Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Sorgu

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Bu dünyanın Sihirbazların Saltanat Çağı’nda genellikle sadece Sihirbazlar ve onların soyundan olanlar soylu olabiliyorlardı.

Maven’in babası bir Sihirbaz değildi ama babasının babası öyleydi. Maven’in büyükbabası Güney Sihirbaz İttifakı’nın yüksek rütbeli bir üyesiydi. O ve takipçileri Nehir Kıyısı Şehri daha kurulmadan önceki zamanlarda o bölgenin öncüleriydiler. İttifakın bir Sihirbazı olarak büyük büyükbabası bir çok keşfedilmemiş bölgelere gitmiş ve İttifak’a yeni topraklar kazandırmıştı. Sihirbaz İttifakı ile öncü Sihirbazlar arasındaki anlaşmaya göre, keşfettikleri ve kazandırdıkları toprakların bir kısmı öncü Sihirbazlara veriliyordu. Şu an Beyaz Nehir Vadisi olarak bilinen yer bu şekilde onların olmuştu.

Yeni kazanılmış topraklar olduğu ve vahşi doğada bulundukları için bu bölgelere bir çok büyük güney şehrinden daha fazla özgürlük tanınmıştı. Düzenli olarak vergilerini ödemeleri şartıyla Sihirbaz İttifakı’ndan çok fazla görevlendirme almıyorlardı. Tabi ki acil durum olması halinde, Sihirbaz İttifakı’nın çağrısına cevap vermek zorundaydılar.

Maven’in büyükbabasının iki çocuğu vardı. Büyük olanı Jean, Maven’in babasıydı, küçük olansa Miller’dı. Maven’in büyükbabasının ölümünden sonra Jean açık bir şekilde Beyaz Nehir Vadisi’nin yönetim yetkilerini miras almıştı. Ve Miller, bölgeyi miras olarak alma hakkı bulunmadığı için bunun yerine ciddi miktarda para almış, üstüne Jaen’le yaptığı özel görüşmede biraz daha para koparmış sonrasında da Beyaz Nehir Vadisi’nden ayrılmıştı.

Maven amcasının yıllar önce oradan ayrıldığını hatırlıyordu ama amcası geçen yıl güneye aniden dönüş yapmıştı. Görünüşe göre işleri iyiydi ve gerçekten zengin bir iş adamıydı. Miller, Nehir Kıyısı Şehri’nde kendine bir yer satın aldı. İki kardeş sık sık görüşüyorlardı ve Jaen küçük kardeşinin dönmesinden dolayı gayet mutluydu. Onu karşılamak için hiç bir masraftan kaçınmamıştı.

Önceki Maven’in masum çocukluk anılarında Miller Amca, ciddi manada cimri bir adam olsa da kardeşiyle araları gayet iyiydi.

Ama şu andaki Maven, o anılarda bir sürü ip ucu bulmayı başardı.

Babasının sağlığı, Miller geldikten yarım yıl sonra kötüleşmeye başladı. Babası hayatının sağlıklı ve sağlam bir döneminde 40 yaşlarındaydı, bir öküz kadar kuvvetliydi. Bir Sihirbaz olmaya yeterliliği olmasa da rütbe 2 Savaşçı olarak, bölgelerine giren mutant taş dişli vahşi domuzu tek başına öldürmüştü. Doğruyu söylemek gerekirse öyle bir adamın vücudunun, kardeşinin gelmesinden altı ay sonra doğal yollarla kötüleşmesi olası değildi.

Hastalıktan dolayı bile olsa, sağlam ve güçlü bir Savaşçı’nın başına böyle büyük problemler açılması pek mümkün değildi.

Yine de tam olarak bu bilinmeyen inanılmaz derecede ciddi hastalık yüzünden babası Jean, yarım yıl önce hayatını kaybetmişti. Daha 14 yaşında bile olmayan Maven unvanlarla birlikte bölgeyi miras aldıktan sonra bölgeyi dikkatle ve özenle yönetmeye başladı.

Bu son yılda yaşananlar 14 yaşındaki biri için kolay şeyler değildi ama sonuç fena sayılmazdı.

‘Bu masum çocuk biraz zayıf olsa da, bir bölgeyi yönetmek konusunda gayet kabiliymiş.’

‘Miller babamın cenazesine gelip sahte göz yaşları dökmüş ve garip şeyler söylemiş.’

‘Onun dönüşü ve babamın ölümü çok ciddi bir tesadüf, muhtemelen bunda bir parmağı var. Bölgeyi miras aldığı için Miller her zaman babamı düşman gördü. Belki de bütün yaşananlar tamamen onun hedefi. Zengin biri olarak geri dönüp bizden intikam almaya çalışıyor.’

‘Belki de Beyaz Nehir Vadisi’nin miras hakkını üzerine almak istiyor. Ben öldüğüm taktirde kardeşim Wayne kesinlikle onun rakibi bile olamaz. Sadece Akron Çetesi’ni ve Nehir Kıyısı Şehri’nin belediye binasındakileri satın aldı ve şu anda Beyaz Nehir Vadisi onun sayılır!’

Kısa zamanda Maven bir çok şeyi düşündü.

Miller Amca oldukça şüpheliydi ama bu teoriyi kanıtlayacak kanıt şu anda elinde yoktu.

“Miller Amca planlamış olsa da olmasa da, bunu araştırmalıyız.”

Maven hızlıca önerdi, “Belki bu iki Akron gangsteri bu olaya biraz ışık tutabilir.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Beni sessizce takip et.” Maven ekledi, “Bir tanesini canlı bıraktığına emin ol.”

Güçlü Aygır Hanı’nın ön kapısının yakınlarındaki bir sokakta, bir Hırsız önündeki değişmeyen manzaraya bakıyordu.

Ayağının ucundaki kum saatinde, neredeyse bütün kumlar tükenmek üzereydi. Bu kısa süre sonra gizli sinyalin zamanının geleceği manasına geliyordu.

‘O kadın muhtemelen şu anda bir kütük gibi uyuyordur. Burada izlenecek ne var? İş verenin o yarı elfe düşkün olduğunu ve onu canlı ele geçirmek istediğini duydum. Görünüşe göre patron bu işi yarına bırakıyor.’

Hırsız bir yandan düşünürken bir yandan da elindeki hançerle oynuyordu. Dikkatlice ve özenle ön kapıyı izleyen çatıdaki diğer gözcüden çokta uzak olmayan bir noktadan, gözcüyü izliyordu.

Ama o anda, gözüne bir şey çarptı! Şüphe uyandıran bir gölge, çatıdaki herife doğru yaklaşıyordu!

“Kim!”

Hırsız gözlerini kıstı. Algılaması, çatıdaki yoldaşına yaklaşan [Gizlenme] kullanan herifi görebilecek kadar yüksek olmalıydı.

‘Başka bir çetenin Hırsızı mı?’

Tam ağzını açıp çatıdaki diğer Hırsız’ı uyaracağı sırada, arkasında bir şeyin olduğunu hissettirecek şekilde sırtına bir ürperti yayıldı!

‘S*ktir! Biri benim [Gizlenme]’mi mi fark etti?’

Sadece, elinde kılıç olan ve ona doğru atılan bir yarı elfi görmek için, aniden arkasını döndü.

Gözleri tam olarak onun bulunduğu yere bakıyordu. Belli ki gizlendiği noktayı biliyordu!

Hırsız hızlı bir şekilde tepki verdi, bir Dövüşçü ile direk yüzleşemeyeceği için, sokağa kaçabilmek için çevik bir dönüş yaptı.

Ancak o anda, bir anda gözünün ucuyla bir gölgeyi fark etti.

Hünerli gölge hızlıca çatıdan aşağı atlayarak önüne indi, yolunu kapattı.

Hırsız, çatıdaki yoldaşının bedenine acı acı baktı, boğazının kuruduğunu hissetti.

Böylesine keskin bir şekilde öldürmek…

Bu herif gerçek bir suikastçı olabilir miydi?

Yoldaşına doğru sinsi sinsi ilerleyen gölgeyi fark etmesi ve hemen sonrasında yarı elfin ortaya çıkması sadece 2-3 saniye sürmüştü ve o çoktan çatıdaki gözcüyü öldürmüştü.

Bu akıl almaz bir şeydi!

Sadece Ticaret Bölgesi’ndeki gangsterler böyle öldürme metotlarını görürlerdi. Hırsız, o herifin böyle bir yetenek sergileyebilmek için bu güne kadar kaç kişiyi öldürmüş olabileceğini tahmin bile edemiyordu.

Ama suikastçının yüzünü gördüğünde tamamen şaşkına döndü. “Sensin! Sen nasıl olurda ölmezsin…” Hırsız tamamen afalladı.

Anna kılıcını Hırsızın sırtına dayadı ve soğuk bir ses tonuyla konuştu, “Önünde iki tane yol var. Bizimle iş birliği yapmak yada ölmek.”

Hırsız uysalca hançerini bıraktı ve ellerini kaldırdı. Çoktan direnmekten vazgeçmişti bile. Seviye 4 olan Savaşçı’dan bahsetmeye bile gerek yoktu ama o görünüşte zayıf olan soylu, dehşet verici bir suikastçıydı. Eğer bir mücadele yaşanırsa kesinlikle hiç şansı yoktu.

“Onu sıkıca bağla, buradan pek uzakta olmayan terk edilmiş bir depo biliyorum.” Maven yumuşakça konuştu.

Şehrin kuzeyi, terk edilmiş deponun içi.

“Yemin ediyorum! Size bildiğim her şeyi söyledim!”

Dink isimli Hırsız kalın bir iple sandalyeye bağlıydı. Acı acı haykırıyordu, “Ben sadece takip etme işlerine bakıyorum, saldırılara değil!”

“Bana hala sizin çetenin beni neden öldürmek istediğini söylemedin!” Maven soğukça sordu.

Dink acınası bir şekilde konuştu, “Ben gerçekten bilmiyorum…”

“Hey! Ne yapıyorsun?” Hırsız bir anda korkuya kapıldı.

Maven, hırsızın sağ elini tutarken dudağını büktü. Elindeki bıçakla hırsız’ın bileğine hafifçe bir çizgi çekti, yaradan kan akmaya başladı.

“Bu acıtmıyor bile değil mi?” Maven’in yüzünde korku veren bir sırıtış vardı. “Ama ben senin damarını kestim. Yavaşça ölene kadar kan kaybetmeye devam edeceksin.”

Bunu söyledikten sonra Dink’in bileğini elindeki bıçakla bir kez daha hafifçe kesti.

“Seni iblis!” Dink korkudan titriyordu. “Çabuk, dur!”

“Bana bilmek istediğim şeyi söyle ve serbest kal,” Maven kalpsizce cevapladı. “Aksi taktirde buradan ayrılıp seni kan kaybından ölmeye bırakacağız.”

Anna, endişeli bir şekilde Maven’e bakıyordu. Sorgularken bazı metotları kullanmaları gerektiğini doğal olarak biliyordu ama Maven’in şu anda ki tavrı onu cidden endişelendiriyordu.

Bir anda çok soğuk kanlı bir hale gelmişti.

‘Bütün hepsi işe yaramaz ben yüzünden. İyi, yumuşak kalpli Genç Efendi’yi korumayı bile başaramadım ve böyle değişmesine neden olacak şeyler yaşamasına izin verdim.’ Yarı elf dudaklarını ısırdı ve kılıcının kabzasını o kadar sıktı ki, eli bem beyaz oldu ve üzerindeki mavi damarlar görünür hale geldi.

Maven’in basit sorgulaması sırasında, Dink hızlı bir şekilde çözüldü. Bu gangsterler böyle acımasız bir sorgulama karşısında çözülmemek için eğitilmiyorlardı. Onlar sadece ailelerine bir parça destek olmak için çeteye katılıyorlardı, bu yüzden iradeleri zayıftı.

Geçmiş hayatında Maven, bir keresinde fanatik bir tarikatın üyesiyle tanışmıştı. Onun ağzından bilgi almaya çalışmak inanılmaz derecede can sıkıcıydı.

‘Bu herif benim üzerime öldürme emrini koyanın kim olduğunu gerçekten bilmiyor. Sadece şehirdeki zengin bir tüccarın bunun için yüklü miktarda ödeme yaptığını biliyor.’

‘Nehir Kıyısı Şehri’ndeki Akron Çetesi sadece ikinci sınıf bir güç. Patronları yükselmek istediği için ciddi miktarda paraya ihtiyaç duyuyor. Bu zengin tüccar, işi halletmeleri karşılığında onlara yatırım yapmayı vaat ediyor.’

‘Sadece patronları bu iş verenle yüz yüze görüşmüş, diğer çete üyeleri sadece emirleri yerine getiriyorlar. Eğer iplerin kimin elinde olduğunu öğrenmek istiyorsak, Diapheis olarak bilinen adamı bulup ona bir ziyarette bulunmalıyız.’

Maven sessizce düşünüyordu.

Dink hayatını kurtarmak için her şeyi söyleyebilirdi.

Rütbe 2 Dövüşçü Diapheis dışında, Akron Çetesi’nin kalanı pek güçlü değildi. Geri kalanı içinde icabına bakması en zor olacak olan kişi sadece seviye 4 Hırsız’dı. Üsleri, kenar mahallelerde iyi bilinen organ ticareti yapan bir yeraltı gazinosu olan Pyroxene Bar’dı ve kalabalık bir yerdi.

Diapheis oldukça dikkatli bir adamdı. Pyroxene Bar’ın özellikle arka bahçesini ve bodrum bölgelerini kuvvetlendirmişti. İçeriye gizlice sızmak kolay değildi.

Maven sonuçta bir Korucu’ydu, Hırsızlar gibi tuzakları etkisiz hale getirmekte ve gizlice sızmakta uzman değildi, bu yüzden Diapheis’e kolayca yaklaşamayacaktı.

“Genç Efendi, şimdi ne yapacağız?” Anna sordu.

Hastalığından kurtulduğundan beri, beklenmedik bir şekilde Maven’e yaslıyordu sırtını.

“Beni serbest bırakacağını söylemiştin!” Dink yüksek sesle bağırdı.

Maven ona doğru gitti ve elindeki eğimli hançerle birkaç kesik attı, kalın ipi kesti.

Dink’in ifadesi şaşkındı. Maven’in gerçekten onu bu şekilde serbest bırakmasını beklemiyordu.

Anna bir şey söylemek istiyordu, kaşlarını çattı ama aniden Maven’in eli hızlıca hareket etti.

Ağız kapatıldı! Boğaz kesme! Kan saçılması!

Dink gözlerini sonuna kadar açtı, ölmeden önce sadece bir an mücadele etti.

“Senin gitmene izin vereceğimi söyledim ama seni öldürmeyeceğimi söylemedim.” Maven o Hırsız’ın bedenini aldırış etmeksizin kenara doğru ittikten sonra eğimli hançerini temizlemek için sildi.

Anna korkudan hafifçe titriyordu. “Genç Efendi Maven, sana ne oldu? Bu sen değilsin.”

Maven içtenlikle Anna’ya doğru baktı ve konuştu, “İnsanların bir çok yönü vardır. Böyle şartlar altında, ben de başka birine dönüştüm. Kimsenin ne benim bölgemi elimden almasına ne de seni incitmesine izin vermeyeceğim.”

“Buna izin vermem!”

Anna’nın soğuk elini tuttu, “Benim hayatımdaki en önemli insansın. Eğer biri sana karşı fesat karıştırırsa, bunun bedelini ödemelerini sağlayacağım.”

Anna’nın küçük yüzü hafifçe kızardı ve Maven’in şu korkutucu davranışları ve görünüşüne rağmen kendini çok daha güvende hissetti.

Elini çektikten sonra, utangaç bir sesle konuştu, “Genç Efendi, peki şimdi ne yapacağız?”

“Mezarlığa gidiyoruz.”

Maven, beklenmedik bir konum söyledi.