Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Yao Feng’i Kışkırtmak

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

 Engin Turna Köşkü’nün üçüncü katında lüks kıyafetlere bürünmüş, zengin ailelere mensup gibi görünen bir grup genç adam toplanmıştı. Ana koltukta oturan zarif adamın şerefine içiyorlardı.

 “Yao gongzi, şerefe!”

 “Yao gongzi, şerefe!”

…..

 Genç adamlar kendi aralarında süslü sözlerle konuşuyordu. Ana koltukta oturan adama ekibin lideriymiş gibi davranıyor ve ona karşı olan tavırlarına büyük dikkat gösteriyorlardı. Genç Efendi Yao’nun sözlerle arası çok iyiydi ve başkentte yükselişe geçen figürlerden biriydi. Üstelik, bu grubun içinde bile en etkileyici arka plana sahip olan kişiydi.

 “Lütfen resmiyeti bir kenara bırakalım. Bugün ev sahibiniz ben olacağım, eğlenmemize bakalım!”

 Lüks kıyafetlere bürünmüş genç adam zarif hareketlerle kadehini kaldırdı. İfadesi sakindi ve hareketlerinden gönlü bol bir adam olduğu anlaşılıyordu. Centilmenlerle dolu bir odada bile fazlasıyla dikkat çekiyordu.

 Yao Hanesi başkentte etkileyici bir itibara sahipti; bilhassa Kral Qi ile aralarındaki kan bağı onları muazzam bir statüye koyuyordu. Genç Efendi Yao ise Yao Hanesi’nin en büyük oğluydu ve gelecekte Yao Klanı’nın başına geçecekti. İleride büyük işler başaracağına kesin gözüyle bakılan bir adamdı.

 Dolayısıyla, Genç Efendi Yao Feng tarafından ilk defa davet dilen bu figürler bile tereddüt etmeden bu toplantıya katılmıştı.

 Birkaç kadeh içtikten sonra herkes iyice keyiflendi.

 Ana koltukta oturan Yao Feng ise durumdan memnundu. Başını onaylarmışçasına öne salladı.

 Bugün ‘muazzam’ bir gündü. Babasının ve Yao Ailesi’nin itibarını kullanan Yao Feng, başkentteki bütün saygıdeğer genç efendileri Engin Turna Köşkü’ne çağırmıştı.

 İlk defa yapılan bu toplantı Yao Feng için bir fırsattı. Böylece genç efendilerin saygısını kazanabilir ve prestijini sağlam adımlarla oluşturmaya başlayabilirdi. Genç efendileri kendi yanına çekmeyi başardığı sürece gelecekte başkentin liderlerinden biri olması işten bile değildi.

 Üstelik babasından aldığı söze göre, bu saygıdeğer gençleri takipçisi yapabilirse, zamanla ailede otorite sahibi olacak ve yavaş yavaş aile işlerinin başına geçecekti.

 Şüphe yok ki böyle bir söz, ona ailenin varisi olmak için tanınmış bir fırsattı.

 İşte bu yüzden bu toplantı Yao Feng için çok önemliydi!

 Toplantıya katılan herkes mutlu mesut geçiniyordu. Yao Feng insanların bilerek ona övgü dolu sözler söylediğinin farkındaydı; insanların asıl dikkat ettiği şey Yao Feng değil, Yao Hanesiydi. Lakin Yao Feng için bu yeterli değildi. Onların kalbini kazanmak adına söze girdi.

 “Dostlarım, bugün burada oturan sizler, benim için birer kardeşten farksızsınız. Gelecekte neye ihtiyacınız olursa olsun, bana gelebilirsiniz…”

 “Genç efendi, genç efendi… Ma Zhou buraya iki kişi getirmiş!”

 Odanın ahşaptan yapılma kapıları açıldı ve Engin Turna Köşkü’nün idaresinden sorumlu adam içeriye girerek Yao Feng’in sözlerini böldü.

 “Ne oldu, neden panikliyorsun?” Yao Feng’in yüzü ekşidi. İdarecinin hareketleri onu sinirlenmişti ama bunu belli etmiyordu.

 “Kimsenin girişine izin verilmeyecek dememiş miydim? --- Ma Zhou’ya söyle daha sonra gelsin.” Dedi Yao Feng.

 “Söyledim ama…” İdarecinin sesi kısıldı. Bir anlığına tereddüt ettikten sonra söylemeye karar verdi. “Ama… İçeri girdi bile!”

 Bu sözleri sarf ettiği anda odaya bir sessizlik oturdu.

 Yao Feng ilk başlarda bu sözlerden ötürü sadece sinirlenmişti ama artık öfkesine mani olmakta zorlanıyordu. Ma Zhou onun için önemsiz bir kukladan fazlası değildi. Böyle bir toplantıya dalacak olursa Yao Feng onun peşini kolay kolay bırakmazdı.

 “Genç Efendi, isterseniz biz…” İpeklere bürünmüş genç bir adam sormaya çalıştı.

 “Lüzum yok!” Yao Feng adamın sözlerini bitirmesine izin vermeden araya girdi.

 “Kardeşlerim, ufak bir meseleyle ilgilenmem gerekiyor. Gösterdiğim bu saygısızlıktan ötürü affınıza sığınıyorum. Müdür Zhang, lütfen bunu ona verin. Söyleyin, toplantı sona erdikten sonra onunla bizzat görüşeceğim.”

 Yao Feng elini açtığı gibi bir altın nişan fırlattı. Büyük bir olay olmadığı sürece bu nişanı nadiren kullanırdı. Ma Zhou akıllı bir adamsa bu nişanı görür görmez Yao Feng’in niyetini anlayabilirdi.

 Eğer buna rağmen içeriye girmeye kalkarsa, o halde Yao Feng’in ona acımasızca davranmaktan başka çaresi kalmazdı!

 “Genç Efendi Yao, neden bu kadar uğraşıyorsunuz? Direkt girmemiz daha kolay olmaz mı!” Kapının ardından soğuk bir kahkaha duyuldu ve ahşap kapıları tekmeleyen Wang Chong içeri daldı.

 “Wang Chong?!” İçeri giren kişiyi görür görmez Yao Feng’in bütün vücudu titredi. Gözlerine inanamıyordu. Bu adamın burada ne işi vardı?

 “Ne oldu? Genç Efendi Yao, yoksa beni geri mi çevireceksiniz?” Wang Chong gülümsedi. Yao Feng’in şaşkın ifadesini görünce tatmin olmuştu. Ona konuşma fırsatı tanımadan hemen bir sandalye çekti ve adamın yanına oturdu.

 Yao Feng bu hareketlerin karşısında kendini zar zor tutuyordu. Öfkesini bastırarak gülümsedi: “Hiç olur mu canım! Buraya gelen herkes misafirimdir ve ben, misafirlerine kaba davranan bir adam değilim!”

 Yao Feng böyle bir durumda bile kendine hakim olabiliyordu. Büyük bir aileden gelen genç adamların bu gibi konularda tecrübeli olduğu bilinirdi. Tavırları gönlü bol biri olduğunu ve zarafetle dolup taştığını gösteriyordu. Bu konuda onunla aşık atabilecek sadece birkaç aile üyesi vardı. Wang Chong bile etkilenmişti.

 Yao Feng’in başkentteki genç liderlerden biri olması tesadüf eseri değildi. En azından davranışları ve sergilediği tavırlarla diğerlerini geride bırakabiliyordu.

 Fakat ne yazık ki Wang Chong buraya olay çıkarmak için gelmişti. Ayrıca, Yao Feng henüz geçmiş hayattaki pozisyonuna ulaşmış değildi.

 “Heh, küçük kardeşim, gel hadi! Burada bizi ağırlamak isteyen biri var, üstelik her yer yemek dolu! Bak, gördün mü? Abin sana asla yalan söylemez!” Wang Chong arkasına bile dönmeden seslendi.

 “Ciddi misin?” Masumane ve cılız bir ses duyuldu. Herkes şaşkın bir şekilde ahşap kapıya doğru baktı. Kapıdan içeri giren kızcağızın yuvarlak gözleri merakla odayı tarıyordu. Çok geçmeden masanın üstündeki leziz yiyecekleri gördü.

 “Vaaa, doğruymuş!” Küçük kızın resmen aklı başından uçmuştu. Odaya girdi, yürüdü ve Wang Chong’un yanına oturduğu gibi masadaki yemeklere daldı.

 Odadaki diğer misafirleri tamamen görmezden geliyordu. Küçük aklı henüz bu tarz şeyleri işleyebilecek kadar gelişmemişti. Abisi yemek yiyebileceğini söylediğine göre, küçük kız yemek yiyecekti!

 “Un, leziz! Çok leziz…” Wang Ailesi’nin en küçük çocuğu oburluğuyla bilinirdi. Küçük yapılıydı ama aynı şey midesi için söylenemezdi. İki üç ısırıkla devasa tavuk butlarını mideye indirebiliyordu. Yediği sırada övgü dolu sözler söylüyor ve ağzına giren kemiklerin hepsi tertemiz dışarı çıkıyordu. Hatta kemiklerin üstünde diş izleri bile vardı.

 Engin Turna Köşkü’ndeki yiyecekler güzel kokuluydu, lüks görünüyorlardı ve tam da başkentin ünlü restoranlarından birine ait olmaya layıktı. Kızartmaları, çorbaları, barbeküleri, kısaca her tür yemekleri mükemmeldi.

 Küçük kızın evde yediği yemekler de lezizdi ama bu konuda Engin Turna Köşkü’ndeki profesyonel aşçıların elinden çıkan lezzetlerle kıyaslanamazlardı. Wang Ailesi’nin küçük çocuğu çok mutluydu ve aklında sadece abisinin ne kadar mükemmel bir insan olduğu vardı. İştahını ortaya çıkararak çılgınlar gibi yemeye koyuldu ve üstü başı yağ içinde kaldı.

 Odaya girmesinden bu yana geçen kısacık zamanda iki tabağı çoktan bitirmişti. Yemek etiği ve iştahı Yao Feng’in gözlerini titretiyordu.

 Masadaki tabakların hızla temizlenmesi onu rahatsız etmiyordu. Engin Turna Köşkü Yao Hanesi’ne aitti ve onlar için yemek bir sorun değildi. Fakat, bu iki kardeşin buraya sorun çıkarmak için geldiklerini bir aptal bile anlayabilirdi.

 Eğer Wang Ailesi’nin en küçük çocuğu böyle devam ederse, başka kim yemek yemeye kalkabilirdi ki? Bu gidişle toplantı altüst olacaktı. Hatta, Yao Feng ortamın gerildiğini hissetmeye başlamıştı.

 Normalde böyle bir meselenin peşine düşmezdi. Fakat bu, başkentteki genç efendilerin kalbini kazanmak için düzenlediği bir toplantıydı ve bu toplantıya dair her şey onun için çok önemliydi. Böyle önemsiz bir ikilinin burada kafalarına estiği gibi davranmasına izin veremezdi.

 “Kız kardeşin çok tatlıymış! Genç Efendi Wang, buraya gelen herkes misafirimdir. Şuna ne diyorsunuz? Wang gongzi için diğer odada bir ziyafet hazırlatayım; bütün yiyecekler ve içecekler benden!”

 Yao Feng’in suratında mükemmel bir gülümseme vardı ve sakinliğini henüz yitirmemişti. Zarif laflarla ikiliyi ikna etmeye çalışıyordu; adeta bu şahısların buraya olay çıkarmak için geldiğini anlamamış gibiydi.

 Odadaki diğer gençler Yao Feng’in anlayışlı tavırlarından etkilenmişti. Bu hareketler bile Yao Hanesi’nin ve kültürünün ne denli derin olduğunu gösteriyordu. Yao Hanesi gerçekten de çoğu ailenin ulaşamayacağı bir pozisyondaydı.

  Wang Chong ise başından beri Yao Feng’in suratını izliyordu ve gözlerinin ucunda yaşanan titremeyi fark etmişti. Planladığı taktik işe yarıyordu.

 “Birlikte eğlenmek varken, tek başına bir odada oturmayı kim ister ki? Yao gongzi, Duyduğum kadarıyla eli bol ve yüce gönüllü birisiniz. Yani burada kalmamızın sizi rahatsız edeceğini sanmıyorum.”

  Wang Chong’u öyle kolay kolay göndermek hiç mümkün olur muydu? Engin Turna Köşkü’ne zar zor girebilen Wang Chong, işini tamamlayana kadar buradan çıkmaya niyetli değildi.

 “Bakalım daha ne kadar dayanacaksın!” Wang Chong gizlice gülümsedi. Buraya Yao Feng’i kızdırmaya gelmişti. Yao gongzinin ne kadar dayanıklı olduğu önemsizdi; bugün bu adam çileden çıkacaktı!

  Nihayetinde Yao Feng’in yüz ifadesi değişti. Wang Chong’un bu nazik hareketlerini geri çevireceğini düşünmemişti. Adamın buradan gitmek istemediği açıktı.

 “Wang gongzi, yanlışsam düzeltin, ancak sizi buraya davet ettiğimi hatırlamıyorum. Cimri bir insan değilim ama korkarım ki sizden gitmenizi isteyeceğim.” Yao Feng sinirliydi.

 “Heh, davet edilmediğimi biliyorum ama bu toplantıdan öylece gidemem! Yoksa Yao gongziye saygısızlık etmiş olurum!” Wang Chong soğuk bir ifade takındı. Bir başkasının önündeki alkol şişesini aldı ve kapağını açarak bir yudum çekti. Övmemek elde değildi: “İyi şarap!”

 Yao Feng iyi bir eğitim almış olsa da, Wang Chong’un kışkırtıcı tavırlarına karşı kayıtsız kalamıyordu.

 Ne demek bu toplantıdan öylece gidemem?

 Bendeniz, Yao Feng, senin gibi bir adamın saygısına ihtiyaç duymuyorum!

 Toplantıya gelen kişiler ülkenin başlıca görevlilerin çocukları olmasaydı, Yao Feng bu veledi anında odadan kovardı.

 “Mao Zhou, alçak herif! Böyle bir adamı buraya neden getirdin?! Seni diri diri yüzeceğim!” Yao Feng öfkeliydi.

 Wang Ailesi’nin en küçük oğluyla daha önce hiç tanışmamıştı ve yaptığı şeylerden bihaberdi. Wang Chong ve küçük kız kardeşi buraya geldiğine göre, Ma Zhou bütün her şeyi onlara anlatmış olmalıydı.

 Fakat zaman, bu meseleyi tartışmanın zamanı değildi!

 “Wang Chong, sana son kez soracağım. Gerçekten bana karşı çıkmak mı istiyorsun?” Yao Feng keskin bir ses tonuyla konuştu.

  Ne derse desin Wang Chong’un buradan gitmek gibi bir niyeti yoktu; dolayısıyla Yao Feng artık süslü sözlere başvurma gereği duymuyordu. Zaten odadaki herkes Wang Chong’un buraya sorun çıkarmak için geldiğini anlamıştı.

 “Hmph, Yao Feng, göze göz, dişe diş!” Wang Chong şarap kadehini yere fırlattı. Pat! Kadeh sayısız parçaya ayrıldı ve ortam anında gerildi. Aptalın teki bile bu kardeşlerin buraya Yao Feng için geldiğini anlayabilirdi. Bilerek olay çıkarmaya çalışıyorlardı.

Fakat insanların anlam veremediği bir şey vardı. Bu kardeşler kimdi ve Yao Feng’e karşı koymaya nasıl cüret edebiliyorlardı? Yao Hanesi’nin başkentte olağanüstü bir güce sahip olduğunu bilmeyen yoktu.

 “Wang Chong mu? Wang Klanı’ndan mı?” Aniden bir ses duyuldu. Toplantıya katılan gençlerden biri Wang Chong’u tanımıştı.

 “Evet!” Wang Chong direkt cevapladı.

 Bu cevapla birlikte odadaki herkesin ifadesi değişti. Wang Chong ve kardeşinin Yao Feng’e karşı çıkmaya cüret etmesine şaşırmamak lazımdı! Bunlar Wang Klanı’na ait kimselerdi!

  Wang Yan sadece bir generaldi ve Büyük Tang İmparatorluğu’nda başka generaller de vardı. Fakat başkentte herkes Wang Klanı’ndaki asıl önemli figürün kim olduğunu bilirdi.

  Ve bu figürün adını duyduğunuzda bile korkudan titriyordunuz!

  “Demek Dük Jiu’nun torunusunuz! Lütfen cahilliğimi bağışlayın.”

  “Büyükbabanızın sağlığı yerinde mi?”

  “Bendeniz başkentteki Wei Ailesi’nden geliyorum. Büyükbabanız zamanında babama, Wei Li’ye yardım etmişti ve kendisi uzun zamandır bu meseleyi düşünüyordu. Genç Efendi Wang, rica etsem büyükbabanıza bir mesaj iletebilir misiniz? Lütfen ona, Wei Li’nin saygılarını sunmak için kendisini ziyaret etmek istediğini söyleyin!”

 O esnada insanların Wang kardeşlere karşı sergilediği tavırlar ciddi ölçüde değişmişti. ‘Dük Jiu’, işte bu isim başkentte büyük bir etkiye sahipti.

 Eğer inzivaya çekilmiş olan Dük Jiu, Yao Ailesi’nin işini bitirmeye karar verirse, işte o zaman her şey değişirdi.

 Bu mesele sıradan ailelerin karışabileceği bir mesele değildi!

…..

Çevirmen notu
Not 1-) Gongzi: Centilmen anlamına geliyor. Daha çok kendinizle eşit statüde olan birine karşı kullandığınız saygılı ifadelerden biri.