Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

38. Bölüm İlk Darbe (2)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Yine de kırmızı ejderha soyundan on sekiz yaşına girmiş biri olarak tam bir rün çizmek, Steven’ın yaşamında bir rün ustası olarak en önemli adım olacaktı. Bir rün %10 tamamlandığında, bitirilmesi sadece bir an meselesi haline geliyordu. Temel rünlerde sıkışıp kalsa bile, kesinlikle gelecekte bir rün ustası olurdu.

Steven hala gençti ve elbette fazlasıyla vakti vardı. Solam Ailesi’nin bir milyondan fazla altınını harcayarak, bir araya getirilip işlenmesi için neredeyse tüm bir ay boyunca üzerinde uğraştığı bu eserin, Profesör Fayr'ın aklını başından alacağını tahmin ediyordu ancak adamın tepkisi oldukça soğuk olmuştu.

Bu iş Aziz Klaus'a teslim edilmiş olsaydı o Steven'ın eseri için en büyük övgüleri ve iltifatları yağdırırdı. Öte yandan Fayr kayıtsız ve soğuk kalmıştı, öyle ki Steven'ın yanan kalbine Buz Körfezi'nden su dökmüştü sanki büyük büyücü.

Luce kimdi? Steven, Luce'nin büyük usta Fayr’ın 31 yaşındaki öğrencisi olduğunu biliyordu. Özel bir kanı olmayan yaşına göre vasat, 13 seviye bir seviye bir büyücüydü. Bir ay boyunca üzerinde uğraştığı çalışma işe yaramazın tekine mi fırlatılmıştı?

Fayr böyle davranıyorsa, Ekselansları gibi efsanevi bir büyücünün nasıl davranacağını hayal etmek kolaydı. Steven her ay azalan gelirini düşünüp ne yapacağını bilemez haldeyken aniden kalbinin soğuduğunu hissetti. Efsanevi büyücünün sevincini kazanmak gerçekten bu kadar zor muydu? Yanlış giden neydi? Richard'ı hesaba katmazsa, o değersiz Randolph bile daha önce oldukça fazla kazanmıştı.

Steven paraya değer vermiyordu ancak efsanevi büyücünün takdirine ve öğretilerine sahip olmak istiyordu. Sharon’ın Sevinci onun tavrını açığa vurmaktaydı; eğer onu bile kazanamıyorsa, efsanevi bir rün ustası olmak için gerekli niteliklere nasıl sahip olabilirdi ki?

Koyumavi'ye geleli yaklaşık bir buçuk yıl olmuştu. Bu süre boyunca Steven hiç boş durmamıştı. Efsanevi büyücüyle olan her buluşması için en mükemmel yanını gösterme amacıyla bol bol hazırlık yapardı. Bu toplantıların bir kısmı programına dâhilken maddi kaynaklar kullanılarak tesadüf karşılaşmalar da gerçekleştirilmişti. Büyü öğrenmeye ve eğitimine harcadığı zaman, öncekinden çok daha fazlaydı ve mana gelişiminin hızı onun sıkı çalışmasının bir kanıtıydı. Yapması gereken her şeyi yapmış, hatta aynı zamanda gerekli olanın ötesine geçmişti, geleceğin rün ustası olarak kabul edilen en büyük rakibi Richard'la başa çıkmak için elinden geleni ardına koymamıştı mesela. Ne yazık ki Richard etrafına bir duvar çekmiş gibiydi sanki ve bundan dolayı Steven'ın ona ulaşmasının bir yolu yoktu.

Her durumda, Steven, büyük soylu bir ailenin çocuğu olarak en iyi tavır ve zarafeti sergilemeye devam edecekti. Birinin burnunu yumruklamak ya da üstünü başını parçalamak istediği zamanlar olsa da, Steven Koyumavi'nin sosyal yapısını çok iyi biliyordu. Her şeyin nasıl çalıştığını anlamış ve tüm önemli insanların mizacını, alışkanlıklarını ve beğenilerini öğrenmişti ve hatta bir grup arkadaş edinip düşmanlarının yalnız kalmasını bile sağlamıştı. Ancak son noktada bir şeyler tersti, çünkü Richard her zaman yalnızdı.

Ancak hayatındaki en büyük çabayı sarf eden Steven, aynı zamanda hayatının en büyük hayal kırıklığını da yaşamıştı. Büyük usta Fayr'ın kayıtsızlığı onu tamamen uyandırmıştı. Koyumavi, Steven'ın çok iyi tanıdığını sandığı muazzam ve eşsiz bir canavardı ancak onun tam görünüşüne bile tanık olmamıştı henüz. O kadar çok sayıda büyük büyücünün toplandığı bir yerde, 17 yaşında bir ejderha efsuncusu kendini dahi olarak adlandırsa da aslında bir hiçti. Onun gibi insanlar hiç de az değildi burada.

Fayr’ın öğrencilerinden biri hala laboratuvarda, alanı temizliyordu. Steven'ın solgun ve boş bakışlarını görünce aniden bir acıma hissetti ona karşı. Daha önce Steven'dan düşünceliliğini gösteren çok sayıda küçük hediye almıştı ve onun gibi soylu bir aileden gelen biri için bu çok nadir bir durumdu.

Steven'ı selamlayıp etrafta kimsenin olup olmadığını kontrol etmek için sola ve sağa baktıktan sonra fısıldadı, “Profesör bugün çok meşgul. Richard bu sabah ona bir rün verdi. Profesör de onun etkisini test etmek için bütün sabahını harcayınca programı altüst oldu tabii.”

Öğrencinin sesi nazik olsa da sözleri Steven'ın kulaklarına daha çok gök gürültüsü gibi geliyordu, öyle ki doğru düzgün ayakta bile duramayacak hale gelmişti neredeyse.

“Richard mı? Rün mü? Ne rünü? Ne kadar tamamlanmıştı?” diye sordu Steven son bir umut kırıntısıyla. Sesi boğuktu ve kasten taranmamış saçları tamamen dağılmıştı. Birkaç teli teriyle nemlenip iyice alnına yapışmıştı.

Ancak test edilmeye hazır bir rünün %20'den çok daha fazla tamamlanmış olması gerektiğini ve ne kadar kötü olursa olsun kendi %20'lik rününü geçeceğini biliyordu.

Öğrenci Steven'a sempatiyle bakıp birkaç güçlü adam tarafından çekilmekte olan zırhlı atın leşini işaret etti. “Bir temel çeviklik rünü ve tamamlanma oranına gelince… Aslında bunun önemi yok. Şu zırhlı atı görüyor musun? Rün zaten bir rün yuvasına yerleştirilmişti ve deneme başarılı oldu, bu da bu rün yuvasının sadece bir miktar düzenlemeye ihtiyacı olduğu anlamına gelir."

Bunu duymaya hazır olsa da cevap yine de Steven’ın beklentilerini aşmıştı. Rün zaten bir rün yuvasına yerleştirilmiş ve deneme başarılı mı olmuştu? Bir varlığın bedenine rünün yerleştirilmesi rün ustası olma yolundaki ikinci engeldi. Ancak Richard bu engeli kolayca geçmişti ve Steven bunun önemini çok iyi biliyordu. En gevşek standartlara göre Richard bir rün ustası sayılabilirdi artık!

Daha da kötüsü rün şövalyesi yaratabilen gerçek bir rün ustası oluncaya kadar Richard’ın önünde uzun bir yol olsa bile Steven'dan daha fazla zamana sahipti! Çünkü Richard henüz yalnızca 12 yaşındaydı!

Steven'ın gözlerinin önündeki her şey aniden karanlığa gömüldü. Geleceğe dair tüm umutları, cazibesi, onuru… Hepsi bir anda ortadan kaybolmuş gibiydi. Ailesinin onun için yaptığı devasa yatırımlar artık sadece soğuk ve ağır geliyordu. Steven Randolph’un kötü durumuna tanıklık etmiş ve hatta onunla alay etmişti ama kendisi de yakında o pozisyonda olabilirdi.

Steven öğrencinin elini tutunca çok fazla güç kullandığı için tırnakları onun etine battı. Kaba bir sesle onu sıkıştırdı. “Richard olduğuna emin misin? Richard Archeron mu? Henüz on üç yaşında bile olmayan o küçük çocuk mu?”

Öğrenci, Steven’ın elini sessizce onun elinden ayırdı. Steven'ın şu an kendini nasıl hissettiğini ve sakinliğini kaybetmesini anlayabiliyordu. Küçük Richard herkese muazzam bir şok yaşatmıştı, öyle ki Steven bir kenara, büyük büyücü Fayr bile sakinliğini koruyamamıştı.

Efsanevi büyücünün alışkanlıkları uzun zamandan beri açık bir sır haline gelmişti, bu yüzden aynı alandaki öğrenciler her zaman birbirleriyle yarışıyor ve hatta birbirlerini eziyorlardı. Richard'ın her gelişimi, ona ders vermiş olan tüm akıl hocalarının büyük patrondan Sevinci'nin karşılığını alması anlamına geliyordu. Ancak bu öğrencilerin geri kalanı için büyük bir darbeydi. Richard’ın şu anki başarısı o kadar göz kamaştırıcıydı ki, öğrenci Steven için bu darbenin ne kadar büyük olduğunu hayal etmeyi bile kaldıramazdı. Dürüst olmak gerekirse, hayal edebilecek bir şey yoktu. Daha önce sakinliğini hiç kaybetmemiş olan bu ejderha efsuncusunun yüzüne bir kez bakmak yeterliydi.

Steven öğrenciden ne aldığını görmek için acele etmeyerek küçük bir kristal şişe çıkarıp teşekkür namına verdi ona. Bu güçlü bir mana iksiriydi ve küçük bir şişe olmasına rağmen piyasada en az 500 sikke ediyordu.

Son derece hoş olan bu hediye, öğrencinin verdiği bilgi içindi sadece ve Steven gelecekte daha fazla bilgi karşılığında çok daha fazlasını verebilirdi. Öğrenci küçük kristal şişeyi sıkıca tuttu, şişeden öyle müthiş, pürüzsüz ve zarif bir his geliyordu ki parmaklarını üzerinden çekmek istemiyordu hiç.

Bugün onun için büyük kazançların günüydü: Bir mucizenin doğuşuna tanıklık etmiş ve son derece pahalı olan “küçük bir hediye” almıştı. Hatta daha da fazlası yoldaydı! Morali gittikçe yükseliyordu ve artık başka bir beklentisi yoktu. Işınlanma formasyonuna ayak basmadan önce öğrenci, Buz Körfezi'nin üzerindeki göğe bakarak o günkü havanın muhteşem olduğunu düşünmeden edemedi.

Steven da yukarı bakmıştı, ama gökyüzü sadece gri bulutlarla doluydu. Yaklaşmakta olan bir kar fırtınasının işaretiydi bu…

Laboratuvarın geniş görüntüleme platformunda sadece Steven ve Minnie kalmıştı. Minnie formasyonun yanında duruyordu ve ancak güçlü adamlar zırhlı atı arenadan çektiğinde dikkatlice bakmak için parmaklıklara birkaç adım daha yakınlaştı, diğer taraftan Steven’ın Fayr'la veya öğrenciyle yaptığı sohbetleri dinlemek için yaklaşmamıştı.

“Şu boktan hava!” Steven kendini tutamayıp küfrü basıverdi. İlkbaharın başlangıcı, Buz Körfezi'nde aşırı derecede soğuk olurdu ve soğuk rüzgar, terden sırılsıklam olmuş giysilerine çarpınca Steven da buz kesmişti resmen. Ancak avucunu açıp öğrencinin kendisine verdiği şeye bakınca yüz ifadesi öncekinden de kötüleşti.

Bu açıkça kertenkelelerin bir alt türünden alınmış, yarı kömürleşmiş bir hayvan derisiydi ve kendi kullandığı toprak ejderhasından en az dört sınıf daha kötüydü ve onun fiyatının 1/1500'ü ederdi. Zeki genç bunun anlamını hemen fark etti: Richard’ın formasyonu, standartları ancak karşılayan bir şeyin üstüne çizilmişti.

Malzeme ne kadar iyi oldursa, büyü formasyonunun başarısı ve verimliliğinin o kadar yükseldiğini herkes bilirdi, yani Richard’ın kullandığı malzeme Steven’ınkinden kötü olmasına rağmen onu geçmeyi başarmıştı. Yarı kömürleşmiş parça Steven'ın eline oldukça ağır geldi, hatta taşıması bile zordu. Onunla Richard arasında kafasında her zaman bir eşitsizlik vardı ancak bu yarı kömürleşmiş parça yüzünden mesafe daha da geniş gözüküyordu.

Bir başka soğuk rüzgâr esince Steven'ın ifadesi canlanıverdi. Bu yerden, bu aptal havadan, aptalca şeylerden ve aptal insanlardan nefret ettiğini hissetti aniden! Memnun olduğu tek şey, büyük büyücü Fayr'ın öğrencilerinin önünde onunla konuşurken uygun davranıp, çok ileri gitmemiş olmasıydı.

Ama bunun anlamı neydi ki? Yine de kaybetmişti. O zaman önemsiz şeylerde kazanmanın anlamı neydi?

Steven elini sallayıp Minnie'ye ışınlanma formasyonuna doğru gelmesini işaret etti, burayı en kısa zamanda terk etmek istiyordu zira. Minnie aniden rahatsız edici bir şekilde sordu: “O sana ne verdi az önce?”

Steven’ın vücudu kaskatı oldu ve dişlerini sıkarak “İyi bir deri parçası." dedi.