Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

5. Bölüm Wang Klanı’nın Bir Numaralı Üstadı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 Wang Chong arka taraftaki çiçek bahçesinde oturuyor, derin düşünceleriyle boğuşuyordu. Uzun zamandır kıpırdamamıştı ve babası Engin Turna Köşkü diye bir yerde Yao Guang Yi ile buluşacaktı.

 O yaşlı tilki buna iyi hazırlanmıştı. Engin Turna Köşkü’nde tek bir müşterinin bile kalmayacağından emindi. Oraya artık Yao Guang Yi ve Kral Qi’nin adamlarından başka kimse giremezdi. Fakat dışarıdan bakıldığında Köşk, hala müşterilerle dolup taşıyormuş gibi görünüyordu ve anormal bir durum yoktu.

 Wang Chong’un eski hayatında babası bu illüzyona kapılmış ve nihayetinde her şey Yao Guang Yi’nin planladığı gibi ilerlemişti.

 Genç adam içeri giremediği takdirde bu felaketi önleyemeyeceğini iyi biliyordu. Fakat Engin Turna Köşkü’nde Yao Guang Yi tarafından yerleştirilmiş çok sayıda üstat vardı. Kaba kuvvetle içeriye giremezdi. Dolayısıyla aklını kullanmak zorundaydı.

 “Buldum!”

 Aniden Wang Chong’un gözleri parladı; aklına biri gelmişti. Onu nasıl unutmuş olabilirdi ki? Onun sayesinde Engin Turna Köşkü’ne sızabilirdi. Fakat sadece içeriye girerek Yao Guang Yi’nin planını bozamazdı.

 “Olmaz. Köşk üstatlarla dolu. Bu görevi tek başıma yerine getiremem. Yanımda güçlü bir üstat götürmem şart!” Bunu düşünen Wang Chong’un yüzü ekşidi.

 Kendini iyi biliyordu. Eski hayatında olsaydı fazla uğraşmasına gerek bile kalmazdı. O zamanlar edindiği akılalmaz gelişim seviyesiyle Yao Guang Yi’nin bütün üstatlarını alt edebilirdi.

 Fakat bu hayatında henüz on beş yaşındaki bir çocuktu. Ufacık gücüyle o tecrübeli ve heybetli üstatlara nasıl karşı koyabilirdi? Şu anda tek başına içeriye dalması hiçbir şeyi çözmezdi. Yao Guang Yi’nin göndereceği tek bir üstat bile onun işini bitirebilirdi.

 O esnada Wang Chong’un yüzü iyice ekşidi. Demin yaşadığı mutluluk anı kaybolup gitmişti. Bu zamanda nereden bir üstat bulacaktı ki?!

 Tam hayal kırıklığına kapıldığı sırada yaklaşan ayak seslerini duydu. İstemsizce başını kaldırdı ve birkaç muhafızla birlikte gezen küçük kardeşini gördü.

 Daha önce bu manzarayı defalarca kez görmesine rağmen, bu kez gördüğü şeyler zihninde bambaşka bir tepkime yaratmıştı.

 “Ah, ne aptalım ama!”

 Wang Chong alnına bir şaplak atarak güldü. Ellerinde zaten bir fener varken etrafta ışık aramaya çalışıyordu! Büyük Abisi ve İkinci Kardeşi burada olmadığına göre, bu plana küçük kız kardeşinden başka kim yardım edebilirdi ki?

 Gözünün önündeki hazineyi neredeyse kaçırıyordu!

 Wang Chong gülümsemeden edemedi. Wang Ailesi’nde küçük kız kardeşi Wang Xiao Yao tam olarak bir ‘efsane’ydi.

 Sadece on yaşında olmasına rağmen üstün yeteneği sayesinde akılalmaz bir güce sahipti. Söylentilere göre üç yaşındayken tek başına ağır bir kazanı kaldırmıştı.

 Wang Chong bu olayı bizzat görmemiş olsa da, annesi bunun doğru olduğunu söylediğine göre şüphe etmeye gerek yoktu.

 Hatta genç adam bu koca başkentte yetenek konusunda küçük kız kardeşini geçebilecek kimsenin olduğunu düşünmüyordu.

 Hele ki gelecek potansiyeli!!

 Wang Chong eski hayatında buna tanık olduğu için her şeyi biliyordu. Küçük kardeşinin gelecekte ne denli korkunç bir üstada dönüşeceğini tecrübe etmişti.

 Aslında küçük kardeşinin bu kadar güçlü olmasının sebebi basitti; küçük kızın meridyenleri tamamen açıktı.

 ‘Nefesi kontrol ederek bir pürüzsüzlük yakalamak, bir bebeğinki kadar temiz vücuda erişmek’, bu cümle ‘Aydınlanma Yazıtları’nda geçiyordu. Herkesin bildiği gibi bir insan anne karnındayken tamamen temiz meridyenlere sahip olurdu.

 Doğduğunda ve dünyanın kirli havasını soluduğunda ise kişinin meridyenleri yavaş yavaş kapanıyordu. İşte bu kapanış, adeta göklerden yere düşen bir meleğin ansızın ölümlüye dönüşmesine benziyordu.

 Doğar doğmaz atılan ilk çığlıkla birlikte bu kirlenme süreci başlıyordu.

 Fakat küçük kız kardeşi farklıydı. Özel bir vücuda sahipti ve doğduktan sonra meridyenleri kapanmamıştı. Bu tarz bir vücut bazen milyonlarca insanın arasından bile çıkmıyordu.

 Dolayısıyla küçük kız hangi savaş sanatına çalışırsa çalışsın onu anında öğreniyor ve diğerlerini bu konuda hemen geride bırakıyordu. Yeteneğinin asıl çarpıcı kısmı ise sahip olduğu aşırı güçtü.

 Fakat ne yazık ki henüz gençti ve masumane bir yapıya sahipti. Ayrıca muzip bir çocuktu. Bu yüzden sık sık antrenmanlarını ekiyordu. Buna rağmen gücü hala inanılmazdı. Kendisinden on yaş büyük olanlarla bile kolayca mücadele edebiliyordu.

 Wang Klanı’ndaki bir numaralı üstadın bu ufak ‘Kız’ olduğuna şüphe yoktu. Wang Chong ‘bir numaralı üstadı’ evde boş boş bırakacak kadar aptal değildi. Böyle bir üstadı başka nerede bulabilirdi ki?

 Ayrıca kız kardeşi inatçı ve kandırılmaktan hoşlanmayan biri olsa da, Wang Chong’a çok güvenirdi. Onun dediklerine kesinlikle uyardı.

 Böylece Wang Chong ayağa kalktı. “Küçük kardeşim, buraya gel!” diye onu çağırdı. Suratında muzip bir gülümseme vardı. “Abin seni eğlenceli bir yere götürecek!”

…….

 “Üçüncü Kardeşim, beni nereye götürüyorsun?”

 Araca binen küçük kız kardeşi başını pencereden çıkardı. Merak dolu bakışlarla şehri izliyordu. Öfkesi tamamen kaybolmuş ve geriye sadece merak duygusu kalmıştı.

 Sonuçta bu kızcağız henüz on yaşındaydı. Normalde ev kuralları tarafından kısıtlanıyor ve istediği gibi sokağa çıkmasına izin verilmiyordu. Büyük kardeşiyle birlikte annesine yakalanmadan sokaklara çıkmak bile onun için çok zor olmuştu. Bu nedenle oldukça heyecanlıydı.

 “Hehe, sakin ol. Birazdan göreceksin.” Wang Chong gülümsedi. “Verdiğin sözü unutma. Benim iznim olmadan kimseye saldırmayacaksın. Yoksa bir daha seni dışarı çıkarmam.”

 “Orh.”

 Küçük kız kardeşi uslu uslu başını salladı ve fazla düşünmeden onayladı. Büyük kardeşine çok güveniyordu. Fakat, çok geçmeden aklına birkaç düşünce geldi ve kızcağız yumruklarını sıkarak konuştu: “Abi, sakın bana yalan söylemeye kalkma. Yoksa işini bitiririm! Hmph!”

“Ne yalanı! Sana nasıl yalan söyleyebilirim ki?!”

 Wang Chong kız kardeşinin korkunç gücünü hatırlayınca gerilmeden edemedi. Ondan gelecek rastgele bir yumruk bile genç adamı öldürmeye yeterdi. Eğer kızcağız kendini kaybederse kim bilir Wang Chong’un sonu nasıl olurdu?

 “Oh! Bu Genç Efendi Chong değil mi?”

 Konuştukları esnada cılız bir ses duyuldu.

 “Geldik!”

 Wang Chong araçtan indi ve gülümsedi. Burası sık sık takıldığı bir köşktü. Ma Zhou ve çetenin geri kalanı burada olmalıydı.

 Kız kardeşini de araçtan indiren Wang Chong, kuş kafesleri taşıyan ve mesafedeki hayranlarına el sallayan bir grupla karşılaştı. Bu grup da onun geleceğini bekliyormuş gibi görünüyordu.

  “Sonunda gelebildin! Genç Efendi Chong, kaç zamandır görüşmüyoruz!”

 Konuşan genç adam grubun lideriydi ve arkasında bambudan yapılma bir yelpaze vardı. Tek bir bakışla zengin bir züppe olduğu anlaşılıyordu ve sağ kaşının altındaki siyah ben çok dikkat çekiyordu. Wang Chong’u görür görmez hemen onu karşılamak için ileri atıldı.

 Bu genç adam Ma Zhou’dan başkası değildi!

“Genç Efendi Chong, duyduğumuz kadarıyla ceza almışsın ve ev hapsine kapatılmışsın. Seni ziyaret etmek istedik ama Wang Klanı’nın kapılarından geçemedik. Sürekli geri çevrildiğimiz için pes etmek zorunda kaldık. İyi misin?”

 Ma Zhou hemen Wang Chong’un elini tuttu ve endişelerini dile getirdi. Durumdan haberdar olmayan bir insan bu ikilinin arasında derin bir arkadaşlık bağının olduğunu düşünebilirdi. Fakat Ma Zhou’nun dudak ucuyla sergilediği alaycı tavır ve küçümseyici ifade gözlerden kaçmıyordu.

 “Hmph, geçmişte bunu fark etmemiştim ama bu herif cidden iyi rol yapıyor.” Wang Chong soğuk soğuk güldü.

 ‘Dış görünüş yaratılan algıyla şekillenir ve kişinin algısı, zihinsel düşünceleriyle birlikte gelişir’. O zamanlar Ma Zhou’nun gülümsemesi oldukça ‘Samimi’ geliyordu. Şimdiyse, bu gülümsemeyi gören Wang Chong karşısında duran adamın kibirle dolup taştığını anlamıştı.

 Ma Zhou kesinlikle onu bir aptal olarak görüyordu. Eski hayatında dünyanın ne kadar basit olduğunu düşünerek büyük aptallık yapmıştı. Sık sık bu insanların ona samimi davrandığını düşünen Wang Chong, onlara karşı asla tetikle olmamıştı.

 Ma Zhou’nun ağzından çıkan bütün sözler birer saçmalıktan ibaretti. Wang Chong evden çıkmadan önce muhafızlara sormuş ve son birkaç haftadır kapılara tek bir sineğin bile yaklaşmadığını öğrenmişti. Bu şerefsiz yine yalan söylüyordu.

 “Beni mi bekliyordunuz?”

 Wang Chong kayıtsız bir ifadeyle sordu.

 Ma Zhou şaşırdı. Bugün Genç Efendi Chong’da garip bir şeyler vardı. Geçmişte bu adam ona karşı çok sıcak davranırdı. Bugün neden soğuk bir ifade takınmıştı?

 Fakat Ma Zhou yanıldığını düşünerek meseleye fazla önem vermedi.

 “Genç Efendi Chong, inzivadan çıktığını duyduğumuz için burada toplandık; ekibe dönüşünü kutlamak için bekliyorduk! Kardeşlerim, haksız mıyım?”

 Bunu söyledikten sonra arkasındaki kalabalığa el salladı. Akabinde kalabalık kahkahalara boğuldu; adeta aptal aptal hareketler yapan bir maymunu izliyorlardı.

 “Ne diyorsun, Genç Efendi Chong? Gidelim mi?”

 Ma Zhou ışıl ışıl parlayan gülüşüyle Wang Chong’a baktı. O esnada gözlerindeki alaycı ifade iyice derinleşmişti.

 Wang Chong’u kandırmak gerçekten de basitti, bunun için birkaç söz söylemesi yetmişti. Üstelik bu adam dostluğa inanıyordu ve insanların ona bir aptal gibi davrandıklarını fark etmiyordu. Bu ‘çete’nin tek amacı hesabı Wang Chong’a ödetmek ve yaşadıkları bütün sorunları onun omuzlarına yüklemekti.

 Böyle bir para torbasını ve kalkanı başka nerede bulabilirlerdi ki?

  Ekibe dönüşünü kutlama lafı ise tamamen bir saçmalıktı. Ma Zhou hesabı ödemeyeceği için Wang Chong’a başvuracaktı. Wang Chong’la takılmaya başladığından beri cebinden bir kuruş bile çıkmamıştı.

 Dürüst olmak gerekirse arkada duran ekibin diğer üyeleri Wang Chong’un ev hapsine kapatılmasıyla birlikte onu özlemeye başlamıştı. Bu genç efendi yanlarında olmadığı sürece hesabı kim ödeyecekti? Peki ya yol açtıkları sorunları kim çözecekti?

 Bunları düşünen Ma Zhou iyice keyiflendi.

 Pat!

  Aniden keyifle gülen Ma Zhou’nun suratına bir tokat yapıştı. Pat! Tokadın etkisiyle birlikte yalpalayan Ma Zhou’nun adeta yüzünü ateş sarmıştı. Suratının yarısı anında şişti ve yanağında beş parmağın izi çıktı.

 O sırada sokak sessizliğe boğuldu.

 Herkes şoke olmuştu!

 Neler oluyordu? Ma Zhou nasıl bir tokat yemiş olabilirdi?

 “Bana vurdun mu?”

Ma Zhou yanan yanağını tutarak Wang Chong’a baktı; şaşkındı. Beyninden vurulmuş gibiydi ve duruma anlam veremiyordu. Wang Chong ona neden tokat atmıştı? Bu nasıl olabilirdi?

 Tokat yiyen bile bu kadar şaşırıyorsa, diğerlerinin tepkilerini söylemeye gerek yoktu. Diğer zamparalar şoke olmuş bir vaziyette kalakalmışlardı ve ağızları sonuna kadar açılmıştı.

 Wang Chong ciddi ciddi Ma Zhou’yu mu tokatlamıştı?

 Bu dünyada belki de Wang Chong dışında herkes Ma Zhou’yu tokatlayabilirdi. Wang Chong’a en yakın kişinin Ma Zhou olduğunu unutmamak gerekirdi.

 Aksi halde Ma Zhou onunla böyle dalga geçmeye cüret edemezdi.

 Fakat, o esnada, Wang Chong sokağın orta yerinde Ma Zhou’ya tokat atmıştı. Herkes şaşkındı ve kimse neler olup bittiğini bilmiyordu.

 “Evet, sana tokat attım.” Wang Chong gülümseyerek ona baktı. Durumdan etkilenmemiş gibi görünen tek kişi oydu: “Ma Zhou, bugüne kadar sana bir kardeş gibi davrandım ama sen beni aptal yerine koydun. Bütün bu yaşananlardan haberdar olmadığımı mı sanıyorsun?”

 Hua!

 İnsanlar bir kez daha şaşırdı. Ağızlar sonuna kadar açılıyordu. O dar kafalı, her lafa inanan Wang Chong’a ne olmuştu?

 İnsanların kolayca kullandığı, kardeş dediği insanlar tarafından bile defalarca kez kandırılan Wang Chong’a ne olmuştu?

 Her ne olmuşsa olsun, bu sözler onun ağzından çıkıyor olamazdı. Böyle bir değişim gerçek gibi görünmüyordu!

 Wang Chong’un değişimi insanları şaşkına çevirmişti. Dahası, çetenin çevirdiği işler gün yüzüne çıkıyordu. Yoksa Wang Chong başında beri aptal rolü mü oynuyordu?

 “Ne?! Ma Zhou, Ma Zhou bu mu?”

 İnsanlar Wang Chong’daki değişimi sindirmeye çalışırken garip bir ses duyuldu. Wang Ailesi’nin küçük kız çocuğunun yüzü ekşidi ve yuvarlak gözleri sonuna kadar açıldı. Vücudundan yayılan öfkeyi hissetmek mümkündü.

  Konuşmanın başında bu adamın, kardeşine zarar veren ana ‘suçlu’ olduğunu bilmiyordu. Fakat bunu öğrendikten sonra yaşananlara daha fazla dayanamamıştı: “Şerefsiz! Ne cüretle abime bulaşırsın, seni geberteceğim!”

……

 

Çevirmen notu
Not 1-)  ‘Nefesi kontrol ederek bir pürüzsüzlük yakalamak, bir bebeğinki kadar temiz bir vücuda erişmek’ Bu sözler ‘Aydınlanma Yazıtları’ diğer bir adıyla ‘Tao Te Ching’den alıntıdır. Bu kitabın yazarı Taoizm’in babası olarak bilinen Laozi’dir.