Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm İlk Büyü

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Ertesi günkü ders hala büyü felsefesiydi, ancak bu seferki öğretim görevlisi Popovich’in dersinde söz ettiği “malum şahıs” olan, Riley adlı 17. seviyeden büyük bir büyücüydü. Adam, altından bir büyü gözlüğü takıyordu ve baştan aşağı titiz bir şekilde giyinmişti. Bakışları derin ve bilgelikle doluydu, öyle ki dünyanın iç yüzünü görmüş gibi gözüküyordu adeta.

Dersin başında o varken, sınıf halen olabildiğince sessizdi. 17. seviye, büyük bir büyücü olmak için bir eşik sayılırdı ve bir sonraki ilerleme ya an meselesiydi ya da sonsuza kadar sürerdi.17. seviyedeki bir büyücünün sahip olduğu fazladan 8. sınıf büyü yuvası, savaşta 16. seviye bir büyücü karşısında onun çok üstün olmasını sağlıyordu. Bir çocuk bile bilirdi bunu.

Avantaj daha düşük seviyeli büyülere de uzanıyordu. 7. sınıf ve daha düşük sınıftan büyüler, bu seviyedeki bir savaşta faydasız gibi dursa da, her halükarda 17 seviyeden bir büyücüye avantaj sağlardı. Bu yüzden Riley, 17. seviyeye ilk ulaştığında birçok yönünü mükemmel hale getirmişti.

Kürsü arkasında duran Riley kendini iyi hissediyordu, çünkü en azından o anda, o sınıfta en üstün olan yani her şey üstünde kontrol sahibi olan kişi oydu. Kendisine Sharon hatırlatılmasaydı, gerçekten her şey mükemmel olacaktı.

Riley'nin konuşması nazik bir tondaydı ancak sesi yumuşak değildi ve tüm öğrencilerin kulaklarında aynı güçte çınlıyordu.

“Dünyanın köken güçleri üstüne kuruluşu ve düzlemler ile yasaların birbirine dayanıyor oluşu da dâhil her şeyin bir temeli vardır. Biz ve diğer ırklar, çeşitli düzlemlerde yaşayan varlıklarız ve bizler küçük olsak da önemsiz değiliz! Bu dünyada iki benzer ruh yoktur, benzer insanlar yoktur. Öyleyse, varoluşumuzun anlamı ne? Dünyayı kavramak, daha güçlü olmak ve bize özgürlük kazandıran kaynakları elde etmek. Şu bir gerçek ki, gücün yanlışı doğru yaptığı bir dünyada yaşıyoruz ve dünyanın temel kuralları çoğunlukla kaderimizi belirleyebiliyor. Onları çiğnemeye kalkarsanız, türetilmiş yasalardan herhangi birini bile çiğneyemeden yok olursunuz.”

Çoğu öğrenci hemfikir bir şekilde başını salladı, daha yaşlı olanlar ise anlatılanları daha iyi kavrıyordu.

Bugünün dersleri önceki günlerden çok daha etkileşimliydi. Riley, olumlu tepkileri gülümseyerek acele etmeden şöyle açıkladı:

“Büyük büyücüler düzlemin türetilmiş yasalarını hissedebilirler, efsanevi bir güce sahip olanlar ise temel yasaları anlayabilirler. Burada kaçımız gerçekten böyle seviyelere ulaşabilir ki? Dahiler bile başarısız oluyor.

“Evet, dünyanın nelerden oluştuğunu ve düzlemlerin yasalarının neler olduğunu anlatabilirim size ama bunların hepsi alakasız, çünkü büyük bir gücünüz olduğu sürece, bu büyülü dünyada her şey mümkündür. Bu güç nereden geliyor o halde? Kendinizi anlayışınızdan, etrafınızdaki çevreyi sömürmekten. Herkes karmaşıktır, o yüzden kendinizi anlamanız tüm ömrünüzü alabilir. Kendinizi kök olarak alıp gücünüzü artırarak ayağınızı yere basmanız gerekiyor. En alttan başlayın ve yukarı doğru çıkın; kendinizden dünyaya. Kaderinizi böyle kontrol edersiniz!”

Riley elini salladı ve önünde insan vücudunun bir projeksiyonu belirdi. Projeksiyonun çeşitli kısımlarına işaret ederek dersin ana içeriğini açıklamaya başladı.

“Güç karmaşık bir şey değil, ama daha fazla büyü yuvası sahip olmak kadar da basit değil. Her ne kadar hepimiz 8. sınıf üç tane büyü yuvasının, iki taneden daha güçlü olduğunu biliyor olsak da, ayrıca dikkate almamız gereken başka faktörler de mevcut. Genel olarak, bir kişinin gücü 4 ana sınıfa ayrılabilir: Nitelikleri, teçhizatları, yetenekleri ve kanı.

“Ayrıca zekâ da var, ancak bu kişiden kişiye değişir ve onun üzerinde kendiniz çalışmak zorundasınız. Buna girmeyeceğim, o zaman niteliklerinizden başlayalım.

“Peki, manevi güç nedir?”

Richard bu dersten çok şey kazanmıştı. İlk kez manevi gücün ruhtan ve büyünün de manadan geldiğini öğrendi. Savaşçılar, bedenlerini eğiterek güç kazanırken, din adamları hizmet ettikleri tanrıların gücünü ödünç alıyorlardı. Tüm efsanevi varlıklar özgün yollarına bakılmaksızın yasaların gücünü ödünç almaya başlayıp, yasalardan ne kadar güç edinebilirlerse o kadar güçlü olurlardı.

Dersin sonunda Riley, zarafeti ile eşdeğer bir sonuca varmaktan geri kalmadı, “Gerçekçi olmayan hedefler için açgözlü olmayın. Ayağınız daima yere bassın. Yapmanız gereken şey, güç yolunda teker teker adım atıp, bu ekstra güçle artan ömrünüzü daha fazla gelişmek için kullanmaktır. Yani... Kendinizi tanıyın, çevreyi tanıyın, kaynakları nasıl dağıtacağınızı öğrenin ve gücünüzü mümkün olan en iyi şekilde kullanın. Ne kadar güçlü olursanız, her eyleminiz o kadar etkili olur. 17. seviye ve 16. seviye büyücülerin arasındaki fark, düşündüğünüz kadar az değil... ”

Richard daha önce verilen şeyi tamamen sindiremeden, bir sonraki profesör Philip, çorbaya birkaç şey daha ekledi. Havaya bir çember çizerek onu bir çizgi ile kesip, sol tarafı kırmızı ve sağ tarafı da mavi yaptı.

“Dünyada tonlarca gizem var. Ama hepsini bilebilir miyiz? Görüşlerin birbirinden ayrılmaya başladığı yer tam burası; bazıları yapabileceğine inanır, bazıları ise inanmaz. İlk grubun çoğunluğunu büyücüler oluştururken, ikincisi genellikle bunu sadece tanrıların yapabileceğine inanan din adamları ve dindarlardır.” Çemberi orana göre değil, görüş konusunda taraf tutuyor gözükmemek için eşit iki parçaya bölmüştü.

Dünyadaki sonsuzlukların bitirilip bitirilemeyeceği konusundaki karşıt görüşleri açıkladıktan sonra bir düzine alternatif görüşten de söz etti. Richard ve diğerleri neler olduğunu pek anlayamamışlardı, manayı arttırmaya yaramayacağına göre bu şeylerin ne kadar faydalı olacağını merak ediyorlardı.

Ancak, elbette hiç kimse bununla ilgili soru sormadı. Teknik olarak, 17 ve 18. seviyeler arasındaki fark sadece bir büyü yuvasıydı. Bir 9. sınıf büyü yuvası yani. Bu yüzden hiç kimse Philip'i sorgulamadı - içerik biraz… gerçek dışı olmasına rağmen- sınıftaki herkes dikkatle dinliyordu. On büyücüden tek bir tanesi bile, tüm yaşamı boyunca büyük bir büyücü tarafından yürütülen bir derse katılabilmek konusunda bu kadar şanslı olamayabiliyordu.

Sersemlemiş bir Theodore, dördüncü gün kürsünün arkasında durarak, benzer şekilde bir daire çizip parçaladı. Tek fark, hattın farklı bir yerden başlamasıydı. Gizem kırmızısı çemberin çoğunu işgal etmiş, mavi renk ise ince bir şerit halinde kalmıştı.

“Dünya çok derin, her şeyi bilmemiz mümkün değil, sadece tanrılar her şeyi bilendir…”

Richard, Theodore'un bir büyücü olmadığını daha sonradan öğrenmişti. Onun yerine 16 ya da 17. seviyede bir din adamıydı. Koyumavi bir büyücüler dünyasıydı, bu yüzden burada din adamı olması oldukça garip geliyordu Richard’a. Dahası, Theodore tek bir inanca sahip değildi, üç farklı tanrıya tapıyordu ve inançları birbiriyle çatışmıyordu nasılsa. Bu onun üç sistemden ilahi büyüler yapmasına imkân tanıyor ve ona kendisiyle aynı düzeydeki din adamlarını aşan bir güç sağlıyordu. Ancak Richard, çeşitli kitaplardan edindiği önceki bilgilerle biraz düşününce, üç veya daha fazla inanca sahip olmanın tek yolunun hile yapmaktan geçtiğini fark etti.

Tanrıları aldatabilir miydi? Hem de üç tanesini birden? Yalnızca bu gerçek bile Richard'a Theodore'un basit bir insan olmadığını göstermişti.

Beşinci günde Teslifa, daire ve çizgi ile aynı şeyi yaptı ve sonuç neredeyse tümüyle mavi olduğunda, Richard onun bir büyücü olduğunu hemen anladı. Agnostisizme inanan biri. Ancak, böyle kesin ve hızlı bir yargı pek faydalı olmuyordu.

Altıncı günde, Usta Fuşya bir dizi düzensiz sayıya işaret edip şöyle dedi:

“Bu sayılardaki güzelliği gördüğünüzde, matematikteki yolculuğunuzun yarısını tamamlamış olacaksınız.” Usta Komu ise yedinci günde öğrencilerin sayıları, karmaşık ve güzel üç boyutlu görüntüler olarak görmelerini istedi. Amaç, sayıları estetikle soyutlamaktı.

Richard daha sonra güzel görüntülerde sayıları ve sayılarda güzelliği görmek için çabaladığı bir döngüye kapılmıştı.

......

Bir ay göz açıp kapayıncaya kadar geçerken, Richard çoğunlukla büyü veya büyü yapımıyla ilgisi olmayan önemsiz teori ve bilgileri öğrenmiş durumdaydı sadece. Öğretmenlerin çoğu birbiriyle çelişiyor ve dört anahtar kelime etrafında dönen geniş çapta bilgiler veriyordu: Sharon, özel, patron ve diktatör. Richard üzerinde büyük bir etki bırakmıştı bu.

Popovich'ten Teslifa'ya kadar tüm öğretmenlerin sevdiği bir başka şey de, “dünya bu kadar basit” demekti. Bu, Koyumavi'deki çeşitli düşünce ekollerinin sloganı sayılabilirdi.

Dünya basit olabilirdi, ancak Richard'ın kafası her zamankinden daha fazla karışıktı. Yine de kendine ait bazı kazanımları vardı hiç şüphesiz, zira şans eseri büyü dünyasına ilk adımını atmış durumdaydı.

Richard nasıl ateş topu yaratılacağını öğrenmişti.