Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Aile

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Richard uzaktaki Azan Yarımadası'na ve 100.000'den fazla nüfusa sahip kentine bakıyordu. Bunları gördüğünde babasının gerçekten güçlü olduğunu fark etti. Kent, kuzeybatıda dik iken, Apennine Denizleri’ndeki takımadalara kadar uzanan bir yay gibi kıyı boyunca kurulmuştu. Uzun dar toprak parçası adeta göklerin ve denizlerin arasında uzanan bir canavar gibiydi.

Azan'ın evleri ve sokakları sistematik bir şekilde düzenlenmişti, sakinlerini korumak için etrafını çevreleyen 20 metrelik bir duvara sahipti. Geniş araziler ve bitmez tükenmez sular, şehrin eteklerinde uzanmaktaydı. Şehri tam ortasından bölen Ren Nehri, bereketli topraklar için sınırsız su kaynağıydı.

Şehrin içindeki bir tepe üzerinde bulunan ünlü Karagül Kalesi, 3000'den fazla savaşçıya ev sahipliği yapabilecek kadar karmaşık ve görkemli bir yapıydı. Kalenin çeşitli kulelerine mancınıklar yerleştirilmişti, küçümseme ile şehre bakıyorlardı sanki. Hiçbiri inşaatlarından beri kullanılmamıştı; zira hiçbir düşman, şehir surlarını ihlal etmemişti.

Kale kenti, müstahkem bir merkez ve onu koruyan karmaşık mekanizmalarıyla dikkatlice tasarlanmış caydırıcıların en iyisiydi. Üstteki tahta mazgallar genişletilip geri çekilebilirdi ve tünel benzeri girişin en az on metre derinlikte, en az beş kattan oluşan savak kapıları vardı. Çıplak gözle görülmeyen pek çok başka tuzak da bulunuyordu. Tamamlandıktan sonra sadece bin savaşçının Karagül Kalesi’ni koruyabileceği ve kalenin yeterli miktarda malzemesi olduğu sürece geçilmez olduğu iddia ediliyordu.

Çeşitli kimliklere sahip birçok gezgin bu şehri ziyaret etmişti, her biri kendine özgü amaçlarıyla. Ancak hepsi Karagül Kalesi'nin mimarisinin bir dâhilik olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştı. Soylu bir aileden adı açıklanmayan bir general, bir kez kalenin ayrıntılı bir analizini yapmaya davet edilmişti. 50.000 kişilik iyi donanımlı bir orduyla bile kaleyi almak için felaket bir bedel ödenmek zorunda kalınacağı sonucuna varmıştı o da.

Ancak kale hiçbir zaman test edilmemişti. Önceki Lordları hiçbir zaman savunmaya hevesli değildiler ve daha zayıf orduları olsa bile, düşmanlarını öldürmek için gerilla savaşlarıyla engin dağların düzlüklerini kullanmayı tercih ettiler. Dahası her zaman kazandılar.

Archeronların çılgınlığı, Kutsal İttifak içinde çok ünlüydü. Kimse bu delilerle savaşmazdı, özellikle de her zaman saflarında bir dahi bulunduğu için. Bir zamanlar Archeronlar’ın en büyük düşmanı olan Renon Yarımadası'ndaki Dük Joseph, delilik ve dâhiliğin birleşmesinin ailenin gücünü arttırdığını söylemişti. Onun 20.000 kişilik birliği, Archeron elitleri karşısında uzun ve şiddetli bir savaşta mağlup olmuş ve onda biri hayatta kalmıştı. Ve bunlar rastgele askerler değillerdi; Joseph’in birlikleri bütün kıtanın en iyileri arasındaydı!

Acheron aile ağacının birkaç yüzyıllık gelişim döneminde çok sayıda vikont ve baronun yanı sıra, iki marki ve yedi tane de kont vardı. Aile ayrıca kısa tarihlerine rağmen,  25 milyon dönümden fazla araziye sahipti ve Kutsal İttifak'taki gücü ve nüfuzu azımsanamazdı. Ailede hiç dük veya grandük olmadığı halde çoğu üyesinin asil bir pozisyonda olması şaşırtıcıydı. Büyük ordulara, güçlü büyücülere ve güçlü savaşçılara sahiplerdi; ejderha büyücüsü, cehennem süvarisi ve gölge şamanı gibi garip mesleklerden sayısız astları vardı. Hiçbir zaman barış içinde olmayan bir kıtadaydı bu.

Gerçekten de, Norland savaş ateşiyle sarılıydı daima. İnsan ırkı, kıtanın yarısından daha küçük bir kısmını işgal ediyordu ve sürekli olarak diğer ırklarla, toprak ve hayatta kalma mücadelesi için savaştaydı. Ancak insanlar iblisler gibi savaşmıyordu; iblisler diğer ırklarla savaştığı gibi kendi aralarında da durmaksızın savaştaydılar. Kıtadaki hiç bitmeyen savaşlar, okyanusların derinliklerini ve hatta diğer birçok düzlemleri etkiliyordu.

Topraklarda yaşanan bu tür bir kaosta, Archeron'ların birkaç kuşakta kendi başına bir dük veya grandüke sahip olması çok zor olmazdı. Sadece hukuk ve ekonomisiyle ile tam bir hükümet kurup, karlarını kendi safları arasında dağıtmak ve kaynaklarını akıllıca kullanmak zorundaydılar. İttifak'ın şu anki düklerinden en az yarısı, bu yöntemlerle ortaya çıkmıştı ve bu yüzden diğer krallıklar Kutsal İttifak'ı sonradan görme taşralılar olarak görüyordu, kraliyet ailesi ise onlara göre aralarındaki en kötüsüydü. Fakat Kutsal İttifak'ın kraliyet ailesi akıl almaz bir güce sahipti, bu yüzden de eski ve itibarlı ailelerin saygısını kazanmıştı.

Archeronlar’ın yükselişi azımsanamazdı, ama kısa tarihlerinden dolayı diğer aileler kadar zengin ve güçlü değillerdi. Diğer bir sorun ise saygı görmek için fazla çılgın olmalarıydı.

Archeronlar’ın şu anki lideri olan Marki Gaton, buna en iyi örneklerden biriydi. On beş yıl evvel sadece 3. sınıf bir savaşçı olduğu halde, zaman geçtikçe hızlı bir şekilde gelişmişti. Tüm Kutsal İttifak’ı şaşırtarak, Ebedigece Ormanı’nın Gümüşay Sarayı’nı yendiğinden beri sadece on yıl geçmişti. Birçoğu ormana ondan önce adım atmıştı, ancak hiçbiri elli rün şövalyesi ve bin adamla görevi yerine getirecek kadar cesur ve yetenekli değildi.

Gaton 33 yaşında çoktan marki olmuştu bile ve Karagül Kalesi'ne taşınıp, Archeron liderinin toprakları olan Azan'ın kontrolünü ele geçirmişti. Deneyimleri, efsane gibi ağızdan ağza yayılıyor ve kitaplara yazılıyordu. Gerçek şu ki, onun etkisi sadece Karagül Kalesi ve onun gasp ettiği topraklara uzanmaktaydı. Ancak ailesinin diğer üyeleri neredeyse her zaman onun emirlerini duymazdan geliyordu ve Karagül Kalesi olmasa, Gaton tamamen göz ardı edilebilecek sözde bir lider olurdu.

Archeron aile ağacını araştıran bazı tarihçiler, Archeronlar’ın saflarında bir grandüke sahip olmamasını şu nedene bağlamışlardı: Soylarındaki isyankâr tavır. Hiçbir Archeron, karşısındaki kendi babası bile olsa ona itaat etmezdi

Çalışma ayrıntılı değildi, hem tarihçiler de pek bilgili veya saygın değillerdi. Acı gerçek şu ki, Archeronlar’dan maddi destek istiyorlardı, yoksa sokağa düşeceklerdi. Kapasitesi olanlar bilinmeyen bir aile üzerinde çalışmazlardı, zaten bu insanlar eninde sonunda sokaklarda dilenci olarak öleceklerdi.

Söylentiye göre ailenin lideri, araştırma kendisine gönderildikten birkaç saniye sonra, ailenin tüm üyelerine tarihçileri desteklemeyi bırakmalarını emretmişti. Asi Archeronlar’ın bir emre ilk uyuşuydu bu. Bunun için ortada tek bir sebep vardı. Rapor, mantıksız ifadelerle ve asılsız suçlamalarla dolu olsa da sonuçları mutlaka gerçekti.

Rooseland Köyü Azan'dan sadece 3000 mil uzaklıktaydı, oraya yolculuk etmek yarım aydan az sürüyordu. Mordred, seyahat boyunca Richard'a aile tarihini anlatıp, ayrıca anakaradaki gelenekler ve güç dağılımı hakkında bazı bilgilerden söz etti. Azan'a geldiklerinde, Richard ailesi hakkında biraz daha fazla şey öğrenmişti.

Aile. Geçmişte bir baba kavramını bile anlayamayan bir çocuk için oldukça yeni bir terimdi bu. Ancak, güçlü şövalye için çok önemliydi ve çoğundan daha geniş bir anlam taşıyordu. Sadece doğrudan ve uzaktan kan bağı olan akrabalar değil, çeşitli üyelerin altındaki soylular ve şövalyeler de dahildi buna. Soy, klanın her bir üyesini birbirine bağlayan şeydi ama aynı zamanda bunu da aşmaktaydı. Farklı soylar farklı yeteneklere sahipti ve onların kombinasyonları genellikle yeni güçler doğururdu. Bazıları diğerlerinden daha güçlülerdi ve çoğu, onları geçmek için ölürdü. Bu yüzden, kraliyet evliliği Norland'da tamamen farklı bir anlam taşırdı. Sadece politik olmakla kalmıyor, aynı zamanda daha güçlü, daha kuvvetli torunlar üretmeyi amaçlıyordu.

Richard kalenin girişinde durduğunda, kendisinin kökleri olan Archeronlar hakkında derin bir bilgiye sahip olması gerekirdi, ancak kafası her zamankinden daha fazla karışmıştı. Mordred'ın ona verdiği bilgiler bir araya getiremediği küçük yapboz parçaları gibiydi sanki.