Zac bulunduğu duruma rağmen iyi idare ediyor bence. Elinize sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
15. Bölüm Çaresizlik
Balta tazının yan tarafına gümbürtüyle saplandı. Tazı ayağa kalkmaya çalışsa da Zac sol eliyle hayvanın boğazını sıkı sıkıya tutarak onu yere bastırmıştı. Ardı ardına birkaç darbe daha indirerek canavarı öldürdü. Bu sırada, içine sıcak kozmik gücün aktığını hissetti. Bu kez, önceki iblislerle karşılaştırıldığında içine neredeyse iki kat fazla enerji dolmuştu. Bu onun 18. seviyeye ulaşması için gereken son miktardı.
Zac bu karşılaşmadan sonra biraz sarsılmış hissediyordu ama gün boyunca süren mücadeleler sinirlerini çelik gibi sağlamlaştırmıştı. Savaş alanını hemen terk ederken yerde yatan üç leşi arkasında bıraktı. Şimdi yaralarını saracak bir yer bulması gerekiyordu.
Yürürken iki puanı Beceri ve Canlılığa ayırdı. Zac artık Gücünün karşılaştığı canavarları birkaç vuruşla ciddi manada yaralayabileceğini ve hızının ona Güçten daha fazla yardımcı olacağını düşünüyordu. Gittikçe daha fazla yaralandığı için Canlılığa da bir puan koydu.
Sonunda tenha bir yer buldu ve hızlı toparlanmak için birkaç yudum su içti. Yara bere içinde olan Zac, bugün daha fazla dövüşmek istemiyordu. Göğsüne yaptığı yamadan sonra gazlı bezin tükendiğini fark etti. İblis köpeğin saldırısı göğsünde labirent gibi çizikler bırakmıştı. Yaralar derin olmasa da oldukça fazla kan kaybına neden olmuşlardı. Şükürler olsun ki yüksek Canlılık seviyesi, bu tür küçük yaralara karşı oldukça etkiliydi. Kanamanın durduğunu ve yaraların kabuk bağlamaya başladığını hissedebiliyordu. Bir ya da iki gün içinde tamamen iyileşeceği ortadaydı.
Dövüş sırasında toplama düzeninden aldığı tılsımın ne kadar sağlam olduğunu da görmüştü. Tazının saldırıları sırasında hem küçük tekerleği hem de ipi defalarca pençelemesine rağmen üzerinde tek bir çizik bile yoktu. Kısa bir süreliğine, kendisini yüzlerce tılsımla kaplayıp zarar görmeyecek hale gelebileceğini hayal etti.
Tabii ki bu gerçekçi değildi. Ancak bu, Çoklu Evren'de güçlü savunma teçhizatına dönüştürülebilecek pek çok sağlam malzeme olduğunu gösteriyordu. Aklından geçenleri bir kenara bırakarak dönüş yoluna koyuldu.
Dönüş yolunda Zac daha dikkatli hareket ederek üsse doğru ilerledi. Ormanda dolaşırken, karşılaştığı başka bir iblisi daha öldürmek zorunda kalmıştı. Başka iblisler de görmüş ama onlara yanaşmaktan kaçınmıştı. Gün batımına doğru, görüşü kısıtlanıyor ve orman daha tekinsiz bir hale geliyordu. Zac fazladan Kozmik Enerji kazanma isteğine rağmen kampa dönmenin daha akıllıca olduğuna karar verdi. Özellikle iblis tazılarından birinin pususuna düşerse işler hiç hoş olmayabilirdi.
Yorgun ve yaralı olan Zac, görüş mesafesinin kötüleştiğini fark etmişti. Bugün yapması gerekeni başarmıştı ve daha fazla risk almak gereksizdi.
Daha önce savaştığı yerlerden birinin yanından geçerken aniden orada bıraktığı iblis leşinin yanında bir hareketlilik fark etti.
Zac hemen durdu ve etrafı gözetlemek için ağacın arkasına saklandı.
Başta yanında duranın bir çocuk olduğunu zannetti ancak yakından bakınca bu varlığın yeni bir iblis türü olduğunu anlamıştı. Varlık, eski peri masallarından çıkmış bir şeytana benziyordu; bir peştamal dışında çıplaktı, cildi mordu ve vücudu yara izleriyle doluydu. Vücudunda, ona hastalıklı bir görünüm veren tümör benzeri yapılar vardı. Radyasyon zehirlenmesinden muzdarip gibiydi. Sırtında, yaklaşık bir metre kanat açıklığına sahip bir dizi yarasa kanadı vardı.
Zac küçük ifritin tıknaz yapısı ve şişman midesi nedeniyle kanatlarının işlevselliğinden şüphe ediyordu. Saçsız ve kulaksız görünen bu varlık, yere eğilmiş, ölü iblisi dürtüyor ve yaralarını inceleyerek ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Bu durum Zac için endişe vericiydi. Ada ölümcül ancak basit düşünen canavarlarla doluyken başa çıkılabilir bir yerdi; her gün birkaçını öldürmek mümkündü. Ancak eğer burada daha zeki ve takım çalışmasına yatkın düşmanlar varsa giderek daha organize bir direnişle karşılaşabilir, hatta onu bulmak için arama ekipleri gönderebilirlerdi. Ada büyük olsa da ortak bir çabayla onu saklandığı yerden çıkarabilirlerdi.
Zac gözden uzak kalmak ve cesetlerin izini vahşi yaşamın silmesini umarak, canavarların savaşta değil, başka canavarlar tarafından öldürüldüğü izlenimini bırakmak istiyordu. Ancak bu yeni iblis türü durumu rapor ederse yavaşça seviye atlayıp deneyim kazanma planı başlamadan biterdi.
Tek bir çözüm vardı. Onu öldürmek zorundaydı.
Neyse ki küçük boyu ve cılız kollarıyla güçlü görünmüyordu. Baltayla iyi bir vuruş yaparsa kafası kopuverirdi.
Ancak Zac işini şansa bırakmak istemediğinden sürpriz saldırı yapmaya karar vermişti. Yavaşça şeytana arkadan yaklaştı. Tepkilerini dikkatle izlediği ifrit, cesedi incelemeye dalmıştı.
Küçük ifritten sadece beş metre uzaktayken bir çıtırtı duyuldu. Azalan ışıkla dalı fark etmemişti. Kısa bir donma anından sonra, Zac hızla ifrite doğru atıldı.
Küçük ifritin savunma becerileri etkileyiciydi. Arkasındaki sesi duyar duymaz tiz bir çığlık atarak leşin üzerinden atladı. Kanatlarıyla havada dönerken, Zac yüzünü görmüştü. Dört tane simsiyah gözü vardı. Bunlardan ikisi normal insan gözlerine benziyordu, diğer ikisi ise alnında aralıklı olarak yerleştirilmişti. İki delik dışında burnu yoktu ve ağzı keskin dişlerle dolu küçük bir daireydi. Kanatlarıyla nasıl çırpındığına bakılırsa uçamıyordu ama zıplayarak bir süre havada asılı kalabiliyordu.
Zac ifriti yakalamak için çaresizce koştu, kaçmasından korkuyordu. İfrit tuhaf el hareketleriyle bir şeyler yapmaya başladı. Aniden, elinde morumsu siyah bir alev parlayarak Zac'e doğru fırladı.
Zac başını zar zor yana çekti ancak kara alevin bir parçası omzuna isabet etmişti. Beynini kaplayan şiddetli acı ile küçük ifriti öldürme planı da suya düştü. Bu kara alev, normal ateşten çok daha tehlikeliydi. Adeta ruhunu yakıyordu.
Omzundaki yanık acısı içindeki derin acıya kıyasla hafif kalıyordu.
Acı içinde sersemleyen Zac, ifritin üzerinden atlamak yerine üzerine düşerek yere kapaklandı. Küçük ifrit birkaç metre öteye indi ve bağırmaya devam etti. Birkaç saniye sonra, gizemli hareketlerle yeniden alev çağırmaya başladı.
Zac başını sallayarak kendine gelmeye çalıştı. Gözleri yaşararak kıpkırmızı olmuştu. Ayağa kalkar kalkmaz bir başka siyah alev topundan zar zor kaçtı. Alev topu onu ıskalayıp iblis leşine çarptı ve ceset gözle görülür şekilde küçüldü, sanki içindeki tüm nem yanıp tükenmiş gibiydi.
Zac tekrar küçük ifrite atıldı, fakat ifrit geriye doğru zıplayarak ondan kaçmaya devam ediyordu. O kahrolası kanatlarıyla Zac’ten daha hızlıydı. Öyle ki bir şeye çarpmadığından emin olmak için ara sıra arkasını dönecek zamanı bile bulabiliyordu.
Ifrit, Zac'i ateş toplarıyla sürekli engelleyerek ona yaklaşmasını zorlaştırıyordu. Zac ona yaklaşmaya çalışırken üç darbe daha almıştı. İlk darbe kolunu hafifçe sıyırdı, ikinci darbe karnına çarparak onu acı içinde kıvrandırdı, üçüncü darbe ise bacağına isabet etti.
Bu son darbe, Zac'i ifriti takip edemeyecek duruma getirmişti. Bacağına neredeyse hiç ağırlık veremiyor ve felçli gibi hissediyordu. Acı o kadar şiddetliydi ki, Zac yapabilseydi bu acıyı baltasıyla anında keserdi.
Bir ateş topundan daha kaçamayacağını biliyordu.
Çaresizlik içinde, hayatta kalmak için son bir umutla baltasını ifritin göğsüne fırlattı.
.....
Magnec