Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

12. Bölüm Savaşçı Yolu

Çevirmen: Lunaris / Editor: T4icho

Başlangıçta Zac, sınıf sistemini daha iyi anlayana kadar puanlarını harcamamak, hatta belki de 25. seviyeye kadar beklemek istemişti. Şimdi böyle düşünmenin saflık olduğunu fark etti. Hayatta kalmak istiyorsa elde edebileceği her avantaja ihtiyacı vardı. Bir şekilde üç haberci daha öldürmesi gerekiyordu ama adanın kenarındaki düşük seviyeli canavarlar karşısında neredeyse iki kez can vermişti.

Yine de aceleci davranmak istemiyordu. Tılsımı taktı ve bir kamp sandalyesine oturdu. Tılsımdan göğsüne giren ve vücuduna yayılan kalp atışları hissetti. Boğulduğu, sonra da ağaçtan düştüğü için vücudunun büyük bir kısmı morarmıştı. Tılsım aslında semptomlarını hafifletmiş gibiydi. Göz Abby Kozmik Enerjinin yaşamın ta kendisi olduğunu söylemişti. Bu yüzden özümsenen enerjinin pek çok şeye yardımcı olması gayet normaldi.

Yetenekleri seçerken sınıfına uygun olduğundan emin olmak için uzun vadeli plan yapması gerekiyordu. Sorun şuydu ki, sınıf sisteminin nasıl işlediğine dair hiçbir fikri yoktu. Sınıfına kendisi karar verebilir miydi, yoksa sınıfı ona mı atanacaktı?

"Sistem?.. Orada mısın?" Zac bir kez daha Sistem'den bilgi almaya çalıştı ama sessizlikle karşılaştı. "Bana yetenek puanlarından bahsedebilir misin?" diye yalvardı. Bu duygusuz efendiye karşı hissettiği hıncı gizlemek için büyük çaba sarf ediyordu.

Cevap alamadığından kendi kararını verecek ve gelecekte başına bela olmamasını umacaktı. Eğer bu bir video oyunu olsaydı, muhtemelen tüm puanları bir sınıfın ana yeteneklerine, örneğin bir Savaşçı için Güç ve bir Avcı için Beceriklilik statüsüne yatırırdı. Tabii oyunda öldüğünde yeniden doğabilirken, burada öyle bir şansı yoktu.

Seçme şansı olsaydı Zac büyücü olmayı tercih ederdi. O zaman uzakta güvenli bir şekilde durabilir, canavarlar küle dönüşene dek onları ateş topu yağmuruna tutabilirdi. Yine de bu yola girmeye cesaret edemedi. Sınıfını seçebilse bile, büyü kullanıp kullanamayacağı veya becerilerini nasıl kullanacağı hakkında hiçbir fikri yoktu.

Uygun silahları olmadığından avcı sınıfını da es geçerdi. Gözleri, bacağının yanında duran baltaya kaydı. Hala yeni gibiydi. Neyse ki plastik kabzalı iyi bir model almışlardı. Sapı tahtadan yapılmış olsaydı, şimdiye kadar çoktan kırılırdı.

"Savaşçı yolundan devam..." Zac iç geçirerek mırıldandı. Sınıf seçme konusunda oldukça isteksizdi ama farklı bir seçenek de göremiyordu. Belki de Sistem, 25. seviyeye geldiğinde başka seçenekler sunardı.

Zac 30 boş puanını topladı ve kararlı bir şekilde harcadı. İlk olarak Güç'e 10 puan yerleştirdi. Şimdiye kadarki iki dövüşte de fiziksel olarak daha zayıftı ve bu alanda desteğe ihtiyacı vardı. Hedefine çizik atmaktan fazlasını yapamadığı takdirde baltanın ona ne faydası vardı ki? Daha sonra neyin geliştiğini test etmek için Beceriye 5 puan harcadı. Beş puan da Dayanıklılık'a gitti. Ada boyunca çok fazla hareket edecek ve savaşacaktı. Sağlam bir bünyeye ihtiyacı vardı.

Son olarak, Canlılığa 10 puan koydu. Canlılık canavarları öldürmeye doğrudan yardımcı olmazdı ama dolaylı olarak işine yarayabilirdi. Şu anda savaşacak durumda değildi. Artan Canlılık ve tılsımla, eskisine kıyasla çok daha hızlı iyileşeceğini düşünüyordu. Ayrıca, önümüzdeki aylarda çok fazla koşturacak ve savaşacaktı. Her dövüşten sonra yaralarını sarmak için birkaç gün ara veremezdi. Yoksa üç aylık süre dolmadan tüm iblisleri temizlemesi imkansızdı. Zaten hangi sınıfı alırsa alsın, Canlılık her türlü ona lazım olacaktı. Güç ve Beceri daha özelleşmiş alanlarda işine yarardı.

Zac, Bilgelik ve Zekâ'nın büyücü rotasının temelleri olduğunu düşünüyordu. Onları da artırmanın  zararı olmazdı ancak diğer yeteneklerin sağlayabileceği somut yararlara kıyasla, puanlarını onlara harcamak mantıklı gelmiyordu. Şans konusunda da aynı şeyi hissediyordu. Yüksek Şansı muhtemelen şimdiye kadar hayatta kalmasına yardımcı olmuştu. Bugün hâlâ burada duruyorsa şanslı zar atışı sayesindeydi. Ama Zac hayatta kalmak için şansa bel bağlamak istemiyordu. Bir şekilde on savaştan dokuzunda zafere ulaşsa bile, onuncu seferde şansı yaver gitmezse yine de ölecekti. Şans soyut bir şeydi ve bu özelliğe puan vermenin ona faydasını pek anlamıyordu. Biri ona açıklayana kadar ona dokunmayacaktı.

Puanları harcadıktan sonra ekranı kapattı. Birden, tılsımdan çok daha güçlü bir sıcaklık dalgası vücuduna yayıldı. Sanki her hücresi yaşamla titreşiyor, açgözlülükle sıcaklığı emiyor ve gelişiyordu. Yaralarının hızla iyileştiğini görünce şok oldu. Sanki bir dağı delip geçebilecekmiş gibi hissediyordu. İnsan bu güç hissine kaşla göz arasında bağımlı olabilirdi. Çok geçmeden sıcaklık azaldı ve beraberinde yenilmezlik hissi de kayboldu. Yaralar iyileşmeyi bıraktı. Yine de Zac kendini çok daha iyi hissediyordu. Morlukların ve küçük kesiklerin büyük bir kısmı yok olmuştu.

Günün bitmesine hâlâ biraz zaman vardı. Hızlıca bir şeyler yedikten sonra, dikkatini yılan leşine verdi. Mutfak bıçaklarıyla yaptığı birkaç denemeden sonra, pullu derinin kesiklere karşı oldukça dayanıklı olduğunu ve iyi bir koruma sağlayacağını anlamıştı. Kamptan birkaç bıçak ve baltasını alarak leşi biraz uzağa sürükledi ve derisini yüzmeye başladı.

Göbeği boyunca kesti. Yirmi dakika içinde tamamını kesmişti. Keserken sert pullar üzerinde bir bıçağı da mahvetmişti. Bundan sonra kolları yorgunluktan yanıyordu. Ne yazık ki etin çoğunu mahvetmişti. Yiyebileceği pek bir şey kalmamış gibi görünüyordu.

Leşin derisini sürükledi ve baltasıyla deriden mümkün olduğunca çok et parçasını sıyırdı. Bundan sonra ne yapacağını bilmiyordu. Deriyi yamama hakkında bir bilgisi yoktu. Dünyanın sonu gelmeden önce bir ofis çalışanıydı ve sosyal hayatında bunları konuşmayacak kadar gençti. Zac bir yerlerde idrarın bir kullanılabileceğini okumuştu ama bunu deneyecek değildi.

Deriyi bir kenara bıraktı ve bir çukur kazarak parçalanmış leşi içine itti ve üstünü toprakla kapattı. Kamptan uzakta olsa da yaratıkların buraya doğru gelmesini istemiyordu.

Zac deriyi aldı ve kampa geri döndü. Derinin kuruması gerekiyordu. Bu yüzden onu arabanın kaputunun üzerine yerleştirdi ve her iki ucunu da yanlardan sarkıttı. Deriyi gergin tutmak ve gece boyunca büzülmesini engellemek için uçlarına da iki büyük taş yerleştirdi. Başka bir şey yapması gerekiyor mu bilmiyordu ama işe yaramasını umuyordu.

Hava kararmaya başladığından bugünlük keşfin bittiğine karar verdi. Hızlı iyileşmesine rağmen kendini hâlâ bitkin hissediyordu. Kamp alanını temizlemek ve eşyalarını toplamak için otuz dakika ayırdı. Normalde arkadaşlarının eşyalarını karıştırmazdı ama bunlar çaresiz zamanlardı. Ne yazık ki, fazladan birkaç kıyafet ve bazı günlük ihtiyaç malzemeleri dışında değerli hiçbir şey yoktu.

Güneşin son ışıklarıyla birlikte Zac, kamp alanının yakınında yaklaşık üç ila beş santimetre kalınlığında ve altı metre uzunluğunda devrilmiş uzun bir dal buldu. Baltasıyla dalın en düz yerinden iki buçuk metrelik bir kesik attı. Artan gücüyle bir kenarını keskinleştirerek onu üstünkörü bir mızrağa dönüştürdü. Muhtemelen iblis gibi büyük bir şeyi kırılmadan durduramayacak kadar zayıftı. Ancak gerektiğinde bazı canavarları uzak tutabileceğini umuyordu. Baltası iyi bir silah olsa da boyu oldukça kısaydı. Uzaktan kullanması zordu.

Zac sonunda bir şeyler yemek için karavanına oturdu. Sessizce pencereden dışarı baktı ve her zaman var olan kırmızı sütunu gördü. O kahrolası Portal ufuktan yükseliyor olmasaydı, dünyanın berbat bir yer haline geldiğini bir an için unutabilirdi.

Hayat son birkaç gün içinde karşısına hayal bile edemeyeceği şeyler çıkarmıştı ve her şey daha da çılgınlaşacaktı.

Yarın ise, iblis avına çıkmak zorundaydı.