Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

41. Bölüm Yumuşak ve Leziz

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Zaman kimse farkına varmadan geçmekteydi ve Buz Körfezi'nin kuzeyindeki buz tabakalarında devasa çatlaklar oluşmaya başlamıştı. Yer sincabından ejderhalara kadar birçok büyülü yaratığın çiftleşmeye başladığı mevsim olan bahar gelmişti.

Sharon’ın yanındaki herkes, Ekselansları’nın son derece tuhaflaştığını hissedebiliyordu. Duyguları, tavşan kalpli küçük bir kızınki gibi dengesizce dalgalanmaya başlamıştı. Onunla temas halinde olan büyük büyücüler, her düşüncesine dikkat ederek son derece ihtiyatlı davranır olmuşlardı, hatta Fayr gibi biri bile. Bazı insanlar, bunların aşk kıpırtısı olduğunu tahmin ediyordu ve geniş deneyime sahip olan büyük büyücüler, yırtıcı hayvanların üreme mevsimindeki en tehlikeli tür olduğunu biliyorlardı.

Öğleden sonra güneş ışıl ışıl parıldıyordu ve efsanevi büyücü kanepesinde uzanarak öyle uzun düşüncelere dalmıştı ki yanında duran en sevdiği meyveleri yemeyi bile unutmuştu. Sıradan bir şekilde giyinmişti, yumuşak fildişi renkli ipek elbisesi ikinci bir deri gibi yapışıyordu üstüne.

Bir çift çıplak küçük ayak diğer kolçağın üstüne dayanmıştı; yumuşak cildi, ılık güneş ışığının altında inciye benzeyen yumuşak bir parıltıyı gözler önüne seriyordu. Bu son derece çekici bir çift çıplak ayaktı, ortaya çıkardıkları baldırın minik bir kısmı bile cahillere bu sahnenin daha derinliklerini hayal etmek için ellerinden geleni yaptırabilirdi.

Ancak efsanevi büyücünün yanında cahil insanlar kalamazdı, herkes Sharon'ın yaydığı bahar ışıltısını göz ardı etmeyi seçerdi.

Buradaki insanların çoğu, savaşlar boyunca Sharon'ı düzlemden düzleme takip etmişti, geri kalanlar ise Koyumavi'nin yaratılışında yer almıştı. Hepsi de onun korkunç yöntemlerini çok iyi biliyordu ve onların gözünde karşılarında uzanan kişi, insanın ondan bir ısırık alma isteğine karşı koyamayacağı küçük bir kadın değildi. Hayır, o gerçek antik bir ejderhaydı! Bu farkındalığa sahip olmayan herkes uzun zaman önce düzlem fırtınalarında kaybolmuştu.

Büyücüler her zamanki gibi raporlarını sundular ama Sharon tembel ve ilgisizdi. O anda bir hizmetçi içeri girip büyük sanat üstadının Ekselansları ile görüşmek istediğini söyledi. Sharon'ın kısılmış gözleri uzun bir süre hareket etmedi ve sadece hizmetkâr bu yarı-eğik pozunu neredeyse sürdüremez olup büyük büyücülere çaresizce bakmaya başladığı zaman, Sharon tembelce başını salladı.

Maestro daha sonra Sharon’a korkulu bir şekilde yaklaştı, elinde sanat eseriyle. Çok sayıda kıdemlinin bulunduğu bir toplantıya katılmak için gerekli niteliklere sahip olmayan biri olarak daha önce hiç böyle bir duygu yaşamamıştı. Gözleri Sharon’ın parlak ayaklarına kaydığında herkes hocanın boğazını hareket ettirdiğini gördü. Onlarca bıçak gibi delici bakış derhal görgülü davranmayı unuttuğunu fark ettirdi ona ve hemen maestronun vücudundan soğuk terler boşalıverdi. Neyse ki Ekselansları henüz gözlerini açmamıştı, onun yerine bir şey düşünüyor gibi sersemlemiş gözüküyordu. Sanatçının kabalığını ve güçlü fiziksel tepkilerini fark etmemişti bile.

Maestro kanepeye gelip başını eğdi, bakışlarını Sharon’ın vücudunun herhangi bir yerine değdirmeye cesaret edemeyerek. Göğsüne sıkıca bastırdığı eseri ortaya çıkardıktan sonra saygıyla, “Ekselansları, öğrenciniz Steven sizin için bir portre yapmış. Müthiş bir sanatsal değere sahip, bu yüzden onu size teslim etmek için değerli zamanınızın bir kısmını alacak kadar cesur davrandım.”

Sharon'ın kısık gözleri sonunda tamamen açılıp odaklanmaya başladı. Portreye daha iyi bir açıdan bakmak için vücudunun duruşunu değiştirirken uyuşuk bir kedi gibiydi adeta. Efsanevi büyücünün birçok öğrencisi olmuştu ve daha önce her türden tuhaf hediyeler de almıştı ancak Steven ona bir portre veren ilk kişiydi.

Bu, arka planı Buz Körfezi'nin yaz mevsimindeki hali olan, yarım vücut bir portreydi. Ebedigece Dağları'nın etekleri yumuşak bir yeşile boyanmış, zirveleri hala yıl boyunca olduğu gibi karla kaplıydı. Arka plan nane sütü gibi görünüyordu, Norland'daki ünlü bir tatlıydı bu.

Gökyüzü sakin ve derin, denizler ise yüce görünüyordu. Ortada efsanevi büyücü vardı ve mavinin çeşitli tonları aradaki yerleri doldurmuştu. Sharon en sevdiği gök mavisi elbiselerini giymiş, bir korkuluk duvarına yaslanmış ve uzaklara bakıyordu.

Bu gerçekten bir başyapıttı!

Efsanevi büyücünün portresi yok değildi, hatta işini iyi bilen ustalar tarafından yapılmıştı. Ancak hepsi onun efsanevi büyücü kimliğini vurguluyor, güzelliğini yansıtmalarına rağmen hepsi asalet ve ihtişamını ön plana çıkarıyorlardı. Daha önceki çalışmalar diğer düzlemlerde savaştığı sahneyi resmetmişti, hem güzelliğini hem de diğerlerinin kafalarını bükmesine neden olan gücü ve yanında soğuk öldürme hırsını göstermekteydi.

Bu yarım vücut portrenin özgünlüğü vardı ve Sharon bu eserde daha çok zarif bir mizaca sahip güzel bir kadına benziyordu. Resmin arka planı paletin en saf, en hassas ve en tatlı renkleri olan mavi, yeşil ve beyazdı. Hepsi de çok iyi kullanılmışlardı, hiçbiri odağı örtmüyordu. Sadece Sharon'ın giydiği o elbise olmasa, belirsiz ve morali bozuk bu kadının aslında efsanevi büyücü olduğunu söylemek zor olurdu.

Yarım vücut portre ustacaydı, öyle ki Steven'ın düşüncelerini bütünüyle ortaya koyarken aynı zamanda mahirane bir şekilde muğlâk kalıyordu.

Sharon’ın gözleri nihayet hafifçe titreyince maestro hafif değişimi fark etti, bir zamanlar birçok krallıktan geçerken hükümdarlar ve aristokratlar arasında bir kadın avcısı olmuştu. Genç ya da yaşlı kadınlarda olsun, Sharon'ın gözlerindeki bakışı daha önce pek çok kez görmüştü.

Tüm bu yıllar boyunca insanlar, Sharon'ın sadece efsanevi bir büyücü olduğunu düşünmüşlerdi, ejderha gruplarıyla kıyaslanabilecek güçlü büyüsünü, zenginliklerini ve büyüyen refahını göz önünde bulundurarak. Herkes onun bir kadın olduğunu unutmuştu; efsanevi varlıkların yaşamları çok uzun olsa da zihinleri zamanla değişirdi. Zamanla olağan bir şekilde yaşlanırlar, sonra tekrar genç hissederler ve sonra tekrar değişirlerdi.

Sharon efsanevi alana gireli uzun zaman olmuştu, ama yine de hala on sekiz ya da yirmi yaşındaykenki aynı ruhsal durumdaydı. Söylemesi zordu ama Sharon’ın gözlerindeki sis, maestronun aşkı hayal eden birçok genç kadında gördüğü bir şeydi, yani resmin bariz bir etkisi olmuştu.

Sanat üstadı, Sharon'ın güzelliğinin esiri olmuştu bir zamanlar ve onun aşkı için dışarıdaki renkli dünyadan vazgeçmeye ve Koyumavi'ye yerleşmeye razıydı. Ancak bu tek taraflı hayranlık zamanla azaldı. Aşk gerçek bir temele ihtiyaç duyuyordu ve maestro yaşam tarzını sürdürmek için Sharon'dan para almaya başladığında, uzak umutları hızla ortadan kaybolmuştu.

Maestro, Steven’ın istekleri karşısında hiç kıskançlık hissetmemişti. Bütün bu zorlu işler, sadece mühürlediğini düşündüğü anıları aklına getirmişti. Üzerinde uzun uzun düşünürken tüm hissedebildiği sadece üzüntüydü. Steven'a bu konuda yardım etmesi on yıl önce düşünülemezdi, ona büyük miktarda altın kazandıracak olsa bile.

Belki de sanat üstadının bakışlarına şaşırmış olan Sharon aniden gözlerini tamamen açtı. Efsanevi büyücü Steven'ın çizdiği yarım vücut resmine açgözlülükle bir göz attıktan sonra yüzü sevinçle parladı, “Bu oldukça iyi çizilmiş. Ama ben gerçekten bu kadar güzel miyim ki?”

"Tabii ki! Tüm efsanelerin en güzeli sizsiniz!” maestro, tüm diğer büyük büyücülerden önce bunu söyleme fırsatını kaçırmamıştı.

Sharon kıkırdayıp gri cüceye döndü, “Karaaltın! Küçük Steven fena değil. Şuna ne dersin, bu ay gelirlerine biraz Sevincim’den ekle. Miktarına gelince…”

Bu kadarını söyleyen Sharon aniden sanat ustasının hala yerinde dikildiğini gördü.

“Buradan gitmelisin!"