Manyak bir bölümdü. Normalde tam tersi olurdu ama burada bildiğin beş kişi birine girdi.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
28. Bölüm Yakın Dövüş
Zac ilerleme konusunda kararsızdı. Savaşta inisiyatifi elinde tutması gerektiğini biliyordu fakat aptal bir barghest gibi de saldırmak istemiyordu.
Neyse ki bu seçimi düşmanları onun için yaptı. Lider gözlerinde yanan öfkeyle ona doğru ilerlemeye başladı. Her iki eli de yere doğru eğilmiş olan büyük kılıcı kavramıştı.
Yanındaki hareketsiz diğer adam kendi dilinde bir şeyler mırıldanıyordu.
Zac kendini toplamak zorundaydı. Kara şimşek nedeniyle vücudu acı içindeydi ancak bunu belli etmiyordu. Baltasını eline alarak ikinci raunda hazırlandı.
Büyük kılıçla doğrudan karşılaşmak istemiyordu. Rakibinin güç seviyesi kendisine yakın görünüyordu ve bir darbeyi savuşturmayı başarsa bile bu becerinin yaratacağı şok etkisinden korkuyordu. Bunu hallederek savaşmak zorundaydı.
Neyse ki bu büyüklükte bir silah hantaldı ve izleyeceği rotanın önceden anlaşılacağını umuyordu.
İkinci bir bıçak çıkardı. Elinde yalnızca tek bıçak kalmıştı. Bıçağı daha zayıf olan düşmana doğru fırlattı ve ileri atılmaya başladı.
Ancak fırlattığı bıçağın gücüne rağmen şeytan bu saldırıyı toprak ya da ağaç kökleriyle savuşturdu. Bu şeytan toprak ya da ağaç büyüsü konusunda ustalaşmış görünüyordu; çünkü kökler normal ağaç köklerinden çok daha dayanıklıydı.
Zac’in asıl hedefi şeytanın sözlerini yarıda kesmekti ve bunu başarmıştı. Bir de zarar verebilirse durumu çok daha iyi olacaktı.
Zaman kaybetmeden lideri ve onun büyük kılıcını umursamamaya çalışarak ona atıldı. Büyük kılıç yukarı doğru geniş bir kavis çizerek vızıldadı. Görünüşe göre Zac'i ikiye bölmeye çalışıyordu.
Zac öne doğru bir hamleyle büyük kılıcın darbesinden yuvarlanarak kaçınmaya çalıştı. Ancak lider her nasılsa havada yön değiştirerek Zac'i böğründen yaralamayı başarmıştı. Yaradan kan aksa da yara çok derin değildi. Şansına kara şimşek yine ortaya çıkmamıştı. Görünüşe göre lider bu beceriyi sürekli kullanamıyordu.
Zac acısını görmezden gelerek kalkıp asta saldırdı. Lider tam arkasındaydı. Onu çabucak öldürebileceğini umarak baltasını aşağı doğru savurdu.
Şeytanın önünde kalın kökler yükselerek ahşap bir kalkan oluşturdu ve Zac'in saldırısını engelledi. Ancak Zac yetenekleri sayesinde köklerin arasından rahatça geçmeyi başarmıştı. Saldırının ardından etrafa küçük mermiler gibi tahta parçaları saçıldı. Fakat saldırı sırasındaki bu kısa duraklama şeytanın pozisyon değiştirmesine ve saldırıdan sıyrılmasına yol açmıştı.
Zac arkadan yaklaşan yoğun tehlikeyi hissetti. Tereddüt etmek gibi bir lüksü yoktu. Öne atladı ve baltasını tekrar savurmak yerine diğer şeytana çarparak onları birkaç metre uzağa itti ve birlikte yere düştüler. Öne doğru zıpladığında liderin savurduğu balta yüzünden rüzgârın tam başının olduğu yerde hareket ettiğini hissetti.
Şeytan aldığı darbenin şiddetiyle kan kustu ancak birkaç kelime mırıldanmayı başarmıştı. Aniden yerden sarmaşıklar fışkırarak Zac’in göğsüne ve bacaklarına saplandı. Daha da içine girmeye çalışıyorlardı.
Acı dayanılmazdı ancak bunu görmezden gelip dayanıklılığının iç organlarını korumaya yeteceğini umuyordu. Bir kükreme ile baltayı savurdu. Ezici gücüyle şeytanın başını tamamen parçaladı. Hatta balta başının yere çarptığı yerde bir krater oluşturdu.
Ona atlayıp öldürmesi bir saniyeden kısa sürmüş, lidere onu durduracak zaman bırakmamıştı.
Şeytanın çağırdığı kökler yok olmamıştı ama hareket etmeyi bırakmışlardı.
Cesetten uzaklaşırken ansızın gelen bir ok bacağını delip geçti. Okun keskinliği müthiş olmalıydı zira yüksek savunmasını adeta hiçe saymıştı.
Acı içinde bağırdı ancak şu anda acıyı görmezden gelmekten başka çaresi yoktu. Lider Zac'e neredeyse onu öldürecek bir hamleyle saldırıyordu.
Darbe büyük ve geniş bir yay çizerken Zac buna hazırlıklıydı. Sıyrılıp saldırı geçtikten sonra yaklaşmak için ileri doğru hamle yaptı. Ancak görünüşe göre şeytan bu tarz dövüşlere yabancı değildi ve yaklaştığı anda Zac'in suratına bir diz attı. Diz kara şimşekle doluydu ve bu kez tam kafasına çarptı.
Suratına diz yemek kötüydü; şeytan yıldırımıyla kafasını elektrik çarpması daha da kötüydü. Lider çok güçlüydü. Zac’i uzağa fırlatmıştı. Darbe acıdan onu kör etmişti ve neredeyse boynunu kırmıştı.
Zac acı içinde bağırarak yere indiği anda tekrar saldırıya geçti. Bir ok daha geldi ama kendini yere bırakmayı başardığı için ok sadece sırtında bir yara açmıştı. Mücadeleyi yakın dövüşe çekmek zorundaydı; büyük kılıcın etkisiz hale getirmenin başka yolu yoktu. Ayrıca okçu liderini vurmakta tereddüt edeceğinden okların da duracağını umuyordu.
Büyük kılıçla doğrudan çarpışmayı göze alarak yaklaşmaya karar verdi. Şeytan az önce yıldırım saldırısını kullandığından muhtemelen becerinin dolma süresini beklemesi veya onu tekrardan şarj etmesi gerekiyordu. Baltayla büyük kılıcın çarpışması güçlü bir şok etkisi yaratmıştı. Çevredeki ağaçlar yayılan şok etkisi nedeniyle dalgalanıyordu ve bu sayede gelen bir ok rotasından saparak farklı bir yere saçıldı.
Zac ayaktayken gücünü daha iyi kullanabiliyordu ve bu sefer itilip uzaklaştırılmamıştı. Şeytanın gözlerindeki şok belirgindi. Lider arayı açmaya çalıştı. Ancak Zac buna izin vermedi ve ileri atılarak liderin bacaklarını yakaladı ve ikisi de bir gümbürtüyle yere düştü.
Zac önceki başarılı hamlesini tekrar etmeye çalıştı ve baltasını salladı. Ancak, şokun etkisiyle yaşadığı sersemliği henüz üzerinden atabilmiş değildi; bu yüzden baltası liderin kafasını sıyırarak geçti.
Yeniden odaklandı ve bir kez daha baltasını sallamaya başladı ama lider geri çekiliyordu. Zac'in suratına bir yumruk atıp onu uzaklaştırmaya çalıştı. Yumruk bir yıkım topunun gücüne sahipti. Etrafta yüksek bir gümbürtü yankılandı.
Zac daha da bitkin düşmüştü ama bünyesi şakaya gelmezdi. O yüzden buna dayanabilirdi. Ayrıca son bir aydır sürekli balta sallıyordu ve kas hafızası ona destek oluyordu. Yarım ay şeklindeki baltanın kenarı insanüstü bir güçle şeytanın üzerine doğru indi. İtildiği için kafasına ulaşamadı ve onun yerine kalbini hedef aldı.
Vuruşun ortasında şeytandan zırha giren bir Kozmik Enerji dalgası fark etti. Şeytanın göğüs plakasındaki rünler yanıyordu. Çarklar çoktan harekete geçmişti, bu noktada geri çekilme şansı yoktu. Tek yapabileceği şey her şeyin yolunda gideceğini ummaktı.
Baltanın ucu tam zırha çarpmak üzereyken liderin etrafını altın bir parlaklık sardı. Balta bariyere çakıldı. Sanki balta düşmanına değil de kendisine saplanmıştı. Zırh bir şekilde kuvveti kendisine doğru yönlendirmişti. Geri tepmenin etkisiyle havaya uçtu.
Kolları ve bacakları havada, şeytanın hemen yanına düştü. Şeytan hemen bir hançer çıkardı ve tam yere indiği sırada hançeri Zac'in ciğerlerine saplamaya çalıştı. Zac zamanında kenara çekilmeyi başardı ama hançer yine de kaburgalarının üzerinde kötü bir yara açmıştı.
Şeytan bıçak saplamaya devam ederek onu paramparça etmeye çalışıyordu. İkinci bıçak darbesi doğrudan koluna isabet etti ve Zac çığlık attı. Şeytanı tekrar aşağı itmeye ve boştaki eliyle bıçağı elinden almaya çalıştı ama şeytanın neredeyse onun kadar güçlüydü.
O son çaresizlik anında tek yapabileceği şey bünyesinin onu yüzüstü bırakmaması için dua etmekti. Şeytanın hançeri tutan elini bıraktı ve baltasını tutan elini yakaladı.
Şeytan karşılık olarak karnına hançeri sapladı ve Zac'i şiddetli bir acıyla sarsan kara şimşeği serbest bıraktı. Vücudunda bir kez daha alev alev yanan bir acı patlak verdi ama artık saldırıya neredeyse alışmıştı.
Karnındaki spazmları görmezden gelerek şeytanın elini kopardı ve sonunda silahını tüm gücüyle şeytanın boynuna doğru savurmayı başardı.
Balta yere çarpıp büyük bir çatlak oluştururken yüksek bir patlama sesi duyuldu. Şeytanın kesik başı birkaç metre öteye savrulurken ikinci ve daha küçük bir darbe duyuldu.
Yakındaki bir ağaçtan kafasına doğru bir ok daha fırladı. Ama bunu bekliyordu. Oku savuşturdu. Avcı, yakın dövüş boyunca sürekli olarak ona ok atmış, çoğu en azından sıyırarak geçmişti. Neyse ki Zac savaşta şeytanlara o kadar yaklaşmıştı ki avcı sadece uzuvlarına nişan alabilmişti.
Sonunda okların kaynağını tespit etti. Nihayet tüm şeytanlar öldüğünde ele avuca sığmaz avcının yerini bulmuştu. Savaş alanına yakın bir ağacın tepesinde olduğunu fark etmişti.
Ölümcül bakışlarını avcıya dikerek ona yaklaşmaya başladı.
Magnec