Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

49. Bölüm Katılım

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Richard metal çubuğu çıkarmadı, onun yerine elinden bıraktı. Daha sonra kiralık katili sırtından itip yukarı savurdu ve uzuvları artık ona tepki vermeyen suikastçıyı takip etti. Adam şoka girmiş olmasına rağmen biraz düşünebiliyordu ve aniden yoldaşının içeride olduğunu hatırladı!

İki hançer aynı anda kiralık katilin bedenine saplandığında bir çift tok ses kulağa geldi. Biri kaburgaları arasındaki boşluklardan kalbini delip geçerken, diğeri ise hayatını tek seferde alacak kadar acımasız bir hassasiyetle omurgasında bir delik açmıştı. Ne yazık ki yoldaşının bu saldırıları, ölümcül bir hatayla yanlış kişiyi bulmuştu.

Richard bir hayalet gibi sıyrılırken, kırmızı elleri suikastçıya bir yumruk savurmuştu. Büyücünün eli, keskin bir enerjiye sahipmişçesine suikastçının başını uçurunca boynundan kanlar fışkırdı.

Richard, uçan başı kapmak için uzandı ve eğilip top gibi yerde yuvarladı onu. Baş, sokağın derinliklerine doğru yuvarlanarak karanlık bir gölgenin önünde durduğunda yüz ifadesi hala bir şok ve korku karışımıydı, bu arada açık gözleri boş boş gölgelere bakıyordu.

Gölgelerdeki kişi bunu gördükten sonra huzursuzlaşmış gibiydi, sonunda hafifçe hareket etti. Vahşi, hayvani gözleri suikastçılarınkiyle karşılaştı, fark edilmesi neredeyse imkansız olan hafif bir değişiklikti bu. Ancak Richard’ın görüşüne giren sayılar, gölgenin çevresiyle hiç uyuşmadığını işaret ediyordu ve hemen farkına varabilmişti.

Alev alev yanan bir ateş topu sokağa doğru uçup yarı kapalı alanda patladı. Duvarlar gücünü artırarak, 10. seviyenin altındaki herhangi bir varlık için ölümcül olan, yaklaşık 50 derecelik hasara ulaştırdı. Yükselen alevlerin arasından acı bir çığlık çınlamıştı ve yanan bir figür dans ediyordu.

Sıcak bir hava dalgası dışarı yayıldı, çarpışma on metre uzakta olmasına rağmen sıcak hala dayanılmazdı. Richard ondan kaçmayı değil, sokağa girmeyi tercih etti. Girişteki duvarın yanında durup aurasını geri çekti, sağ kolunu biraz yukarı kaldırarak avucunu girişe doğrulttu.

Isı dalgası nihayet durduktan sonra büyülü alevler hafifçe görülebilir olmuştu artık. Ancak ara sokakların derinliklerindeki yarı kömürleşmiş vücut hala seğirmeyi sürdürüyor, sona yaklaşmakta olduğunu gösteren acı iniltiler çıkarıyordu. O and, dar sokağın ağzında ince bir erkek belirip, sokağa bakmaya girdi. Bu yeni katılımcı, fiziğiyle uyuşmayan kasvetli, soğuk bir parıltı yayan ağır bir balta tutuyordu.

Gördüğü ilk şey Richard’ın avucundan ateşler çıkmasıydı! Alevler doğrudan adamın yüzüne yöneltilmişti, adam yüzünün yandığını ve her şeyin karardığını hissettiğinde acıyla bağırdı. Hızla geri çekildi; her ne kadar Alevlerin Eli, keşiflerde yolu aydınlatmak için sıklıkla kullanılan sadece iki derecelik hasara sahip 1. sınıf bir büyü olsa da uygun bir şekilde kullanıldığında muazzam bir güç sergileyebilirdi.

Adam birkaç adım geri gittikten sonra aniden karnının yan tarafında bir ürperti hissetti. Daha sonra kükredi; ağır balta, Richard’ın kafa derisini neredeyse uçuracak kadar şimşek gibi bir hızla savruldu.

Fırsattan istifade etmek istemiş olan Richard, bu sinsi saldırı karşısında soğuk terler döktü. Adamın baltasını kaybetmesine rağmen böylesi bir hız ve hassasiyetle ona karşılık verebileceğini kim bilebilirdi ki? Baltadan gelen enerji, onun en az 10. seviyeden bir savaşçı olduğunu gösteriyordu!

Richard hemen tuhaf bir hareketle düştü, on metre uzaklaşana kadar bir kertenkele gibi sürünmeye başladı. Kararı doğru çıktı çünkü adam daha önceki pozisyonunda yaylım ateşine devam etmişti. Balta her seferinde daha da yakınlaşarak art arda üç kez başının üstünden geçti. En tehlikeli olanı bile sırtındaki kıyafetini dilimlemişti!

Richard kendini duvara yaslayıp kımıldamadan durdu. Karnının çukuru acıyordu ve yanıyormuş gibi hissediyor, boğulma hissi duyularına saldırmaya devam ediyordu. Kendisini karada bir balık gibi hisseden Richard, nefes almak için ağzını genişçe açmak zorundaydı,ama kendine hâkim olup karnındaki şiddetli ağrıya tahammül etti. Normalden daha yavaş nefes alıyordu, görme duyusunu kaybeden savaşçı onu bulmayı başarırsa diye.

Yanardağ Patlaması'nın etkileri geçmişti ve normalden birkaç kat daha fazla kuvvet harcadığı için Richard bir süreliğine uykulu ve yorgun hissedecekti. Güçlü bir enerji iksiri içmiş olsaydı bile, normale dönmesi yarım saat sürerdi ve o yarım saat boyunca hemen hemen hiç hareket edemezdi.

Richard’ın bakışları savaşçının ayaklarının önündeki yere odaklanmıştı. Hareketlerini gözlemlemek için küçük ışığı kullandı, yeraltı dünyasından küçük bir teknikti bu; karşıdakini tehlikeden haberdar edecek şekilde direkt görüşünü engelliyordu. Bu arada Richard kalan manasını hesapladı.

Vücudu çok zayıflamıştı ve zaten iki büyü yaptığı için sadece normal bir ateş topu atmak için yeterli manaya sahipti. Ancak bunun 10. seviyenin üzerinde bir savaşçı için sınırlı bir etkisi olacaktı.

Savaşçı baltasının ardı ardına birkaç kez havayı yardığını görünce oldukça şaşırmıştı. Bütün darbelerinin ıskalayacağını asla düşünmemişti; kör olmuş bile olsa duyuları ve teknikleri hala aktifti. Hedefin son pozisyonunu zihnindeyken, rakibin hızını değerlendirerek gencin nereye kaçacağını anlayıp tüm yollarını kapatabilirdi. Ona bir kez dokunabilmesine rağmen, yine de başarısız mı olmuştu? Richard kertenkele gibi sürünmediyse tabii.

Adam nefesini tutarak yavaşça dönüp lanet çocuğu bulmaya hazırlanıyordu. Ancak aniden hareket ettiği sırada karnının yanında soğuk bir şey hissetti. Vücudunda yaklaşık kırk santimetre uzunluğunda bir yara oluşmuş ve bağırsaklarıyla diğer organları dışarı çıkmıştı. Savaşçı sallandı, silahı tutuşunu serbest bırakırken yüzünde inanamayan bir ifade vardı. Vücudunu bir patates çuvalı gibi hissederken baltası yere düştü.

Titrek büyü ışığı uzaklarda yanıp sönmeye ve gürültü çıkarmaya başlamıştı. Aceleci ayak sesleri yaklaşıyordu, büyücü infazcıları alarma geçmişti. Sınırlarda bile kamusal alanda geniş kapsamlı, tehlikeli büyüler yapmak yasaklanmıştı ve ateş topu böyle bir büyünün klasik bir örneğiydi. İnfazcıların gelişi Richard için elbette iyi olmuştu, bu yüzden rahat bir nefes aldı.

Richard rahatlamışken boğuk ve alçak sesli bir dizi kıkırdama duyuldu. Bunu kulağına konuşulmuş gibi gelen büyüleyici bir ses izledi. “Artık huzur içinde ölebilirsin, Richard!”

Ancak kiralık katilin kendisi sesi kadar yakında değildi. Konuşmayı bitirdiği an hiç parıldamayan bir hançer, üç ya da dört adım geriden gelip Richard'ın sırtına doğru yol aldı. Hançer tuhaf bir griydi, yüzeyinde zehir vardı. Hayati bölgeleri vurmamış olsa bile sadece derisini sıyırdığı takdirde yarım dakikada Richard'ın canını alabilirdi. Hançer sırtının ortasına dokunmak üzereyken, kiralık katilin bedeninin dış hatları saydam bir varlık gibi beliriverdi.

Ancak hazırladığı saldırı işe yaramamıştı. Etrafında koyu kırmızı bir ışıltı olan garip görünümlü bir hançer, bir anda ortaya çıkıp onunkini aşan yeteneklerle hançerini engelledi.

Bu isimsiz bir hançer değildi. Tam tersine bıçağındaki garip oluk ve kırmızı parlaklığı, karanlık dünyada çok iyi tanınıyordu.

“Felaketin Kılıcı!” Kadın kiralık katil bağırdı. Onun figürü artık son derece netti ve yüzü bile biraz fark edilirdi. Kıpkırmızı hançerin vücudunda kayboluşuna bakınca Felaketin Kılıcı ile ilgili geçmişteki birçok efsaneyi hatırladı. On yıllık hatıralar zihnine üşüşüyordu.

Felaketin Kılıcı'yla ilgili en dehşet verici olan şey hançerin keskinliği değildi, bunun yerine tekniğin zarif ve üstün olmasıydı. Ayrıca gizemli ve öngörülemeyen felaket lanetleri de vardı.

Hançer birisini her öldürdüğünde, karşı tarafın ruhunun bir parçasını emiyordu ve bu gücü felaketin lanetlerini harekete geçirmek için yakıt olarak kullanıyordu. Toplamda altı tane vardı ve sadece günde bir kez kullanılabilirlerken, lanete maruz kalanlar ne zaman saldırıya uğrayacaklarını bilemezlerdi; Felaketin Kılıcı'nın gözü ne kadar uzun süre birinin üzerinde olursa, o kadar tehlikeli olurdu.

Hançerden yayılan koyu kırmızı parlaklık vücuduna girdiğinde hiçbir şey hissettirmemişti ama suikastçı, Felaketin Kılıcı'nın Kan İzi'ni üstünde bıraktığını biliyordu. Bu onun en çok bilinen lanetiydi ve sonraki üç gün boyunca istediğinde pozisyonunu belirlemesine izin veriyordu.

Suikastçı yükseğe fırlayıp on metre uzağa sessizce inmeden önce bir ters takla attı. Gölge bir panter gibi yere çömeldi, bir çift cansız göz kan kırmızısı hançere bakıyordu.

Bir el hançerin kabzasında göründü, ardından onu ince görünen bir kol izledi. Sıradaki pek düzgün görünmeyen kıyafetlerdi ve sonra gelen sıradan bir yüzdü ancak üzerindeki gülümseme, cahil ve kaba görünüyordu. Elinde kötü niyetli ve dehşet verici bir hançer olmasa, Naya, karnını doyurmak için küçük kazançlar peşinde olan, her gün yoğun bir şekilde çalışıp zaman geçirmek için sadece güzel kadınları hayal edebilen küçük bir restoranın veya meyhanenin patronu sanılabilirdi. Her neyse, onu ve on yıl öncesine kadar karanlık dünyada parıldayan yakışıklı adamı birbiriyle özdeşleştirmek çok zordu.

Naya, büyük bir düşman görmüşe benzeyen kadın kiralık katilin tam tersiydi. Bunun yerine, bir gösteri yapıp hançeriyle becerilerini göstermeye başladı, suikastçının güçlü kıvrımlarına sapık bir ihtiyar gibi kaba bir şekilde bakarken, “Demek sensin. Adın neydi? Düşünmeme izin ver, Papağan Balığı ya da Kül Serçesi... Adının ne olduğu önemli değil. Seni en son gördüğümden beri on yıl geçmiş göz açıp kapayıncaya kadar. Vücudunun bu kadar seksi olmasını beklemiyordum! Ama seviyen, cık, bunu nasıl söylesem… Yıllar sonra bile nasıl hiç değişiklik olmaz? Hala 14. seviyede misin? Tüm bu yıllar boyunca antrenmana zaman ayırmadan eski soyluların yatağına mı giriyordun yoksa?”