Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

21. Bölüm Dürtü - 4 (1)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

 Xera’nın dediği gibi, zindanın merkezi maceraperestlerin kamp kurduğu yere oldukça yakındı. Yanlarında taşıdıkları, elle çizilmiş haritada işaretliydi. Labirent koridorlarının ciddi bir kısmı haritada detaylıca işlenmiş olup bakıldığında ne kadar yamuk ve garip ilerledikleri görülüyordu. Koridorlardan zar zor da olsa geçmek mümkündü.

 Xera bu haritayı dörtlünün başkalarından kopyaladığını düşünüyordu ama şu anda bu durumun asıl konuyla alakası yoktu. Kaliteli bir eser olmasa da, efendisinin gitmek istediği yeri net bir şekilde gösteriyordu. Gitmek istedikleri yer zindanın haritaya dahil olmayan tek kısmıydı ve haritada büyük bir boşluk şekilde görülen alana ‘Girmeyin’ yazılmıştı. Ve şu anda Xera ve efendisi, bahsi geçen boşluğun girişindeki T şeklindeki bölgede duruyordu.

 Hemen arkalarında geldikleri yol vardı. Sağ tarafa doğru açılan yol ise özel bir yere çıkmıyordu. Sol taraftaki yol ise zindanın keşfedilmemiş merkezine açılan düz bir koridor vardı. Zindan kompleksinin geri kalanına çok benziyordu – taştan duvarlar ve taştan bir zemin, kasvetli ve ürkütücü heykeller ile garip çizimler… Ayrıca bölgeyi zar zor da olsa görmenizi sağlayan, hayalet-vari meşalelerden çıkan mavi ışıklar… Haritaya sahip olmayan insanların bu koridora girmesi işten bile değildi.

 Muhtemelen söz konusu geçidin iki tarafına ‘GİRMEYİN’ yazısını bu yüzden yazmışlardı. Sarı boyayla yazılmış olan harfler dökülüyordu ama yine de onları net bir şekilde görebilmek mümkündü.

 “Merkez şu yönde olmalı, Efendim.” Dedi Sukkubus.

 Mimik büyüyen altın koleksiyonuyla oynamayı bıraktı ve eski formuna bürünerek kılıçlarını kavradı. Bunu gören Sukkubus rahatlamıştı.

 “Önden gir,” diye emretti.

 “Anlaşıldı.”

 Mimik potansiyel pusulara yahut tuzaklara karşı önden hizmetkarını gönderiyordu. Kadın ona kıyasla daha kırılgandı ama bir et kalkanı olarak kullanılabilirdi. Sonuçta ‘ölse’ bile onu yeniden çağırmak mümkündü.

 Ayrıca, Mimik dost ateşine biraz kafayı takmıştı. Zindanda Xera’yı defalarca kez izlediği için kadının Ateş Büyüleri’yle nasıl kontrolünü yitirdiğini biliyordu. Bir ateş manyağının önünde durmak hiç de hoş olmazdı. Yani normalde maceraperestlerin yaptığı gibi Büyü-tipi Mesleği olanları arkaya yerleştirmek yerine, Mimik hizmetkarını öne koymuştu.

 Sukkubus efendisinin 15 metre önünden ilerliyordu. Fakat, eskiye kıyasla efendisi çok sessizdi. Xera yol boyunca efendisinin onu takip edip etmediğini kontrol etmek için birkaç kez arkasına baktı. Canlı sandığın onu bu şekilde takip ediyor olması kadını geriyordu. Tecrübeli iblis bile sekiz bacaklı bir sandığın sessizce yürümesini ürkütücü buluyordu. Onlar başka biri görseydi, muhtemelen durumu anında yanlış anlar ve ‘masum’ bir kadının ‘canavar’ bir sandık tarafından kovalandığını düşünürdü.

 Koridor bir süre boyunca düz devam etti ve birkaç sola dönüş gördüler; ancak diğer tünellerle herhangi bir bağlantısı yoktu. Zindanın bu kısmı bir labirentten çok, spiral bir yapıya sahipti. Zamanla koridor bir kemerle ayrılarak geniş bir salonu gözler önüne serdi. Dikdörtgen şeklindeki oda zindanın geri kalanına kıyasla epey genişti ve 30 metrekarelik bir alana sahipti. Dört geniş kolonun eşik şekillerde dağıldığı salonun tavanı yaklaşık 4 metreydi.

 Ve odanın tam ortasında, mermerden yapılma yuvarlak bir sunağın üstünde bir çekirdek duruyordu. Parlayan kızıl küre yaklaşık bir metrelik yarıçapa sahipti. İlk başta sunağın üstünde duruyor gibi görünse de, aslında havada süzülüyordu.

 Xera cesurca odaya girdi ve attığı adımlardan çıkan sesler odada yankılandı. Efendisi ise kısa bir süre sonra sessizce içeriye kaydı. Sukkubus Mimik’in emirleriyle birlikte çekirdeğe yaklaşırken garip bir çığlık ve zincirlerden çıkan hışırtı seslerini duydu. Başını sağa çevirdiğinde gençliğinin ortalarında olan küçük bir genç kızın sütuna zincirlendiğini gördü.

 Tutsak alınan genç insanın kolları kafasının üstüne kaldırılmış ve kalın, puslu prangalarla oraya çivilenmişti. Uzun, siyah, yağlı saçları yüzünü kaplıyor ve surat hatlarını gizliyordu. Giydiği deri zırhın büyük bir kısmı paramparça olmuştu ve solgun, morluklarla dolu derisi açıktaydı. Garip hali yüzünden orta boyutlardaki dik göğüsleri ortadaydı.

 “Lütfen! Bana yardım edin!” diye bağırdı yalvararak.

 “Tabii,” ‘maceraperest’ gülümseyerek ona cevap verdi.

 “Gerçekten mi? Beni kurtaracak mısınız?!”

 “Evet! Seni… Bu hayattan çekip alacağım!”

 “…Ha?”

 “Ateştopu!”

 Aniden fırlayan Büyü taştan sütuna çakıldı ve alt kısmını parlak ateşlerle kapladı.

 “Ne yapıyorsun sen?!” diye bağırdı tutsak.

 “Aynı şeyi ben sormak istiyorum, hmm?”

 Büyü hedefe ulaşmak üzereyken siyah saçlı kız prangalardan kurtulmuş ve sütuna tırmanarak saldırıdan kaçınmıştı. Dümdüz taş tavana tutunduğu esnada kollarını ve bacaklarını açmış bir şekilde ters duruyordu. Sanki bir insanın bir kurbağa ve bir hamamböceğiyle birleşmesinden ortaya çıkan melez bir tür gibiydi.

 “Ah,” ne tür bir durumda bulunduğunu anlayan tutsak iç geçirdi. Xera ise muzipçe gülüyordu.

 “İyi akşamlar, bayan zindan efendisi.”

 ‘Tutsak’ kışkışlarmışçasına diline dokundu.

 “Peh, fark ettiniz demek?”

“Lüütttfen, canım. Sesini duyar duymaz kim olduğunu hemen anladım. Benim gibileri kandırmak için daha 500 yıl yaşaman gerekiyor!”

 “Hyu hyu hyu hyu!” garip bir kahkaha geldi. “İşte bu yüzden insanları seviyorum! Her zaman saçmaladıktan so—“

 Kızcağız, daha doğrusu bir kızı andıran şey bir Ateştopu Büyüsü’yle daha karşılaşınca susmak zorunda kaldı. Hemen sütundan atlayarak yuvarlandı ve yere indiği gibi Xera’ya bir atla ilişkiye girdiğine dair aşağılayıcı sözler sarf etti. Gariptir ki, Xera zamanında bir sentorla ilişki yaşamış sayılırdı, yani kızın söylediği yanlış değildi.

 Ardından zindan efendisi sukkubusla arasındaki 10 metreyi anında kapatarak onun önünde belirdi. Kadının Büyü sözlerini yarıda kesmek için boğazına doğru bir yumruk savurdu ve hemen bir tekme attı. Xera bir tak ve bir yakarış sesiyle yere yığılırken asasını düşürdü. Kızcağız zaman kaybetmeden Xera’nın karnına bir tekme daha attı ve ellerini zemine çiviledi. Yakaladığı kurbanına gururlu bir gülümsemeyle bakıyordu.

  “-sonra anında bana yem oluyorlar.” Diye sözlerini bitirdi.

 Daha sonrasında siyah saçlı kadının ağzı akılalmaz bir genişlikte açıldı. Yapışkan ve garip bir şekilde tanıdık görünen bir dil çıkarmıştı. Keyifle Xera’nın suratını yaladı, ardından solungaç benzeri organı ağzına geri çekerek dudaklarını büktü.

 “Hyu hyu hyu hyu! Biliyor musun, çok tatlısın!”

 “Evet, daha önce de benzer sözler duymuştum.”

 Zindan efendisinin gözleri fıldır fıldır açıldı ve kadın hemen Xera’yı bırakarak ileri zıpladı. Daha demin bulunduğu yere üç kılıç darbesi inmişti.

 “Söktör!” Mimik küfretti. Pusu başarısız olmuştu ve artık Suikast yeteneğini kullanamazdı. Üstelik doğru pozisyona geçmek için o kadar da zaman harcamıştı!

 “Efendim?!” Xera zihin-bağlantısından bağırdı. “Neden büyü kullanmadınız?!”

 “... Ah!”

 Xera bunu der demez neredeyse efendisinin aklında yanan bir ampulün ışıklarını gördüğünü sandı. Sessizce kendine, bu aptalın büyü yapabildiğini gerçekten de unutmuş olup olamayacağını sordu ama bu amaçsız soruyu irdelemenin bir manası yoktu. En azından şimdilik durum başkaydı. Hemen ayağa kalkarak asasını kavradı.

 Zindan efendisi rakipleriyle arasındaki mesafeyi 18 metreye çıkararak kendini güvene almıştı. Önlerindeki yaratık asıl formuna dönüşmüş durumdaydı. Başı, kolları ve bacakları hala insan uzuvlarına benziyordu. Saçı bile aynı siyahlıktaydı. Fakat cildi o kadar beyaz, o kadar pürüzsüzdü ki bir porselenden farkı yoktu. Bu illüzyon-vari görüntü göz bebeği olmayan, bembeyaz gözleriyle destekleniyordu.

 Fakat, kadını bir yaratık yapan asıl olgu giydiği ‘kıyafetler’di. Parçalanmış deri kıyafetler straplez bir elbiseye dönüşmüştü; tabii bu elbise tamamen etten ve kemikten oluşuyordu. İğrenç bir kas topluluğu, kurumuş kan damarları ve hatta oraya ait görünmeyen birkaç göz bile elbiseye takılmıştı. Hepsi kendi başına hareket ediyor gibiydi. Korkunç elbiseye kıpkırmızı etlerden yapılma bir etek eşlik ediyor ve etekten insan dişleri çıkıyordu.

 Bu kız, Xera’nın da düşündüğü gibi zindan efendisiydi. Bir Etbakiresi olarak biliniyordu ve kasvetli ortamlarda yaşayan zeki, kurnaz bir şekildeğiştirendi. Bu canlılar yuvalarını kurduktan sonra oradan hiç çıkmazlardı. İnzivaya çekilmeyi seven bir tür oldukları için sosyalleşmeye yeltenmezlerdi. Fakat, bu yaratığın kutsal yuvasına girmeye cüret eden hiç kimse oradan sağ çıkamazdı. Muhtemelen Mimik ve Xera’nın demin girdiği açıklığın yerden çıkan taştan bir sütunla kapanmış olmasının da sebebi buydu.

 “Anlıyorum,” dedi yaratık, Mimik’e sert bir bakış attı. “Yanında benimkilerden birini getirmişsin.”

……

Çevirmen notu
Artık bölümleri 2'ye ayırıyorum arkadaşlar. Her bölüm 3000-4000 kelime yoruyor cidden.