Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

50. Bölüm Sindhu Rahiplerini Sakinleştirmek

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 Eğer başka biri olsaydı kimse duruma dikkat etmezdi. Fakat kılıcı satan kişinin arkasında Mavişişe Köşkü’nün sahibi olduğu için olaylar bambaşka bir boyut kazanmıştı. Öyle ya da böyle bu durum başkentteki insanların dikkatini çekiyordu.

 Cheng, Huang ve Lu Klanları yeni haberleri aldıklarında eski rahatlıklarını yitirmişlerdi. Fakat buna rağmen üçüncü günün akşamında yaşanacakları kimse tahmin edememişti. İşte bu ‘beklenmedik olay’ hem onların hem de insanların Mavişişe Köşkü’nü farklı bir gözle görmesine sebep oluyordu.

 “2400 altın! Bu Merkezi Ovalar’daki en pahalı kılıç olmalı!”

 Güneş batmaya başladığında kimse Mavişişe Köşkü’nün altında beliren sakallı, Batılı bir tüccarın farkına varmamıştı. Batılı tüccarın adı Mosaide’ydi ve kendisi Charax Spasinu’dan geliyordu.

 Tipik tüccarların aksine Mosaide kılıçlara ‘ticaret’ gözüyle bakmıyordu. Onun için bu silahlar bir tutku ve hobiydi. Kılıçları seviyordu ve bu sevgisi neredeyse bir takıntı haline gelmişti.

 Bilhassa üst düzey kılıçlara hastaydı. Ne zaman böyle bir kılıç görse elindeki bütün imkanları kullanarak onu satın almaya çalışırdı.

 En büyük arzusu bu dünyadaki en iyi kılıcı görmekti.

 Dolayısıyla Merkezi Ovalar’a gelir gelmez önce Büyük Tang’ın başkentindeki silah dükkanlarını gezmişti. Fakat şimdiye kadar dikkatini çeken tek bir kılıçla bile karşılaştığı söylenemezdi.

 “Burası Merkezi Ovalar’daki en iyi silah dükkanı olmalı!” Köşkteki tabelayı gören Mosaide’nin aklından bu tarz düşünceler geçiyordu. Neredeyse bini aşkın dükkanı gezdikten sonra en pahalı kılıcı burada bulmuştu. Ayrıca diğer dükkanlara kıyasla burası oldukça lükstü.

 2400 altınlık bir kılıç; bu fiyat Abbasi Halifeliği ve Charax Spasinu’da bile nadirdi.

 Mosaide’nin Merkezi Ovalar’ı iyi bildiği söylenemezdi ama Charax Spasinu’da sadece en iyi demirciler ve en iyi silah dükkanları bu tarz bir fiyat isteyebilirdi. Yani olaya bu açıdan baktığında gördüğü köşkün Merkezi Ovalar’daki en iyi silah dükkanı olduğuna şüphe etmiyordu. Silahlarını burada satmaya cüret edebilenler ise en iyi demirciler olmalıydı!

 “Buraya gelmeden önce Merkezi Ovalar’daki demircilik sektörünün Abbasiler’le yahut Charax Spasinu ile aşık atamayacak kadar zayıf olduğunu duymuştum. Ama görünüşe göre yanılmışlar. Bu dükkanın sahibi siyah örtüyle kapattığı bir kılıca 2400 altın istiyorsa kendine epey güveniyor demektir.” Mosaide Merkezi Ovalar’daki karakterleri incelediği için köşkteki tabelayı okuyabiliyordu. İnsan gerçekten de etkilenmeden edemiyordu.

 Abbasiler ve Charax Spasinu dolaylarında sayısız usta demirci vardı; silah sektöründe öncü oldukları bilinen bir gerçekti. Fakat en iyi demirci bile bu köşkteki gibi örtüyle kapatılan bir kılıcı satmaya cüret edemezdi.

 Charax Spasinu’da bu kılıcın sahibine kesinlikle bir üstat denirdi ve muhtemelen bu şahıs Merkezi Ovalar’daki en iyi kılıç üstadıydı.

 Mosaide aniden bu ‘inanılmaz kılıç üstadı’yla tanışmaya karar verdi.

 Da!

 Bunu düşünür düşünmez anında Mavişişe Köşkü’ne yöneldi, ancak birkaç adım attıktan sonra bir rüzgar esti.

 “Ah! Şalım!” Hemen yakınlarından bir hanımefendinin sesi duyuldu. Rüzgar yeşil bir şalı beraberinde taşıyordu.

  Mosaide normalde böyle bir şeye dikkat etmezdi. Ancak birkaç adım attıktan sonra yeşil şalın ona doğru geldiğini fark etti.

 “Efendim, dikkatli olun!” Charax Spasinu’dan buraya kadar onu takip eden korumaları hemen ileri fırladı.

 “HA!” Mosaide bunu görünce bir kahkaha attı. Duraksadı ve korumalara fırsat vermeden eliyle beline uzandı.

 Shua! Soğuk bir ışıltı parladı ve ortadan ikiye ayrılan şal yavaş yavaş yere düştü. Korumalar durmuştu.

 Mesafedeki hanımefendi ise şaşkındı. Dehşete düşmüş bir şekilde Mosaide’ye bakıyordu.

 Havada süzülen saç telini kesmek!

 Bu deyim Charax Spasinu’da yapılan üst-düzey sabreler için sık sık kullanılırdı.

 Mosaide tek bir hamleyle şalı ikiye ayırdıktan sonra kendini beğenmiş bir edayla gülümsedi ve sabresini kınına soktu.

 Elindeki en iyi silah ve aynı zamanda favorisi buydu.

 “Hanımefendiye iki altın külçe verin!” Dedikten sonra köşke girdi. Arkasındaki korumalar vakit kaybetmeden hanımefendiye külçeleri verdiler.

……

 Wang Chong kılıcı Wei Hao’ya teslim ettikten sonra dikkatini savaş sanatlarına vermeye başlamıştı.

 “Panter Kemiği sayesinde eski hayatımdaki bazı teknikleri çalışabileceğimi düşünüyorum.” Sabahın erken saatlerinde, Wang Klanı’nın arka bahçesinde duran Wang Chong, boncuklarla oynarken bunu düşünüyordu.

 Genç adam eski hayatında edindiği tecrübeler sayesinde çok sayıda teknik biliyordu. Fakat bunların çoğu akılalmaz tekniklerdi ve kemikleri onu kısıtladığı için büyük bir kısmını çalışma imkanı olmamıştı.

 Fakat şimdiyse işler değişmişti. Kemikleri eski hayatındaki kadar güçlü olmasa da, hem Panter Kemikleri hem de eski tecrübeleri sayesinde bazı teknikleri çalışabilirdi.

 “Herkül Yumruğu’ndan başlayacağım!” Uzunca bir süre düşündükten sonra karara vardı.

 Eski hayatında, o çelikten süvariler yabancı diyarlardan buraya geldiklerinde, sahip oldukları olağanüstü savunma ile kara birliklerini tamamen çaresiz bırakmışlardı.

 İşte Herkül Yumruğu’nun yaratılış sebebi buydu.

 Bahsi geçen yumruk tekniği kişinin bütün gücünü tek bir yumruğa odaklıyor, düşük seviyeli bir savaşçıya bile fiziksel sınırlarını aşan bir kudret bahşediyordu. Bu yumruk sayesinde savaş alanındaki acınası durumları biraz da olsa düzelmişti.

 Aslında derin ya da akılalmaz bir teknik değildi.

 Ama bilhassa Köken Enerji Alemi’nde çok etkiliydi. Wang Chong şu anki haline daha çok uyacak bir teknik düşünemiyordu.

 “Gongzi, dışarıda sizi görmek isteyen birileri var!” Tam çalışmaya başlayacağı sırada Shen Long’un sesini duydu.

 “Sindhi rahipleri.”

 “Oh.”

 Wang Chong biraz düşündükten sonra gülümsedi. Neler olduğunu anlayabiliyordu. Uzun zamandır ortada görünmeyen rahiplerin artık harekete geçmesi doğaldı.

 “Onları içeri davet et.”

 “Anlaşıldı!” dedi Shen Long ve hemen kapıya yöneldi.

 Çok geçmeden iki figür içeri girdi.

 “Gongzi!” Ablonodan ve Arloja eğilerek selamladı. Sanskritçe konuşuyorlardı.

 “Efendiler, yoksa sabrınızı mı yitirdiniz?” Wang Chong gülümsedi, adamların ne için buraya geldiğini iyi biliyordu.

 “Gongzi, kusurumuza bakmayın. Ancak bu mesele bizim için çok önemli. Yaptığımız anlaşmada 90.000 altın külçeyi toplayabilirseniz size 300 junluk cevher ve Merkezi Ovalar’daki dağıtım haklarını vereceğimi söylemiştik.

 “O günden bu yana neredeyse bir ay geçti ve anlaştığımız tarih yaklaşmakta. Acaba son durumunuz nedir, bunu öğrenmek istiyoruz?” Ellerini birleştirerek sordular.

 “Haha, demek efendiler 90.000 altın sözümü tutup tutamayacağım hakkında endişeleniyor?” Wang Chong geniş bir kahkaha attı.

 “Umarım gongzi sözlerimize alınmamıştır, bunun bizim için çok önemli olduğunu tekrar belirtmek istiyorum.” Rahipler biraz utanmıştı. Ancak tereddüt ettikten sonra gerçeği konuşmaya başladılar.

 “Gongzi, sizden bir şey gizlemek istemiyorum. Sindhu şu anda açlıktan kırılıyor ve biz meseleyi uzattıkça açlıktan ölen insan sayısı da artıyor. Son günlerde Hidrebad’dan birkaç mektup aldık; geri dönmemizi istiyorlar. Acele etmek zorundayız ve bu yüzden sizi ziyaret etmek durumunda kaldık.”

 Konuştukları esnada kaygılı ifadeler takınmışlardı. Rol yapmıyorlardı. Şüphesiz ki Sindhu’daki açlık krizi muazzam seviyelerdeydi. Eğer durum bu kadar kötü olmasaydı anlaştıkları tarihten önce Wang Chong’un kapısını çalmazlardı.

 “Lütfen endişelenmeyin. Yakında 90.000 altını toplayacak ve size vereceğim. Sindhu meselesine de gelelim… Eğer bu kadar endişeliyseniz, Türk tüccarlarıyla konuşup oraya biraz inek ve kuzu gönderebilirim.”

 Wang Chong’un elinde fazla altın kalmamıştı ama inekler yahut kuzular kılıçlar kadar değerli değildi. 100 altına epey inek ve kuzu alabiliyordunuz.

 “Gerçekten mi?” İkili şaşırmış ve keyiflenmişti. Wang Chong’un hareketleri onları etkiliyordu. Türk Kağanlıkları buraya kıyasla Sindhu’ya daha yakındı. Eğer Wang Chong bazı Türk tüccarlarıyla iletişime geçer ve onlara inek ile kuzu yardımı yaparsa, Sindhu’daki ateşin üstüne biraz su serpmiş olurdu.

  Ayrıca Wang Chong buna mecbur olmamasına rağmen iyilik yapıyordu.

 “Tabii ki!” Wang Chong gülümseyerek başını salladı. Sindhu’daki durumu diğer herkesten daha iyi biliyordu. Ufacık bir yardımla bile bu insanların minnetini kazanmak mümkündü ve Wang Chong adamlara kendini sevdirmek için bu fırsatı kullanacaktı.

 ‘Susuz bir adama bir damla su ver ve gelecekte sana olan borcunu bir şelaleyle ödesin’. Bu sözler dünyanın her yerinde geçerliydi. Wang Chong bu yardımla adamlara iyi niyetini göstermiş olacak ve gelecekte Hidrebad cevherleriyle alakalı yapılacak anlaşmalarda ona bir koz sağlayacaktı.

 “90.000 altın konusunda ise bana inanmıyorsanız lütfen benimle gelin.”

 Kuzu ve inek konusunu hemen halledemezdi. Bu iş için en azından on on-beş gün gerekiyordu. Fakat 90.000 altın meselesi acildi.

 Konuşmak basitti. Sindhi rahipleri Wang Chong’dan şüphe etmeye başlamıştı ve genç adamın yeteneklerini görmeden rahatlayamayacaklardı.

 Wang Chong böyle olacağını zaten biliyordu.

 Dolayısıyla hemen bir araç çağırdı ve rahipleri de aldığı gibi Mavişişe Köşkü’ne gitti.

 “Ss! 2400 külçe!”

 “Hem de altın!” Wang Chong sırıtarak gülümsedi.

 Kalabalıkta duran iki Sindhi rahibi şaşkınlıkla birbirine baktı. Öte yandan Wang Chong içten içe gülümsüyordu. Erkenden geldikleri için gördükleri fiyat hala dünkü fiyatla aynıydı.

 Öğleden sonra tabela değişecek ve fiyat 4800 altına çıkacaktı. İşte o zaman nasıl bir şok yaşayacaklarını Wang Chong bile düşünemiyordu.

 “2400 altın… Merkezi Ovalar’daki kılıçlar bu kadar pahalı mı?” Merkezi Ovalar’ın dilini bilmiyor olsalar da, ‘2400’ü okuyabilmişlerdi. Fiyata şaşkın şaşkın bakıyorlardı.

Merkezi Ovalar’daki fiyatların bu kadar yüksek olacağını düşünmemişlerdi.

 “O silahı gongzi mi yaptı?”

 “En.” Wang Chong başını salladı.

“90.000 altın konusunda hala endişeleriniz var mı?”

 “Hayır, tabii ki hayır!” Diyerek başlarını iki yana salladılar. O esnada heyecandan vücutları titriyordu. Eğer tek bir kılıcı 2400 altına satabiliyorsa o halde 90.000 altını toplamak bu adam için gayet basitti!

 Bir ayda 90.000 altınlık bir ödeme almak Sindhu için mükemmel bir haberdi!

 Wang Chong’un yeteneklerinden şüphe duydukları için kendilerinden çok utanıyorlardı.

 Onları böyle gören Wang Chong sırıttı.

 2400 altınlık bir fiyat koymak ile kılıcı 2400 altına satmak arasında büyük fark vardı. Sindhi rahipleri cevheri Merkezi Ovalar’da satmak gibi büyük bir sorumluluğun yükü altındaydı ama buradaki marketin durumunu bilmedikleri açıktı.

 “Neyse ki sadece Sanskritçe biliyorlar. Aksi halde onları kandırmak bu kadar kolay olmazdı.” Wang Chong şansına minnettardı.

 “Efendiler, üst kata çıkalım ve biraz çay içelim!” dedikten sonra ikiliyi de alarak köşke girdi.

…..