Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

8. Bölüm Engin Turna Köşkü’nde Olay Çıkarmak

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

“Genç Efendi Yao, acilen yapmam gereken birkaç şey var; unutmuşum! İzninizle gidiyorum!”

“Genç Efendi Yao, başka zaman görüşmek üzere!”

…..

 Süslü sözler sarf eden genç bir adam kalktı ve odayı terk etti. Hemen ardından birkaç kişi daha onu takip etti.

 Yao Feng’in suratı kaskatı kesilmişti. Çok geçmeden ifadesi de kararmıştı. Fazla olay çıkarmadan Wang Chong’un buradan gitmesini istiyordu; bu nedenle başından beri öfkesine hakim olmuştu. Fakat, ne yaparsa yapsın sonuç değişmemiş ve zar zor topladığı bu insanlar birer birer gitmeye başlamıştı.

 Giderken ‘başka zaman görüşmek üzere’ gibi laflar etseler de, bunların hepsi boş laftı. Yaşananlar sayesinde olayın altında daha ‘derin’ bir şeyin olduğunu öğrenmişlerdi ve bir süreliğine Yao Feng’in yanına bile yaklaşmayacaklardı.

 “Wang Chong, madem gitmek istemiyorsunuz, o halde ebediyen burada kalabilirsiniz! Hey, indirin şunları! Bakalım Wang Klanı bu konuda ne yapacak!”

 Yao Feng nefretle ve öfkeyle doluydu. Masaya yumruğunu indirerek ayağa fırladı.

 “Boom!” Esen rüzgarla birlikte kapının arkasında emir bekleyen iki Yao koruması hemen içeri daldı. İri yarı adamlar vahşi ifadeler takınmıştı. Tek bir kelime bile etmeden ellerini açtılar ve Wang Chong ile Wang Xiao Yao’ya doğru atıldılar!

 Çevik ve hızlı hareket ediyorlardı. Orduya ait oldukları açıktı; uyguladıkları teknikler orduda öğretilen ve düşmanı yakalamak için kullanılan standart tekniklerdi.

 Bu tekniğin amacı karşı tarafın omuzlarını etkisiz hale getirmekti. Wang Chong ve kız kardeşi saldırıya karşı koymazlarsa kesinlikle yakalanacaklardı.

 “Küçük kardeşim, şimdi!” Tehlikeyi hisseden Wang Chong kükredi.

 Buraya gelmeden önce kız kardeşiyle anlaşmışlardı; Wang Chong izin vermediği sürece kızcağız kimseye saldırmayacaktı. Ma Zhou’yla uğraştığında bile ona hareket izni vermemişti. Fakat artık harekete geçmenin zamanı gelmişti.

 Yao Ailesi’nin korumaları hızlıydı. Kaşla göz arasında, Wang Chong’un kükremesinden hemen sonra Wang Ailesi’nin en küçük çocuğu ileri fırladı!

 Çat! Nasıl olduğunu kimse anlayamasa da, kemiğin kırılırken çıkardığı bir sesle birlikte Yao Ailesi’nin ilk koruması çığlık attı ve diz çöktü. Sol eli garip bir açıyla arkaya bükülmüştü.

 İkinci korumayı bekleyen kader ise daha kötüydü. Bir ağız dolusu kan kusan adam ipi kesilmiş bir uçurtma gibi geriye uçtu. Boom, vücudu duvara çakıldı ve adam arkasında devasa bir delik açarak dışarı fırladı.

 Mücadele göz açıp kapayıncaya kadar sona ermişti! Wang Ailesi’nin en küçük çocuğu elindeki tavuk butuyla masanın üstünde duruyordu.

 Sessizlik!

 Bütün oda sessizliğe gömüldü!

 Yao Feng şoke olmuştu ve diğerleri daha da kötüydü. Kimse bu ufacık kızdan böyle muazzam bir güç gösterisi beklemiyordu.

 Yao Ailesi’nin iyi eğitimli korumaları bu kızın yumruklarına karşı çaresizdi. Buna bir mücadele demek bile doğru olmazdı!

Deng deng deng!

 Küçük kızın yakınlarında duran birkaç misafir istemsizce geri çekildi; korkuyorlardı.

 “Korkunç! Bu yaşta böyle bir güce nasıl sahip olabilir ki?”

 “Muhtemelen o ilk yumruk beni öldürmeye yeterdi. Bu kızın on yaşında olduğuna emin miyiz?”

 “Yao Ailesi’nin sadece elit askerler seçtiğini herkes bilir! Kendi gözlerimle görmemiş olsaydım bu yaşananlara asla inanmazdım!”

……….

 Odadaki herkes aptala dönmüştü. Başkentte her gün sayısız antrenman karşılaşması yapılıyordu ama kimse bu on yaşındaki kız kadar güçlü değildi!

 “Abime zarar vermeye kalkan herkesi geberteceğim!” Masada oturan küçük kız sonuna kadar açtığı gözleriyle insanları süzdü. Naif ve küçük görünüyordu ama artık kimse onu küçümsemeye kalkmıyordu!

 “Aferin!” Wang Chong ise keyifliydi. ‘Wang Klanı’nın bir numaralı üstadı’ndan da daha azı beklenmezdi! Genç adamın eski hayatına dair anılarında da küçük kız kardeşi bu kadar korkutucu bir güce sahipti. Arada sırada tembellik yapıyor olsa da, muazzam yeteneği sayesinde sıradan insanların asla ulaşamayacağı bir seviyede yer alıyordu.

 Yumruklarının arkasında ince teknikler yoktu ama inanılmaz gücü ve tepki hızı Yao Ailesi’nin korumalarını alt etmek için fazlasıyla yeterliydi.

 “Yao Feng, üzgünüm. Bizimle başa çıkacak güce sahip değilsin!” Wang Chong sobaya biraz daha odun atmaya karar verdi ve soğuk soğuk sırıttı.

 “Bu ne cüret! İndirin şunları!” Yao Feng öfkeden köpürüyordu. Wang Chong’un kışkırtmalarıyla birlikte vücudu kasılmaya başlamıştı.

 Yao Hanesi’nin elit güçleri ufacık bir kızla başa çıkamıyordu; eğer bu duyulursa yer yerinden oynardı. Toplantı yarıda kesilmiş olabilirdi ama Yao Klanı’nın itibarını korumak için Wang kardeşleri yakalaması şarttı.

  Onları yakaladıktan sonra Wang Klanı’nın kapısını çalacak ve yaşananlardan ötürü hepsini suçlu ilan edecekti.

 Boom! Yao Feng elini kaldırdığı gibi Yao Hanesi’nden gelen dört üstat harekete geçti. Gelişim seviyesi konusunda bu dörtlü, demin yenilen iki korumadan daha yüksekteydi.

  Eğer onlar da küçük kıza karşı koyamazsa, Yao Klanı’nın itibarı gerçekten de ayaklar altına alınmış olacaktı.

 Wang Chong bu kez adamların saldırmasını beklemek istemiyordu. Yao Feng üstatlara işaret verir vermez Wang Chong da Yao Feng’i göstererek kükredi: “Küçük kardeşim, şu herifi yakala!”

 ‘Biniciden önce sürdüğü bineği vur. Haydutlardan önce liderlerini yakala’, Wang Chong buraya neden geldiğini unutmamıştı. Yao Hanesi’nin korumalarını alt etmek ona bir fayda sağlamayacaktı. Hepsini yenseler bile bunun bir alamı yoktu. Asıl önemli olan şey Yao Feng’i yakalamaktı.

 Yao Feng onlara karşı adamlarını göndererek mücadeleyi zaten başlatmıştı; artık Wang Chong’un durmak için bir nedeni yoktu.

 Boom! Boom!

 Wang Ailesi’nin en küçük çocuğunun patlayıcı gücü ve olağanüstü hızı anında ortaya çıktı. Peng peng peng, Yao Hanesi’nden gelen dört üstat bir anlığına duraksadı ve teker teker geriye fırladılar.

 Küçük kız ilerliyordu. Masayı adımladı ve ana koltukta oturan Genç Efendi Yao’ya yöneldi.

 “Alçak!” Yao Feng ayağa fırladığı gibi soğuk bir ifade takındı. Wang Xiao Yao ve abisinin hareketleri onu kızdırmıştı. Kıyafetlerinde bir dalgalanma oluştu ve bir Boom sesini takiben ayaklarından bir şok dalgası yayılarak bölgeyi sardı. Adeta kıyıyı döven dalgalara benziyordu.

 Wang Chong odanın girişinde duruyordu. Yao Feng ile arasında koca bir masa olsa bile fırtına-vari auradan yayılan korkunç baskıyı hissetmişti. Birkaç adım geri çekilmekten başka çaresi yoktu. Yao Feng’in gücü şaşırtıcıydı.

Peng!

 Yao Feng’in heybetli yumruğu ve Wang Xiao Yao’nun küçük yumruğu ortada buluştu.

 Boom! Odayı bir rüzgar aldı ve çarpışmadan kaynaklanan şok dalgası dört bir yana saçıldı. Adeta odaya bir yıldırım düşmüşü. Deng peng deng, hızla üç adım geriye çekilen Yao Feng’in vücudu titredi.

 Aynı esnada, küçük kız da yaylandı ve yarım adım çekildi.

 “Hmph! Beni ne sanıyorsunuz? İkinizle başa çıkamayacağımı mı düşünüyorsunuz?” Yao Feng’in yüzü değişti. O esnada hissettiği öfke bütün benliğini kaplamıştı. Odada sadece kendi adamları vardı ve misafirlerin hepsi gitmişti. Dolayısıyla artık centilmen rolünü sürdürmesine gerek yoktu: “Benimle birlikte saldırın! Bu kardeşleri yakalayana benden bin altın ve bir de zırh!”

 Yao Feng sözlerini bitirmeden eğilerek gücünü topladı ve aniden ileri fırladı. Bu sözler adamlarını gazlamıştı. Yao Feng’in tarafında olan diğer zengin züppeler bile saldırıya geçiyordu.

 Büyük Tang İmparatorluğu’nda ‘Dük Jiu’ ismi korkunç bir kavramdı. Fakat, ne yazık ki herkes bir seçim şansına sahip olamayabiliyordu. Bu genç adamların ait oldukları aileler Yao Klanı’nın kontrolündeydi. Yao Feng’in başına gelecek olası bir sorun onları da etkilerdi!

 “Sıkıntı!” Wang Chong şaşkına döndü. O esnada kalbi adeta buzdan bir nehre girmiş gibiydi. Her şeyi planlamış, her hareketini düşünmüştü; fakat Yao Feng’in bu kadar güçlü olacağını düşünmemişti. Eski hayatındaki kadar heybetli olmasa da, Yao Feng’in savaş sanatlarındaki yeteneği gerçekten inanılmazdı.

 Küçük kız kardeşi onu yenemezdi! Ve Yao Feng’i yakalayamazlarsa, Wang Chong’un planı suya düşerdi!

 O esnada sağlam bir tehlike hissine kapılmıştı. Planında büyük bir açık vardı ve bu açığı hemen kapatmazsa, her şey boşa gidecekti.

 “Yao Feng gongzi, size yardım edeceğiz!” Odanın dört bir yanından buna benzer sesler geliyor ve genç efendiler saldırıya geçiyordu.

 Aynı zamanda, köşkün her katından da ayak sesleri geliyordu. Yao Guang Yi’nin  Engin Turna Köşkü’ne yerleştirdiği bütün üstatlar sesin kaynağına akın ediyordu.

 “Abi!—“ Diye bağırdı Wang Xiao Yao. Çok sayıda üstatla karşılaşınca paniklemişti. Güçlüydü ama ne kadar cesur olursa olsun, o henüz on yaşındaki bir kız çocuğuydu. Daha önce hiç böyle bir durumla karşı karşıya kalmamıştı!

 “Kardeşim, panikleme! Beni dinle!” O gergin anda Wang Chong aniden sakinleşti. Garip bir şekilde sesinde insanı sakinleştiren bir eda vardı ve Wang Xiao Yao onu duyunca bütün kaygılarından kurtulmuştu.

 “Akıntıyı Kateden Kaplan!” Küçük kız abisinin sesini duyar duymaz harekete geçti. Vücudu önce büküldü ve ardından ileri fırladı.

 “Ah!” Acı dolu bir çığlık duyuldu. Yao Hanesi’nden gelen bir koruma küçük kızın tekmesiyle birlikte duvardan dışarı fırlamış ve sokağa çakılmıştı.

 “Kardeş Wang, hadi, şerefe!” Engin Turna Köşkü’nün bodrum katında mücevherlerle ve incilerle dolu bir mekan vardı. Dağı andıran iki figür karşı karşıya oturuyor ve kadeh tokuşturuyordu.

  Büyük Tang İmparatorluğu’na ait iki büyük klanın kaderleri, bu toplantıya bağlıydı ve kimse bundan haberdar değildi.

 Yao Guang Yi salık cübbelere bürünmüştü ve resmi bir şekilde oturuyordu. Wang Yan’ın kadehine sürekli şarap koyuyor olmasına rağmen toplantıyı neden önerdiğine dair hiçbir şey söylememekte ısrar ediyordu.

 “Kardeş Yao, beni neden buraya…”

 “Hahaha, Kardeş Wang, şimdilik bunu bir kenara bırakalım. Senle ben… Bizler sınırı koruyan generalleriz ve her gün böyle bir buluşma fırsatına erişemiyoruz. Bırak önemli meseleleri, bugün keyfimize bakalım.”

 Yao Guang Yi araya girdi. İkisi de generaldi ama Yao Guang Yi’nin hareketlerine bakılırsa, kendisi daha çok zekasına bel bağlayan bir generale benziyordu.

 Wang Yan’ın yüzü ekşidi; tam konuşacağı esnada susmaya karar verdi.

 Wang Yan klasik bir ordu generaliydi ve dürüst bir kişiliği vardı. Yao Guang Yi’in onu buraya kendi tarafına çekmek için çağırdığını düşünüyordu. Yao Guang Yi bu konudan söz eder etmez Wang Yan hemen onu reddedecekti.

 Fakat gariptir ki, birkaç kadeh içmiş olmalarına rağmen Yao Guang Yi konuyu açmamış ve Wang Yan ne diyeceğini bilememişti. Mantıken Yao Guang Yi’nin daha kaygılı olması gerekirdi ama durum hiç de öyle görünmüyordu.

  Wang Yan düşüncelerini sorgulamaya başladı. Belki de Yao Guang Yi onu kendi tarafına çekmek istemiyordu?

 Garip olsa da, Wang Yan içten içe Yao Guang Yi’nin onu buraya sadece sohbet etmek için çağırmış olduğunu umuyordu.

 Yao Klanı ve Wang Klanı… Bunlar imparatorluğun temel sütunları arasındaydı. İmparatorluğa hizmet etmek için birlikte çalışmaları Büyük Tang ve dünya için en iyi çözümdü.

 Ayrıca, Wang Yan’ın herhangi bir korkusu yoktu. ‘Bir centilmen kimseden bir şey gizlemez; ancak ikiyüzlü bir adam gölgelere mahkumdur’. Dürüst olduğu ve direkt olduğu sürece Yao Guang Yi’nin ona karşı kuracağı planlara karşı kendine güveniyordu!

 “Kardeş Yao, şerefe!”

 Wang Yan kadehini kaldırdı.

 Boom! Tam kadehlerini kaldırdıkları sırada yer titredi ve bir figür sokağa çakıldı…

…….