olmak gerekiyordu?

 “Manyak. Bu herif her kimse manyağın teki!”

 “Herhalde öyle! Hangi kılıç 2400 altın eder ki? Bunu sadece kafayı yemiş bir adam yapabilir.”

 “Ayrıca kimsenin kılıcı görmesine ya da ona dokunmasına izin vermiyor. Böyle kılıç mı satılır?”

 ………

 Köşkün dışındaki kalabalık kılıca bakarak gülüyordu. Sonuçta bunları izlemek için para vermeye gerek yoktu. Üstelik köşk bu seyircilere leziz mi leziz atıştırmalıklar da dağıtıyordu.

 Gitgide kalabalık artmaktaydı. İlk günlere kıyasla bugün daha çok insan gelmişti ve insan sayısı hala artıyordu.

……