Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

21. Bölüm Yaralı

Çevirmen: Lunaris / Editor: T4icho

Ormanda ilerlerken acı içindeydi. Doğru yolda olup olmadığını bilemiyordu. Her yönden, yaklaşan farklı canavarların kükremelerini duyabiliyordu. Bilinci bulanıktı ve artık sadece içgüdüleriyle hareket ediyordu. Ormandaki kükremelerden dolayı bir süredir kaçmak zorunda kalmıştı. Hızla uzaklaşmak için sahip olduğu az miktardaki Kozmik Enerjiyi kullanmadan önce parçalanmış baltayı habercinin göz yuvasından çekip çıkarmaya ancak vakti olmuştu.

Solunda bir çarpma sesi duydu ve bir barghest ona doğru fırladı. İçgüdüsel olarak kaçmaya çalıştı ama ayakları komutlarını dinlemedi ve yere düştü. Zac, İblis köpek yerde yatan bedeninin üzerinden hızla geçtiği için şanslıydı.

Zac uyuşuk bir şekilde ayağa kalktı ve yoluna devam etti. Çok geçmeden barghest etrafından dolaşmayı başarmış ve tekrar ona doğru gelmişti. Zac'in vücudundaki az miktardaki Kozmik Enerji dolaşıma girerek aniden şeytani yaratığa doğru döndü ve bir hırıltıyla parçalanmış baltasını başının üzerinde güçlü bir yay çizerek savurdu.

Darbe canavarın tam alnına tam isabet etti. Ağzı kapandı ve kafası yere çarptı. Vuruş o kadar kuvvetliydi ki kalın kafatası çatladı ve hem kan hem de beyin parçaları baltayı kapladı. Canavar olduğu yerde durdu ve sarsılarak yere yığıldı.

Çevresindeki bir hareketlilik baltayı içgüdüsel olarak dışarı doğru savurmasına neden olduğu için Zac'in canavarın işini bitirmeye vakti olmamıştı. Baltanın başı karanlık bir şekle çarptı ve acı dolu bir çığlık kopardı. Bu bir gwyllgi'ydi. Savaştan yararlanıp Za’in kafasına son bir darbe indirmeyi planlamıştı. Tazı şanssızdı, çünkü bu şimdiye kadar onlarca kez olmuştu ve Zac artık böyle saldırılara karşı içgüdüsel bir tepki geliştirmişti.

Gwyllgi aldığı darbeyle yerde kaldı; muhtemelen baltanın darbesiyle kaburgaları kırılmıştı.  Canavarı kör tarafıyla vurmuştu ama Zac'in gücü ve Kozmik Enerjisiyle, doğru konumlandırıldığında böyle bir darbe hâlâ ölümcül olabilirdi. Zac hiç vakit kaybetmeden canavarın kafasına bir darbe daha indirerek işini bitirdi.

Bu fiziksel çaba Zac'in yaralarını ağırlaştırmış ve kan ile birlikte katı bir şeyler daha kusmasına neden olmuştu.

Ama durmadı. Zac neredeyse bir zombi gibi yoluna devam etti ve kendi bedenini hiçe sayarak, karşısına çıkan aptal yaratıkları gözünü kırpmadan öldürdü.

Bir süre sonra, iblislerin saldırısı dindi. Tanıdık bir manzara neredeyse uykuda olan bilincini uyandırmıştı. Önünde, bir korulukta yalnız duran büyük bir meşe ağacı ve etrafına saçılmış çiçekler vardı. Bu görüntü neredeyse ruhani bir izlenim veriyordu. Sanki meşe orman elflerinin ruh ağacıydı.

Daha da önemlisi, bu ağaç aslında Zac için kurtuluşu temsil ediyordu. Baltasını titreyerek kemerine yerleştirdi ve yavaşça ağaca tırmanmaya başladı. Sol kolu tam olarak tepki vermiyordu. Sağ kolu ve bacaklarıyla zorlukla yukarıya çıkması gerekiyordu. Normal bir günde saniyeler içinde ağacın tepesine çıkabilirdi ama şimdi bir dağa tırmanıyormuş gibi hissettiriyordu.

Kozmik Enerjisi tamamen tükenmişti ve vücudundaki her bir hücre tamamen bitkin düşmüş gibi hissediyordu. Her hareketi her şeyden çok irade gücüyle gerçekleşiyordu.

Yaklaşık beş metre yükseklikte, platoyu andıran bir platforma ulaştı. Bu platform, birbirine yakın üç sağlam daldan oluşuyordu; ortadaki dal diğerlerinden biraz daha alçaktaydı ve birlikte neredeyse bir çit gibi duruyorlardı. Dalların üzerine sarmaşıklar bağlanarak duvar ve siper oluşturulmuş, etrafın gizlenmesi ve yalıtılması için yapraklarla dolu kesik dallar eklenmişti.

Bu sığınak, son birkaç haftada yarattığı birçok kamptan sadece biriydi. Doğada ne zaman tenha bir dinlenme durağına dönüştürebileceği herhangi bir ağaç, mağara ya da doğal oluşum bulsa orayı bir kamp alanına çeviriyordu.

Canavarlardan gizlenmek veya kampa dönüş yapamadığında dinlenmek gibi durumlar için bunları önlem olarak almıştı.

Orta dalın üzerine serilmiş yapraklardan oluşan örtünün üzerine çöktü ve ağacın gövdesinin yanına yerleştirilmiş bir şişe suyu çıkardı. Sığınağı inşa ederken oraya yerleştirmişti. Kaburgalarındaki ağrı devam etmesini engellemeden önce açgözlülükle şişenin yarısını içti. Sonunda daha fazla dayanamadı ve bitkin halde gözlerini kapatıp uykuya daldı.

Sonraki birkaç günü ağaçta mahsur kalarak geçirdi. Kozmik Enerjisi tamamen tükendiğinden uyanık kalmakta zorlandığı için çoğunlukla uyudu. Tılsımı yardımcı olmuştu ama yeniden güç toplaması birkaç gün sürecek gibi görünüyordu.

Hayatta kalmasına rağmen artık bir zafer kazanmış gibi hissetmiyordu. Savaşın ardından yaşadığı zafer hissi kaybolmuştu. Acı ve kan kaybı yüzünden güçsüz düşmüştü ve yüksek Canlılığına rağmen iyileşmesi zaman alacaktı. Sol kolu ve muhtemelen birkaç kaburgası da kırılmıştı. Sırtını boydan boya saran büyük yaralar alev almış gibiydi. Her hareket, vücudunun çeşitli yerlerinden gelen protesto çığlıklarıyla karşılık buluyordu. Çaresizce ağaçta kalıp iyileşmeyi beklemekten başka çaresi yoktu.

Ancak üç gün sonra aşağı inmeye yetecek kadar güç toplayabilmişti. Kolunu biraz oynatabiliyordu fakat henüz güç uygulamayı denememişti.

Karnı çok açtı ve kampına dönmek için can atıyordu. Küçük ağaç sığınağında yiyecek bırakmamış, son iki günde yaprak ve meşe palamudu yemek zorunda kalmıştı. Bunların zehirli olup olmadığını bilmiyordu, fakat başka çaresi olmadığını düşünmüştü. Vücudu Sistem sayesinde daha da güçlendiğinden, eskisine kıyasla çok daha fazla yemesi gerekiyordu. Bu yüzden arkadaşlarıyla hazırladığı yiyecekler iki hafta yerine sadece bir haftada tükenmişti.

Geri dönmeye hazırlanırken içinde bir burukluk vardı. Üç günlük iyileşme süresi, belirlenen hedefe ulaşamadığı anlamına geliyordu; bir aylık süre dün son bulmuştu.

Hâlâ öldürmesi gereken iki haberci ve karşılaşmadığı bir general vardı. Sadece paranoyakça davrandığını ve artık bir ay geçtiği için kötü bir şey olmamış olmasını umuyordu. Bununla birlikte, görevi hızlı bir şekilde tamamlaması halinde verilecek olan son derece güçlü bir binayı kaçırmış olabileceği için oldukça hayal kırıklığına uğramıştı.

Bunu ilerleyen günlerde öğreneceğini tahmin ediyordu. Şimdi üzerine kafa yormanın bir anlamı yoktu.

Etrafta canavar olmadığından emin olduktan sonra yavaşça ağaçtan indi ve kampına doğru ilerlemeye başladı.

Son tarihin geçmesiyle adada bir değişiklik olup olmadığını keşfetmeye çalıştı fakat herhangi bir işaret göremedi. Gökyüzünde iki güneş hâlâ parlıyor ve portaldan gelen kötücül enerji sütunu uzaktan görünüyordu. Biraz daha yoğun gibiydi ancak bunun hayal gücünün oyunu olup olmadığından emin değildi.

Son günlerde kaldığı meşe adanın batı kenarına yakın bir yerdeydi yani kampa dönüşü birkaç saatini alacaktı.

Yürürken özellikle dikkatliydi çünkü herhangi bir iblisle mücadele edecek kondisyonda olmadığını biliyordu. Özellikle daha da güçlenmişseler.

Haberci baltasına vurduktan sonra baltası körelmişti. Canavarları öldürmek için eskisinden daha fazla enerji harcaması gerekecekti. Çünkü artık hızlı bir vuruşla kanlarını akıtamazdı.

Bu yüzden Zac büyük bir dikkatle aşina olduğu bölgede ilerliyordu. Ta ki aniden ilerideki çalılıklarda bir hışırtı duyana kadar.

Hemen çömelerek bir ağacın ve birkaç çalının arkasına saklandı ve ne olduğunu keşfetmeye çalıştı. Kısa bir süre sonra, içgüdüsel bir hareketle ayağa fırladı ve neredeyse dikkat çekmek amacıyla bağırıyordu. Çünkü gördüğü şey ormanda yavaşça ilerleyen üç insandı.

Neyse ki onu sarsan bir gariplik olduğunu anlayınca kendini zamanında durdurmayı başarmıştı.

İnsanların boynuzları vardı.