Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

31. Bölüm Buluş

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

İki 'önemsiz' meselesi -özellikle de Erin'in başka bir adamla yakınlaştığına şahit olduğu sahne- aslında Richard'ı büyük ölçüde etkilemişti. Sadece o an etkinin kapsamı hakkında hiçbir fikri yoktu.

Ertesi sabah, Buz Körfezi'nin tamamı hala derin bir uykudaydı. Kış geçiyordu ve gündönümü gelmek üzereydi, bu yüzden güneş görünmeden önce hala vakit vardı. Yine de bu dışarısının yüksek aydınlatmalarını etkilemiyordu. Buz sarkıtları toprağı, tepeleri, bitki örtüsünü ve nehrin yüzeyini doldurmuştu. Her şey her yerde mavi ve beyaz ışığı yansıtacak şekilde donmuştu, sadece Buz Körfezi'ndeki deniz yüzeyi hala hafifçe dalgalanıyordu.

Richard uyuyamıyordu, 10 metreden daha uzun olan pencerenin önünde durmuş, Buz Körfezi'nin tüm ıssız ihtişamını izliyordu sessizce. İçinde tuttuğu bir ağız dolusu pis havayı dışarı çıkararak aniden ufku açılıp daha açılmış gibi hissetti, sanki içinde hemen hemen tüm Buz Körfezi'ni barındırabilecekmiş gibi.

Geçtiğimiz birkaç mevsim, bu kadar büyük bir alanda sadece karanlık solgun izler bırakmıştı. Belki de bu kasvetli hisler uzun bir süre aklında yer edecekti ya da belki de hayatının geri kalanında onları düşündüğü zaman acı hissedecekti ama her acı ve zorluğun ardından refah gelirdi.

Richard gözlerini açıp etrafındaki dünyayı gözlemlemeye başladı. Dikkatini çeken ilk şey, Koyumavi'deki çeşitli türdeki insanlardı. En çok büyücü profesörleriyle etkileşime girmişti ve artık bilgiyi aktaran rafine makineler değillerdi onlar; bunun yerine yaşayan insanlar, elfler, cüceler, hatta kara elflerdi.

Bu akıl hocaları, kendilerine ait duygulara sahiplerdi ve kendi çıkarlarını düşünüyorlardı. Herkesi farklı görerek, kimseye aynı şekilde davranmıyorlardı. Onların her bir eylemi, Richard'ın gerçekliğinde farklı bir sonuca yol açıyordu: El sallamak, bir tekme atmak, bir kaş kaldırmak, hatta bakışlarını ayarlamak. Aynı ifadeler bile, farklı tonlarda farklı dillerle konuşulduğunda arkasında farklı anlamlar taşıyorlardı. Richard’ın öğretmenleri hakkındaki bilgisi her geçen gün artıyordu ve onları büyük bir dikkatle izleyerek karşılaştırmalar için kullanabileceği şekilde onları hafızasındaki örneklere ekliyordu. Aniden, akıl hocalarının sözlerinin ve ifadelerinin çoğunun ardında aslında yavaş yavaş keşfettiği gizli anlamlar taşıdığını fark etti.

Profesörler çeşitli alanlardan geliyorlardı, dolayısıyla ilişkileri de farklıydı. Bu alanların bazıları birbirine yakınken, diğerleri birbirlerinden muhtemelen dünyalar kadar farklıydı. Benzer alanlardan gelenler genellikle iyi ilişkiler içinde değillerdi ve Popovich ve Riley gibi insanlar birbirlerinin sözlerini açıkça çiğnemekteydiler. Öte yandan, birbirleriyle hiçbir ilgisi olmayan alanlardan gelenler çok daha iyi geçiniyorlardı ve hatta bazıları çok yakın arkadaştı.

Richard, bu yeni gözlemlerini düşünürken bütün bu ilişkilerin anahtarının, para diye adlandırılan çıkarlar tarafından yönetilen rekabet olduğunu keşfetti.

Gözlerini açtıktan sonra, Richard daha fazla bilgi kazandı. Mesela, nihayet gelecekte aziz bir rün ustası olacağını da öğrenip niçin bu kadar çok geometri, matematik, çizim ve sihir formasyonu derslerinin aniden müfredatına eklendiğini anladı.

'Öyleyse ustam beni bir rün ustası olarak eğitmek istiyor…' diye düşündü Richard kendi kendine. Her ne kadar dağlarda yetişen bir genç olsa da Koyumavi'de bir yıldan fazla bir süre geçirdikten sonra Richard’ın ufukları büyük ölçüde genişlemişti. Artık işlerin nasıl yürüdüğü hakkında hiçbir fikri olmayan o genç çocuk değildi. Bununla birlikte, bir rün ustası pozisyonu diğerlerinden üstün olsa da Richard'ın gözlerinde su kadar yavandı. Elena’nın on yıllık dolaylı etkisinin onu ayrıcalıklara ve aşağılanmalara karşı nasıl kayıtsız bir hale getirdiği hakkında hiçbir fikri yoktu çocuğun.

Düşüncelerinden bağımsız olarak, Üstadı’nın beklentilerinin boşa gitmesine izin vermeyecekti. Dağlarda yetişen çocuklar çoğu zaman inatçıydı ama onlar aynı zamanda tercihleri ve sevmedikler şeyler konusunda da net davranırlardı. Richard çok zekiydi ve hayatında çok fazla acıya ve karmaşaya maruz kaldığı için yaşıtlarından daha olgundu. Şimdi biliyordu ki Koyumavi'de özel bir pozisyonu vardı ve hatta her ay ustasından aldığı “sevinç” için herkesin nasıl deli divane olduğunu da çok daha iyi biliyordu. Ona yöneltilen pek çok bakış, kıskançlık, özlem ve onun sahip olduğu her şeyi elinden alma arzusu içeren gizli amaçlar taşıyordu. Oysa bu tür insanlar ondan uzak durmuş, istedikleri gibi ona karşı komplo düzenlemeye cüret etmemişti. Papin ile yaşanan olay bir kazaydı; ne kadar derin sularda yüzdüğünü bilmeyen o soylu çocuklardan biriydi sadece.

Ayrıca gittiği her yerde birkaç kişinin uzaktan onu takip ettiğini fark etmişti. Ama o bunların casus değil koruma olduklarını biliyordu, belki de ona sert, kötü niyetli bakışlar atanların her zaman korku veya önsezileriyle geri çekilmelerinin sebebi buydu. Ustasının ne kadar kaygısız ve cimri olduğunu düşününce bu eylemleri ona biraz huzur vermişti. Bu, Richard'ın bu kış aldığı tek sıcaklık kaynağıydı.

Neyse ki çalışmaları bu kafa karıştırıcı zamanlarda bile hiç etkilenmemişti ve onun yerine büyü gelişiminde büyük sıçramalar yapmıştı. Yeni kurulan düşünceleri olgunlaşmakta olan çocuğa biraz güvence veriyordu.

Kış gerektiği gibi geçmiş, bahar bir şekilde yine gelmişti. Gün için çalışmalarını tamamladıktan sonra Richard uyuşuk bedenini tekrar evine sürükledi. Bir köşede dik ve yalnız duran çelik bebeğin yanından geçtiğinde aniden yine doğum gününün geldiğini hatırladı.

Sağlam kafasının dışında çelik bebeğin geri kalanı ağır bir şekilde bozulmuş ve deforme olmuştu ve önceden nasıl göründüğünü hayal etmek neredeyse imkansızlaşmıştı. Bu, Richard'ın Yanardağ Patlaması yeteneğinin aktif hale gelmesiyle ona sayısız kez saldırmış olmasının sonucuydu. Etrafındaki duvar da her boyuttan göçüklerle kaplıydı.

Richard bebeğin yanına yürüyüp çeşitli büyüklüklerdeki alaca girintilerini hafifçe okşadı. Göçüklerin bir kısmı sivri kenarlara ve keskin uçlu çatlaklara sahipti; bu izleri bırakan sadece yumrukları değil, aynı zamanda onun dirsekleri, omuzları, dizleri ve hatta kafasıydı bile ve bu çukurların bazıları kurumuş kan izleriyle lekelenmişti.

Parmaklarının ucundan gelen acı hissini yaşayıp kan lekelerini gördükten sonra, Richard kış boyunca aslında yalnız olmadığını anladı nihayet. Kendini oyalayarak mevsimi sessizce geçirdiğini düşünmüştü ama acı her zaman etrafta dolaşıyordu ve öyle derinde gizlenmişti ki Richard onu neredeyse unuttuğunu sanıyordu.

Çelik bebeğin kafası mükemmel durumdaydı. Gıcır gıcır temiz ve yuvarlak yüzeyi, Richard'ın biraz değişen yüzünü yansıtıyordu ancak geri kalanı tamamen harap olmuştu. Parçaların çoğu sadece bu noktada ince telle bir arada tutulmaktaydı ve ana gövdeye alınacak başka bir darbe ile parçalanmaya hazırdı. Richard yatak odasına doğru büyük adımlar atmadan önce gülümseyerek bebeğin yüzünü okşadı.

Bir sonraki günkü müfredatta bir çizim dersi vardı. Sanat takdiri teorisi hakkındaki bütün bir dersi dinledikten sonra bir düzine öğrenci, peş peşe ayrılmadan önce ödev olarak verilmiş olan kabataslak çizimlerini teslim etti. Richard ileri çıkan son kişi oldu.

Richard hala bir genç gibi görünüyor olsa da maestro bazı nedenlerden dolayı son derece rahatsız olmuştu. Gözlerini bilinçsizce kaçırıyordu, sadece Richard'ın çizimleri düşüncesi bile nemli, donmuş bir yaratık vücuduna karşı bastırılmış gibi hissettiriyordu ona. Ne kadar uğraşsa da bu histen kurtulamıyordu ve çok üzülüyordu bu duruma.

Maestro, Richard'ın teslim etmek üzere olduğu ödeve göz ucuyla bakıp onun sadece 30 santimetrelik bir karenin içindeki küçük bir çizim olduğunu fark ettiğinde derin bir nefes aldı.