Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

16. Bölüm Ye ve Büyü - Parça 9

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Rütbe atlama tamamlandı.
Tebrikler! Artık bir Mimik (Büyük) oldunuz.
Mimik Mesleği'nin Seviye sınırı 50'ye çıktı.
Ustalık seviyesi yükseldi. Şekildeğiştirme artık Seviye 6. ÇEV +1. HIZ +1. DAY +2.

Mimik'in bilinci onu bekleyen yepyeni bir pencereye uyandı. Büyük Mimik'e dönüşme süreci tamamlanmıştı. Gerçi yaratık pek farklı hissetmiyordu.

 Dur bir saniye, aslında bir şey hissediyordu.

Açlıktan kırılıyorsunuz. Otomatik CP ve MP yenilenmesi durdu.
Çok açsınız. Her 60 dakikada bir %2 CP kaybedeceksiniz.

Açlık. Hayatta kalmak adına duyulan akılalmaz bir tüketme isteği. Yaşamak uğruna karnını doyurma arzusu. İçinde bir boşluk vardı – öyle güçlü bir vakum ki kendi kendini bile patlatabilirdi. Bir şey Mimik’e her şeyi bırakmasını ve karnını doyurmasını söylüyordu. Fakat Mimik temel içgüdülerine artık kolay kolay boyun eğmiyordu.

  Yaratık kısa-menzilli büyüsel algısını aktif etti.

 ‘Gördüğü’ ilk şey kendisiydi. Yaratık uyku moduna geri dönmüştü – örümcek bacaklarını, dilini ve gözlerini vücuduna geri çekmiş durumdaydı ve tamamen bir sandığı andırıyordu. Doğduğu ilk zamandaki haliyle arasında bir fark yoktu. Muhtemelen bu, vücudunun kendi başına uyguladığı bir savunma mekanizmasıydı.

 Vücudunun tek parça halinde olduğunu onayladıktan sonra etrafına baktı. Artık bir ormanda değil, bilmediği yepyeni bir yerdeydi. Ahşaptan yapılma zeminin üstünde duruyordu – bunlar gerçek ahşap parçalarıydı ve Mimik’in kendini gizlemek için kullandığı sahte parçalara benzemiyorlardı. Etrafında farklı boyutlarda ahşaptan kutular ve sandıklar bulunuyordu. Bazıları yeniydi ve bazıları da çürümek üzereydi.

 Bulunduğu yerin duvarları garipti, özellikle de sol ve sağ taraftakiler epey ilginçti. 45 derecelik bir açıyla eğilmiş bir şekilde birbirlerine dayanıyorlardı. Acaba bu ahşap sütunlar bir çatı mı oluşturmaya çalışıyordu? En azından ön ve arka taraftakiler normal görünüyordu. Fakat diğerlerinden ötürü üçgen bir şekil almak zorunda kalmışlardı. Duvarların patronları net bir şekilde belli oluyordu.

 Ve evet, burası gerçekten de bir odaydı. Mimik bilmiyor olsa da, bu ufak bölge aslında bir çatı katıydı. En uzun yerde yükseklik 3 metreye kadar ulaşabiliyordu ve soldan sağa 6 metre, arkadan öne de 10 metreydi. Garip ve bükük duran tavandan ötürü yan taraflara ulaşmak için eğilmek zorundaydınız. Mimik bu örümcek ağlarıyla ve tozlarla kaplı olan bölgede bir süredir duruyordu.

 Ama buraya nasıl gelmişti? Ayrıca burası tam olarak neresiydi? Güzel sorulardı. Tabii soracak kimsesi yoktu.

 Oh dur bir saniye, elbette vardı! Hizmetkarıyla arasındaki zihin-bağlantısı hala sağlamdı, yani Sukkubus’a neler olduğunu sorabilirdi. Telapatik bir mesaj yolladı.

 “Yemek!”

 İsimler mi? Onlar leziz miydi? Bilmiyordu ama yemekler lezzetliydi. Dolayısıyla hizmetkarına şimdilik Yemek diyecekti.

 “Kime Yemek diyorsun sen?!” diye sinirli bir cevap geldi. “Ack! Efendim, uyanmışsınız!”

 “Hayır. Açım. Yemek getir.”

 “Anlaşıldı, Efendim. On beş dakikaya oradayım!”

 Görünüşe göre hizmetkarı durumu az-çok biliyordu. Detayları sorma zamanı gelmişti.

 “Nerede? Nasıl? Neden?” diye sordu Mimik.

 Xera hikayenin kendisine ait olan kısmını anlatmaya başladı. Şehre gitmiş ve gösterdiği ‘başarılar’ sayesinde kazandığı 650A ödülü almıştı. Efendisi bilincini yitirdiği için bir süre ondan emir alamamıştı. Böyle bir şeyin olacağını düşündüğünden Efendisi’ne ‘Rütbe Atlamasını’ söylemişti. Bu sayede özgürce gezebilecekti. Bunu bizzat yaşamamıştı ama daha önceki efendilerinden öğrenmişti.

 Ancak kadın etrafta gezme fırsatı bulamadan önce Efendisi’ni olay yerinde bilinçsiz bir şekilde bıraktığını anımsamıştı. Eğer birileri onu bulursa, o halde kadının gerçek kimliği ortaya çıkardı ve oradan zamanında kaçamayabilirdi. Dolayısıyla geri dönmüş ve gecenin karanlığında sandığı yakınlardaki çiftliklerden birine sürüklemişti. Doğal cazibesiyle çiftliği idare eden yaşlıları kandıran kadın, bir süreliğine onlara ‘bavuluyla birlikte’ burada kalacağını söylemişti. Yani Mimik’in bulunduğu çatı katı, aslında çiftliğin çatı katıydı.

 Mimik son kısmını bilhassa ilgi çekici bulmuştu.

 “Çiftçiler mi? Yani insanlar mı?”

 “Evet, iki insan var. Oh, onları öldürmemek lazım çü—“

 “Çok geç.”

  Tam Xera sözlerini bitirmek üzereyken kel bir çiftçi çatı katına girdi. Kapıyı açan adam ne olduğunu bile anlamadan Mimik tarafından yenmişti. Üst kattan korkunç çiğneme seslerinin geldiğini duyan eşi de hemen yukarı çıktı. Kadının gördüğü son şey dört bir yana saçılan kanlar ve eşinin ısırılan kafatasıydı. Tabii o da ziyafete eklenmişti.

Açlığınız yatıştı. Otomatik CP ve MP yenilenmesi normale döndü.

 “Lezzetliydi. Sertti ama garip bir şekilde tatmin ediciydi.”

 Yaşlı oldukları için vücutlarında neredeyse hiç et yoktu ama yine de organları çok lezzetliydi.

 Sukkubus iç geçirdi. Bir kez daha kiminle uğraştığını unutmuştu. Artık buradan giderken çiftliği yakmak ve izlerini kapatmak zorunda kalacaklardı.

 “Ne kadardır bilincim kapalıydı?” diye bir soru daha geldi.

 “Üç gündür, Efendim… Ha? Efendim? İyi misiniz?”

 “Evet?”

 Sanırım sadece benim hayal gücümdü, diye düşündü.

 “Madem üç gündü,” diye ekledi Mimik, “o zaman nasıl bu kadar aç?”

 “O… Rütbe Atlama’nın bir etkisi sanırım?” dedi Xera. “Ama! Bundan daha önemli bir şey var! Efendim, artık düzgün bir şekilde düşünebiliyor musunuz?!”

 Bu kadının kendi hayal ürünü değildi, gerçekti. Zihin-bağlantısından aldığı şeyler artık parça parça sözler değil, düzgün bir şekilde kurulmuş ve düşüncelerle dolu cümlelerdi. Ayrıca, Mimik eskisi gibi ‘şey’ demek yerine bir cümlede sadece 2-3 kez lezzetli demişti!

 “Düşüncelerim mi var?”

 “Evet! Demin yaptınız!”

 Görünüşe göre Rütbe Atlama işi Mimik’in eksik beynini ciddi ölçüde güçlendirmişti. Artık sürekli dikkati dağılmadan konuşabiliyordu. Hatta anlık arzularından yola çıkarak düşünceler ve fikirler bile oluşturabiliyordu!

 “Peki düşünceler leziz mi?”

 “… Evet Efendim, düşünceler lezizdir.”

 Pes etti. Bir anlığına Efendisi’nin klasik bir aptal olmaktan çıktığını düşünmüştü. Nihayetinde, Mimik’in zihinsel kapasitesi artsa bile o hala 3 aydır bu dünyada olan bir yaratıktı ve zeka denilen şeye sahip olduğu bile şüpheliydi. İçgüdüsel olarak yemek ve büyümek dışında bir arzusu yoktu.

 “Size yalvarıyorum,” diye ekledi kadın, “lütfen sabit durun ve hareket etmeyin!”

 Mimik’in bu sözleri geri çevirmek için bir nedeni yoktu. Eğer ‘sabit durmak ve hareket etmemek’ bir Olimpik spor olsaydı, o halde bu yaratığın altın madalyayı zorlaması işten bile değildi. Böylece Mimik çatı katındaki yerine döndü ve oturdu. Durum Penceresi’yle işi henüz bitmemişti.

 “Rütbe Ahtla!” dedi ve o tanıdık pencere karşısına çıktı.

Rütbe Atlama - Mimik (Büyük)
Gereklilikler: Seviye 50 Mimik Mesleği, Seviye 10 Şekildeğiştirme, DAY 200

Minimum koşullar sağlandığında potansiyel evrimler ve etkileri ortaya çıkacaktır. Spesifik koşullar sağlanırsa fazladan seçenekler açılacaktır.

Mimik çok meraklıydı. Aynı türün daha yüksek bir haline evrilmekten ziyade daha farklı bir şeye dönüşebilecekmiş gibi görünüyordu. Ve yolculuk esnasında yaptığı bazı şeyler sayesinde seçenekleri artmış gibi görünüyordu. Fakat bunları nasıl açacağını sadece Durum Penceresi’ne bakarak öğrenemezdi. Bu menüler ve pencereler yardımcı olsalar da, nihayetinde yaratığın halihazırda bildiği şeylerden fazlasına sahip değillerdi.

 Neyse, şimdilik bunları düşünmeye gerek yoktu. İstenilen minimum koşulları sağlamak gayet güvenilir bir yoldu ve er ya da geç amacına ulaşabilecekti. Dürüst olmak gerekirse Mimik’in en çok arzuladığı şey 10. Seviye Şekildeğiştirme Yeteneği’ydi.

Şekildeğiştirme
Açıklama: Kendi etinizi değiştirmenizi sağlayan bir yetenektir.
Gereklilikler: Şekildeğiştiren Familyası'ndan biri olarak doğmak.
Tip: Pasif
Aktifleşme Zamanı: B/M
Harcanma: B/M
Menzil: Kendi
Etki: İlk formdan kopmak imkansızdır.
Şekildeğiştirme hızını ve kesinliğini her Seviye başına %10 artırır.
Seviye başına vücudun ne kadar değiştirebileceğini artırır. 

Ustalık Yetenekleri gibi bu Yetenek de Mimik’in genel anatomik bilgisini artırıyordu. Daha sert kaslar yapmak gibi bilgiler yavaş yavaş beynine akın ediyordu. Bir şeyleri yediği esnada onları nasıl birleştireceğini daha iyi anlıyordu. Bu sayede Mimik yediği vücut parçalarını daha düzgün bir şekilde taklit edebiliyor ve hatta kılıç oyunuyla tendonları, kalbi, gözleri ve buna benzer zayıf noktaları hedef alabiliyordu. Şu anda muhtemelen gözleri kapalı bir şekilde bir insanı parçalayıp, eski haline getirebilirdi. Gerçi zaten gözleri yoktu…

 “Efendim!” diye bağırdı Xera. ‘İnsan’ formuna soktuğu başıyla çatı katına bakmıştı. Ardından ortamın halini gördü. “Eck! Neler oldu burada?! Neden her yerde kan var!”

 Aslında ilk defa Mimik’in çılgın ziyafetinden arta kalanları görüyordu. Duvarlar, zemin, tavan ve odadaki bütün kasalar taze kanlarla kaplıydı.

 “Onu boşver,” Mimik zihin-bağlantısını kullanarak konuştu, “yemek nerede?”

 “Ah, doğru ya. İşte burada, Efendim.” Kadın elini kaldırdı. Bir ip tutuyordu ve ipin ucunda boyunları yeni kırılmış beş tavuk vardı. Zaten çiftçilerin artık bu tavuklara ihtiyacı olmayacaktı. Xera onları efendisinin önüne koydu. Hareketli sandık ağzını açtığı gibi dilleriyle tavukları yakaladı ve onları şak diye yuttu. Önce biraz çiğnemeyi ihmal de etmemişti.

 “Fena değil. Tadı insana benziyor.”

 Xera ‘tam tersi olması gerekmez miydi?’ dememek için kendini zor tuttu.

 “Yemek! Leziz şeyler alabileceğimiz şu şeyi göster!”

 Sukkubus gözlerini devirdi. Yine ‘şey’ kelimesi geri dönmüştü. Yine de, en azından bu sefer efendisinin ne dediğini anlayabiliyordu. Beline asılı duran ufak bir deri keseyi çıkardı ve zeminin kuru bir noktasına içindekileri boşalttı. Ahşap tabakanın üstünde ışıl ışıl parlayan altınlar duruyordu. Her altın 5 santim yarıçapa sahipti ve yaklaşık 3 milimetre kadar kalındı. Bir tarafından kalkan şeklinde bir arma vardı ve çiçeklerle süslenmişti. Diğer tarafında ise afilli bir şapka takan sakallı bir adam vardı. Mimik ilk defa altın görüyordu.

 “Buyurun Efendim. Her biri 50A değerinde olan 13 Kral parçası.”

 Ancak Mimik bu sözleri duymadı. Dikkatini tamamen altınlara vermişti. Bu karanlık çatı katındaki tek ışık kaynağı Xera’nın açık bıraktığı kapıdan geliyordu. Buna rağmen altınlar, Mimik’in daha önce görmediği kadar parlak ve ışıltılıydı. Bu sadece ışıltılı şeyleri sevmekle alakalı bir his değildi. Adeta altınlar Mimik’in ‘kulağına’ fısıldıyorlardı.

 ‘Al beni’ diyorlardı. ‘Koru beni’ diyorlardı. ‘Beni hiç bırakma’ diye ısrar ediyorlardı. Ve basit yaratık ona söyleneni yapacaktı. Böyle inanılmaz bir arzuya nasıl karşı koyabilirdi?

 Sahte-sandığın imitasyon kapağı geniş geniş açıldı. Hançer vari dişlerinin arasında yepyeni bir şey vardı. Farklıydı. Salyalarla kaplı uzun bir dilin aksine, ortaya bir kadının üst vücudu çıkıyordu. Beline kadar uzanan düzgün saçları kar kadar beyazdı. Cildi öyle solgundu ki onu görenler bu kadının hayatı boyunca güneşle karşılaşmadığını düşünürdü. Gözleri insanın ruhuna bakan kızıl ışıltılarla kaplıydı. Neredeyse başı kadar büyük olan göğüsleri ufacık bir hareketinde bile titriyorlardı. İkisinde de gururlu, dimdik duran pembe meme uçları vardı. Doğal olmayacak kadar ince beliyle ve dolgun kalçalarıyla birlikte bir kum saatini andırıyordu.

  Sandıktan çıkan kadın iki eliyle uzandı. Elleri ilginç bir şekilde, sanki lastikten yapılmış gibi hareket ediyordu. Altınlarla arasındaki yarım metrelik mesafeyi anında katettiler. Ardından naif elleri yavaş yavaş, neredeyse taparmışçasına altın parçalarını topladı ve onları dikkatle yaratığın asıl vücuduna götürdü.

 Yaratığın insanı andıran kısmı arkasına, yaratığın kapağına doğru yaslandı. Uzaktan bakıldığında sandalyede oturan bir insana benziyordu. Akabinde aldığı altınları göğüs dekoltesinden içeri gönderdi. Elleri ve kolları o etkileyici göğüsleri sarıyor, onları birbirine doğru itiyor ve Mimik’in yeni ödülüyle arasında etten bir yol oluşturuyordu. Kadının o dolgun, pembe dudaklarına bir gülümseme oluşurken yaratık tamamen sabit duruyordu. O dolgun memelere dokunmak bu duygusuz yaratığa ilginç bir şekilde keyif veriyordu.

 “E-e-e-fendim!?” diye bağırdı Xera ama efendisi o esnada meşguldü.

 Budur, Mimik düşünüyordu. Doğru olan şey budur.

  Bir hazine sandığı sonunda gerçek hazinelere ulaşıyordu. Tamamen normal ve büyüden uzak olan paracıklar yaratığın hiç farkına bile olmadığı bir özlemi gideriyordu. Şu anda, tam o esnada, Mimik tatmin olmuştu. Kısa hayatında muhtemelen ilk defa bu kadar mutlu hissediyordu. İnsanlar lezizdi. Seviyeler, Yetenekler ve özellikler de lezizdi. Ancak altın farklıydı. Gerçek bir tadı yoktu ama Mimik onun inanılmaz bir aromaya sahip olduğunu düşünüyordu!

 “Efendim!” diye bağırdı Xera. Bu kez Mimik’in dikkatini çekebilmişti. Yüzündeki garip ve aptal gülümseme kayboldu. Yaratık iğrenmiş bir ifadeyle iblise bakıyordu.

 “Ne var, Yemek?!” dedi Mimik zihin-bağlantısını kullanarak, “Meşgulüm!”

 “Neden ağzınızdan benim vücudum çıkıyor?!”

 Xera bu yüzden ona bakıyordu. Şu anda sandığın içinden çıkan insan vücudu Xera’ya bire-bir benziyordu. Renkleri farklıydı, kanatları ya da boynuzları yoktu ama diğer her şey tamamen aynıydı. Ayrıca kadın onu rahatsız eden bir düşünceye sahipti; Mimik birkaç santim daha aşağıya inseydi, onun bel kısmını da düzgün bir şekilde yaratabilirdi.

 “Yemek’in tadı çok güzel. Nefis altınların tadını çıkarmak için leziz vücut parçalarına ihtiyacım var.” Basit bir cevap verdi.

 Acımasız Mimik Xera’yı o kadar fazla yemişti ki, kadının vücudunu çok iyi biliyordu. Hatta onun kadar iyi bildiği başka bir vücut yoktu. İnsanların arasında bazı küçük farklılıklar mevcuttu. Vücut ölçüleri, gözler, saçlar, dişler, çene, surat--- her insan kendince özeldi. Bu yüzden sukkubusu 30’dan fazla kez yiyen Mimik, doğal olarak onun vücuduna epey aşina olmuştu. Boynuzları, kanatları umursamadığı için ortaya çıkardığı vücut bir albino yarı-sukkubus sayılırdı; sahte kadının vücudu tamamen beyazdı. Asıl önemli olan şey altının ağırlığını Xera’nın hassas göğüslerini kullanarak tartmak ve hissetmekti.

 Aslında, bu yeni gelişmenin Büyük Mimik olmasıyla pek alakası yoktu. Yaratık 5. Seviye Şekildeğiştirme’ye ulaştıktan sonra bunu yapabilecek kıvama gelmişti. Sonuçta, sandık şeklini değiştiremiyor olsa bile, iç kısmını tamamen değiştirebiliyordu. Sadece bugüne kadar böyle bir şeyi yapma gereksinimi duymamıştı. Bu ‘yeni’ formu savaşa hiç uygun değildi ve ağırlık merkezi değiştiği için dengesini koruyamıyordu. Sahte-Xera’yı sadece onunla eğlenmek için yaratmıştı.

 Xera bir kez daha şaşkına dönmüştü. O da bir şekildeğiştirendi; yani durumu az-çok anlayabiliyordu. Fakat, Mimik’in sırf keyif almak için sahte bir kopyasını yaratması kadını garip bir şekilde kullanılmış hissettiriyordu. Neredeyse bir kez daha canlı canlı yendiği hissediyordu.

Neredeyse…

 Mimik Xera’nın zar zor kazandığı parayla üç buçuk saat boyunca oynadıktan sonra durmuştu. Altını Deposu’na gönderdi ve köşede duran sukkubusu çağırdı.

 “Gidiyoruz.”

 İblis başını çevirdi. Hala dizlerini tutuyor ve yaratığa bakamıyordu. Arkasında yaşananları unutmaya ve görmezden gelmeye çalışıyordu. Bunu neredeyse başarmıştı. Ta ki yaratık kendi sesiyle o garip sesleri çıkarmaya başlayana kadar… Xera yaratığın bu halini görünce rahatladı. En azından eskisi gibi sekiz örümcek bacağının üstünde duruyordu. Kendi garip ve sahte haline bakmaktan çok daha iyiydi.

 “Anlaşıldı,” derken ayağa kalktı. “Nereye gidiyoruz?”

 “Zindana. Yapmam gereken bir şey var.”

Genel Bilgiler Özellikler Meslek Bilgileri
İsim   İsim Değer İsim Değer İsim Seviye İlerleme
Tür Mimik (Büyük)  GÜÇ 78 ŞNS 30 Mimik 25 %1
Cinsiyet B/M HIZ 80 BG 56 Fevt 13 %76
Yaş 3 ay ÇEV 71          
Lonca   DAY 106          
CP 608/608 (+1.2/san) ZEK 102          
MP 510/510 (+0.6/san) BİL 65          

 

Yetenek Listesi
İsim Seviye İlerleme
Suikast 5 23%
Depo 4 7%
Kadavra Özümsemesi 4 15%
Biokitle 2 45%
Varlık Celbi 3 65%
Aşırı Güç 1 0%
Şekildeğiştirme 6 34%
Gizlilik 4 61%
Kılıç Ustalığı 5 85%
Fırlatma Ustalığı 2 44%
Yıkım Ustalığı 4 60%
Hakimiyet Ustalığı 3 37%

 

Büyü Listesi
Yıkım Hakimiyet
Gölgesürgü Toplu Panik
Karateş Hezeyan
Buzısırığı  
Kara İnfilak