Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

9. Bölüm Yaklaşan Kaos

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 “Başkentte olay çıkarmaya kim cüret ediyor!”

 Wang Yan şarap kadehini masaya koydu ve kaşları çatıldı. Yaşadığı hoşnutsuzluk bile diğerlerini korkutmaya yetiyordu. Savaş alanlarını domine eden bir general, sinirini bozmaya çalışan ufacık bir toz zerresine müsaade etmeyecekti. Ona göre her şey ya beyaz ya da siyahtı ve kanunu çiğneyen insanlardan nefret ederdi.

 Başkentteki Engin Turna Köşkü’nde, Göklerin Oğullarını ağırlayan bu yerde sorun çıkarmaya kalkan hadsiz kimse, o kişinin korku nedir bilmediği ve kanunu tanımadığı açıktı!

 Ve bu tarz insanlara karşı Wang Yan’ın yapacağı tek bir şey vardı. Yumruğunu masaya vurduğu gibi ayağa kalktı ve dışarı baktı. Bu durumu gören Yao Guang Yi’nin ifadesi değişmiş ve hemen Wang Yan’ı sakinleştirmeye çalışmıştı.

 “Heheh Kardeş Wang, sen kraliyet çevresindeki bir generalsin; böyle önemsiz meselelere el atmana gerek yok! Gel hadi, içelim! Bugün sarhoş olacağız!”

 Yao Guang Yi sözlerini yarıladığında kadehini kaldırdı ve Wang Yan’a oturması için işaret etti. Şaka gibiydi! Kaç zamandır bu plan üzerine çalışıyordu ve Wang Yan’ı buraya gelmeye ikna etmişti. Bunu bir daha asla yapamazdı.

 Eğer Wang Yan giderse plan tamamen çökerdi.

 “Ah… Pekala, öyle olsun.” Wang Yang istemeye istemeye de olsa Yao Guang Yi’nin kaldırdığı kadehi görünce oturmak zorunda kaldı.

 Wang Yan’ın geri döndüğünü gören adamın kalbindeki gerginlik nihayet dinmişti. Şarap şişesini kavradı ve Wang Yan’ın kadehini doldurdu. Fakat Yao Guang Yi hala endişeliydi. Engin Turna Köşkü’nü ve içine yerleştirdiği onca adamı iyi biliyordu.

  Peki… Bunca adama rağmen burada nasıl bir olay çıkmıştı? Yoksa birileri içeriye zorla girmeye mi çalışıyordu?

 Bugün için birden fazla plan yapmıştı. Engin Turna Köşkü’nün duvarları metalle desteklenmiş yapılardı ve bir sinek bile buraya kolay kolay giremezdi. Planladığı onca şeye rağmen kim burada olay çıkarabiliyordu?

 “Bunun sorumlusunu bulursam ona cehennem neymiş göstereceğim!” Yao Guang Yi yumruklarını sıktı ve gözlerinde vahşi ifadeler belirdi. Bu plan Kral Qi ve Kral Song arasındaki savaşın gidişatını etkileyebilecek kadar önemliydi. Kraliyet çevresindeki politik mücadele bile buna bağlıydı.

 Yao Klanı çoktan Kral Qi’ye bağlılık yemini etmiş ve bu mücadeleye dahil olmuştu. Artık geri çekilemezlerdi. Şu anda bu planı bozmaya çalışan her kimse, Yao Klanı’nın ebediyen düşmanı olarak kabul edilecekti.

  Yao Klanı’nın kraliyet çevresindeki otoritesi ve Kral Qi’den aldığı destek sayesinde sıradan bir görevlinin klanını yok etmek, onlar için büyük bir mesele değildi!

 “Kardeş Wang!”

 Yao Guang Yi bir anlığına düşüncelere daldı ve Wang Yan’ı idare etmeye karar verdi. Bu adamın kişiliği netti ve değerlere fazlasıyla bağlıydı. Onu gerçek manada sakinleştirmezse, adam her an dışarı çıkarak duruma bakmaya çalışabilirdi.

  “Başkentteki zengin züppelerin sayısını biliyorsun; aralarındaki sorunlara engel olmak neredeyse imkansız. Can kaybı olmadığı sürece buna müdahale etmeye gerek yok. Üstelik, Engin Turna Köşkü’nde güvenliği sağlamak adına yerleştirdiğimiz birkaç üstat var; eminim ki yakında sorun çözülecektir…”

 Tam bu sözleri söylediği esnada PENG! Köşkün pencerelerinden bir figür daha fırlayarak sokağa çakıldı. Ardından bir üçüncüsü ve bir dördüncüsü onu takip etti…

  Yao Yuang Yi’nin ifadesi değişiyordu.

…….

 “Kardeşim, Antilop Boynuzu!”

 “Tüylerini Dürten Turna!

 “… Şeftali Çalan Maymun!”

 ……

 Engin Turna Köşkü’nün üçüncü katında, Wang Ailesi’nin en küçük çocuğu adeta odaya resim asarmış gibi rakiplerini birer birer alt ediyordu. Genç ve cesur centilmenler onun karşısında fırlatılmayı bekleyen plastik toplardan farksızdı.

  Küçük kız inatçılığı ve muzipliği yüzünden sık sık antrenmanlarını aksatıyordu. Kullanabildiği teknik sayısı gerçekten çok azdı. Buna rağmen, abisinin söylediği her söze uyuyordu.

 Akılalmaz gücü ile Wang Chong’un eski hayatından gelen olağanüstü tecrübesi birleşince, durum anında değişmişti.

 Odada Yao Feng’in dışında bu kızın hareketlerine karşı koyabilen tek bir kişi bile yoktu. Kısacık bir sürede adamların büyük bir kısmı inleyerek, çığlıklar atarak yerde yuvarlanmaya başlamıştı.

 Odanın dört bir yanında delikler vardı. Küçük kız onları alt etmekle kalmıyor, bazılarını duvardan dışarıya, yani sokağa kadar fırlatabiliyordu.

 “Kahrolası velet!”

 Yao Feng savaştıkça şaşırıyor ve bir o kadar da sinirleniyordu. O esnada gözleri kıpkırmızı kesilmişti. Wang Chong’un kardeşi sadece on yaşında olduğu için başlarda Yao Feng onu ciddiye almamıştı. Kırılması bu kadar zor bir ceviz kabuğuyla karşı karşıya olduğunu bile fark etmemişti. Kız sadece toplantıyı dağıtmakla kalmamış, Yao Feng’i yaralamayı bile başarmıştı.

 “Küçük kızı bırakın, Wang Chong’u yakalayın! Tutun şu alçağı!” diye bağırdı Yao Feng. Wang Chong’un direktifleri olmadan küçük kızın kalabalığa karşı mücadele edemeyeceğini biliyordu.

 Üstelik küçük kız Wang Chong’un her sözüne uyduğuna göre, o yakalanırsa kesinlikle pes ederdi.

 Veng!

 Yao Hanesi’nden gelen korumalar yeni talimatı alır almaz kızı görmezden gelerek Wang Chong’a doğru atıldı.

 Sou. Wang Chong bir balık gibi yana kayarak üstüne gelen saldırıları atlattı. Yeterince güçlü değildi ve odada dengi olduğu bir insan bile yoktu. Fakat eski hayatındaki yetenekleri ve edindiği tecrübe sayesinde saldırılardan kaçmakta sıkıntı çekmiyordu.

 “Küçük kardeşim, beni dinle ve savaşı çabucak bitir! Ters Altın Çan!”

  Deng deng deng, Wang Chong bastığı ahşap zeminin altından gelen sesleri net bir şekilde duyabiliyordu. Bunlar Yao Hanesi’nin korumalarıydı.

  Köşkün duvarları metalle destekleniyordu ve katlar Yao Guang Yi’nin emrini bekleyen adamlarla doluydu. İlk başlarda yukarıda yaşanan olaya pek önem vermemiş olsalar da, artık bir mücadelenin başladığını bildikleri için yardıma koşuyorlardı.

   İki kardeşin bu mücadeleyi bir an önce sonlandırması gerekiyordu. Aksi halde destek gelecek ve çaresizlik içinde yenilgiye mahkum olacaklardı.

 “Anladım!”

 Küçük kız net bir sesle yanıtladı. Savaştıkça heyecanlanıyor ve vücudu bu heyecandan titriyordu. Daha önce de başkalarıyla mücadele etmişti ama ilk defa adrenalini kemiklerinde hissediyordu.

 Adeta Yao Hanesi’nden gelen üstatlar ve Yao Feng isimli adam dayak yemek için yumruklarına doğru koşuyordu. Ona göre bu yaşananlar yalnızca bir oyundan ibaretti. Birkaç nefeslik zamanda odanın yarısını temizledi.

 “Kardeşim, şimdi! Ruhani Yılanın Kuyruk Kırbacı!”

 Wang Chong bir fırsat görür görmez küçük kardeşine Yao Feng’i yakalaması için talimat verdi.

 Küçük bir kızla mücadele eden Yao Feng, dikkatini daha çok etrafa ve Wang Chong’un hareketlerine veriyordu. ‘Ruhani Yılanın Kuyruk Kırbacı’ çok basit bir hareketti. Wang Chong küçük kardeşinin bu duruşla Yao Feng’i indirebileceğini umuyorsa gerçekten de hayal görüyor olmalıydı.

 Boom!

 Yao Feng hızla ileri atılarak küçük kızın kalbini hedef aldı. Fakat darbesi boşa çıkmış ve hedefinden şaşmıştı!

 “Sıkıntı!” Gerilmeden edemedi. O esnada bir şeylerin ters olduğunu fark etmişti. Bu kızın uyguladığı ‘Ruhani Yılanın Kuyruk Kırbacı’ normal değildi!

 Normalde, bu garip durum sadece tekniği tamamen kavrayamayan insanların başına gelirdi. Yao Feng karşısında duran kızın teknik konusundaki yeteneklerini fazla ciddiye almıştı. Ayrıca on yaşındaki bir kız çocuğunun tembelliğini de gözardı etmişti!

  Başka bir zamanda hiç sıkıntı yaratmayacak olan bu durum, böyle bir anda neredeyse ölümcüldü!

 Yao Feng hemen geri çekilmeye çalıştı ama geç kalmıştı. Başına inen ufak bir tekmeyle birlikte yere yığıldı.

 Boom!

 Adeta görünmez bir çekiç darbesi yiyen adamın vücudu odanın ahşap zeminine çakıldı ve parçalanan zeminin bir kısmı Yao Feng’in vücuduna değdi.

 Veng, küçük kız hemen adamın ellerini arkasında birleştirerek sırtına zıpladı. Yao Feng’in kemikleri kırılmak üzereydi.

 “Genç efendi!”

 “Yao gongzi!”

 …….

 Odanın dışındaki ayak sesleri ansızın duraksadı. Yao Hanesi’nin alelacele buraya koşturan korumaları ve birkaç zengin züppe şaşkın bir şekilde Yao Feng’in sırtında oturan Wang Xiao Yao’ya bakıyordu.

 Yao Feng zayıf bir adam değildi. Hatta aksine, kendisi Yao Guang Yi’nin bile övgülerle bahsettiği bir yeteneğe sahipti. Böyle bir adamın, bulunduğu gelişim seviyesine rağmen küçük bir kıza yenilmesi gerçek gibi değildi!

 “Genç efendiye kim zarar vermeye cüret ediyor!”

 İlk şok atlatan korumalar ileri fırladı.

 “Adamı yakalayın, Wang Ailesi’nin genç efendisi o! Yao gongzinin hayatına karşılık onu kullanacağız!”

 Zhao Ailesi’nin çocuğu Wang Chong’u işaret ederek konuştu. Bu sözleri duyan küçük kız ise öfkeden köpürmek üzereydi.

 “Ona zarar vermeye kalkarsanız bu adamı gebertirim!”

 Wang Ailesi’nin en küçük çocuğu Yao Feng’in ellerini iyice büktü ve kopan kemiklerin sesi duyuldu. Etkileyici bir güçle doğmuştu ve öfke anında yaptığı bu hareketle neredeyse Yao Feng’in kolunu tamamen kopartıyordu.

Yao Feng sağlam ve dayanıklı bir adamdı ama o anda acı içinde bağırmadan edemedi. Suratı bembeyaz kesilmişti ve acıdan ötürü alnından soğuk terler akıyordu. Wang Ailesi’nin küçük kızı hem abisinin sözlerini dinliyor hem de ona çok önem veriyordu.

 Eğer bu ufak kız kolunu daha fazla çevirmeye kalkarsa, Yao Feng’in geleceği karanlığa boğulacaktı.

 “Durun! Hepiniz DURUN!” Yao Feng kaygılı ve öfkeliydi. Kibirli bir adamdı ve olağanüstü bir yeteneğe de sahip olduğu için hayatı boyunca neredeyse hiç sorun yaşamamıştı. Fakat bu kez ufak bir çocuk tarafından yenildiği için bütün gururunu yitirmişti.

 “Wang Chong, ne istiyorsun? Wang Klanı’nın bana zarar vermeye cüret edebileceğini hiç sanmıyorum. Şunu unutma; bugün ne olursa olsun, Wang Klanı yaşananlardan sorumlu tutulacak. Bakalım baban Wang Yan bu konuda ne diyecek!”

 Yao Feng’in yüzünden kanlar akıyordu ve yüzünün yarısı zemine değmekteydi. Aşağılanmış ve öfkelenmişti. Bulunduğu gelişim seviyesi sayesinde yaşıtları arasından onu yenebilecek çok az kişi vardı. Fakat her nasıl olduysa bu ufak velet onu alt etmişti ve Yao Feng utanmıştı.

  İnsanların hareketleri her daim yaşanan durumla şekillenmeyebiliyordu. Wang Ailesi’nin küçük kızı gençti ama ondan daha güçlüydü ve ona pes etmekten başka bir çare bırakmıyordu. Fakat bu tarz bir aşağılanmayı intikamsız bırakamazdı.

 Belki bu kıza gücü yetmiyordu ama Yao Ailesi’nin gücünü kullanarak onlarla başa çıkmak gayet tabii mümkündü.

 “Farkında değil misin?”

 Wang Chong gözlerini kısarak anlamlı bir ifadeyle ona baktı. Fakat Yao Feng’in kayıtsız ve acı dolu ifadesi yaşananlardan haberdar olmadığını gösteriyordu.

 Yao Guang Yi Wang Chong’un babasının işini bitirmek istiyordu ve her şeyin mükemmel gitmesi için bu planını sadece en çok güvendiği birkaç kişiye söylemişti. Kendi oğluna bile bundan bahsetmediğine göre bu planın kesinlikle başarılı olacağına inanıyor olmalıydı!

 Wang Chong o yaşlı tilkinin kararlılığına şaşırmadan edemedi.

 Yao Feng durumun farkında olmasa da Wang Chong’un planı hala işliyordu. O yaşlı tilki iyi bir insan değildi ve aynı şey bu genç tilki için de geçerliydi!

  Hele ki Ma Zhou’yla arasındaki ilişki!

 “Kardeşim!” Wang Chong kız kardeşinin yanına yürüdü. Yao Feng hiçbir şey bilmediğine göre Wang Chong’un ona söyleyecek bir şeyi yoktu.

 “… Kendini tutmana gerek yok, kemiklerini kır gitsin!”

 “Ne cüret!”

 O esnada Yao Feng de dahil herkes dehşete düştü.

 “Süper!”

 Şaşkın adamların bulunduğu odada ufak bir kızın heyecan dolu sesi yankılandı. Abisinin emirlerini düşünmeden uyguluyordu ve ondan şüphe duymuyordu.

 Abisi ona bu adamın kemiklerini kırabileceğini söylediğine göre, kızcağız elbette bunu yapacaktı.

 Boom! Korkunç bakışların altında kız ellerini kaldırdı ve yumruklarıyla saldırdı.

 “Ah! -----“

 Dehşetengiz bir çığlık sadece odada değil, köşkün dört bir yanında yankılanmıştı.

…..

 “Feng-er!”

 Köşkün bodrum katında oturan Yao Guang Yi, sokağa fırlayan insanlarla uğraşmak istemiyordu. Bunun yerine bütün odağını Wang Yan’a vermiş ve ona sürekli ‘Sorun yok, merak etme’ gibi şeyler söylemeye başlamıştı.

 Fakat Yao Feng’in köşk boyunca yankılanan sesini duyunca Yao Guang Yi şaşkına dönmüştü. Anında ayağa fırladı.

  Sokağa fırlayan ilk insandan beri olaya yakından dikkat ediyordu. Fakat oğlunun da olaya yakalanacağını düşünmemişti.

 Yao Feng’in gücünü iyi biliyordu. Yaşıtları arasında ona denk olan kişilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Üstelik Engin Turna Köşkü’nde sayısız üstat bulunuyordu. Karşı taraf bunca üstada rağmen Feng’er’i yaralayabiliyorsa, o halde inanılmaz bir gelişim seviyesine sahip olmalıydı.

 Yao Feng Yao Klanı’nın tek oğluydu. Üstelik her şey Feng-er’in ileride aileyi devralacağını varsayarak ayarlanmıştı. Eğer ona bir şey olursa Yao Klanı’nın soyu sona mı erecekti? Böyle bir durumda Yao Guang Yi atalarının yüzüne nasıl bakardı?

 Daha fazla duramazdı.

 “Kardeş Wang, kusuruma bakma!”

 Dedikten sonra cübbesi hareketlendi ve ayaklarının altından altın ışıklar fırladı. Boom, bir ışık hüzmesini takiben tavadan bir delik açıldı. Yao Guang Yi köşkün üçüncü katına gitmek için tavana delik açmıştı.

……