Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

27. Bölüm Dürtü - 8

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

 Mimik ve hizmetkarları nihayet çekirdek odasından çıkacaklardı. Burada fazla vakit geçirdikleri için Mimik çok acıkmıştı. Depo’sunda birkaç tane kurt cesedi vardı ama açlığını yalnızca bunları yiyerek dindiremezdi. Açlıktan kırıldığında yaşadığı negatif etkiler ortaya çıkmadan önce buradan gitmek istiyordu. Ellerinde bir harita vardı; en azından yollarını kaybetmeleri pek olası görünmüyordu.

 Daha sonra ise bir metrelik kristal zindan çekirdeğiyle uğraşacaklardı. Mimik bu parlak şeyi yanında götürmek istiyordu ama kristal Depo’ya sığmıyordu. Yaratığın cep düzlemine açılan dönen portal sadece 60 santimlik bir yarıçapa sahip olduğu için kristal içeri girmiyordu. Yine de, 1. Seviye’deyken bu portalın 10 santimlik bir genişliğe sahip olduğu düşünülürse, Mimik’in o günlerden bu yana iyi bir gelişme kaydettiği söylenebilirdi.

 Ve böylece alternatif bir çözüm bulmaları gerekmişti. Kristali Kora taşıyacaktı. Yaklaşık 80 kilogramlık çekirdek, olaya farklı bir açıdan baktığınızda hiç de hafif sayılmazdı. Tabii bir kadın habis için bu ağırlığın lafı bile olmazdı. Kora kristali tek eliyle kaldırarak omuzuna yerleştirdi ve köprücük kemiğinin hemen üstüne koydu. Kristal garip bir boyuta sahip olsa bile Kora’nın vücuduna kıyasla ufacıktı. Dışarıdan bakıldığında, kadın habis adeta bir plaj topu taşıyormuş gibi görünüyordu.

 “Tamam,” dedi Mimik odada başka hiçbir şeyin kalmadığını onaylayarak. “Gidiyoruz!”

 Hizmetkarları önden, Mimik arkadan, birlikte odanın çıkışına yöneldiler.

 “Efendim, neden yürüyoruz ki?” Xera biraz gıcık olmuş gibiydi. “Çıkmak için Portal Anahtarları’nı kullanalım gitsin!”

 “Portal Anahtarı mı? O ne ki? Leziz mi?” Sandıktan da böyle bir cevap beklenirdi.

 “Parçalayabilir miyim?” Kadın habis yüzünde beliren keskin bir ifadeyi takiben konuştu.

 “Haah,” Sukkubus iç geçirdi.

 Ardından aklı-havada olan ikiliye normal, ancak biraz pahalı olan ‘Portal Anahtarları’nı anlatmaya başladı. Bu anahtarlardan birini parçalayarak zindanın Yoltaşı’ndaki güvenli bölgesine ışınlanmak mümkündü. Kullanışlıydı ama birkaç kısıtlaması vardı. Örneğin kullanıcı bu anahtarı aktif ederken ayakta durmalıydı ve ağırlık kısıtlamalarından dolayı bir anahtar sadece bir kişiyi ışınlayabiliyor ve kullanıldıktan sonra kayboluyordu. Ayrıca Yoltaşı’na sahip olmayan dış dünyada hiçbir işe yaramıyordu.

 “Öyle bir şeyimiz mi var?” Mimik açıklama sona erdikten sonra sordu.

 “Evet, var!” Dedi Xera. “Demin topladığımız şu beyaz taşlar hala Depo’nuzda, değil mi?”

 “Oh, tozlu şeyleri diyorsun!” Mimik şaşırdı. Daha önce birkaç maceraperestin bu eşyayı kullandığını görse de, anahtarı tam olarak çözememişti. Ta ki Xera ona durumu açıklayana kadar… Ufacık beynine göre eskiden karşı taraf ‘Öylece’ kayboluyordu. Mimik ise kaybolmak istemediği için o taşları yememeye dikkat ediyordu. Gerçi bir problem vardı.

 “Parlak şeyi yanımızda götürebilecek miyiz?”

 “… Muhtemelen hayır,” Xera başını eğerek cevapladı. Bahsi geçen ağırlık kısıtlamaları yüzünden zindan çekirdeğini götürmek pek mümkün görünmüyordu.

 “O zaman yürüyoruz. Kollu, parlak şeyi taşırken dövüşebilir misin?”

 “Tabii ki. Üç kolum boşta.”

 Söylediklerini kanıtlamak için üç kolunu da salladı. Tatmin olan Mimik emri verdi ve birlikte çıkışa yürüdüler. Ortalama bir hızda ilerleyerek uzun, spiral koridoru katettiler. Örümcek-sandık Kora’nın geniş adımlarına ayak uydurmak için hızlanmak zorunda kalıyordu. Xera ise yarı yolda pes etmiş ve kanatlarıyla süzülmeye başlamıştı. Neredeyse keyifli olmaya yakın bir yürüyüştü. Ama bir pencere sürekli Mimik’in dikkatini dağıtıp duruyordu.

Litigar Zindan Kompleksi sizi kendisine uygun bir Efendi olarak seçti.
Bu zindanın efendisi olmak istiyor musunuz?

Evet

 

Hayır

Ne kadar geri çevirirse çevirsin bu teklif bir türlü pes etmiyordu. Kora’nın çekirdeği yerinden çıkarmasıyla birlikte bu telif her 5 saniyede bir gelmeye başlamıştı. Fakat Mimikler, sabır kelimesinin vücut bulmuş hali sayılırlardı. Bu Mimik ise başkalarını görmezden gelmek konusunda tam bir uzmandı. Dolayısıyla bu sinir bozucu pencerelerin ona boyun eğdirmesi için en azından kırk fırın ekmek yemeleri gerekiyordu.

Şu [Evet]'e bassana artık! Lütfen?! Sana yalvarıyorum!
Bu zindanın Efendisi olmak istiyor musunuz?

Evet

Hayır

‘Girmeyin’ yazısının bulunduğu yere geldikten ve zindanın normal kısmında döndükten sonra garip bir pencere açıldı. Mimik artık pencerelere hiç dikkat etmediği için direkt ‘Hayır’a basmıştı.

Tamam, anladım! Zindan Efendisi olmak istemiyorsun. Madem öyle, o zaman çekirdeği geride bırak! Zaten işinize yaramayacak!
Bu zindanın Efendisi olmak istiyor musunuz?

Evet

Hayır

Görünüşe göre bu zindanda bir-nevi bilinç vardı ve yaşananları anlıyordu. Yalvarışları ve yakarışları ise boşunaydı. Sonuçta, bencil kutu bu parlak şeyi götürmeye kararlıydı.

Yeni bir çekirdeğin oluşması ne kadar sürüyor, haberin var mı senin?! Bana bak, sana söz veriyorum ki çekirdeği bırakırsan pişman olmayacaksın!
Bu zindanın Efendisi olmak istiyor musunuz?

Evet

Hayır

Bu tarz bir rüşvet girişiminin işe yaraması için düzgün kelimelerin kullanılması gerekiyordu. Örneğin söz konusu olan bilinç, Mimik’e ‘sana bir sürü parlak şey vereceğim’ deseydi, belki de sandıkla oracıkta bir anlaşma yapabilirdi. Fakat ‘buna pişman olmayacaksın’ gibi düz kelimelerle Mimik’in ufacık beynini etkilemek imkansızdı. Canlı sandık onu bir kez daha görmezden geldi. Kritik bir durumdu. Sonuçta siz ne kadar konuşursanız konuşun, anlattıklarınızın tamamı sadece karşı tarafın anladığı kadardı. Dolayısıyla bu sandığa dair hiçbir şey bilmeyen birinin Mimik’i ikna etmesi mümkün değildi.

Dinle beni dostum! Zindan efendisini zaten öldürdün! Çekirdekle istediğini yapabileceğini sanıyorsan o halde bunun bedelini ödeyeceksin!
Bu zindanın Efendisi olmak istiyor musunuz?

Evet

Hayır

Mimik’le iletişim kurmaya çalışan bu ses her kime ya da her neye aitse biraz sinirleniyordu. Ve belki de çaresizlikten ötürü belli belirsiz tehditler savurmaya başlamıştı. Örümcek-sandık ise onu hala görmezden ve duymazdan geliyordu. Diğer iki hizmetkara ulaşmak da bir sonuç almasına yardımcı olmamıştı.

 Çünkü Xera ve Kora canlı sandığın hizmetkarlarıydı. Efendileriyle aralarındaki ruh-bağından kopmaları mümkün değildi. Dolayısıyla efendilerinin kendi zihninde yaşadığı ufak mücadeleden tamamen bihaberlerdi.

 Fakat, bu mücadele fazla uzamayacak gibi görünüyordu.

İyi! Öyle olsun! Bunu yapmak istemiyordum ama beni zorluyorsun! Sakın bana seni uyarmadığımı söyleme!
Bu zindanın Efendisi olmak istiyor musunuz?

Evet

Hayır

Çekirdeğin başından beri yaydığı kızıl hale aniden yoğunlaştı ve bölge tamamen kızıla boyandı. Ardından ışık adeta bir alarm gibi yanıp sönmeye başladı; ritmik bir ses çıkarıyordu.

 Aslında doğruydu, evet, bu bir alarmdı.

 “Şey, Efendim?” Xera şüpheli bir ifadeyle sandığa baktı. “Çekirdeğe ne yaptınız?”

 “Hiçbir şey? Ben taşımıyorum ki, Kollu taşıyor.”

 Bir de utanmadan suçu başkasına atıyordu. Gerçi yaşananların kendi suçu olduğunu biliyormuş gibi de görünmüyordu.

 “Hey, bana bakmayın! Sadece emredileni yapıyor ve çekirdeği taşıyordum. Bir anda kendi kendine parladı!”

 “Dur bir saniye, şunu duydunuz mu?”

 Ani bir ulumayı takiben koridorun ön tarafından ayak sesleri yükseldi. Ve gitgide artan seslere bakılırsa yaklaşan grubun hedefi üç çekirdek hırsızıydı.

 Yaklaşık 30 iskelet, 7 hortlak ve bir düzine civarı hayalet köşeyi döner dönmez çılgınlar gibi onlara saldırdı.

 “Kollu, parçala şunları. Yemek, sen arkadan destek ver.”

 Mimik sakince emir verdi. Endişelenecek bir şeyi yoktu. Evet, düşman sayıca fazlaydı ama Mimik daha önce de buna benzer gruplarla karşılaşmıştı. Xera tek başına Ateş Fırtınası’nı kullanarak çoğunu öldürebilirdi ve geriye kalanlar da Mimik’ten gelecek birkaç darbeye bakardı. Üstelik bu kez yanlarında Kora da olduğu için zafer onların için bir olasılıktan fazlasıydı.

 “Oh budur! İşte bundan bahsediyorum!’”

Söz konusu habis ellerini kirletmeyi iple çekiyormuş gibi duruyordu; öyle ki geniş geniş gülerek rakibe doğru fırladı. Ön saflardaki İskelet Askerleri’ne yandan bir tekme atarak saldırdı ve hepsini duvara çaldı. İskeletler fiziksel darbeyle aldıkları hafif travmalara karşı dayanıksızdı, dolayısıyla Kora’nın tekmesi yaratıkların büyük bir kısmını paramparça etmişti. Ama ‘yoldaşları’ bunları umursamıyor, sadece hedefe saldırıyorlardı. Beyinsiz namevtlerden de bu beklenirdi.

 İskelet Askerleri’nin paslı kılıçları ve zombi-benzeri hortlakların iğrenç pençeleri Kora’yı hedef alıyordu. Kollarındaki ve bacaklarındaki zırhlar darbelerin çoğunu savuşturuyor olsa da, saldırıların bir kısmı vücuduna saplanıyordu.

Hafif bir yara aldınız. CP -19.
Hafif bir yara aldınız. CP -22.
Hastalık kaptınız. Maks CP 50 düştü.
Hafif bir yara aldınız. CP -13.
Derin bir yara aldınız.. CP -38.
Zehirlendiniz. CP -9.
Zehirlendiğiniz için hareketleriniz aksıyor.
Hafif bir yara aldınız. CP -23.
Hafif bir yara aldınız. CP -18.

 Kaşla göz arasında 100 CP’nı yitirdi. Gerçi daha fazla buna izin vermeyecekti. Metalle desteklenen yumruklarını kaldırdığı gibi ‘Ora Ora’ diye bağırarak rakiplerine saldırdı. Yumruk fırtınası iskeletleri toza ve taş parçalarına çevirene dek öğütüyordu. Hortlakler ise kanlı bir haleye dönüşerek duvara ve zemine çakılıyordu.

 Xera da boş durmadı. Namevtlerin arka saflarını alt etmek adına Ateş Fırtınası’nı çağırdı ve İskelet Okuçları-Büyücüleri hedef aldı. Daha yaylarını ve asalarını bile kullanamayan zavallı kemik torbaları oracıkta yok olmuştu. Akabinde gelen Ateş Topları ise hayatta kalacak kadar şanslı olan hortlakların işini bitirdi.

 İblis kızlar yolu açmaya uğraşırken efendileri sadece arkada duruyor ve etrafı izliyordu. Mimik araya girme ihtiyacı duymuyordu. Büyüsü zaten böyle bir durumda işe yaramazdı ve kılıçlarıyla namevtlere saldırdığında silahlar çok çabuk bozuluyordu. Kılıçları doğru düzgün idare etmeyi öğrenmeden önce onları düşüncesizce kullanamazdı. Ayrıca geriye sadece 6 silahı kalmıştı. İki kılıcı ve iki mitril hançeri bu zindandan almıştı. Son iki silahtan biri ise çok kullanılmış bir kılıç ve parlak, geliştirilmiş bir hançerdi. Ah o yeni yetmeleri avladığı günler ne güzeldi…

Ustalık seviyesi yükseldi. Varlık Celbi artık Seviye 5. ZEK +2. BİL +1. BG +1.
Ustalık seviyesi yükseldi. İblisoloji artık Seviye 2. BİL +2. BG +2.

Dolayısıyla Mimik, silahlarının boş yere zarar görmesini istemediği için gelen TP’nin tadını çıkarıyor ve keyifle oturarak yaşananları izliyordu. Fakat İblisoloji’nin beklediği kadar hızlı gelişmediğini görünce şaşırmıştı. Normalde böyle devasa bir grubun vereceği TP, yeni bir Yeteneğe 2-3 Seviye atlatırdı. Ancak İblisoloji sadece 1 Seviye atlamıştı. Eğer durum böyleyse, o halde 8. Seviye’ye ulaşmak yıllar sürecekti.

 Belki de Mimik Yeteneği nasıl kullanacağını tam bilmiyordu? İkinci bir hizmetkar çağırarak onu mücadeleye dahil etmek Yeteneğin İlerleyişi’ni artırıyordu ama artış çok düşüktü. Şimdi düşününce… O ritüellerden bazılarını yaparsa İblisoloji daha hızlı gelişmez miydi? Neyse, bunu denemek için biraz beklemesi gerekiyordu. Bahsi geçen ritüellerin neredeyse tamamı troll kanına ihtiyaç duyuyordu ve Mimik kahrolası bir trollün ne olduğunu bile bilmiyordu!

 “Yyyihhhha!” Kora namevtlerden geriye kalan kemiklerin arasında bir kahkaha patlattı ve çığırdı. “Evlat, ezil bakayım!”

 Bu garip sesler Mimik’i kendine getirmişti. Görünüşe göre iblisler namevt grubunu temizlemeyi bitirmişti. Tek taraflı katliamın bir dakika bile sürdüğü söylenemezdi! Mimik iblislerin Durum Pencereleri’ni inceledi; Kora 250 CP kaybetmiş ve Xera da MP’nın 3’te birini kullanmıştı.

 “Kollu, toplam canın niye o kadar düşük?” Mimik durumdaki garipliği fark edince sordu. Çünkü Kora’nın Durum Penceresi’nde CP 374/515 olarak gözüküyordu. Daha birkaç dakika önce bu iblisin toplam canı 600’ün üstünde değil miydi?

 “Ah, hala zehirliyim ve hastalık kapmış durumdayım!”

 Oh, doğru ya… Namevtlerle yakın dövüşe giren kişiler için bu tarz anormal durumlar gayet sıradandı.

 “Bunu şimdi mi fark ettin…?”

 “Yemek, sesini kes ve düzel şunu.”

 “Anlaşıldı, Efendim.”

 Sukkubus diğer iblisin yanına yürüdü ve elini Kora’nın karın kaslarına koydu. Karın kısmında hortlakların açtığı bir yara vardı.

 “Hey!” diye söylendi ‘hastası’. “Ne yapıyorsun?!”

 “Sadece emirleri takip ediyorum canım.”

 “Peki yaraya parmak sokarak---“

 “Yan!”

 Kora’nın açılan bütün yaralarını mavi ateşler sardı ve kadın tehlikeli görünen bir yıl başı ağacı gibi aydınlandı. Sistemindeki bütün zehirleri temizleyen ateşler yaralarını dağlamış ve Kora’nın canı sadece biraz yanmıştı.

Ateş sizi arındırdı. CP -30.
Artık zehirden kurtuldunuz.
Artık hasta değilsiniz.
Artık kan kaybetmiyorsunuz.

Kora vücudunun normale döndüğünü fark etti. Gerçi artık yaraların yerinde yanıklar vardı ama en azından artık normal bir şekilde hareket edebiliyordu.

 “Ohh! Vücudum normale döndü! Teşekkürler sürtük!” diyerek sırıttı.

 “Benim bir adım var seni salak,” Xera sırıtarak geri çıktı.

 “Ahahahah! Kusuruma bakma. Teşekkürler Yemek.”

 “Hohohohoho, görünüşe göre birileri üşümüş! Ateşlerimle yüzünü eritmemi ister misin!”

 “Kısa ses! Ağzını burnunu dağıtırım, geriye sadece o devasa göğüslerin kalır!”

 “Hah! Senin gibi bir odun parçası mı beni yakalayacak?!”

 Öldürme arzusuyla birbirine bakan ikiliden adeta kıvılcımlar fırlıyordu. Aynı efendiden emir alıyorlar diye iyi geçinecek değillerdi. Aslında bu tam tersi bir etki yaratıyordu.

 Sonuçta iblislerden biri kandırmacaya ve aşağılık davranmaya odaklı bir sukkubustu. Öyle kontrolcü, öyle manyak bir iblisti ki hayat-boyu süren dostlukları bile parçalayabiliyordu. Bu kanatlı iblisler için koskoca krallıkların çöküşüne sebep olmak bile gayet mümkündü. Tamam tamam pek mümkün değildi ama imkansız da sayılmazdı.

 Ve diğer iblis ise bir habisti. Düşmanlarını ezmek, onları öldürmek ve kadınlarının çığlıklarını duymak isteyen bir kas yığınından ibaretti. Tabii karşı tarafın ‘erkekleri’ ya da ‘köpekleri’ de ona ‘eşlerini’ öldürdüğü için isyan edebilirdi. Habis bu konuda bir ayrım gözetmiyordu. Öldüreceği kişilerin eşcinsel olup olmaması onun için önemli değildi. Yeter ki çığlıklar kesilmesindi.

 Aslında bu iki iblis türünün tek ortak noktası birbirlerine karşı duydukları nefretti. Kora ve Xera da türlerine ait canlılar olarak bu duyguyu taşıyorlardı. Efendileri karşı koymayacak olsa birbirlerini kesinlikle öldürmeye çalışırlardı. Büyüsel bir açıdan bakıldığında, kontrat yapan bir iblisin aslen efendisine ait bir uzuv olduğu söylenebilirdi. Efendileri söylemediği sürece bu iblisler birbirlerine zarar veremezdi.

 İkisi de bunu aynı anda fark etmiş gibiydi.

 “Efendim, bu sürtüğü öldürmek için izin istiyorum!” Aynı anda konuştular.

 Peki ne tür bir cevap almışlardı? Tak! Siyah gözlerine birer taş çakıldı.

 “Buna zamanımız yok,” dedi Mimik. “Başka düşmanlar geliyor. Hem de sayıları oldukça fazla.”

 “Nereden biliyorsunuz?” Xera incinen suratını ovarken sordu.

 “Parlak şeye bak.”

 İkisi de aynı anda Kora’nın omzuna, parlak şeyin iyice parlamaya başladığı o manzaraya baktı. Ama neyin garip olduğunu anlayamamışlardı.

 “Ne oldu ki?” Xera sordu.

 “Bilmiyorum,” dedi Kora. “Ama biraz ağırlaşmış gibi.”

 Ne yazık ki bu iblisler efendilerinin ne dediğini anlayamamıştı. En azından gözle görülebilir bir işaret yoktu.

 Rütbe Atlama’dan beri Mimik’in hisleri ciddi ölçüde gelişmişti. Hele ki büyüsel algısı inanılmaz derecede hassastı. Zindan havasına hakim olan mana akışını bile odaklandığı takdirde okuyabiliyordu. Bu yüzden çekirdeğin kendine doğru yoğun bir mana çektiğini görmüştü. Mistik akıntı öyle güçlüydü ki geriye kalan namevtlerin buraya daha hızlı gelmesine yol açacaktı; çünkü adeta büyülü bir uzuv tarafından buraya zorla çekiliyorlardı ve bütün mana çekirdek tarafından emiliyordu.

 Bunu neden yapıyordu ki? Sorunun cevabı bir gizemdi. Fakat, bu hareketin yan etkisinin ne olacağını daha önce burada yaşamış olan Mimik gayet iyi biliyordu.

 “Zindanı bize doğru çekiyor.”

 Bir zindandaki yaratıklar her daim mana akıntısını takip ederlerdi.

……

 

Genel Bilgiler Özellikler Meslek Bilgileri
İsim   İsim Değer İsim Değer İsim Seviye İlerleme
Tür Mimik (Büyük)  GÜÇ 82 ŞNS 30 Mimik 25 %47
Cinsiyet B/M HIZ 88 BG 67 Fevt 16 %86
Yaş 3 ay ÇEV 71 KAR 7      
Lonca   DAY 113          
CP 647/647 (+1.3/san) ZEK 120          
MP 419/600 (+0.7/san) BİL 71          
Yetenek Listesi
İsim Seviye İlerleme
Suikast 5 40%
Depo 4 27%
Kadavra Özümseme 4 85%
Biokütle 2 73%
Varlık Celbi 5 3%
Aşırı Güç 3 26%
Şekildeğiştirme 6 65%
Gizlilik 4 90%
Kılıç Ustalığı 6 21%
Fırlatma Ustalığı 2 44%
Hançer Ustalığı 2 83%
Yıkım Ustalığı 5 13%
Hakimiyet Ustalığı 3 37%
Büyü Listesi
Yıkım Hakimiyet
Gölgesürgü Toplu Panik
Karateş Hezeyan
Buzısırığı  
Kara İnfilak