Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

36. Bölüm Dünyayı Değiştirme Gücü (3)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Richard'ın cevabı Fayr'ın ona uzun bir bakış atmasına sebep olmuştu Ancak yaşlı büyük büyücü sonunda başını salladı, “Bu senin gerçek amacın değil, gözlerinde görebiliyorum bunu… Unut gitsin, müdahale etmemeliyim. Ama şunu bil: Burası Koyumavi ve burada her şey Ekselansları’na ait. Bir sorunun olursa, ya bana ya da direkt Sharon'a başvurabilirsin.”

“Koyumavi aynı zamanda bir büyücüler dünyasıdır ve dünyevi güç buralara kadar uzanamaz. Eğer kendini içinde bulduğun münakaşalar dış dünyanı çok fazla etkiliyorsa, o zaman babana söylersin. Archeron Ailesi'nin gücü birçok insanı korkutur ve Marki Gaton da efsanelerin başkenti olan Faust'ta kendini ispatlamaya başladı. Bu, dünyevi dünyanın zirvesinde yer almak için yeterli güce sahip olduğu anlamına geliyor.”

Richard’ın bakışları uzaklara kaymıştı, bu yüzden konuşması biraz zaman aldı.

“Ben, Marki Gaton’un gücünü ödünç almak istemiyorum.”

Fayr'ın ihtiyar bilgeliği, Richard o adamdan söz ederken onun küçük sırrını öğrenmesini sağlamıştı. Ancak bu onu şaşırtmadı; Archeron adını taşıyan herkes güçlü bir karakterdi. Elbette Norland'da Aziz Petrus'un soyundan gelenler, Wisma, Agarest, Solam, Julius ve bunun gibi başka aileler de vardı.

Fayr başını sallayarak alçak bir sesle konuştu.

“Aslında bir şüphem daha var… Öldürme sanatı, bu alanın sınırlarını aşıyor, bu da olasılıkları görmene izin veren şeydi. Bununla birlikte, temel rünik konuların 46'sını birleştirmek bir dahinin bile yapabileceği bir şey değildir. Bu gayret ve bilgelik gerektirir; dikkat et gerçek bilgelik dedim, zeka değil. Sen Richard, bilgeliğin açısından Koyumavi'deki en üstün kişi değilsin. Yalnızca on beş yaşını doldurduğunda, kendi rünlerini yaratabileceğini sanıyordum ama sen bunu on ikinde yaptın. Bu mantıklı değil…”

Bunu sorarken bile Fayr bu sorunun bir cevabı olmadığını biliyordu. Gerçek şu ki, Richard tüm rün ustaları için en önemli adımı atmıştı ve gereklilikleri karşıladığından gerekçenin önemi yoktu.

Büyü felsefesini yoğun olarak inceleyen Fayr, bunun arkasında bir neden olduğunu biliyordu. Şu anda bulamadıysa da bu sadece henüz göremediği anlamına geliyordu, olmadığından değil. Norland'ın çok fazla sırrı vardı ve sayısız düzleme sahip sayısız evrenler asla keşfedilemeyecekti. Canı sıkılmış bir tanrı aniden Richard'a rün zanaatı hakkında tüm bilgileri vermişse saçma olmazdı bu. Kutsal donanımı yaratan Aziz Peter bile ölümünden önce, ilhamlarının çoğunun tanrılardan aldığını açıklamıştı.

Fayr ayağa kalkıp rünü düzgün bir şekilde koydu, “Her neyse, önemsiz konulara zaman harcamayalım. Sebebi ne olursa olsun, buluşunun büyük bir bölümü şansa yorulabilir ancak ne kadar ilerlersen, şans da o kadar etkileyecektir gücünü. ”

Bir süreliğine duraksayan büyük büyücü Fayr derinden konuştu, “Richard, belki de ne kadar şanslı olduğunu hala bilmiyorsun. Bu açık bir sır, bu yüzden onu senden saklamama gerek yok. Bilgisini aktarmaya devam etmek için Ekselansları’nın her bölgede yalnızca bir çırak bulundurma adeti vardır. Öğrencileri büyü tacının üzerindeki göz kamaştırıcı incilerdir ve bu özellikle de rün ustaları için geçerli.”

“Yani…” Richard aniden Steven ve Minnie'de hissettiği kötü niyetin ve daha önce birbirleriyle hiçbir alakaları olmamasına rağmen Randolph’un onu öldürmek için kurduğu tuzağın sebebini anladı.

“Bildiğim kadarıyla Steven bir rün ustası olmakla ilgilenmekte ve bu konuda çok kararlı görünüyor. Ancak sen en kararlı adımla ondan öndesin zaten. İşte bu sebeple çözülemeyen anlaşmazlıkları nasıl halledileceğini anlatmıştım. Kendine iyi bakmayı unutma.”

Richard Fayr'ın neyi ima ettiğini anlamıştı ama yine de inanamıyordu. “Ama burası Koyumavi!”

Büyük usta Fayr, “Yasalar ne kadar güçlü olursa olsun, sadece akıl sahibi insanları kontrol edebilir” diyerek güldü.

Buna karşılık Richard düşüncelere dalıp başını eğdi. Sonunda kelimelerin manasını anlamış görünerek Fayr'a başını salladı.

Yaşlı büyücü o zamana kadar her şeyi toparlamıştı ve çağırdığı bazı öğrenciler de aceleyle gelmişlerdi. “Şimdi benimle gel şanslı çocuk, sana rün ustalarının nasıl mucize yarattığını göstereyim. Eminim ki bunu görmek, rün ustalarının dünyasını yarı gerçek sözlere ve eski efsanelere göre çok daha iyi anlamanı sağlayacak.”

Bir saat sonra Richard ve Fayr, Koyumavi''nin dışında bulunan bir büyü laboratuvarına gelmişlerdi. Burası, efsanevi büyülerin test edilmesine olanak veren dev ve açık hava bir mekandı. Normalde yeni büyü hayvanlarını veya çağrıları test etmek amacıyla hayvan savaşları için bir arena olarak da kullanılıyordu.

Richard'ın bakışları altında laboratuvar alanına saldırgan, zırhlı bir savaş atı getirildi. Bu, Koyumavi'ye özgü yerel bir büyü hayvanıydı, sırtını kaplayan çelik kadar sert bir pul tabakasıyla sıradan savaş atlarından çok daha büyüktü. Hayvan dengesizdi, metalik toynakları bir kutup ayısının kafatasını ezebilecekken, hız ve atlama yüksekliği geyiklerle karşılaştırabilirdi.

Zırhlı savaş atının en değerli kısmı sırtındaki metal pullarıydı. Üretilen en güçlü metallerden bile daha güçlülerdi ama yine de tüy kadar hafiflerdi. Üstelik kolayca büyü alıyorlardı, böylece rün takmak için fazla karmaşık bir süreç gerekmiyordu.

Bu gaddar büyülü hayvanlarının aniden çıldırmasını önlemek için çok uzun, karanlık ve dar bir yoldan geçirilmeleri gerekiyordu. Zırhlı at laboratuvara girdiğinde karşısına aniden çıkan açık alan bir anlık onun duraklamasına sebep olmuştu. Bu, üzerinde her türlü araziye sahip bin metrelik çevresi olan devasa bir alandı. Birçok deneyden sonra yıllar boyunca biriken yoğun mana kalıntıları ve büyü hayvanlarından gelen birçok kan izi, koruyucu oluşmasını sağlamıştı.

Savaş atı durduğu an, Richard göğsündeki pulların bir kısmının çıkarılmış olduğunu gördü. Yerine onun yaptığı temel çeviklik rünü yerleştirilmişti ve bu açıkça basit bir gömülme işlemi değildi. Hayvan derisi titizlikle kesilerek ilgili noktaya dikilip işlenmişti.

Zırhlı savaş atı gittikçe daha güçlü bir şekilde burnundan hava çıkarıyordu ve göğsündeki rün titremeye başlamıştı. Bu, rünün hayvanın manasını emerek harekete geçmeye başladığını gösteren bir işaretti.

Güçlü kana susamışlığıyla at tamamen çılgına dönmüştü! Şaha kalkıp uzunca kişnedi, toynakları yere değdiği an yıldırım gibi koşmaya başladı. Özgürlüğüne kavuşmak için sınırdaki çitleri kırıp geçti, yoluna çıkan iki kütük yığının üzerinden atlamak istiyormuş gibi gözüküyordu.

Zırhlı at havaya sıçradığı gibi rün aniden göz kamaştırıcı bir ışık yaydı. At, şaşırtıcı bir yetenek göstererek tek sıçramayla oldukça uzağa atlayıp ilk yığının üstünden geçti fakat daha sonra ikincisine çarptı. Bu atlama bile tek başına arttırılmış atlama mesafesinin yarım katıydı!

Çarpışmanın etkisiyle odun talaşları her tarafa uçuştu ve ağır kütükler yuvarlandı. Çarpmanın ağırlığını alan yarım metrelik bir kütük, neredeyse ikiye ayrılmıştı!

Savaş atı darbenin sebep olduğu baş dönmesiyle yolunu şaşırmıştı. Her yöne koşuşturmaya başladı ve o hızını arttırdıkça göğsündeki rün parıldıyordu.

Ancak çok açıktı ki bu atın hâkimiyetinin sınırlarını aşıyordu. Bazen çok uzağa koşuyor bazen de mesafeyi yanlış algılayıp çitlere çarpıyordu. Bazen çok yüksek veya çok uzağa sıçrıyordu ve bu da havada dengesini kaybedip yüzüstü düşmesine neden oluyordu.

Her yerde gümbürtüler yankılanıyor; odun, çamur ve taş parçaları her yere dökülüyordu. Savaş atının devasa vücudu, önündeki engellere hayal edilemez hızlarda çarptığı için adeta siyah bir hayalete dönüşmüştü. Vücut ağırlığı ve hızıyla birlikte atın kendisi dehşet verici bir silah haline gelmişti ve en ufak darbeleri dehşet verici hasara yol açıyordu.

Zırhlı atın yıldırım gibi laboratuvarda koşuşturmasını izleyen Richard sadece ağzı açık bir şekilde hayretle bakabiliyordu. Çok sık görülen bu hayvana oldukça aşinaydı ama bu hızlara ulaşabileceğini tahmin etmemişti asla. Hızlandıktan sonra atın korkunç gücünü görmek… Bu şekilde tamamen yeni bir tür gibiydi!

Bir rün ustasının gücü bu muydu?

Küçük Richard ağzının kuruduğunu farkına vardı aniden. Oyuncak niyetine eline aldığı metal kılıcı savururken, kılıcın karşısındaki her şeyi yok etme gücüne sahip olduğunu fark eden bir çocuk gibi hissetmişti kendini.