Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

22. Bölüm İzciler

Çevirmen: Lunaris / Editor: T4icho

Azzun iki arkadaşı ile ormanda yürüyüş yapıyor, sinirli bir şekilde dalları ve sinekleri uzaklaştırıyordu. Bu onun başka bir dünyaya ilk gelişiydi ve iklim değişikliği sarsıcıydı. Klanının rahatlatıcı tek renkli ortamını özlemişti. Şu anda yalnızca uzaktaki portal evlerinin tanıdık kırmızısını anımsatıyordu.

Yeni bir dünyayı istila etmenin büyük bir fırsat olduğunu farkındaydılar. Azh'Rezak Hanesi, gerçekten uygun bir yer bulduklarını öğrendiklerinde on gün boyunca kutlama yapmış ve şans getirmesi için on bin köle kurban etmişti. Orta büyüklükte bir klan olsalar da bu fırsat onları büyük bir klana dönüştürme potansiyeline sahipti. Belki bölge Lordunu devirecek kadar kaynak bile elde edebilirlerdi.

Acımasız Gökler'in geçitleri gezegenin yerli sakinlerini sınamak amacıyla açtığı herkesçe bilinirdi. Acımasız Gökler asıl sakinlerin hayatta kalma yeterliliğini ve aralarından olağanüstü güce sahip figürlerin çıkıp çıkmayacağını denemeyi severdi. Dolayısıyla işgalcilere geçiş izni verilmiş, fakat potansiyel güçlerine sınırlamalar getirilmişti. Yerlilere karşı yapılan bu meydan okumanın yeterince zorlu ama aynı zamanda ‘üstesinden gelinebilir’ olması gerekiyordu.

Çoklu Evren’de yer alan güçlerin çoğu Sistem tarafından sunulan testleri bir fırsat olarak memnuniyetle karşılıyordu. Nadir hazineler ve yeni topraklar elde etme potansiyeli, genç ve yeteneksiz üyelerin feda edilmesine ağır basıyordu. Bu durum, genç seçkinler için mükemmel bir eğitim alanı sunarak liderlik, savaşma ve değerli kaynaklar elde etme fırsatları sağlıyordu.

Klanın üst düzey üyeleri bu dünyanın D-sınıfı olarak değerlendirildiğini öğrenince daha da mutlu olmuşlardı. Sistem yeni dünyaları entegre ederken bu dünyalarda çeşitli nadir ve kıymetli hazinelerin ortaya çıkabileceği biliniyordu. Derecesi yüksek olan dünyalar daha fazla hazine demekti ve D-sınıfı bir gezegen, en yüksek seviye olmasa da, ortalamanın üzerindeydi.

Orta seviye bir klan için bu tür bir zenginliğe erişmek nadiren mümkün olurdu. Genellikle, güçlü bir baş-şeytan gelip bunları ele geçirirdi. Ancak Büyük Savaş'ın zirve noktasına ulaşmasıyla, tüm önemli figürlerin dikkati başka yerdeydi ve bu fırsata odaklanacak zamanları yoktu.

Azzun düşük seviyeli ifritlerin ve kölelerin bile yeni bir dünyada nasıl baş şeytanlara dönüşebileceğine dair hikayelerle büyümüştü. Keşfedilen bir hazine veya doğal bir anormallik onların mütevazı kökenlerini aşarak galaksilerinde güç merkezleri haline gelmelerine yardımcı olmuştu.

Bir hazine bulunsa bile bu hazinenin keyfini çıkarma sırasının kendisinde olmayacağının farkındaydı. Hepsi generallerinin açgözlü ellerine geçecekti. General, klanın en iyi yetenekleri arasında sayılmasa da bu büyük fırsatı yakalamayı başarmıştı. Büyük büyükbabasının onu aşırı şımartan yüksek rütbeli bir şeytan olması bu durumda etkili olmuş olabilirdi tabii.

Yaşlı şeytan, tek torunu Ogras Azh'Rezak'ı istilayı yönetmesi için güç kullanarak atamıştı. Azzun ve diğerleri, daha yeni dünyaya adım atmadan bile onun yetersizliğini fark etmişlerdi.

Bu dünyada güçlü bir direnişle karşılaşma korkusu ve güç kaybının olumsuz sonuçları yüzünden ilk ay boyunca portal çevresindeki her şeyi yok etmeleri için canavar sürülerini serbest bırakmıştı. Dört gelişmiş canavarı sürülerine liderlik etmeleri için seçip herhangi bir Canavar Ustası ya da Terbiyecinin kontrolü olmaksızın onları salıvermişti.

Yaşlıların çoğu bile böyle bir korkaklığı onaylamasa da yüce şeytan her türlü muhalefeti bastırmıştı.

Yalnızca ilk sınır gevşetildiğinde bölgeye girmeye cesaret etmişler ve Ur'Khaz ile Vul'un ölü bulunması herkesi şaşkına çevirmişti.

İkisi de çok güçlü olmasalar da, binlerce canavar arasından bölgeyi temizlemek için gönderdikleri sürülere liderlik etmek üzere seçilmiş seçkinlerdi. Neredeyse Acımasız Gökler'in portaldan geçme sınırındaydılar ve onları bu dünyaya göndermek klan için bir servete mal olmuştu. Yoğun bir şekilde güçlendirilmiş ve fiziksel yeteneklerini artırmak için birçok takviye kullanmışlardı. Kısıtlamalar kaldırıldıktan sonra yeni dünyada birer kral olmaları bekleniyordu.

Ogras bu durumu fark ettiğinde kararsız liderliğini daha da güçlendirmişti. Bu kadar kolay öldükleri için habercileri çöp olarak adlandırmış ve ölümlerinin nedenini bulmaktan çok sarayının inşasına odaklanmıştı.

Çevre hakkında bilgi edinmek için Azzun'un ekibi de dahil olmak üzere birkaç izci ekibi göndermişti. Bu görevi alan izciler için emir neredeyse bir ölüm fermanı gibiydi. Alfa canavarları öldürebilecek bir şey etraftaysa onlar nasıl hayatta kalabilirlerdi? Onlar sadece 30 ila 35. seviyelerdeki sıradan askerlerdi ve ordunun en zayıflarıydı.

Emre itaat etmekten başka bir yol yoktu. Hiyerarşi ve kurallar sıkıydı; bu duruma karşı gelmek hem kendileri hem de aileleri için felaket olurdu. Acı içinde kabullenmek ve hayatta kalmayı ummak dışında bir seçenekleri yoktu. Tek dileği, işgal sırasında kendisine ve ailesine klanda daha iyi bir yaşam sağlayacak başarılara imza atabilmekti.

Çevredeki renk cümbüşü stres ve kafa karışıklığı yaratıyordu. Arazi hakkında bilgilendirilmiş olsa da uyum sağlamak zordu. Çalıların ardından her an biri çıkabileceği için sürekli endişe içindeydiler.

Sanki düşüncelerine bir cevap olmak istermiş gibi hafif bir hışırtı, ardından bir çarpma ve homurtu sesi duydu. Azzun silahını çekip arkasını döndüğünde bir yoldaşının kafatasının ezilmiş olduğunu gördü.

Saldırgan hızla diğer arkadaşına saldırmaya başlamış ve onu da tepki veremeden öldürmüştü.

Bu saldırgan kanla kaplı, yürüyen bir kabus gibiydi. Vücudu bir labirenti andıran kabaca dikilmiş parçalardan oluşuyordu. Azzun'un ilk düşüncesi saldırganın Namevt Sürülerinden bir ghoul ya da ucube olduğuydu. Eğer hedef dünyada bir namevt imparatorluğu varsa işgal bir kabusa dönüşebilirdi. Çoklu Evrende namevtler kadar başa çıkılması zor az sayıda düşman vardı.

Yamalı parçanın gerçek derisinden ziyade son derece ilkel bir zırh olduğunu fark edince bu fikri bir kenara bıraktı ve bir tür barbar savaşçıyla karşı karşıya olduğunu anladı.

Adam garip silahını savurarak saldırdığında durumu daha fazla analiz edecek zamanı olmadı. Azzun darbeyi engellemek için savaş baltasını hızla kaldırdı ama silahları çarpışınca hemen pişman oldu.

Dehşet içinde, darbenin korkunç gücünü hissetti ve hızla Kozmik Enerjisini kullanarak savunma becerisini harekete geçirdi. Toprak, kollarını ve gövdesini sararak denge sağladı. Hızlı tepkisi sayesinde kolları kırılmadı ancak gelen güç onu yere serdi ve savunması dağıldı.

Kafası karışmış ve canı yanmış bir halde düşmanına doğru baltasını savurdu ama balta havayı kesmekten başka bir şey yapamadı. Tekrar ayağa kalkmaya ve saldırganıyla karşılaşmaya çalıştı. Ancak fazla uzaklaşamadan başının arkasında keskin bir acı hissetti ve ardından her şey karardı.

...

Zac baygın düşmanının başında nefes nefese bir halde dikiliyordu. Yüzü terle kaplıydı. Bu ter efordan değil, saldırı sırasında açılan yaralarından kaynaklanıyordu. Sonunda şeytan üzerinde yeteneğini kullanmaya cesaret edebildi.

[Azzun, Seviye 33]

Şansına, bu şeytanlar yüksek seviyeli olsalar da pek güçlü değillerdi. Cesetleri inceledi ve değerli bulduğu her şeyi topladı. Sonuçta, iki set teçhizat ve iki sırt çantası ile yola devam etti.

Kaburgalarındaki ağrıları görmezden gelerek yağmaladığı iki cesedi çalılıkların arasına sürükledi ve oraya gizledi. Onları gömmek için çok yorgundu ve orada uzun süre kalmak istemiyordu. Arkadaşları bulmadan önce canavarlar tarafından yenilmelerini umuyordu.

Zac bütün bunları ne kadar sakin hallettiğine şaşırmıştı. Bu üçünün bilinç sahibi varlıklar olduğu ortadaydı; hatta Zac’in onları insan sandığı bir an bile olmuştu. Yine de, hiçbir acıma ya da tereddüt göstermeden onları öldürmüştü. Bir aydır aralıksız katliam yapıyordu ama bu genellikle ifritler hariç canavarlara karşıydı.

İnsansı varlıklarla uğraşırken hala biraz kaygılanacağını düşünmüştü ama son bir ayda içinde derin ve ilkel bir şeyler değişmiş gibiydi. Eskisine kıyasla daha sert ve soğuktu ve muhtemelen eski haline geri dönemeyecekti.

Dünya nasıl değiştiyse o da değişmişti.