Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

5. Bölüm Hesabımızı Görelim

Çevirmen: Deborah / Editor: Bengoshi

 

Jiang Chen bile, Ejderha Dönüşümü becerisinin bu kadar güçlü olacağını tahmin etmemişti. Geliştirmenin 4. saatinde, Qi Diyarı’nın 9. seviyesine ulaşarak, sonraki seviyeye geçmeyi başarmıştı.

Yuan gücünün yükselmesi dışında, vücudu öncekinden daha güçlüydü ve bunun sayesinde saldırı ve savunma gücü büyük ölçüde gelişmişti.

Ejderha Dönüşümü becerisinin geliştirilmesi sırasında, Jiang Chen’in Yuan gücüne sahip vücudu iki farklı girdaba dönüştü. Bu iki girdap, büyük bir hızla Jiang Chen’in Dantian’ına doğru akmaya başladı ve kan rengi bir Ejderha işareti oluşturdu.

Ama hala Ejderha işareti solgundu ve canlanmasına çok vardı. Düşünce gücüyle, ejderha işareti şiddetli şekilde titremeye başladı ve içinden adeta fırlayan bir güç çıkmasına sebep oldu. 

“Ah!”

Jiang Chen, bağırarak çok büyük patlama sesi çıkaran bir yumruk attı.

‘Güzeel! Yumruğumun gücü 5.000 Jin’e ulaştı ve İlk Ejderha işareti henüz tam olarak oluşmadı bile. Tamamen oluştuğunda, en az 10.000 Jin’lik gücüm olacak. Qi Diyarı’nın dokuzuncu seviyesindeki normal geliştiricilikte bir yumruk ancak 3.000 Jin gücünde olabilir ve bazı dahiler en iyi ihtimalle 4.000’e ulaşabilir. Yalnızca Ejderha Dönüşümü becerisini geliştirmekle bile 5.000 Jin gücüne ulaşabildim. Bu ürkütücü!’

Qi Diyarı’nın dokuzuncu seviyesindeki biri için 5.000 Jin inanılmaz bir güçtü. Bu güçle, Qi ustasına bile rakip olabilirdi.

Derin bir nefes alarak geliştirmeyi durdurdu. Konu geliştiriciliğe geldiğinde, oldukça donanımlıydı ve temel atmanın önemini biliyordu. Geliştiricilik yolunda, acele etmek yerine adım adım ilerlemeyi tercih ediyordu. Ejderha Dönüşümü geliştiriciliğine yeni başlamıştı ve çoktan kısmen tamamlanmış bir ejderha işareti ortaya çıkmıştı.

Bir savaşçının gelişmesi için birçok kaynağa ihtiyaç vardı. Haplar, iksirler ve diğer ihtiyaçlar… Hepsi olmalıydı. Ejderha Dönüşümü becerisi, muhteşem bir yetenek olan, dünyadaki her kanı emme imkanı sağlıyordu. Dünyada birçok kan çeşidi vardı; kimisi güçlülerin, kimisi de özel yetenekler veren eski canavarların kanıydı.

‘Yüz yıldan fazladır ölüydüm, ben yokken bir sürü şey olmuş olmalı. Eğer hafızam yanıltmıyorsa, Rayihalı Şehir, Qi Eyaleti’ndeki küçük bir şehirdi. İlahi Kıta’nın ne kadar uzakta olduğunu merak ediyorum.’ diye düşündü kendi kendine. Bir zamanların en büyük azizi olmasına rağmen, Qi Eyaleti’ni pek tanımıyordu. Azizler Diyarı büyük bir alanı kapsıyordu ve ne kadar büyük olduğunu kimse bilmiyordu. Onunla karşılaştırıldığında ise Qi Eyaleti oldukça küçük kalıyordu.

‘Hadi çalışma odasına gidelim. Babam Rayihalı Şehir’in Şehir Lordu, Azizler Diyarı’yla ilgili tarih kitapları olmalı. Ölümsüzler Diyarı’na giden kapıyı kılıçla kesme hikayem büyük bir haberdi, Rayihalı Şehir’dekiler de dahil herkes bu hikayeyi biliyor olmalı.’

Sadece Jiang Zhenhai’nin sevdiği kitaplar değil, temel dövüş sanatı becerileri kitapları da burada tutulduğu için, sıradan insanların buraya girmesine izin verilmezdi. Tabi ki Jiang Chen sıradan bir insan değildi; şehir Lordu’nun oğluydu ve Şehir Lordu’nun konağında istediği her yere girebilirdi.

Temel dövüş sanatları kitaplarıyla ilgilenmedi ve doğrudan Azizler Diyarı hakkındaki kitaplara yönelip okumaya başladı. Okuduğu tarih kitabında, kısa coğrafik bilgilerle birlikte Azizler Diyarı’ndaki tüm önemli olayların kayıtları vardı. Şu an tam da ihtiyacı olan şey buydu.

İlk bölümü okurken, gülümsemesine engel olamadı. Kitaptaki ilk sayfa, 100 yıl önce Ölümsüzler Diyarı’na giden geçidi kılıcıyla açan en büyük azizden bahsediyordu ama ne yazık ki aziz, Azizler Tepesi’nde can vermişti.

Yüz yıl önce, Jiang Chen Azizler Tepesi’nde ölmeden önce, Ölümsüzler Diyarı’na giden geçidi açtı ve aziz kanının son damlasını döktü. Daha sonrasında ne olduğu bilinmiyordu.

Hikayeye göre, o öldükten sonra geçen yüz yılda, Azizler Diyarı’nda büyük değişiklikler olmuştu. Ölümsüzler Diyarı’na giden geçit açıldıktan sonra uzun yıllar boyunca yaşamış olan azizler, geride kimse kalmayıncaya dek bu geçitten geçme fırsatlarını kullanmışlardı.

Azizlerin güvenliği ve yönetimi zayıfladığı için, diyar kaosa sürüklenmişti. Şeytanlar ve iblisler her yerdeydiler. Klanlar arasındaki çatışma o kadar yoğundu ki bazı klanlar tamamen silinip gitmişti. Eskilerinin yok olmasıyla da yeni klanlar ortaya çıkmıştı.

Ne yazık ki bu tarih kitabında İlahi Kıta hakkında çok az şey vardı ve olan bilgiler de çok net değildi. Jiang Chen, klanlar ya da büyük savaşçılar hakkında hiçbir şey bulamadı. Onun çağı kapanmıştı ama şimdi onun için bu yeni bir başlangıçtı.

Azizler Diyarı büyük ve sınırsız bir alandı. Beş kıtaya bölünüyordu; Doğu Kıtası, Batı Kıtası, Güney Kıtası, Kuzey Kıtası ve en refah olanı, İlahı Kıta.

Jiang Chen, eski hayatında İlahı Kıta’dandı.

Rayihalı Şehir, Qi Eyaleti’nin uzağında yer alıyordu. Tüm Doğu Kıtası’yla karşılaştırıldığında da oldukça küçük kalıyordu. Azizler Diyarı’nın geri kalanından bahsetmeye gerek yoktu bile.

Doğu Kıtası’nda 28 eyalet vardı ve Qi Eyaleti onlardan biriydi. Kitap sıralamadan hiç bahsetmiyordu.

‘Doğu Kıtası, 28 eyalet, gidilecek çok yolum var.’

Gülümseyerek kitabı kapattı. Herkesin gitme hayali kurduğu İlahı Kıta’ya bir gün ayak basacağını biliyordu. Bu onun ikinci hayatıydı, tekrar en iyi olabilir ve Ölümsüzler Diyarı’na adım atabilirdi.

Pencereden dışarı baktığında, havanın kararmaya başladığını fark etti. Geliştirmeye ve tarih kitabına kendini o kadar kaptırmıştı ki saati unutmuştu.

“Murong amcayı gönderdikten sonra babam beni aramadı mı?”

Şaşkın bir ifadeyle gülümsedi. Jiang Zhenzhai’nin, bugün büyük salonda yaptığı şeyden dolayı kendisini aramaya geleceğini biliyordu. Hala onu bulmaya gelmemiş olması ise garipti.

Aslında, Jiang Zhenhai gelmiş ve Jiang Chen’i çağırmıştı ama hizmetçinin, oğlunun çalışma odasında olduğunu söylemesi üzerine şok olmuştu. Jiang Chen 15 yıldır ilk kez çalışma odasına adım atıyordu. Jiang Zhenhai, böylesine güzel bir dönüşümü bölmek istememişti.

Jiang Chen’in sıradaki görevi biriyle buluşmaktı; Jiang Rulong ile.

Jiang Rulong’un Murong Xiaorou ile evlenmeyeceğini ve Murong ailesi ile yaşamayacağını biliyordu. Bu konuda kendine güveni tamdı çünkü kendisi de bir erkekti. Çok basitti. Eğer Jiang Rulong’un yerinde olsaydı ve intihar etmekle Murong Xiaorou ile evlenmek arasında bir tercih yapmak zorunda kalsaydı, intihar teşebbüsünü seçerdi.

Yarın düğün vardı ve eğer tahmini doğruysa, Jiang Rulong bu gece gelecek ve onu öldürmeye çalışacaktı.

Jiang Rulong gibi biri için bu kadar emek sarf etmek ve hepsinin silinip gitmesi yenilir yutulur bir şey değildi. Jiang Chen’den ve Şehir Lordu’nun konağındaki herkesten nefret ediyordu. Yetenekleriyle, Şehir Lordu’nun malikanesini terk etse dahi iyi bir hayat sürebilirdi.

Jiang Chen ise hiçbir düşmanının kaçmasına izin vermeyecekti. Gelecekte, onun için potansiyel tehdit olurlardı.

Çalışma odasından çıkıp Jiang Rulong’un evine doğru yürümeye başladı. Şehir Lordu’nun evlatlık oğlu olarak, aile içinde statüsü yüksekti. Ayrıca, geliştiricilik için elverişli ortamı olan kendi ayrı evi vardı.

Jiang Rulong siyah takım elbisesini giymiş, evinin mandırasında ay ışığının altında duruyordu. Yüzü kasvetli, gözleri ısırmaya hazır bir yılan gibiydi.

“Jiang Chen, her şeyi mahvettin! Er ya da geç intikamımı alacağım. Bir gün bütün konak benim olacak.”

Sinirli halde kendi kendine konuşuyordu ve yumruğunu sıkmıştı. Olanları ve bir günlüğüne o kıza eşlik etmek zorunda kaldığını hatırladıkça vücudu titriyordu. Bayan Murong Xiaorou ile evlenip Murong ailesiyle yaşasa, ne olacağını hayal etmeye bile cesaret edemezdi.

Hiçbir bekar adam Murong Xiaorou’ya tahammül edemezdi. En azından kendisi yapamazdı. Bu yüzden gitmeliydi. Ama bir yerlerde, gitmesine kolayca izin vermeyecek biri vardı.

“Hey, kardeşim! Saat geç oldu, niye dışarı çıkacak gibi giyindin? Yarın müstakbel eşinle düğün gününüz, o yüzden şimdi biraz dinlenmelisin.” Jiang Chen içeri girdi ve Jiang Rulong’u selamladı.

Jiang Chen’i görünce, Jiang Rulong’un gözlerinde bir zalimlik belirdi. Öldürme isteğini icraata geçirmemek için kendini zor tutuyordu.

“Jiang Chen, neden beni kandırdın?” Jiang Rulong’un ses tonu sertti.

O sırada, ağılın dışında biri duruyordu. Bu kişi Jiang Rulong’u kontrol etmek için gelen Jiang Zhenhai’den başkası değildi. Jiang Rulong’un sorusunu duyduğunda durdu. Nefesini tuttu ve ağılın dışına gizlendi.

“Kandırmak mı, kardeşim, neden böyle bir şey yapayım ki? Murong ailesine katılmak uzun zamandır dilediğin bir şey değil miydi? Sana yardım ediyordum. Bayan Murong’un fiziğine bir bak! Bu bize, Murong ailesine katıldığında yemek konusunda endişe etmeyeceğini gösteriyor, bunun için bana teşekkür etmelisin!” Jiang Chen’in sesi ciddiydi ve en ufak bir utanma belirtisi yoktu.

“Yeter! Bir daha karşımda o çirkin kızdan bahsetme! Dün benden evlilik nişanı için yerine geçmemi istedin ama asla onlarla yaşamak konusundan bahsetmedin. Jiang Chen, şu zamana kadar sana hep iyi davrandım. Eğer benim kaçıp gitmemi istiyorsan açıkça söyle. Böyle aşağılık bir yönteme ihtiyacın yok.” Jiang Rulong’un gözleri nefret saçıyordu. Jiang Chen’i ısırıp vücudundan büyük bir parça koparabilmeyi diledi.

Jiang Rulong’un söylediğini duyduğunda, Jiang Zhenhai başına gelenler için çaresiz ve üzgün hissetti. Jiang Chen bu sefer çok ileri gitmişti.

“Bana iyi mi davrandın? Pekala, hadi her şeyi açıkça konuşalım ve hesabımızı görelim.”

Jiang Chen babasının dışarıda olduğunu hissedebiliyordu ama duyuları göz önüne alındığında daha zayıf olan Jiang Rulong bunun farkına varmamıştı.  Jiang Chen fikrini değiştirdi ve Jiang Rulong’a kaçış yolu bırakmadan her şeyi açığa çıkarmaya karar verdi.

“İzninle soruyorum Jiang Rulong, Yong kardeşlere beni kaçırmalarını, ıssız bir yere götürmelerini ve kanımı almalarını emrettin. Bu mu bana iyi davranmak?! Ben öldüğümde, Jiang ailesinin varlığının yasal varisi olacaksın. Ben öldüğümde, bayan Murong’la evlenecek kişi sen olacaksın. İyi davranmaktan kastın bu mu? Söylediklerimde yanlış var mı, sevgili ağabeyim?” Jiang Chen’in gözlerindeki zalimlik git gide artıyordu.

Jiang Chen’in söyledikleriyle şok olan Jiang Zhenhai, daha fazlasını öğrenmek için ağılın dışında gizlenmeye devam etti.