Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm Jiang Chen

Çevirmen: Deborah / Editor: Bengoshi

 

Jiang Chen, dönen başını salladıktan sonra kafasını ancak toparlayabildi.

“Takvimler 3486 senesini gösteriyor. Tam yüz yıldır ölüydüm. Jiang Chen, benim adım Jiang Chen. Yüz yıl sonra neden yeniden doğdum?”

Jiang Chen, Azizler Diyarı’nın en büyük aziziydi. Yüz yıl önce, kılıcını göklere salladı ve Ölümsüzler Diyarı’na giden kapıyı açarak, Azizler Diyarı’ndaki halka yeni bir yol açtı. Fakat bunu yaparken de kanının son damlasını döktü ve Azizler Tepesi’nde can verdi. Yüz yıl sonra yeniden doğacağı hiç aklına gelmemişti.

Jiang Chen kafasını kaldırdığında, harap ve karanlık bir odada olduğunu fark etti. Duvarların her yerinde çatlaklar vardı ve kapı sıkıca kapalıydı. Burada hapsolmuş durumdaydı. Kapının öteki tarafında birilerinin konuştuğunu duyabiliyordu.

“Ağabey Yong, Şehir Lordu’nun tek oğluydu. Şehir Lordu, işe yaramaz biri olmasına rağmen oğlunu çok severdi. Eğer Şehir Lordu bu durum hakkında bir şeyler öğrenirse, idama mahkum ediliriz!”

Kapının öteki tarafında duran iki kaslı adamdan birinin yüzünde, endişe dolu bir ifade vardı. Burası, Rayihalı Gökyüzü Şehri’nin ıssız bir yeriydi. Normal şartlarda kimse buraya gelmezdi.

(Rayiha; güzel, hoş koku.)

Yang Yong, suratındaki vahşi ifadeyle Yang Shuang’a, “Korkulacak hiçbir şey yok. Kimse, hatta Şehir Lordu bile onun hakkında bir şey bilmiyor. Hem de bu çocuğun kanını içtikten sonra hızlıca Rayihalı Gökyüzü Şehri’ni terk edeceğiz. Yang Shuang, tüm hayatını bir ezik gibi geçirmek istemediğini biliyorum!” dedi.

Yang Shuang’ın yüzündeki kaygılı ifade, Yang Yong’u dinledikten sonra aynı onunki gibi vahşi bir ifadeye büründü.

“Bu işten dönüş yok! Şehir Lordu, tek oğlu için bütün servetini harcar. Oğlu, doğduğu günden beri bir sürü hapla beslendi ama yine de Qi Diyarı’nın ilk seviyesinde. Eğer o kadar hap bize verilmiş olsaydı, Qi Denizi Diyarı’na çoktan ulaşmıştık; Ölümlü Çekirdek Diyarı’na ulaşmak imkansız olsaydı bile!”

Yang Yong, zalim bir yüz ifadesiyle, “O hapları bu çocuk için boşa harcadılar. Belki bizim o hapları değerlendirmemize izin verebilir! Üç gün daha bekleyelim. Temizlik hapı vücudundaki tüm kirleri temizledikten sonra onun kanını içeceğiz ve kendi gücümüzü geliştireceğiz. Ondan sonra ise buradan derhal gideceğiz.” Dedi.

Kısa zaman önce bu dünyada yeniden doğmuş olan Jiang Chen, İkisi arasında geçen bu konuşmaya kulak misafiri oldu. Önceki hayatından anılarını hatırlayan Jiang Chen’in yüzünde zalim bir gülümseme belirdi.

“Kanımı içmenin hayalini mi kuruyorsunuz? Siz benim ancak sidiğimi içersiniz!”

Eski anılarını kurcalayınca da dışarıdaki iki kişinin kim olduğunu hatırladı. Bunlar, Şehir Lordu’nun konağındaki muhafızlardı. Bunu denemeye ve ona zarar vermeye nasıl cüret etmişlerdi? Jiang Chen’i öldürmenin ve onun kanını içmenin hayalini mi kuruyorlardı?

Jiang Chen kendini hiçbir zaman gergin hissetmemişti. En büyük aziz olduğu zamanlarda, sayısız tehlikeli çatışmalardan geçmişti. Dahası, vücudundaki kirleri temizlemesi için ona verdikleri temizleme hapının etki etmesine daha hala üç gün vardı.

Dışarıdaki iki muhafızı boş vererek, vücudunu kontrol etmeye başladı. Bedeninde, babasının ona çocukluğundan beri verdiği çok miktardaki enerji haplarını hissetmesi üzerine heyecanlandı.

“Şehir Lordu, çocuğunu hangi güzel haplarla besleyeceğini biliyor ama çocuğunun vücudunun onları emmediğini bilmiyor. Tüm o haplar vücudunda depolandı ve er ya da geç kötü bir şey olacaktı. Ama şu an benim için, bu vücut harika!”

Jiang Chen, yüzünde bir gülümsemeyle oturuyordu. Bir zamanlar, en iyi aziz oydu; vücudunda depolanan hapları hazmetmek onun için çocuk oyuncağıydı.

“Dışarıdaki bu iki muhafız beni temizleme hapıyla besledi. Düşük dozda olmasına rağmen, bedenim için yararı çok büyük! Depolanan tüm enerji vücudum tarafından emilecek!”

Hatıralarında bir süre gezindikten sonra, haplardaki enerjiyi emebilecek yeteneği hatırladı ve kullanmaya başladı. Vücudunda depolanmış tüm enerji hapları hareket ediyordu. Vücudu enerji haplarını emmeye başlamıştı!

Haplar, tüm vücudunu, kemiklerini, kanını ve cildini arıtmaya başladı. Her şey arınıyordu! Aynı zamanda, temizleme hapları etkisini gösterdi ve Jiang Chen’in vücudundaki tüm pisliklerden kurtulmasına yardım etti.

On yıl boyunca tüketilen tüm bu haplar fazlaca güçlüydü. Vücudu adeta bir hazineye dönüşmüştü! Ne israftı ama! Hiç şüphe yok ki ona zarar vermek isteyen insanlar da vardı.

Sırıtarak ve sessizce, “İşte böyle, vücudumda depolanan bütün haplar nihayet çözündü.” dedi.

Vücudundaki dağ gibi haplar çözünmeye devam ediyor, onu daha güçlü yapıyor ve Yuan gücüne dönüşüyordu.

Muhteşem dönüşüm! Bir saat içinde, tüm engelleri aştı ve Qi Diyarı'nın ikinci seviyesine ulaştı!

Üçüncü seviye!

Dördüncü seviye!

Beş!

Jiang Chen, engelleri aşmaya devam etti ve Qi Diyarı’nın beşinci seviyesine ulaştı! Hepsi bir günde olmuştu!

Vücudunda depolanmış çok fazla hap vardı. Qi Diyarı’nın beşinci seviyesine ulaşmış olmasına rağmen, bedeninde birikmiş hapların yalnızca yarısını kullanabilmişti.

Kapının dışındaki Yang Yong ve Yang Shuang, yüzlerindeki gergin ifade ve sabırsızlıkla dolaşıyorlardı.

“Ağabey Yong, bir gün oldu. Şimdi öldürüp, kanını alıp gitsek olur mu?” Yang Shuang endişeliydi.

“Hayır, temizleme haplarının pisliği tamamen temizlemesi için üç güne ihtiyacı var, beklememiz gerek.” dedi Yang Yong.

Odanın içindeki Jiang chen, dönüşümün verdiği hoş hisle, hala bağdaş kurmuş oturuyordu. Azizler Diyarı’nda herkes geliştiriciydi fakat sadece bir kişi Qi Diyarı’nın dokuzuncu seviyesine çıkıp, Qi Denizi Diyarı’na ulaşıp, kendi Dantian’larında bir Qi Denizi oluşturabilecekti. Ondan sonra da Ölümsüz Çekirdek, İlahi Çekirdek ve Kutsal Çekirdek geliyordu. İnsanlar bu diyarlara 5 Temel Diyar diyordu.

Qi Diyarı'nın beşinci seviyesine ulaştıktan sonra durmadı. Seviye atlama hızı oldukça azalmış olsa da enerji haplarını rafine etmeye devam etti. İki gün sonra, nihayet vücudundaki tüm enerji haplarını kullanmıştı; sekizinci seviyenin zirvesindeydi ve dokuza yalnızca bir seviye kalmıştı.

“Sekizinci seviyeye üç günde ulaştım. Öyle görünüyor ki vücudumun sınırlarıyla tanıştım.”

Jiang Chen sakindi. Eğer onun yerinde üç günde birinci seviyeden sekizinci seviyeye ulaşmış biri olsaydı, emindi ki inanılmaz heyecanlı olurdu. O, bir zamanların en büyük aziziydi! Önceki hayatı boyunca birçok deneyim edinmişti ve dürüst olmak gerekirse, o bir canavardı!

“Haha, kan içme zamanı.”

Kapı açıldığında, muhafızların kahkahalarını duydu. İkisi de Jiang Chen’in önünde belirdi.

“Kanımı içmek mi? Siz ikiniz kan yerine ancak çişimi içersiniz!”

Yerde otururken, birden kalktı ve muhafızların karınlarına sert yumruklar sallayarak onları kapıdan dışarı uçurdu. İkisi de Şehir Lordu Konağı’nın muhafızıydı. Epey güçlü olmalarına rağmen, yalnızca altıncı seviyedeydiler. Jiang Chen’in dengi değillerdi.

Sırtındaki tozu silkeleyip odadan yavaşça dışarı çıkan Jiang Chen, yumruğunun gücünü biliyordu. Muhafızlar tekrar ayağa kalkamazdı.

Odanın dışında, Yang Yong ve Yang Shuang yerde yatıyorlar, acı içinde karınlarını tutuyorlar ve korku dolu gözlerle Jiang Chen’e bakıyorlardı.

“İmkansız, bu imkansız! Sadece birinci seviyedeydin, üç gün içerisinde nasıl bu kadar güçlenebildin?”

Yang Yong şok olmuştu. Şehir Lordu Konağı’nın muhafızlarından biri olarak, Jiang Chen’i tanıyordu. Bu adam işe yaramaz biriydi, iyi de değildi. Bazen, başkalarını aşağılamak için Şehir Lordu’nun oğlu ünvanını kullanırdı. Bu onun için sıradandı. Bu ani değişim karşısında, muhafızlar gözlerine inanamamıştı. Tamamen başka bir insana dönüşmüş gibiydi.

“İşe yaramaz pislikler, beni kaçırmaya nasıl cesaret edersiniz? Şimdi söyleyin bana, bunu yapmanızı kim emretti?”

Jiang chen, kızgın bir şekilde Yang Yong’un gözlerinin içine baktı. Aptal değildi; bu iki pisliğin, birinden emir gelmediği sürece bunu yapmaya cesaret edemeyeceğini biliyordu. Dahası, bunlar temizleme ilaçlarıyla onu beslemeyi beceremezlerdi.

“Kimse, hiç kimse bunu yapmamızı emretmedi. Kanını içmek isteyen bizdik.” dedi Yang Yong.

“Bana doğruyu söylemediğiniz sürece, bir şans daha vermeyeceğim.”

Jiang Chen bir adım attı ve Yang Yong’un kafasına güçlü bir yumruk geçirdi. Kafatası patladı, kanı fışkırdı ve beyninin parçaları etrafa dağıldı.

“İkinci bir şans vermeyeceğim.”

Jiang Chen, hiçbir şey olmamış gibi konuşuyordu. Sık sık bunun gibi kanlı sahneler görmüştü ve bunu da umursamamıştı.

Yang Shuang ise ölümü ensesinde hissetmişti. Cesaretli biri değildi ve daha önce böyle bir şey görmemişti. Yüzü soldu ve tüm bedeni zangır zangır titremeye başladı.

Jiang Chen, Yang Shuang’a döndü ve “Şimdi sıra sende. Söyle bakalım, bunu yapmanızı kim emretti?” dedi.

“Hayır… Gerçekten, kimse bizden bunu yapmamızı istemedi. Lütfen beni affedin efendim, hayatımı bağışlayın!”

Yang Shuang’ın yüzü hayalet gibiydi. Karşısında duran kişi, eskiden tanıdığı genç efendi değildi. Öldürüş şekli çok acımasızcaydı.

“Hala gerçeği söylemiyor musun? Peki! Emin ol, senin çabuk ölmene izin vermeyeceğim. Kalbin çarpmayı bırakana dek tamamen öldürmeyen bir yöntem biliyorum. Kollarını ve bacaklarını keseceğim, burnunu koparacağım, ciğerini ve böbreğini oyacağım, sonra da kendi vücudunun içini sana göstereceğim. Tüm bunları yaptıktan sonra kalbini çıkaracağım. Eğer yeterince iradeliysen, kendi kalbinin atışını görebilirsin.”

Yang Shuang’ın suratı terden sırılsıklamdı, dayanamıyordu! Jiang Chen, onun gözünde tam bir şeytandı. Korkunç bir şeytan!

“Acele et, sabrımın bir sınırı var.” dedi Jiang Chen sakince.

“Genç efendiydi! Bunu yapmamızı emreden genç efendiydi. Temizleme haplarını da bize o verdi.”

Yang Shuang, tereddüt etmeden bildiği her şeyi söyledi.

“Jiang Rulong!”

Jiang Chen’e bu isim tanıdık geldi. Jiang Rulong, babasının evlat edindiği oğluydu. Jiang Chen çok güçsüz olduğu için, babası Jiang Zhenhai, başka bir çocuk evlat edinmişti. Jiang Chen, anılarında üvey kardeşinin ona her zaman çok iyi baktığını hatırlıyordu. Ne yaparsa yapsın, Jiang Rulong ona hep yardım etmişti!

“Neden beni öldürmek istedi?” diye sordu Jiang Chen.

“Şehir Lordu bu haplar için birer servet harcadı. Kıskanmıştı ve bir gün sen gittiğinde, Jiang ailesinin resmi tek varisi olacaktı. Hatta, yarın Murong ve Jiang ailesi arasında bir nişan olacak. Eğer sen ölürsen, Murong ailesinin kızıyla o evlenebilecek.’’ Yang Shuang bildiği her şeyi anlattı.

“İşte böyle.”

Jiang Chen, küçümseyerek gülümsedi. Murong ailesi, Rayihalı Şehir’in en soylu ailesiydi ve iş endüstrisinde çok büyüklerdi. Şehir Lordu bile onları gereksiz yere kışkırtmaya cüret edemezdi. Jiang ailesi onların ailesiyle birleşirse, büyük faydalar sağlayacaktı.

Jiang Rulong kurnaz bir adamdı. Eğer bu adam Jiang Chen yeniden doğmadan önceki adamsa, şimdiye ölmüş olmalıydı. Ama şu an, işler tamamen farklıydı. Bir zamanların en büyük azizi, şimdi bu bedenin sahibiydi ve Jiang Rulong kaderiyle yüzleşecekti.

“Genç efendi, bildiğim her şeyi anlattım. Lütfen canımı bağışla, yardım etmek için her şeyi yaparım!’’ dedi Yang Shuang ve Jiang Chen’in ayaklarına kapandı.

“Senin gibi aptal birine ihtiyacım yok. “ diyerek Yang Shuang’a vurdu ve yalvarmalar bir anda kesildi.