Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

50. Bölüm Katılım (2)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Papağan Balığı, duruşunu her an saldırmaya hazır halde tuttu. Ancak sıradan duruşuna ve onu kaba bir sokak kabadayısı gibi gösteren yüksek sesine rağmen Naya’nın savunmasında hiçbir boşluk yoktu. Ona saldırabilmesinin hiçbir yolu yoktu, kaçmasının da öyle. 14. seviye bir suikastçıydı ve neredeyse karşılık veremeyecek durumdaydı; Naya şu an böyleyse, en parlak dönemindeyken ne kadar güçlü olabilirdi ki?

Naya'nın hemen saldırmaya niyeti yoktu, bunun yerine Papağan Balığı ile alay etmeye devam etti. Rakibiyle ilgili sert yorumlarda bulunma yeteneğini fazlasıyla kullandı.

“Ah, şu duruşa bak. Neden kalçan o kadar çıkık duruyor? Beni ayartmaya mı çalışıyorsun yoksa? Bayağı fazladan gelirim olsa da param olduğunu nereden bildin? Hehe, hehe…”

Birkaç kez garip bir şekilde güldü ama sonra ses tonu aniden değişti. Abartılı kabadayılık ve cüretkarlığı bırakıp soğuk bir şekilde konuştu, “Papağan Balığı, senin kadar yetenekli insanlar Koyumavi'ye gelip nasıl bu şekilde davranabilir? Seni kimin kiraladığını söylersen, gitmene izin veririm. Eğer söylemek istemezsen de uzun zamandır kullanmadığım bazı teknikleri uygulamak benim için sorun olmaz. Hey, Richard! Artık ayağa kalkabilirsin, bu kadar gergin olma. Burası benim bölgem, kafandaki tek bir saç teline bile dokunmayacak.”

Richard bir cevap verdi ama normal bir şekilde kalkmadı. Önce bir duvarın köşesine geçti ve kendini kertenkele gibi bastırıp ayağa fırladı. Çevik ve şaşırtmacalı şekilde hareket etmişti. Biri ayağa kalkarken ona saldırmaya çalışsa muhtemelen Richard'ın konumunu yanlış değerlendirip başarısız olurdu.

Richard’ın hareketleri Naya’yı son derece memnun bırakmıştı. Gencin eylemleri karşısında şaşkına uğrayan Papağan Balığı işte o zaman durumu anladı. Çirkin, kaba bir sesle, “Felaketin Kılıcı, bu çocuğa tüm suikast tekniklerini mi öğrettin yoksa? O insanların başarısız olmalarına şaşmamalı o halde.”

Naya başını tatminsizce sallayarak söylendi, “Sence bu her şey mi? Pfft, bu sadece buzdağının görünen kısmı; suikast sanatı bile sayılmaz. Ama bu küçük adam gerçekten hızlı öğrenen biri ve gardını almayı asla unutmuyor, bu yüzden biraz yeteneklidir. Ama benim en sevgili Papağan Balığım vakit kazanmak için beni oyalamaya mı çalışıyorsun yoksa? Benim de aynı şeyi yaptığımı fark etmedin mi? Burası benim bölgem ve kaç tane destek çağırırsan çağır, benim elimden kaçamazsın…”

Tam o anda enerji dolu agresif bir ses uzaktan seslendi, “Onun destek kuvvetlerinin icabına baktık, seninkinin de öyle! Ayrıca, düzeltmem gereken bir şey var; Koyumavi, Ekselansları’nın topraklarıdır! Bölgesinde bulunduğunuz için vergi ödemek zorundasınız!”

Büyük arbedeye rağmen büyücü infazcılar olay yerine daha yeni ulaşmışlardı. Papağan Balığı’nın vücudu titriyordu ama duruşunda en ufak değişiklik yapmaya cesaret edememişti, Naya ölümcül bir darbeyle onun işini bitirmesin diye. Vadinin sonundan küçük ancak heybetli bir figür geliyordu; Karaaltın.

Gri cücenin heybetli yürüyüşü, etrafındaki 12'den fazla büyücü infazcının büyük kalabalığı sayesindeydi. Yaklaşık on tane de ağır silahlı asker tarafından da korunuyorlardı. Vücudunda çelik bulunan bu büyük adamlar, son derece güçlülerdi. Bu küçük sokaklarda büyük bir güce sahip olurlardı, Naya'nın canını sıkan da buydu. Bunun üzerine arkalarında güçle dolu ondan fazla büyücü de vardı!

Askerler üç cesede ve iki erkeğe eşlik ediyordu. Richard'ın Naya’nın meyhanesinde gördüğü adamlardı bunlar ama görünüşte rehin alınmış olsalar bile rahat görünüyorlardı. Karaaltın vergiler için buradaydı ki bu Naya’nın işiydi çünkü onların hiç gelirleri yoktu. Öte yandan bu üç ceset, Papağan Balığı’nın beklediği destekti. Ne yazık ki hepsi o kadar da akıllı değildiler ve infazcılara karşılık vermeye cüret etmişlerdi. Gri cücenin kuvvetlerine en ufak bir zarar veremeden ölmüşlerdi; suikastçılar ve dişlerine kadar teçhizatlandırılmış normal askerler arasındaki bir cephe savaşında, suikastçılar ağır bir trajediyle karşı karşıya gelirlerdi.

Gerçek şu ki gri cücenin ordusu, Papağan Balığı'nın üç arkadaşı bir yana, Naya’nın otuz yoldaşıyla bile başa çıkacak kadar güçlüydü. Onlarla karşılaşırsa Naya’nın her şeyi bırakıp grubuyla birlikte kaçıp gitmesi gerekirdi. Bu yüzden cüceye yaranmak için bir gülümseme takınmıştı, tuhaf ve zoraki görünse de.

Karaaltın'ın gözleri tehlikeli bir parıltıyla ışıldadı, “Richard'a sadece buzdağının ucunu mu öğrettiniz? Ona suikast sanatının özünü bile öğretmemişsiniz ama yine de günde bin altın sikke almaya yüzünüz var… Bilmeniz gerekir ki; düşününce aldığınız para Ekselansları’na ait. Onun. Ekselansları’nın. Parası!"

Naya, gri cüce ona takılıyormuş gibi gülümseyip bir kenara çekti onu ve alçak bir sesle:

“Az önce övünmüyor muydum? Bak, Richard tek başına dört suikastçıyı bile halledebiliyor, öyleyse bunun neresi buzdağının ucu olabilir? Yıllar boyunca tecrübe ettiğim her şeyin özü bu! O yüzden böyle bir ücret almam anlaşılabilir bir şey. Ayrıca, geçen ay tüm vergilerimi ödedim. Bu kadar çok insanı buraya getirmen gerçekten de..."

Gri cüce de Papağan Balığı’na bakarak fısıldamayla konuştu, “Burada ufak bir sorun olduğunu duydum, icabına bakamazsınız da Ekselansları’nın küçük Richard'ı yaralanırsa falan diye daha fazla insan getirdim. Bu seviyede olduklarını kim bilebilirdi ki? Bu kadınla nasıl ilgilenmeyi planlıyorsunuz?”

Naya kaşlarını çattı.

“Bunu gerçekten söylemesi zor, hem herhangi bir cevap alabileceğimden de emin değilim. Kalıp izlemek ister misiniz? ”

“Hayır, hayır, sadece vergi toplamakla görevliyim ben. Bunun benimle hiçbir ilgisi yok!”

Gri cüce kollarını sallayarak doğrudan reddetti, "Ayrıca söyleyeceklerini duymak istemiyorum. Eğer herhangi bir cevap alırsan, bununla sen ilgilen. Siz yeraltı dünyasındaki insanların kendi yasaları yok mu?”

Naya daha da kaşlarını çatarak, “Ama burası Koyumavi, bu yüzden her şey Koyumavi’nin kanunlarına göre ilerler…”

Gri cüce kolunu sallayıp sertçe Naya'nın sözünü kesti. “Koyumavi'nin kanunları vergilerinizi dürüstçe ödemeniz söylüyor, hepsi bu. Ben gidiyorum! Bu ayki vergileri unutmayın, burada başka bir şey görmemiş gibi davranacağım! ”

Birlik, cesetleri ve adamları Karaaltın'ın tek bir el hareketinden sonra derhal yere atıp arkasından ona eşlik etti.

Naya kasvetli bir havaya bürünmüştü. Karaaltın'ın ses tonu, Koyumavi'nin şehrin alt tarafını yok etmek için yeterli bir askeri güce sahip olduğunu ima ediyordu, bariz bir uyarı ve güç gösterisiydi bu. Ekselansları kendinde olmasa bile, Koyumavi'nin on yıl önce dış dünyadaki şöhretlerine bakılmaksızın, iyi niyetli olmayan kimseleri gözetmeyeceğini ima etmişti. Bu Koyumavi, Sharon’ın Koyumavi'siydi.

Papağan Balığı’nın gri cüce gittikten sonra bile kalçaları havada duruyordu, sanki bir çeşit fetişi varmış gibi. Yatmakta olduğu yer onun teriyle nemlenmişti çoktan ama Naya’nın başından beri onun üzerinde kilitli kalan ölüm hedefi, kurtuluş yolu bırakmıyordu ona. Karaaltın'ın birliği, Naya’dan bile daha korkunçtu bu yüzden hareket etmeye cesaret bile edemezdi zaten.

Naya'nın bakışları bir kez daha ona çevrildiğinde Papağan Balığı nihayet talihinin yüzüne gülmeyeceğini anlayıp bağırarak Naya'ya doğru fırladı!

Bir çarpışmadan sonra Naya'nın hançeri, mucizevî bir şekilde Papağan Balığı’nın başının arkasında belirdi ve bilincini kaybettirdi ona. Yere düşürdükten sonra onu birkaç kez tekmeleyen Naya, bilincinin kapalı olduğunu doğruladıktan sonra Richard'a dönüp “Bundan sonra onu sorgulamam lazım. Tüm bu süreç bayağı heyecan verici ve kanlı olacak, kenardan izleyebilir ve hatta bana biraz yardım edebilirsin; karanlık sanatları anlaman için son derece yararlı olur bu. Ancak gerekli değil; senin için hala çok erken olabilir, yani ağır gelebilir demek istiyorum. Katılıp katılmayacağına kendin karar ver. Ne dersin? Denemek istiyor musun?” dedi.

Richard biraz solgunlaşmıştı. Naya'nın bahsettiği heyecan ve kanlılığı zaten yaşamış, karanlık sanatlarda eğitim almıştı daha önceden. Yine de kararla başını salladı ancak eski Felaket Kılıcı’nı şaşırtan kararın bu kadar hızlı verilmesiydi. Yirmi yıl önce yeraltı dünyasında eşi benzeri olmayan bu katil, Richard gibi ünlü bir çevreye ve öğrenime sahip birinin karanlık sanatlar peşinde nasıl bu kadar kararlı olduğunu tam olarak anlayamıyordu. Öyle ki Richard'ın doğuştan sapkın eğilimleri olduğundan şüphelenebilirdi insan.

Aslında Richard bu kararı verdiğinde oldukça basit düşünmüştü. ‘Gaton Archeron ne yapardı?’ diye kendisine sordu, korkuya kapılır mıydı? Cevap açıkça hayır olurdu. Gaton hayatında çok daha fazla kan görmüştü ve bunun gibi sahnelerin daha fazlasını kendisi yaratmıştı. En önemlisi, annesinin söylediğine göre - ve kendisinin de tanık olduğu gibi - bu adam tamamen korkusuzdu. İşte bu yüzden katılmaya karar vermişti.

Richard'ı hala solgun ama kararlı görünce Naya omuz silkti, “İyi o zaman, gel. Ama önce bir kova hazırla ve yeterince büyük olsun. Buna ihtiyacın olacak."