Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm Giriş

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

 

Bir yetişkinden ziyade bir çocuğu andıran genç bir adam, karanlık tünelde geziyordu. Botları taştan zemini adımlıyor, attığı adımlardan çıkan ses geçit boyunca yankılanıyordu. Eliyle tuttuğu el lambası mağarayı andıran duvarları aydınlatmak için elinden geleni yaparken, genç adamın gölgesi kasvetli bir edayla onu takip ediyordu. İki saatin büyük bir kısmını bu tünellerde, bu sözüm ona Litigar Zindan Kompleksi’nin Yeşil Bölgesi’nde geçirmişti. Karşısına çıkan birkaç yarasayı ve büyük fareleri öldürerek 5. Seviye’ye sağlam bir şekilde giriş yapmıştı!

 Biraz daha uğraşırsam bu ‘Çömez Bölgesi’nden çıkarak daha büyük, daha yüce diyarlara ulaşabilirim!

  Kendini gazladıktan sonra hızlandı. Bu karanlık yeri terk etme düşüncesi ve sıkıcı görevi bitirmenin getireceği rahatlık bile onu motive etmeye yetiyordu. Hafifçe koşmaya başlayan genç adam labirenti andıran mağara sisteminin derinliklerine indi.

 Sola, sonra sağa, sonra sağa, sonra yine sola--- dur bir saniye, yoksa üç kez sola mıydı?

  Himmel isimli genç adam önünde çatallanan ve üç farklı yöne ayrılan tünele baktı. Kısa bir süre geçtikten sonra kaybolduğunu anlamıştı. Elindeki lambayı önce soldaki tünele, sonra da sağdaki tünele doğru uzattı.

Evet. Hiçbir fikrim yok. Gerçi neyse, bize Portal Anahtarları’nı bu yüzden veriyorlar! Eminim işe yarayacak!

 Ufak rünlerin kazındığı taş benzeri alet gerektiği zaman onu bu gibi durumlardan kurtarmak için tasarlanmıştı. Böyle bir şeyin ne kadar kullanışlı olduğunu yabana atmamak gerekirdi ama genç maceraperestlerin heyecanı ve vurdum duymazlığı onları bazen yanlış yola sokabiliyordu.

 Portal Anahtarı’nı kullanmak yerine sağdaki tünele girmeyi seçen genç adam yavaş yavaş etrafının değiştiğini fark etti. Daha demin engebeli olan zemin bir anda düzleşmişti. Hala taştan bir yoldan yürüyordu ama daha önce mağara benzeri bir yolda yürürken, şu anda adeta döşenmiş mermerlerle dolu bir koridorda ilerlediğini hissetmekteydi. Karanlığa doğru bakarken garip bir şey gördü. Gördüğü şey kahverengi ve dikdörtgendi.

 Bir sandık! Şansa bak!

 Kilidi olmayan basit bir kutuydu. Bu şeyler zindanların rastgele oluşturduğu şeylerdi ve bazen içlerinde, genç maceraperestler için büyük bir piyango gibi görülecek eşyalar olabiliyordu. Tabii bu tahtadan yapılma kutuda böyle şeylerin bulunması pek mümkün değildi. Çünkü ahşap kutular zindanlarda bulunabilen en düşük seviyeli sandıklardı. Çoğunda sadece alt kademe iksirler ya da hafif kirlenmiş birkaç ekmek parçası bulunuyordu. Genç adamın böyle bir sandıktan çıkmasını umut edebileceği en iyi şey, ona rastgele özellik verecek bir Demir Yüzük’tü.

 Yine de bir çömez, yerde duran bozuklukları arkasında bırakamazdı. Maceraperest adımlarını hafifçe hızlandırarak sandığa yaklaştı. İki eliyle sandığa uzandı ve beklenti dolu bir ifadeyle onu açtı. Fakat, sandığın içinde beklediği gibi bir iksir ya da bir ekmek yoktu. Gördüğü manzara bunlardan çok ama çok daha etkileyiciydi!

 Orada, sandığın içinde hançeri andıran dişler ve devasa, kıpkırmızı bir dil vardı. Sandık şekline girmiş yaratık gerçek doğasını ortaya çıkarmak üzereyken, kırmızı diliyle genç maceraperestin belini kavradı ve onu hançerleri andıran dişlerle dolu ağzına çekti. Üç büyük ısırıkta onu tamamen yok etmişti.

 

Seviye atlandı!
Tebrikler, artık bir Seviye 2 Mimik’siniz. Bütün puanlar +2.