Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

2. Bölüm Ölüm Farklı Farklı Şekillerde Gelir – Parça 1

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Mimik ilk yemeğini yedikten sonra biraz geğirdi ve bir kez daha hazine sandığı rolüne büründü. Hayatının ilk beş gününü bu yerde geçirmiş, sabırla gelecek fırsatı beklemişti. Hedefini yerine getirdikten sonra ise olduğu yeri terk etmek yerine aynı yerde kalmıştı. Yavaş yavaş ilk kurbanını sindiriyordu.

 Mimikler sandık rolü yapmakta başarılı canlılardı. Bir sandığın Mimik olup olmadığını dışarıdan bakarak anlayamazdınız. Sonuçta yaratık; 80 santim uzunluğa, 35 santim yüksekliğe ve 40 santim genişliğe sahip sandıklara birebir benziyordu. "Cildi" meşeyi andıran sahte bir tahtadan yapılmaydı ve imitasyon çelikler de hem vücudunun dört bir köşesini hem de üst çene rolünü üstlenen yarı silindirik kapağını kaplıyordu.

 Ancak Mimik artık eskisi gibi sakin kalamıyordu. Göremiyor olsa da büyü sayesinde on metrelik menzilindeki her şeyi algılayabiliyordu. Ve algıladığı şeyler bu basit yaratığın hiç de hoşuna gitmemişti. Uzun zamandır üstünde durduğu düz zemin berbat bir durumdaydı.

 Parçalanan kıyafetler, hala yanmakta olan el lambası ve yeri kirleten kanlar… Bunlar sorun çıkarabilecek şeylerdi. Yaratığın bir kısmı bu manzarayı olduğu gibi bırakmanın sorun çıkaracağını düşünüyordu. Akabinde, vücudunun alt kısmından böcekleri andıran düzinelerce bacak çıktı ve onu birkaç santim yukarı kaldırdı. Daha sonrasında ağzını açan Mimik’in devasa dili ortaya çıktı. Dakikalar boyunca dilini kullanarak bölgeyi temizlemeye uğraştı. Burada daha önce birilerinin öldüğünü gösteren her türlü kanıtı ortadan kaldırmaya çalışıyordu.

  Kanları ve birkaç kıyafet parçasını ıslak diliyle kolayca halletmişti. Solungacı andıran dili hızla el lambasını kavradı ve Mimik lambayı tek seferde yuttu. Aynı şekilde demirden kılıcı kavramaya çalıştığında ise, diliyle kılıcın keskin kısmına dokununca kendini kesiverdi.

 “TISS!!”

 Ansızın gelen beklenmedik acıyla tısladı ve içgüdüsel bir şekilde kılıcı hemen bıraktı. Dilindeki kesikten, yere sarı kan damlaları akıyordu.

Hafif bir kesiğe maruz kaldınız. CP -4..

 Hareketsiz bir şekilde yerde duran kılıca temkinle yaklaştı ve onu iyice inceledi. Karşısındaki şey bildiğimiz, normal bir kılıçtı; olabilecek her şekilde sıradan ve büyüden tamamen uzaktı. Yani tam da bir çömezin sahip olacağı türden bir silahtı. Ama 2. Seviye’deki yaratık bunun ne olduğunu bilmiyordu. Bilinçaltında garip bir pencere daha belirdi. Yazılanları bir şekilde anlayabiliyor olsa da beyni, kelimelerin tam anlamını kavrayacak kapasiteye sahip değildi. Gerçi bu kelimeleri anlamak gibi bir niyeti de yoktu. Şu anda kılıç meselesini bir şekilde çözmesi gerekiyordu.

 Mimik kısa bir süre önce yakaladığı ve ölmeden önce debelenen kurbanını hatırladı. O maceraperest, bu şeyi kendisine zarar vermeden tutabiliyordu. O da Mimik’in yapmaya çalıştığı gibi parmaklarını kılıcın etrafına sarmıştı. Tabii bir fark vardı: Mimik yanlışlıkla kılıcın ucunu kavramaya çalışmıştı.

 Yaptığı hatanın farkına varan yaratık, dilini dikkatle bir kez daha uzattı. Fakat etli organ, kılıcın kısa kabzasını kavramak için fazla kalındı. Yaratık bir süreliğine durumu değerlendirdikten sonra dilini daha ince bir şekle soktu. Teknik olarak Mimikler, şekildeğiştirenler ailesine aitti. Tabii bu alandaki yetenekleri diğer akrabaları kadar iyi değildi. Sadece dillerini inceltebiliyor ya da ufak bacaklarıyla hareket edebiliyorlardı. Onlardan daha fazlasını beklememek gerekirdi.

 Dilini düzgün bir şekle sokan "canlı sandık", kılıca doğru uzandı ve onu güvenle kavrayarak havaya kaldırdı. Mimik, bacaklarını uyum içinde hareket ettirerek sandığı andıran vücudunu sola ve sağa savuruyordu. Zafer dansı başlasın!

Uyguladığınız özel hareket nedeniyle Zeka(ZEK) puanı 1 arttı.. ZEK +1..

 *KENGG!* Yine o gizemli pencerelerden biri… Anında keyfi kaçtı ve yaptığı ufak zafer dansını bıraktı. Yine de, diliyle tuttuğu şeyin bir silah olduğunu az çok anlayabiliyordu. Dilini bir kol misali kullanarak kılıcı sağa sola salladı ve iyice meraklanınca, kılıcı yere doğru savurdu.

  Kılıç taştan zemine çakıldı ve çıkardığı ses mağara boyunca yankılandı. Zeminde ufak bir çatlak açılmıştı ve bu çatlak Mimik’in dikkatinden kaçmamıştı.

 “Hm? Şunu duydun mu?”

 Uzaklardan gelen sesi duyan Mimik donakaldı. Yeni bulduğu oyuncağa fazla daldığı için dikkatleri üzerine çekmişti.

 “Evet, bir şey duyduğuma eminim. Hadi, gidip bakalım!”

 Bir ses daha duyuldu. Mimik sözleri anlayamıyor olsa da birilerinin ona doğru geldiğini fark edebiliyordu. Hemen eski yerine döndü ve oturdu. Fakat, ortada ciddi bir sorun vardı: Hala daha kılıcı diliyle tutuyordu! Kılıcı yemekle yememek arasında gidip geliyordu, ayrıca onu saklayabileceği başka bir yer de yoktu. Mimik, ne kadar zamanı kaldığını bilmediği için ufacık aklına gelen ilk şeyi yapmayı seçti.

……

 Tünellerden iki farklı ayak sesi geliyordu. İçgüdülerini takip eden Mimik hareketsiz bir şekilde beklemeye başladı. Sezgi menziline bir kadın ve bir erkek girdi. Sarışın adam bir elinde kılıç, diğerinde bir lamba tutuyordu ve yaratığın ilk kurbanına benzer kıyafetler giyiyordu. Kahverengi saçlı kadın ise basit, düz ve beyaz bir cübbe giymekteydi ve tek elinde odundan yapılmış bir asa taşıyordu.

 “Oh! Bir sandık!” diye şaşırdı adam.

 Kaygısız bir şekilde Mimik’e yaklaştı.

 “Ron, dur biraz! Tuzak olabilir!” kadın yanındaki adamın kolundan tutarak onu uyardı.

 “Tuzak mı? Hadi ama Gloria! Bir kutudan bahsediyoruz! En kötü ne olabilir ki?!”

 “Söylentilere göre son zamanlarda zindanda Mimikler geziyormuş. Sandık şekline girebilen yaratıklar! Dikkatli olmak lazım!”

 “Dur bir saniye, bu zindanda sadece yarasalar ve fareler yok muydu? Mimiklerin burada ne işi olabilir ki?”

 “Bilmiyorum ama yine de dikkatli olmamız gerekmez mi? Sonuçta işin ucunda hayatımız var!”

 Gloria’nın yeşil gözleri erkek kardeşiyle sandık arasında gidip geliyordu. Zindanda yeni yaratıkların ortaya çıkması duyulmamış şey değildi ama yine de nadiren gerçekleşen bir durumdu. Bu anlık değişikliklerin sebebi bilinmiyordu ancak en muhtemel sebep yeni bir Zindan Efendisi’nin ortaya çıkmasıydı.

 “Tamam kardeşim. Bak sana ne diyeceğim… Abin emin olmak için bu kötü ve alçak sandığa saldıracak, tamam mı?” Ron teselli etmek istermişçesine Gloria’nın başına dokundu.

 “Mmu! Bana öyle patronluk taslama! Artık çocuk değiliz!”

 “İyi be, tamam! Hayret bir şey, sadece şaka yapıyordum…”

 Mimik neler olduğunu bilmiyordu. Yeni kurbanı ortaya çıkmış ve ilki gibi direkt olarak "ödüle" gitmek yerine önünde öylece durmaya başlamıştı. Sesler duyuyor ve suratları görüyordu ama bu insanların ne dediğini anlamak onun için imkansızdı.

 İkiliden biraz tombul olanı bir kez daha ona yaklaştı. Fakat bu sefer bir şeyler tersti. Adam Mimik’in daha önce de tecrübe ettiği ve tehlikeli olduğunu bildiği bir kılıç taşıyordu. Üstelik bu kılıç adamın beline asılı değildi; onu iki eliyle sımsıkı tutmaktaydı. Mimik içgüdüsel olarak kurbanının hareketlerini anladı; adam şüphelenmişti. Ve bir şekildeğiştirenin en büyük düşmanı şüpheydi.

 Ron gitgide yaklaştı. Sandığın menziline girdikten sonra kılıcı tutan kolunu hafifçe kaldırdı ve ona saldırmaya hazırlandı. En kötü ihtimalle kılıcın ucu biraz körelirdi. En iyi ihtimalle ise ölümcül bir tuzaktan kurtulurlardı. Bir savaş patlak verse bile kılıç oyununa güveniyordu. Bu mağaradaki zavallı canlılarla başa çıkabilirdi.

 Öte yandan Mimik, kılıç oyununa dair neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. Daha doğrusu bu konuda bildiği sadece iki şey vardı: "Sivri ucu acıtıyordu" ve "onu aşağıya doğru savurarak taşları bile parçalamak mümkündü". Bu iki şey de Mimik’e durumu az çok anlatıyordu. Köşeye sıkışmış gibiydi. Ve köşeye sıkışan her yaratık gibi o da ileri fırladı.

 Ron tam kılıcıyla saldırmak üzereyken önündeki ahşap sandık açılıverdi! Ve gördüğü manzarada bembeyaz dişler ile akılalmaz dilin ortasında parlak bir şeyler vardı. Kısa bir süre sonra karın bölgesine keskin bir acı saplandı.

 “Urk! UGAAAH!” feryat etti! Mimik kılıcı karnına saplamıştı!

 Mimik sezgileriyle hayatta kalan bir canlıydı. İçgüdüsel olarak arkasında bir iz bırakmanın kötü olduğunu ve olabildiğince dikkat çekmemesi gerektiğini biliyordu. Ancak bu silahı yemek onun için tehlikeli, hatta belki de ölümcüldü. Bu yüzden çaresiz kalan yaratık, diliyle kılıcın kabzasını kavramış ve onu ağız boşluğuna saklamıştı.

 Şimdiyse, güvenilir içgüdüleriyle birlikte kılıcı savurarak kurbanını alt etmişti.

Uyguladığınız özel hareket nedeniyle (GÜÇ) puanı oluştu. GÜÇ +1.
Uyguladığınız özel hareket nedeniyle bilgelik(BİL) puanı oluştu. BİL +1.
Yetenek seviyesi yükseldi. Kılıç Ustalığı artık Seviye 1. GÜÇ +2. HIZ +2.

 Kararlı bir ifadeyle elindeki ahşap asaya sarıldı. Ağzının içinden birkaç kelime mırıldandıktan sonra elleri naif bir ışıkla parlamaya başladı."Ron!" diye bağırdı Gloria, “Dayan!”

 “Hızlı Şifa!”

 Bu sözleri söyledikten sonra ellerindeki naif ışık kardeşini sardı. Fakat yeterli değildi. Onun gibi düşük seviyeli bir Şifacı bu yarayı tek bir büyüyle iyileştiremese de kardeşine biraz zaman kazandırabilir ve bir "Hızlı Şifa" daha yapabilirdi.

 “KAH! KOFF!” Ron kan kustu. Kız kardeşinin büyüsüyle adeta hayata yeniden dönmüştü. Hızla tükenen canı yenileniyordu. Yeni gelen bu gücünü kılıcını savurmak için kullandı ama etkili bir saldırı yaptığı söylenemezdi. Sadece yer çekiminin gücüne sahip olan kılıç, ufak bir çarpışma sesini takiben Mimik’in sağlam dişlerinden sekti.

Ufak bir çizik aldınız. CP -1

 “Hızlı Şifa!” diye bir ses daha geldi. Saldırıya uğrayan Mimik eski cahilliğinden kurtulmuştu. Artık kılıçları daha iyi tanıyordu. Kılıç Ustalığı yeteneğinden gelen bilgiler ufacık zihni için neredeyse çok fazlaydı; bu yüzden yaratık duruma adapte olmakta zorlanmıştı.

 Düşmanı gücünü biraz da olsa yenilemişti ve bir saldırıya daha hazırlanıyordu. Fakat Mimik onu çoktan ağlarına çekmişti. Pek hızlı olmasa da kılıcı çekti; kılıçla yeniden bir hamle yapmak yerine, kurbanını direkt olarak ağzına yaklaştırdı!

 *ÇATIRT*

 “HAYIRRRR! ROOON!” diye çığlığı bastı Gloria, sesi karanlık geçidin dört bir yanında yankılandı.

 *ÇATIRT KATIRT*

 O çok sevdiği kardeşi, şapşal ama güvenilir adam gözlerinin önüne parça pinçik ediliyordu. Ortalığı kan gölü sardı ve iç organlar dört bir yana dağıldı. Ron’un dışarıda kalan bacakları artık hareket etmiyordu.

 “SEN! SENNNN!” diye bağırdı Gloria. Öfkeliydi. Tabii öfkeli olması gayet normaldi ama kendisi yalnızca çömez bir Şifacı’ydı. Neredeyse hiç saldırı büyüsü yoktu. Rakibi bir iblis ya da bir namevt olsaydı, ona karşı belki bir şeyler yapabilirdi. Fakat bu yaratığa karşı çaresizdi. Gerçi zihni şu anda bunları düşünebilecek durumda değildi.

 “SENİ GEBERTECEĞİM! ŞEREFSİZ!”

 Acı ve öfke içinde bağırmakla o kadar meşguldü ki başka hiçbir şey yapmıyordu.

 Mimik, kurbanının öldüğünü görünce onu çiğnemeyi bıraktı. Cesedi geri tükürdü ve kılıcını kavradı. Sandığın alt kısmındaki minik bacaklar bir kez daha ortaya çıkarak onu çığlık atan kadına doğru taşımaya başladı.

 “Ah… AHHH!”

 Bitmişti. Gloria her şey için çok geç olduğunu fark etti. Korku içinde önündeki yaratığa baktı; dişleriyle ve diliyle o kanlı kılıcı sallayıp duruyordu. Her nasılsa genç kadın cesaretini bir anda toplayarak kaçmaya başladı; ancak yavaştı. Mimik diliyle tuttuğu kılıçla, arkasını dönen kadının sırtına saldırdı.

 “GUAHH! BLÖRRGG! Hayır! HAYIR! Yapma- Lütfen- ARGH!”

Gloria zayıf ve anlamsız bir direnişte bulundu; merhamet için dileniyordu. Fakat istekleri ve arzuları yanıt bulmayacaktı. Onu sadece mutlak bir çaresizlik ve sonu görünmeyen keskin dişler bekliyordu.

 *ÇATIRT*

 

Seviye atlandı!
Seviye atlandı!
Tebrikler artık bir Seviye 4 Mimik’siniz! Bütün puanlar +4.
Kılıç Ustalığı artık Seviye 2. GÜÇ +2. HIZ +2.

 

 *ÇATIRT KATIRT PATIRT* İşte yine gelmişti, o garip pencere… Ayrıca artık zekası (ZEK) ve bilgeliği (BİL) 5’e ulaştığı için gördüklerini anlayabiliyordu. Bu pencere yaratığa güçlendiğini söylüyordu.

 Tabii aydınlanması kısa sürdü. Objektif olarak konuşacak olursak bu varlık, diğer Mimiklere kıyasla halihazırda bir deha sayılırdı. Ama yine de bu dehası pek de lafı edilecek bir şey değildi. Şimdi bile pencereleri umursamak yerine kurbanlarını yemekle meşguldü.

 Kadını yuttuktan sonra yerdeki kan lekelerini yaladı ve ahşap asayı dişleriyle parçalayarak yuttu. Ardından aynı şeyi erkeğin cesediyle de tekrarladı.

 Birkaç saniye sonra, daha demin alt üst olan manzara eski sakinliğine kavuşmuştu. Tünelin garip bir şekilde "düzgün" olan bu kısmında sadece ahşap bir sandık ve arkasından çıkan bir de demir kılıç görülebiliyordu.

……