Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm Dürtü - 7

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

  Genelde bir iblisle yapılan kontratın rastgele malzemelere ve materyallere ihtiyaç duyulan karmaşık bir ritüel olduğuna inanılırdı. Zul’Goroth Ritüeli gibi bu tarz şeylerin yapıldığı bazı ritüeller mevcuttu. Bahsi geçen bu kavrama kelebekler, kan, bir tilki, kesilmiş bir baş, biraz kaşar ve püsküllü ipler mevcuttu. Ritüelin sonucunda sıradan görünen minik bir troll ortaya çıkıyordu. Mimik’e göre kesilmiş bir başı böyle saçma sapan ritüellerde harcamak mantıksızdı.

 İblisoloji Yeteneği canlı sandığın zihnine buna benzer bazı ritüellere dair bilgiler gönderiyordu. Fakat bunlar, bir iblisle anlaşma yapmayı ve onu bu dünyaya çağırmayı içeren asıl bilgiler değildi. Hayır, işin bu kısmı aslında epey basitti. Sadece biraz odaklanması ve Ötekidiyar’a ulaşması gerekiyordu. Ki bunun için bir Fevt Büyücüsü’nün bazı numaraları ‘sesli düşünmesi’ yeterdi.

1-800-7355-9687-7685

*Beep ... Beep ... Beep … Bee-*

*Çıkırt*

 “Merhaba,” diye bir ses zihninde yankılandı. Kaba ve sert bir sesti, sanki konuşan adam yıllardır sabahları kahvaltı niyetine çakıltaşı yiyordu.

 “İblisler ‘BİZİM’ İşimiz’e ulaştınız,” diye devam etti ses, “benim adım Carl ve bugün size ben yardımcı olacağım.”

 “Hey Carl,” Mimik cevapladı. Görünüşe göre ilk iblisini çağırdığı zamanki adamla yine karşılaşmıştı.

 “Ohhh! Sen şu tatlı, minik kutu değil misin?! Nasılsın dostum?”

 “Fena değilim. Biraz insan yedim. Üç-beş Seviye kastım.”

 “Hey, manyakmış. Söyle bakalım, senin için ne yapabilirim?”

 “Yeni bir Yetenek kazandım ve yazılanlara göre bir iblisle daha kontrat imzalayabilirmişim.”

 “Tamamdır, bir saniye bekletiyorum.” *Taptaptaptap taptaptaptaptap tap taptaptap* “Güzel, Durum Pencere’ni bana yönlendirebilir misin? Bunu NASIL yapacağını hatırlıyorsun, değil mi?”

 Carl ilk konuşmalarında Mimik’e Durum Penceresi’ni telepatik bir link olarak nasıl göndereceğini anlatmak için üç saatini harcamıştı. Her nasıl olduysa canlı sandık işleri batırmış ve Durum Penceresi’ni direkt olarak Carl’ın patronuna göndermişti. O meselenin Carl için güzel bir tecrübe olduğu söylenemezdi.

 “Evet, hemen gönderiyorum.” Mimik cevapladı.

 “Tamamdır, geldi. Oh, bir Rütbe Atlamış’sın! Tebrikler! Ooo, İblisoloji demek? Biraz bekle lütfen.”

 Carl konuşmaya devam etmeden önce birkaç kez tuşlara bastı.

 “Dikdörtgen dostum, haberler süper! Fazladan iblis desteği için yaptığın başvuru onaylandı! Şimdi, söyle bakalım, ne tür bir iblisle anlaşmak istiyorsun?”

 “Habis.”

*Taptaptaptaptap tap*

 “Kadın mı erkek mi?”

 “Fark var mı?”

 “Erkekler genelde daha zeki, kadınlar ise daha ‘sert’.”

 “O halde kadın olsun.”

*Taptap taptaptaptaptaptap tap*

 “Uzun mu kısa mı?”

 “Uzun.”

*Tap tap tap*

 “Büyük kasalı mı yoksa küçük mü?”

 “Büyük,” Mimik anında cevap verdi. Bu nasıl bir soruydu böyle? Kasa dediğin büyük olurdu!

 “Benim sorduğum da soruydu yani… Ah, kusura bakma, sormak zorundaydım. Şirket kuralları.”

 “Sorun değil.”

 Mimik meseleyi üstelemedi. Carl’ın söylediğine göre bunlar iblisin performansını etkilemeyen, daha çok formalite icabı istenen bilgilerdi. Birkaç garip soru daha sorduktan sonra enteresan mekanik sesler duyuldu. Birkaç dakika sonra Carl son sorusunu sordu.

 “Başka bir isteğin var mı?”

 Mimik geçen sefer gizlenme konusunda iyi bir iblis aradığını söylemiş ve böylece bir sukkubus almıştı. Tabii aklındaki asıl şey bu değildi ama yine de bir itirazı yoktu. Bu kez ise daha basit bir şey istiyordu – kendi yerini alacak bir öncü birlik. Yani herhangi bir Habis bunu yapabilirdi. Yine de birden çok yeteneğe sahip bir iblisle anlaşma yapmak daha mantıklıydı.

 “Eli kolu tuttuğu sürece sıkıntı yok.”

 “Anlaşıldı.” *Tap taptaptaptap taptaptap taptap* “Tamamdır, artık sadece beklememiz gerek—Oh, oldu bile! Başvuruna direkt bir cevap geldi! Bana bir saniye ver… *Taptaptap* İşte, tamamdır! Yeni hizmetkarın hazırlandı ve çağrılmak üzere bekliyor. Başka bir isteğin var mı?”

 “Hayır.”

 “Peki o halde müşteri memnuniyeti için yaptığımız ankete katılma—“

 “Hayır.”

 “Anlaşıldı. İblisler ‘BİZİM’ İşimiz’e ulaştığın için teşekkür ediyorum. Gelecekte bir daha bizi ziyaret edeceğini umuyoruz!”

 *Çat*

 Her şey bu kadardı. Mimik hemen Varlık Celbi’ne koyulduğu için Xera’nın dikkatini çekmişti. Kadın boş boş zindan çekirdeğine bakmak yerine, yeni çağrılacak iblisi merak etmeye başladı. Nedendir bilinmez, ancak zihninin bir kısmı nihayet Yemek işlevini başka birinin alacağını düşündükçe heyecanlanıyordu.

 10 saniye ve 300 MP sonra zindanda yeni bir iblis belirdi. 250 santim boyundaki dev -Xera’yla arasında neredeyse 1 metre fark vardı- yukarıdan onlara bakıyordu. Dik duran boynuzlarını da sayarsanız bu iblisin boyu 270 santime kadar çıkıyordu.

 Çağrılan kadın Habis’in yemyeşil saçları omuzlarından dökülüyordu. Dağınıktı, kalındı ve ona vahşi bir görüntü katıyordu. Saçların altından bir çift uzun, elf-benzeri kulak çıkıyordu. Cildi parlak, göz alan bir kırmızıyla boyanmıştı ve gözleri de saçları gibi açık yeşildi. Bakışlarıyla adeta her şeyin zayıf noktasını arıyormuş gibi bir görüntüsü vardı. Yüzü hiç de fena değildi. Eğer kaşlarını çatmıyor ve etrafa diş göstermiyor olsaydı, sıradan bir insan onu tatlı ya da güzel bulabilirdi.

 Çenesinin altında boyun kısmını korumak için taktığı demir destekli bir gerdanlık vardı. Hemen altında ise göğüsleri bulunuyordu. Xera’nın aksine, bu kadının göğüsleri vücudunun geri kalan kısmına göre gayet uygundu. Fakat tabii gerçek boyutları aradaki boy farkı nedeniyle Sukkubus’unkilerden çok ama çok daha büyüktü. Spor-sütyenine benzeyen beyaz bir kıyafetle bağlanan göğüsleri, sapasağlam kaslarını ve sırtının alt kısımlarını net bir şekilde açığa çıkarıyordu.

 Kasık bölgesini ise oldukça dar ve kısa olan bir şort kaplıydı. İnanılması güç ölçüde kaslı olan bacakları neredeyse dar beli kadar genişti. Beyaz kadın şortunu iyice geriyor ve onları neredeyse her an parçalayabilecekmiş gibi görünüyorlardı. Dizinin alt kısımları ise metalden yapılma plaklarla korunuyordu. Sol baldırının dış kısmında iç-içe bağlanan bir metaller silsilesi vardı ve bu bağlantı beline kadar uzanarak, baldırının iç kısmını ve sol bacağının üst kısmını açıkta bırakıyordu.

 Kolları da vücudunun geri kalanı gibi oldukça kaslıydı. Pazıları fazla şişkin değildi ama epey yoğun görünüyorlardı.

 Ön kollarına ağır-görünen metal eldivenler takmıştı ama bunlar sıradan zırhlara hiç benzemiyordu. El içleri, parmakları ve bileğinin alt kısmı zırhtan tamamen yoksundu. Aslında, metal eldivenler elindeki eklemleri ve parmakları kapladığı için daha çok yumruk-tipi saldırıları desteklemek üzere tasarlanmış silahlara benziyordu. Ayrıca her darbeye ekstra bir ağırlık kattıklarına şüphe yoktu.

 Bir şey daha… Kadının dört eli vardı. Asıl kollarının hemen arkasından bir çift kol daha çıkıyordu. Kesinlikle Mimik’in bahsettiği şekilde ‘eli kolu tutan’ bir Habis’ti. Mimik Carl ile yapacağı bir sonraki konuşmada daha dikkatli olması gerektiğini anlıyordu.

 Yeni çağrılan habis ise vücudunu birkaç kez esnetti ve fiziksel vücuduna alıştığı esnada odayı süzdü. Xera’yı görünce duraksadı.

 “Ha? Yeni efendim sen misin?”

 İnsana hiç benzemeyen kadına aptal bir ifadeyle bakıyordu.

 “Hayır, aptal. İblisler iblisleri çağıramaz,” Sukkubus yanıtladı ve ardından iblisin bacağına doğru işaret etti. “Efendin şurada.”

 Aklı karışan kas yığını başını eğdiğinde basit ve sıradan bir hazine sandığıyla karşılaştı. Mimik o esnada yeni hizmetkarını incelemekle meşguldü. Kadının sol tarafı sağ tarafından daha zırhlı görünüyordu ki bu oldukça garipti. Vücudundaki garip metal plakalar çeliği andıran bir cevherden yapılmış gibiydi ancak yaydıkları kızıl haleye bakılırsa durum biraz farklıydı. Boynuzları da aynı malzemeden yapılmıştı. Öte yandan giydiği kıyafetler vücudunu sımsıkı saran, esnek bir kumaştan dikilmişti. Hareketlerini hiç de etkilemiyordu.

 Hala durumu anlayamayan yeni iblis, eğilerek sandığa yakından baktı. Nasıl bakarsa baksın, bu şey sıradan bir sandıktan farksızdı.

 “Bu mu?” diye sordu merakla sandığı göstererek. “Bir kutu nasıl benim efendim olabilir ki?”

 “Biraz daha eğil,” diye ilk emir geldi.

 “Ahh! Cidden bu kutuymuş!”

 Emir hemen önündeki şeyden gelmişti. Görünüşe göre Sukkubus onunla dalga geçmiyordu.

 “Sana biraz daha eğil dedim!” diye emretti Mimik. Habis hala afallamış durumdaydı ama ona söyleneni yaptı. İmzaladığı kontrata göre hareket etmek zorundaydı; böylece yüzünü fazla düşünmeden sandığa yaklaştırdı. Artık sandığı yalayabilecek kadar yakındaydı.

 Ve tam o esnada Mimik ileri fırlayarak kadının yüzüne yapıştı ve güçlü dişlerini kadının kafatasına geçirdi; ancak kafatasını parçayalamamıştı.

 “Uraah!” kadın çığlık attı. Ancak acıdan değil, şaşırdığı için bağırmıştı. Vahşi bir sandığın aniden yüzüne zıplamasıyla birlikte zaten diz çökmüş olduğu için arkaya düştü.

 “Hassiktir?! Yüzümü yemeye mi çalışıyorsun?!”

 Sandığı başından çekmeye çalıştı ama fazla güç uygulayamıyordu; çünkü bunu yaparsa Efendisine direkt saldırmış olacaktı.

 “Evet,” Mimik anında cevap verdi.

 “Neden?!”

 “Diğer iblis epey lezizdi. Senin tadını öğrenmek istiyorum.”

 “Oh. Tamam.”

 Habis debelenmeyi bıraktı ve Mimik’e istediği gibi davranması için ortam hazırladı. Sandık bir süreliğine kadının yüzünü kemirmeye çalışmış ve Habis başından beri tek bir ses bile çıkarmayarak bağdaş kurup oturmuştu. Tabii Xera’nın yaşananlardan ötürü şaşkına dönmesi bir sürpriz değildi. Şaşırmasının sebebi Mimik değildi. Ancak bir iblisin böylesine bir davranışa izin vermesi ve hiç ses çıkarmaması oldukça garipti.

 Zamanla Mimik deneyini tamamladı ve geri çıkarak, örümcek bacaklarının üstüne indi. Diğer uzuvları zırhlı göründüğü için kadının yüzünü hedef almıştı ama kafatası beklenmedik derecede kalın ve sağlamdı. Gerçekten de yakın dövüşte uzman olan bir iblisten bekleneceği gibiydi.

 “Evet,” dedi habis, alnından siyah kanlar akarken. “Tadım nasıldı?”

 Mimik dilini çıkardı ve ‘Böğğk!’ diye bir sesle yanıtladı.

 “Hiç leziz değildi! Yemek çok daha leziz!”

 “Oh hadi ama! Ben de leziz olabilirim.”

 “İmkansız.”

 Mimik onu defalarca kez yemiş olmasına rağmen Xera’nın tadı hiç değişmemişti; dolayısıyla bu yeni iblisin de tadı muhtemelen hep aynı kalacaktı.

“Grr!”

 Nedense bu gerçek habisi kızdırdı.

 “Ne yani, canlı canlı yenmek mi istiyorsun?!” Sukkubus afallamış bir vaziyette konuştu.

 “Hayır! Yani, istiyor değilim! Ama kaybetmekten hiç hoşlanmıyorum! Özellikle de senin gibi, dur bir saniye, Yemek mi?!”

 “Ah, evet… O da mesleklerimden biri sayılır,” söz konusu abur cubur biraz tereddüt ederek konuştu.

 “pFu! PFAHAHAhahaha!” Habis alaycı bir kahkaha patlattı. “Sen yemeksin! Hahahahah! Sizin gibi kaltakların bu hale düşeceğine söyleseler asla inanmazdım! Haooaohaohohaha!”

 Kadın kahkaha atarken yerde yuvarlanıyor, karnını tutuyor ve diğer iblisin çektiği çileden büyük keyif alıyordu. Yani, bunu bütün iblisler yapardı ama bu durum özellikle farklıydı. Sonuçta habisler ve sukkubuslar iyi geçinemeyen iblis türleriydi. Zaten birbirine tamamen ters olduklarını düşününce buna da şaşırmamak gerekiyordu.

 “Evet, evet. Gülebiliyorken gül.”

 Xera elini kışkışlarmışçasına sallayarak başını kaldırdı. Yeni iblisin onu aşağılama çabaları, Mimik’in işkencelerine kıyasla devede kulak kalıyordu. Ayrıca Xera, bu yeni yetmenin de benzer çileler çekeceği o günü merakla bekliyordu.

 Söz konusu sandık ise iblislerin saçmalıklarından sıkılmış ve zindana geliş sebebine doğru ilerlemeye başlamıştı: Zindan çekirdeğine… Eski zindan efendisini hallettikleri için artık çekirdeğin etrafındaki bariyer yok olmuştu. Ve Mimik çekirdeğe yaklaştığında aniden bir teklifle karşı karşıya kaldı.

Litigar Zindan Kompleksi sizi kendisine uygun bir Efendi olarak seçti.
Bu zindanın efendisi olmak istiyor musunuz?

Evet

 

Hayır

 Odadaki iki iblis sandığın bir şeyler yaptığını fark ederek ona odaklandılar. Xera efendisinin buraya neden geldiğini bilmiyordu, ancak iyi bir tahmini vardı. Yeni yetme ise hiçbir şey bilmediği için çok meraklıydı.

 Ve ardından, Mimik bir kılıç çıkardığı gibi zindan çekirdeğine saldırdı. Çelik kılıç kristale çakılır çakılmaz geriye sekti; adeta bir çekirdeğe değil, bir kalkana saldırmış gibiydi.

Saldırı geri tepti.

 “Söktör!” diye dışından küfretti. Bir daha denedi ve bu kez olabildiğince fazla güç kattı. Çok kullanılmış ve bakımı yapılmamış silah bu kez iyice geri tepmiş ve kılıç kabzasından koparak havaya fırlamıştı. Ardından Xera’nın gövdesine, göğüslerinin tam arasına saplanmıştı.

 “Ayyy!” diye çığlık attı Xera. İnanılmaz acıyordu ama yine de ‘yiyecek’ zamanına kıyasla bu hiçbir şeydi. “Ne yapıyorsun sen?!” diye isyan etti. “Bir zindan çekirdeğini o silahla parçalayamazsın!”

 “Oh,” Mimik cevapladı. Peki o halde farklı bir silah denese? Ah, ancak mitril hançerlerin kırılma ihtimalini göze almak istemiyordu. Bu hiç leziz olmazdı.

 “Hey sen,” diye seslendi kızıl habise. “ismin?”

 “Fufufufufu… İsmimi sormakla iyi ettin, ölümlü!” Habis havalı bir poza büründü ve nedendir bilinmez, kendi kendini övmeye başladı. “Şunu bilin ki gördüğünüz bu habisin ismi, günün birinde bütün diyarı---“

 “Sana Kollu diyeceğim,” Mimik araya girdi. Kadına sormak yerine, direkt Durum Penceresi’ni inceleyebileceğini hatırlamıştı. İsmi çok uzundu ve söylemesi de zordu, dolayısıyla şimdilik ona bir lakap takmıştı. Dört kola sahip bir habise ‘Kollu’ isminden daha uygun bir isim olamazdı. “Şu parlak şeyi parçala bakalım.”

Habis GÜÇ odaklı bir iblisti ve bu yüzden vücudu tamamen kaslıydı; ayrıca Mimik onun söylendiği kadar güçlü olup olmadığını görmek istiyordu.

 “Oh! Vurabilir miyim?!”

 Övgü dolu sözlerinin yarıda kesildiğini bir anda unutan ve uzun isminin aslında ‘Kora’ diye kısaltılması gereken iblis, garip bir şekilde gaza gelmişti.

 “Evet. Parçala gitsin.”

 “Tamamdır!”

 Habisler şiddete ve savaşa tutkuyla bağlı iblislerdi ve bir şeyleri parçalamayı çok seviyorlardı. Dolayısıyla Kora, ilk emrinin o şeyi parçalamak olduğunu duyar duymaz keyiflenmişti. Vücuduna kıyasla epey küçük olan zindan çekirdeğine yaklaştı ve pozisyon aldı. Mimik yaşanacaklardan şüphelendiği için hemen geri çekildi.

 Kora yan tarafa döndü ve gerilmeye başladı. Sağ kollarındaki ve omuzlarındaki kaslar iyice şişiyordu. Ardından kalçasını çevirdiği esnada bütün vücut ağırlığını kollarına verdi ve metal eldivenleriyle çekirdeğe iki kez yumruk attı; ancak yumruklar yana tepmişti. Darbenin yönü aniden değiştiği için kadının kolları kopabilirdi; neyse ki vücudundaki metal plakalar geri-tepmenin gücünü emiyordu.

 “Gah!” Habis hayal kırıklığı yaşıyordu. Görünüşe göre sahip olduğu güç ile bu şeyin savunmasını aşamıyordu.

 Gerçi umurunda değildi.

 Tamam tamam, gayet umursuyordu.

 Aslında, acayip umursuyordu.

 “Aptal top!” diye bağırdı. “Benimle aşık atamazsın! Ora!”

 Ardından sağ kollarıyla bir kez daha saldırdı.

Saldırı geri tepti.

“Orrra!” bu kez sol kollarını kullandı.

Saldırı geri tepti.

“Ora! Ora! Ora!” Her seferinde saldırırken kükrüyor ve hızlanıyordu. Tek bir darbeyle indiremiyorsa… 500 darbeyle indirebilir miydi?

 “ORA ORA ORA ORA ORA ORA ORA ORA ORA!”

 Sayısız yumruk atarken kollarını net bir şekilde görebilmek mümkün değildi. Fakat yumruklardan hiçbiri çekirdeğe hasar verememişti. Gitgide iyice sinirlenen kadın nihayetinde bağırarak bir tekme attı. “HHHOORRRAAA!”

 Zırhlı bacağı çekirdeğe çakıldığında neredeyse tok bir ses çıkardı.

 Bu saldırı geri tepmemişti.

 Çekirdeği de kırmış değildi. Sadece çekirdek bulunduğu yerden çıkmış ve ardından bir top gibi odanın duvarlarına fırlamıştı. Taştan duvara çakıldıktan sonra yere düşen çekirdek, bu darbeyle odayı bile sarsmıştı.

 “Al bakalım!” Kora bağırdı. “Soktuğumun topu seni! Kimin patron olduğunu gördün, değil mi?! BABAN KİMMİŞ?!”

 “Yalnız çekirdekte herhangi bir hasar göremiyorum.” Xera araya girdi. “Saf güç kullanarak çekirdeği kıramazsın. Sadece aptal kas kafalar ve geri-zekalı sandıklar bunu denemeye devam eder.”

 “… Patronun kim olduğunu gösterdim!” kızıl tenli, yandan çarklı iblis Sukkubus’un sözlerini tamamen duymazdan geliyordu.

 Öte yandan Mimik, parlamakta olan çekirdeğe yaklaştı. Görünüşe göre Yemek haklıydı ve bu şeyi parçalamak onlar için imkansızdı. Mimik gerçekten de bu yerden intikam almak istiyordu; dolayısıyla çekirdeği tek parça halinde burada bırakmak istemiyordu. Gerçi zindan efendisini öldürmüştü. Bu bile başlı başına bir başarıydı ve görevini yerine getirmiş sayılırdı.

 Ayrıca, çekirdeği parçalamak o kadar da iyi bir fikir sayılmazdı.

 “Kollu. Şunu al ve dışarı götür.”

 “Tmm!” habis keyifle cevapladı.

 Habisler hizmetçilik yapmayı sevmeyen iblislerdi ama Kora epey mutlu görünüyordu. Nasıl olmazdı ki? Uzun zamandır fiziksel diyara geçiş yapmamıştı ve buraya gelir gelmez aldığı ilk emir bir şeyleri parçalamak üzerineydi. Vücudunu bu kadar hareket ettirebilmek bile onu mutlu ediyordu.

 “Efendim, neden o çekirdeği götürmesini istediniz?” Şaşkına dönen Xera sordu.

 “O parlak şeyi istiyorum.”

…….

Genel Bilgiler Özellikler Meslek Bilgileri
İsim Koralenteprix Khusuuszun Caonthioxxaa İsim Değer İsim Değer İsim Seviye İlerleme
Tür Habis (Dip) GÜÇ 100 BG 84 Habis 12 %55
Cinsiyet Kadın HIZ 42     Vahşi Savaşçı 8 %88
Yaş 312 yıl ÇEV 57          
Lonca   DAY 100          
CP 615/615 (+1.0/san) ZEK 16          
MP 67/67 (+0.1/san) BİL 16          

 

Yetenek Listesi
İsim Seviye İlerleme
İblis Kıyafetleri 4 64%
İkinci Rüzgar 3 51%
Kanasusamış 4 17%
Andaval Gücü 3 4%
Güreş Ustalığı 4 0%