Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Düello

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Richard'ın bu zamana kadar ulaştığı bir başka şey de, ateş topu büyüsünde daha fazla ilerleme kaydetmek oldu. Bu, büyü yapma süresini yarım saniye düşürmüştü ve anlık büyülere giden ilk adımı hatta en önemli olanıydı. Süreç, sihir prensipleri hakkındaki bilgisini büyük ölçüde zenginleştirmişti; özellikle de standart hızlı bir büyü için aynı yöntemi kullanmadığından dolayı. Büyüyü kendi sınırlarına kadar geliştirmeye devam ederse, bir gün güçlü bir büyücünün işareti olan büyük ateş toplarını anlık olarak atabilirdi.

Richard aynaya bakmaya devam etti. Damarlarında elf kanına sahip olanlar doğal olarak kendi görünüşlerine dikkat ederlerdi ancak bugün belirli bir şey için hazırlanıyordu. Saf beyaz bir buket sipariş ederek çiçek yapraklarını Koyumavi'nin dış terasına dağıtacaktı. Koyumavi'nin zirvesinin alize rüzgarları bölgesine yakın olduğu söylenirdi, bu yüzden teoride eğer yükseklerden atarsa ve şansı da yaver giderse hiç bitmeyen hava akımları bu taze çiçekleri yüzlerce kilometre uzağa sürükleyecekti. Richard, annesinin onları cennetten görebilmesini diliyordu.

Richard ikametgâhından her zamanki gibi ayrıldı, bu sefer elindeki o buketle. Kendisini Koyumavi'nin tepesine götürecek bir ışınlanma noktasına doğru yola çıktı, ondan fazla insanı belirli bir kata gönderilebilen pahalı, ancak rahat bir ulaşım aracı.

Büyü formasyonuna yaklaştığında, Richard etrafta bekleyen birkaç tanıdık yüzle karşılaşmıştı; eskiden birlikte ders aldığı insanlardı bunlar. Daha önce hiç görmediği başka insanlar da vardı, ama onlar başka bir şeyi bekliyor gibiydiler.

Bu insanlar Richard içeri girdiği anda fikir değiştirmişler gibi kalabalığın arasına daldılar. Formasyon büyük değildi ve zaten içinde bazı insanlar olduğundan hemen kalabalıklaştı. Yine de oluşumun sarsıntısı, kısıtlayıcı duygunun ortadan kalkmasından önce birkaç saniye sürdü. Işınlanma sona erince Richard, Koyumavi'nin yirminci katına ulaşmıştı.

Burada, kırkıncı kata çıkan başka bir ışınlanma noktasına girmesi gerekiyordu. Bu, terasın bulunduğu kulenin sekizinci katına ulaşana kadar birkaç kez devam edecekti.

Işıktan çıktığı an, Richard kalçalarında ani ve acı verici bir acı hissetti. Birisi acımasızca ona bir hamle yapmıştı! Hiç beklemediği için şaşkınlıkla sadece bir çığlık atıp hemen ileri atıldı.

Ancak, dışarı çıkmaya çalışırken bir şey onu tökezletip, düşmesine neden olmuştu. Durmadan önce cilalanmış kara taş zemin boyunca birkaç metre kaydı, düşüşün verdiği acı o kadar yoğundu ki ayağa kalkamadı bir an için. Başına gelen bu ani olay, onu hafifçe sersemletmişti ama arkasından gelen kahkahalar ve alayları duyunca onunla dalga geçtiklerini anladı.

Richard aldığı o küçük darbeyi çok umursamasa bile, annesi için dökmeyi planladığı çiçekler düşüp her tarafa saçılmış ve sapları kırılmıştı.

Buketi yerden almak için aceleyle fırladı, çünkü bunlar annesinin en çok sevdiği çiçeklerdi ve köyde nadir olmasalar da bu kadar kuzeye getirmek çok zordu. Onları bugün alabilmek için bir ay önce bir çiçek dükkanından sipariş etmek zorunda kalmıştı.

Ancak bukete temas etmek üzereyken biri ondan önce davranıp çiçekleri kaptı. Richard yavaşça ayağa kalkıp karşıya baktı.

Yaklaşık on dört veya on beş yaşında olan genç bir büyücü, önünde kibirle sırıtıyordu. Richard'dan yarım kafa daha uzun boylu, Acolyte cübbesi giymiş çocuk elindeki buketi incelemek için kafasını çevirdi. Önceden ışınlanma noktasının önünde bekleyen Acolyteler’den biriydi ve görünüşe göre çetenin lideriydi. Diğerleri ona doğru tek tek ilerleyip Richard'ın etrafını sardılar.

Richard ne kadar yavaş olursa olsun sonunda bu insanların buraya özellikle onun için geldiğini anladı fakat anlamadığı şey neden onu hedef aldıklarıydı. Büyü dünyasına kendini çok kaptırdığı için, profesörlerden başka kimseyle bile fazla etkileşim kurmamıştı ve daha önce bu grupla hiç konuşmamıştı. Onları nasıl gücendirmiş olabilirdi ki? Yeteneklerinin verdiği istisnaî hafızayla Richard, önündeki bu gencin Kutsal İttifak'ın ortalama bir asil ailesinden olan Papin adlı çocuk olduğunu hatırladı. Bir miktar büyü yeteneği vardı ama Koyumavi'de Richard'ın onu duymasını sağlayacak kadar istisnai değildi. Büyü gücüne gelince… Richard'ın görüşündeki rakamlar, Papin’in mana rezervlerini aura aracılığıyla hesaplarken bir miktar fırladı. Sonunda değeri 15 puan çıktı, bu da 2. seviye bir büyücüye eşdeğerdi.

Papin dağınık çiçeklere daha yakından baktı, hatta buketi sert bir şekilde sallayıp daha çok yaprağını yere döktü. Daha sonra Richard'a gözlerinin köşesinden baktı.

“Sen o Richard mısın? Neyin bu kadar harikaymış da Sharon seni çırağı yapmış anlayamadım gerçekten. Ama dürüst olmak gerekirse, oldukça iyi bir kıçın var! ”

Genç Acolyteler’in hepsi kahkahalarla boğulmuşlardı, bunun ne anlama geldiğine dair yeterli deneyim ve bilgiye sahip oldukları çok açıktı. Daha önce böyle deneyimler yaşamadan bile, Richard onların kötülüklerini gözlerinde görebiliyordu. Yüzü hemen kıpkırmızı olmuştu, ama sabrı öfkesini içinde tutmasını sağladı ve yavaşça şöyle söyledi: "O çiçekleri geri ver!”

“Ah, çiçekler! Neredeyse unutuyordum!” diye abartılı bir şekilde bağırdı Papin ve sonra elindeki bukete bakıp konuşmadan önce onları yaladı.

“Bu senin için önemli mi? Tahmin edeyim… Bir kadın için mi yoksa? Küçük Richard, senin orada kılların bile çıktı mı gerçekten merak ediyorum. Şimdiden başka erkeklere özenip kadınlara çiçek vermeye mi başladın? Bu hiç iyi değil. Kime verecektin? Dur, sana yardım edeyim! Bak, ben gerçekten iyi biriyimdir. İnsanlara yardım etmeyi severim! Ama bu çiçekler bir hayli kötü görünüyorlar. Şu hallerine baksana!” Ardından çiçekleri çok sert bir şekilde sallayıp daha fazla yaprağın düşmesine neden oldu.

“Daha çok bir fahişeye verilecek bir şeye benziyor bu… ”

“Geri ver onu!” Richard'ın sesi çok alçaktı, genç bir aslanın kükremesine benziyordu.

“Ah! Yani bu şeyi gerçekten seviyorsun…” Papin biraz eğilip, küçük Richard'a daha fazla yaklaşmıştı ama elini serbest bırakıp çiçekleri yere düşürdü. Richard tepki vermeden önce, yakındaki Acolyteler’den biri onları ayaklarıyla öyle çiğnedi ki saf beyaz çiçek yaprakları her yere saçıldı ve buket paramparça oldu.

Richard’ın tepkisi tüm beklentileri aşmıştı. Ne çiçekleri korumak için ileriye atıldı, ne de Acolyte'i durdurmaya çalıştı. Bunun yerine alnını, geriye doğru hareket edip geri çekilmiş sert bir yaydan atılmışçasına Papin’in yüzündeki gülümsemeye acımasızca çarptı!

Işınlanma formasyonu geniş bir yolun önünde duruyordu, bu yüzden burada sayısız insan toplanmış durumdaydı. Darbenin gücüyle kemikler kırılırken sanki çilekler eziliyormuş gibi bir ses çıktı. Bazı insanlar korkuyla burunlarını çektiler.

Papin’in gözlerinde her şey siyaha dönmüştü; sonra kırmızı, sarı ve diğer tüm renklere. Kendini tamamen kaybedene kadar dünya dönmeye devam etti. Richard herkesin şaşkınlıktan yararlanıp birden gencin üstüne atladı, büyük çocuğu havaya kaldırdı. Elleri Papin’in kafasına sıkıca kavrarken, kanlı yüzünü yere yapıştırdı. Aşağıya doğru çökerttiği takdirde Papin’in kafatası kırılacaktı!

Ancak Koyumavi'deki büyücü sürüsünün ortasında böyle korkunç bir şeyin olmasına izin verilemezdi. Her iki oğlan için de 6. sınıf bir fiziksel kalkan oluşturuldu ve büyüler arasındaki itici güç, ikisinin top gibi birbirinden sekerek ayrılmasına neden oldu.

En azından 14. seviyedeki büyük büyücüler, 6. sınıf büyüleri anında yapabiliyorlardı. İki orta yaşlı büyücü ortaya çıktı beklendiği gibi, yüzlerinde sert bir ifade vardı.

"Neler oluyor burada?"

Fiziksel kalkanlar çok etkiliydi, sadece büyü bozulduğunda ya da yeterince hasar aldıklarında kayboluyorlardı. Gözleri kan çanağına dönmüş Richard, büyücülerin sözlerini umursamayarak kalkandan çıkmak elinden geleni yapıyordu.

Öte yandan Papin sonunda kendine gelmişti. Daha önce olanlardan hem korkmuş hem de öfkeli haldeydi ve hala burnundaki dayanılmaz acıyı hissediyordu. Titreyen parmaklarla dokunup yüzünün paramparça olduğunu fark edince neredeyse bayılacaktı; her zaman gurur duyduğu yüzü mahvolmuştu! Aklını kaybedecek gibiydi, Richard'ı işaret edip çılgınca bağırmaya başladı.

“Seni piç! Benimle büyü düellosu yapmaya cesaretin var mı? Kaybeden, kazananın kıçını öpecek!”

Richard, Papin’in bağırışını duyunca sakinleşerek kalkana vurmayı bıraktı ve sonra giysisinin kollarını sıvayıp, yaşına uygun olmayan bir ifadeyle sakin bir şekilde konuştu.

“Kabul ediyorum”.

“Hayır!” İkiliyi ayıran orta yaşlı büyücü kaşlarını çatarak, onları durdurmaya çalıştı ama diğeri onu cübbesinden çekti. “Bırakalım istediklerini yapsınlar!”

Orta yaşlı büyücü olduğu yerde donup, fısıldadı:

“Richard, Ekselanslarının öğrencilerinden biri…”

Diğer adam kıkırdadı ve sonra alçak bir sesle yanıtladı:

“Ona meydan okuyan çocuk, aynı zamanda Ekselansının öğrencisi Randolph'un yandaşı olan Papin. Düello muhtemelen Randolph’un fikriydi, ama bu aptal neredeyse berbat etmiş.”

Orta yaşlı büyücü şimdi durumu anlamıştı, “Ekselanslarının öğrencileri arasındaki konulara müdahale etmemize gerek yok. Tamam, kitabına göre oynayalım!”

Geleneksel olarak Koyumavi'deki çözülmemiş anlaşmazlıklar para ve büyüyle sona ererdi. Eğer bir kişi büyü düellosu önerir de diğer taraf kabul ederse ve eğer iki tarafın gücü arasında bariz bir eşitsizlik yoksa düello Koyumavi'nin gözetmenlerinin denetimi altında düzenlenirdi. Bu amaçla özel bir meydan ayrılmış ve orayı korumaları için bazı büyücüler görevlendirilmişti.

İki tarafın da düello alanını kullanmak istemesi durumunda, muhtemel zararları telafi etmek için büyük miktarda para verilmesi gerekiyordu. Orada bulunan büyücüler, daha sonra her iki tarafı da koruyan gözetmenler olarak hareket ederdi. Sonuçta, prensip olarak bir düello herhangi birinin yaşamını tehlikeye atmamalıydı. Elbette mutlak adalet diye bir şey yoktu. Örneğin Papin hala 1. seviye büyücü olarak kayıtlıydı ama 2. seviyeden bir büyücünün mana rezervlerine sahipti.

Richard ve Papin yarım saat sonra arenadaydılar ve yirmi metre uzaklıktan birbirlerine bakıyorlardı. Papin’in sakatlıkları o zamana kadar büyük bir titizlikle tedavi edilmişti ve hafif solgun yüzü dışında, eskiden olduğu kadar zavallı gözükmüyordu. Kan lekeli cübbesi de değiştirilmişti ancak burnundaki göçük hala sıradışı görünüyordu.

İki 1. seviye büyücü arasında yapılacak olmasına rağmen, düelloyu izlemek için çok sayıda insan gelmişti. Anlaşmazlık haberleri hızla yayılınca Richard'ın özel kimliği, iki yüz kişi alabilen izleme platformunu neredeyse tıka basa doldurmuştu.

Seyirciler düelloyu pek düşünmeden tanıdıklarını selamlayıp, rahat görünüyorlardı. Yüksek profilli olsa da Acolyteler arasında bir savaştı bu. 1. sınıf büyüler kimseyi öldürmezdi ve sahip oldukları mana rezervleri ile bu Acolyteler en fazla üç büyü yapabilirdi.

Çoğu insan sadece meraktan gelmişti. Sharon'ın kendine çırak olarak aldığı Richard'ın ne gibi özel bir yanı olduğunu öğrenmek istiyorlardı ve oğlan burada küçük düşerse çok da eğlenceli olurdu. Şanslı bir insanın mahvoluşunu izlemekten zevk alıyordu çoğu insan.

Sharon'ın çıraklarından ikisi Minnie ve Randolph, yüksek bir platformdaki bir kutu içinde tek taraflı bir pencerenin arkasında duruyorlardı.

Minnie soğuk ve kibirli görünen uzun ve ince bir kızdı, gençliğine rağmen etkileyici bir auraya sahipti. Randolph uzun boylu, iri bir gençti;  akranlarının çok ötesinde bir görünüm, nüfus, aura ve güce sahipti. Sadece en iyiler, efsanevi büyücünün çırağı olabilirlerdi.

Minnie, geri sayım başladığı sırada arenadaki iki çocuğa bakıp soğuk bir sesle, “Güzel bir fikirmiş, Randolph. Richard bu düelloyu bu koşullarla kaybederse, Üstat kesinlikle onu artık istemeyecektir. Ancak… Sadece 1. seviyeden bir büyücünün icabına bakmak için neden bu yöntemleri kullanman gerekti ki?”

Randolph zarif bir gülümsemeyle omuz silkti, “Sadece müstakbel rün ustasının nesi bu kadar özelmiş görmek istiyorum. Ünlü rün ustası Ekselansları Aziz Klaus, uzun zaman önce bu alanda yetenekli olduğumu belirlemişti fakat Üstat bu alanda eğitilmeme izin vermedi… Üstelik efendimizin çıraklarından birinin öyle bir ayaktakımına yenilmesi mantıklı olur mu? Arada sadece bir seviye fark var.”

Minnie Richard'la alay etti.

“Gerçekten, sadece bir seviye, 1. seviye ve 2. seviye. Benim zekamla alay mı ediyorsun Randolph, yoksa kendininkiyle mi? Üstelik döndükten sonra Üstat'ın öfkeli olacağından korkmuyor musun? ”

Randolph kibirli bir şekilde güldü, “Efendimiz bir ezik için benim gibi bir dehadan vazgeçmeyecektir. Her ay ondan 100.000 sikkeden fazla alıyorum! Dahası, babam… Her neyse, düello başlayacak. Hadi izleyelim!"

Minnie de arenaya doğru baktı ama kendi kendine mırıldanıyordu.

“Duyduğuma göre Richard 500.000 alıyormuş, niye acaba?"

Randolph konuşmayıp Minnie'yi duymamış gibi davrandı, fakat yüzü kararmıştı.