Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

29. Bölüm Kış Gibi Bir Yaz (2)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Bir saat sonra portre, Karaaltın'ın önüne yerleştirilmişti.

Gri cüce, masanın tamamını kaplayan ve girişin yarısını kapamış değerli taş yığınından çıkmadan önce maestroyu neredeyse kırk dakika bekletti ve sonra adamın açıklamasını dinlemek için yalnızca bir dakikasını ayırdı. Koyumavi sanatla ilgisi olmayan bir büyü ve para dünyasıydı. Dolayısıyla, cüce tek ayağı altın bir dağın tepesinde ve diğeri büyü tarafından tutuluyor olmasına rağmen, sadece maestronun göğsüne gelse bile aksine sanatçının üzerinden yükseliyor gibiydi.

Cüce, maestronun sözlerine çok dikkat etmeden her şeyi göz ardı edip anahtar nokta olan sanat eserine bir göz attı. Ekselansları Sharon, bu gibi şeylerin bildirilmesini emrettiği için portreyi açarken kaba ellerini dikkatlice kullanmıştı.

Büyük büyücü portreyi tüm konsantrasyonuyla incelemeye başlayınca bir sessizlik oldu; dudakları, bilinmeyen kelimeleri kendi kendine mırıldanırken hızlıca hareket ediyordu. Maestro manzara karşısında hayrete düştü, Karaaltın'ın bu sanat eserinin güzelliğini takdir edeceğini hiç düşünmemişti.

Cüce sonunda kuru gözlerini ovuşturarak iç geçirdi. “Sadece bu mu?”

“Ha? Evet...” Maestronun kafası karışmıştı.

“Parça henüz renklendirilmedi mi?”

“...” Adam düzensiz kalp atışlarına hâkim olamıyordu, yumuşak bir şekilde cevap vermeden önce uzun bir nefes aldı, “Bu bir taslak.”

Cüce aniden farkına varıp, taslağa bir bakış daha attı, “Hmm… Tamamen olgun değil, yüzü ve figürü ortalama… Elbette ki bu bir insan bakış açısı… Fırtınaçekici geleneğine dayanarak değerlendirseydim... Dur bir dakika, AHA! Görüyorum, termos kutusu! Bu, Richard için özel olarak hazırlanmış olan şey ve detaylar tek bir hata olmaksızın tamamen doğru… Bu tam Richard'lık bir iş. Ona büyü formasyonları öğreten Loton'ın bu hafta üç kez onu övmeye geldiğini biliyor muydun? Bu yıl… Hatırladığım kadarıyla, elli ya da yetmiş kere… Gerçekten inanılmaz! O yaşlı adam son on yılda bile bu kadar çok övgüde bulunmamıştı!”

Maestro ne o noktada duygularını tarif edebilir ne de Karaaltın'a bağırabilirdi. Adamı sabırla yönlendirmeye çalıştı.

“Bu eserde yakalanan değerli ana daha yakından bak…”

Cüce ikinci bir bakış attı ve sonra üçüncüsünü… Yine de eserin hiçbir renk olmadan çok sıkıcı olduğunu düşünüyordu. Sanatçının ruh hali, Karaaltın'ın ofisinden çıktığı zaman Richard’ınki kadar karanlıktı; daha önce sanata olan güvenini yitirecek kadar böylesi bir engelle karşı karşıya kalmamıştı. Anlayamıyordu; bu mücevher, sihir ekipmanı ve antikaların usta değer biçicisinin neden sanat konusunda hiçbir yeteneği yoktu ki? Bir yabancı olarak yaptığı yorumlar çok yıkıcıydı!

Karaaltın'ın ofisinin iki basit ama zarif bronz kapısı, maestronun arkasından yavaşça kapandı. Kapılar refah ve statüyü temsil edecek şekilde bölgedeki normal kapılardan iki kat daha yüksekti ve temsil ettikleri pozisyon için birçoğunun kıskançlığını topluyorlardı. Tabii ki bir insanın yarısı kadar boyu olan bir cücenin neden bu kadar yüksek bir ofise sahip olmak isteyeceğini açıklamaya gerek yoktu.

Karaaltın kapıları kapatır kapatmaz dudağını büktü.

“Patronu mutlu etmek nasıl bu kadar basit olabilir?” diye bağırdı. Dolabında Sharon'ın Sevinci için yarışan, bu da dâhil olmak üzere toplam 67 eşya vardı.

Cüce derhal mücevher yığınına geri dönse de kaşlarını çatarak durdu. Masasına geri dönüp portreyi açarak biraz tereddüt etti. Sonra onu daha küçük bir dolaba koymadan önce on dakikadan biraz daha fazla bir süre inceledi. Küçük dolapta aynı türde şeyler vardı ama sadece beş eşya bulunuyordu; sanat eserini ikinci sıraya koydu. İki dolap arasındaki fark, ötekiler birkaç aya çöp gibi atılırken, buradakilerin efsanevi büyücüye yakında teslim edilecek olmasıydı.

Yaz, Richard için göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Ertesi gün Buz Körfezi'nde artık balık bulunmayacak olan sonbaharın başlangıcını gösteren bir festival vardı. Yakında yaşayan milyonlarca insan, uzun kış mevsiminde hayatta kalmak için onlara yiyecek sağlayan deniz tanrısına şükranlarını ifade edecekleri büyük bir kutlama düzenleyecekti o gün. Buz Körfezi'nin hemen yanında bulunan Koyumavi, bu festivalle birlikte sonbahar dönemine başlıyordu.

Tabii ki Richard için tüm bunlar anlamsızdı. Tüm zamanını ya yığınlarca ödevi tamamlamakla ya da manasını arttırmak için meditasyon ve sihir pratiği yapmakla geçiriyordu. Hiç boş vakti kalmasın istiyordu; aksi halde kurtulması zor vahşi düşünceler peydahlanıyordu zihninde.

Erin, festivalden önceki gece tam zamanında yanına geldi. Akşam yemeğiyle dolu olan kutuyu artık tek eliyle taşımakta zorlanıyordu ve onun gelecekte çok daha ağır olacağını tahmin etmek hiç zor değildi. Richard yemeklerin arasına dalmışken, kız sadece onu izleyerek sessizce oturdu.

Bu noktada altın, el değiştirmeyi bırakmıştı ve ikisi nadiren konuşuyordu. Erin, Richard'dan tek bir sikke almazken, çocuk için yemek yemek tamamen çekilmez hale gelmişti. Ne kadar uğraşsa da genç kız derdi olduğunu saklayamıyor, ne pahasına olursa olsun anlatmayı da reddediyordu ve bu durum Richard'ı dindiremediği bir acıyla baş başa bırakıyordu.

Richard o gün ilk kez kıza gerçekten bakmak için başını kaldırmadan önce tatlının son lokmasını büyük bir kararlılıkla yuttu. Her zaman yaptığı gibi ona teşekkür etmek istemişti ama kızın vücudunda görünen sayı dizisi olduğu yerde donakalmasına sebep oldu. Kızın figürü değişmişti!

Çok küçük değişimler Richard’ın dijital zihninde büyüdü, sayılar önünde sıralanırken. Göğüsleri büyümüştü, ama dengeli değillerdi. Bu doğal bir büyüme değil, bazı harici yaralanmalara bağlıydı.

Kızın duruşu da oldukça garipti, özellikle de titreyen bacakları ağırlığını arada bir öteki yanına vermesine sebep oluyordu. Sanki sandalyenin pamuktan yastığı bir iğne yatağı gibiydi de altında batıp duruyordu. Ayrıca gözleri de biraz şişmişti ve biraz önce ağlamış gibi normalden daha kırmızıydı. Elbisesi bu sefer çok daha kalındı ve etrafına sıkıca sarılmıştı, ancak rastgele bir hareketi boynundaki bir morluğu ortaya çıkardı. Kızın kalp atışı her zamankinden daha hızlıydı, Richard’ınkinden daha hızlı. Aslında öyle hızlıydı ki başına ciddi bir olay gelmiş olmalıydı.

Tüm belirtileri ve izleri hesaba katınca Richard’ın zihninde inanmayı reddettiği bir cevap belirdi aniden.

“Sen… Başka biriyle mi birlikte oldun?” Richard’ın sesi kuru ve boğuktu, öyle ki sesini kendisi bile tanıyamamıştı. On bir yaşındayken, asillerin yedi ya da sekiz yaşında öğrenmeye başladığı şeyleri bilmiyordu ama bu altı ay içinde karşısındaki bu kız sayesinde yolu yarılamıştı. Erkekler ve kadınların nasıl etkileşime girebileceğini öğrenmişti artık.

Erin yüzü bembeyaz olmuş titriyordu. Oysa gerçeğin bir şekilde ortaya çıkması onu sakinleştirmişti, yanaklarına dökülen dağınık saçlarını toplamak için elini kaldırdı.

“Evet, dün gece.”

Richard derin bir nefes alıp gözlerini kapadı, görüşünde oluşan yıkıcı sayıları görmeyi reddediyordu. “Neden?” diye sordu. Çocuk buz kesmiş, sesi onunki kadar sakinleşmişti.

"Paraya ihtiyacım var."

"Bende çok var.” Richard, Erin'in değiştiğini fark ettiğinden beri kafesinden ayrılmış bir kuş gibiydi. Dış dünyayı öğrenmeye başlamış, başkalarını kendi standardıyla yargılayamayacağını anlamıştı. Örneğin masrafları ele alırsak; aylık geliri, 10’dan fazla insanın Koyumavi'de iyi bir yaşam sürmesi için yeterliydi.

Hala solgun olan Erin, Richard'ın gözlerinin derinliklerine bakarak kafasını kararlılıkla salladı.

 “Ama ben senin paranı istemiyorum.”

Termos kutusunu her zamanki gibi temizledikten sonra kapıya doğru yürürken dönüp şöyle dedi, “Ah, seni bilgilendirmeyi unuttum. Yarından itibaren yemeklerini başka biri getirecek. O halde Richard... Görüşmek üzere.”

Kapılar yüksek bir sesle kapandı ve Richard koltuğuna yaslanınca tüm enerjisini kaybetti. Saçlarını yoluyor, az önce hiçbir şey olmadığına kendini ikna etmeye çalışıyordu ama çocukluğunda geliştirdiği yetenekleri ve özellikleri ona acı gerçeği söylüyordu.

Anlayamadığı şey, Erin'in neden onun parasını istemediğiydi. Bilinmeyen nedenlerden dolayı insanların gençken bazı şeylerde ısrar edip onlar için asıl önemli olan şeylerden vazgeçtiklerini hala bilmiyordu.