Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

31. Bölüm Bilim!!! - 1

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

“Kara İnfilak ~♪!”

  Geçen birkaç saniyenin ardından dönen tozların, gölgelerin ve parlak partiküllerin arasından ufak bir obje çıktı. 12 köşeli obje kalın, berrak otlardan yapılmış gibi görünüyordu. İçinde 10 santim genişliğinde ufak, dönen ve simsiyah bir bulut topluluğu vardı. Obje kendi kendine yavaşça süzülüyordu.

 Boxxy’nin oluşturduğu sahte Xera eliyle uzanarak henüz oluşan Büyü Kristali’ni kavradı. Onu tutmak garipti. Sert bir objeyi tutuyormuş gibi hissettiriyordu ama başka hiçbir his yoktu. Naif parmaklarında herhangi bir sıcaklık değişimi olmamıştı ve dokundukları şeyin şeklini anlayamıyorlardı. Muhtemelen katı havayı tutmak böyle bir şeydi.

  Yine de kaygan değildi ve bu nedenle Mimik kristalleri iyi kullanabileceğine biraz daha inanmaya başlamıştı. Ölümcül olmayan Toplu Panik Büyüsü’yle yaptığı birkaç deney sorunsuz ilerlemişti. Gerçi zaten tek bir Kara İnfilak ile kendini öldüremezdi ama canını ciddi şekilde yakabileceğini biliyordu. Kara İnfilak’ın ilk hasarı en azından iki Gölgesürgü’nün etkisi kadardı ve çürütücü gücünü de hafife almamak gerekirdi.

 Uzun lafın kısası, Mimik ilk defa saldırı odaklı bir Büyü’yü kristalleştirmeyi deniyordu. Bu durum nedense lezizliğe yakın bir tatmin hissi yaşamasına sebep oldu. Şimdi bakınca, Büyü Kristali’nin ne denli parlak olduğunu görebiliyordu. Gerçek manada bir parlaklık değil, daha çok sahte-Xera’nın gülümsemesine neden olan estetik bir güzelliğe sahipti. Sahte Xera’nın yüzündeki gülümseme masumaneydi, mutluydu. Altınlarla oynarken de bu şapşal gülümsemeyi takınıyordu.

  Fakat yapması gereken işler vardı ve daha fazla boşa zaman harcayamazdı. MP dolunda zaten yeterince zamanı olacaktı.

 “Kollu,” telepatik yoldan seslendi, “Yemek ile oynamayı bırak ve buraya gel.”

 “Ah dostum,” dedi Kora. “Tam da iyi kısmına geliyordum!”

 Xera’nın ipeksi saçlarına asıldı ve onu kasıklarından çekti. Habisin akılalmaz aleti ufak bir ses çıkararak sukkubusun ağzından çıktı. Kora aletini gizledi, kısa şortlarını çekti ve efendisine doğru yürüdü. Zevki yarıda kesilmişti ama efendisinin emirlerine karşı gelemezdi.

 Sonuçta, bir şekilde ondan ‘istediğin zaman seviş’ tarzında bir emir almışlardı. İki iblisin istediği zaman birbirine saldırmasını sağlayan garip bir emirdi. Başka bir emir yoktu ve canlarını bu süreçte %75’in üstünde tutmaları gerekiyordu. Fakat ölümüne yapılacak bir mücadele için önce efendilerinden izin almaları şarttı ve Boxxy o değer verdiği mana puanını böyle saçma sapan şeyler için harcamak istemiyordu.

 “Evet, sizi dinliyorum Efendim.” Kora hayal kırıklığıyla doluydu.

 “İşte, al bakalım.” Diyerek ona kristalleşmiş Kara İnfilak’ı uzattı ve Kora devasa ellerinden biriyle kristali alarak ona merakla baktı.

 “Oh, bir tane daha demek? Ama bu seferki farklı görünüyor.”

  Toplu Panik kristalleri birbirine çok benziyordu; içindeki Büyü bu kristaldeki karanlık topluluğundan ziyade yarı-saydam, mor renkli bir kafatasını andırıyordu.

 “Yemek üzerinde dene.” Mimik emretti.

 Kora 20 metre ötede nefes nefese kalmış olan Xera’ya doğru baktı. Sukkubus hava yollarının kesilmesinden sonra hemen kendine gelememişti. Bir penis tarafından boğulmayı nedense çok seviyordu ve öyle ki hiçbir yerine dokunmadan orgazm geçirmişti. Gerçi morarmış gözü ve kırılan köprücük kemiği de bu süreçte rol oynamış sayılırdı.

 “Tamamdır,” diye cevapladı Kora. Kutunun ne yapmaya çalıştığını bilmiyordu ama bunu umursayacak değildi. Bir şeyler mırıldanarak kristali kaldırdı ve “Hey, Sürtükolok!” diye bağırarak kristali ona fırlattı.

“Ne?” diye cevapladı Xera; ayağa kalktı ve tam Kora’ya bakmak için başını çevirdiğinde Büyü Kristali alnının orta yerine çakıldı.

 “Guhya!”

 Kristalin etkisiyle bağıran ve geriye düşen Xera şaşkındı. Kristal ise havaya fırlamıştı.

 “Hızlı düşün!” diye bağırdı Kora, bilerek ‘geç’ kalmıştı.

 Görünüşe göre bu ufak oyundan keyif alıyordu, suratındaki şeytani gülümseme şüphesiz ki bunun en önemli kanıtıydı. Yine de, bir habisin şeytani olmayan şekilde gülümsemesi pek mümkün görünmüyordu. Onlar keskin uçlu dişlerini göstermeyi seven canlılardı ve neredeyse bütün yüz ifadeleri bir bebeği yemek istermişçesine vahşiydi.

Tabii bu doğru değildi. Sonuçta bebeklerin ufacık kemikleri vardı ve ne zaman bir bebek yeseler bu kemikler dişlerinin arasına kaçıyordu. Ve tatları güzel olsa da uğraşmaya değmezlerdi. Sadece habisler değil, bütün iblisler bu konuda hemfikirdi. Hatta, bebek seven tek iblis türü o aptal cehennem tazılarıydı.

 Kora bunu bilerek yapmıştı. Aniden kafatasına bir şeylerin çakılması Xera’nın kesinlikle hoşuna hitmezdi. Ve sukkubusun ayağa kalktıktan sonra ona sert bakışlar attığını görünce bu varsayımında haklı olduğunu anlamıştı. Acıdan keyif alsa da, sürprizleri hiç sevmiyordu. Dolayısıyla birazdan yaşanacaklar onun iyice sinirini bozacaktı.

 Havaya fırlayan Büyü Kristali momentumunu yitirince Xera’ya doğru düşmeye başladı. Yere değer değmez parçalandı ve içindeki Kara İnfilak Büyüsü ortaya çıktı. Siyah, zar zor görülebilen ve tam olarak 6.6 metre yarıçaplık bir daireyi kaplayan karanlık topluluğu etrafa saçılıyordu.

*Ka-PANNNN*

 Patlamanın gücü toprakta küçük bir krater açacak kadar muazzamdı. Sukkubus’un durumu da hiç iyi değildi.

Hedef darbenin etkisiyle havaya uçtu. CP -253.

 Kara İnfilak Xera’nın şaşırtıcı bir şekilde hafif olan vücudunu havaya fırlattı; iblis neredeyse yere paralel uçuyordu. Onlarca metre uçtuktan sonra bir kez takla attı, ikinci taklayı da attı ve devasa bir kayaya çakılınca ancak durabildi.

 “Vov!” dedi Kora. “Acaba iyi mi?” diye ekledi, gerçi bunu Xera adına endişelendiği için değil, meraklandığı için söylemişti. Ardından Xera’nın kim olduğunu anımsadı. “Doğru ya, iyidir…”

 Boxxy ise sahte kristal taktiğinin içindeki Büyü’den bağımsız olarak hep aynı işlediğini görünce tatmin olmuştu. Bir Büyü Kristali normal koşullarda mühürlü oluyordu ve içindeki Büyü’yü kolay kolay salmıyordu. Süresi bitse ve parçalansa bile içindeki büyü sadece etrafa sızıyordu.

 Kristalin gerçek manada infilak etmesi için onu elinde tutarken büyülü emri vermesi gerekiyordu. Bunu yaptıktan üç saniye sonra kristal tetiklenecek ve sert bir şeylere çarpar çarpmaz infilak edecekti. Dolayısıyla Mimik onları Depo’suna koyabilir ya da endişe etmeden hizmetkarlarına taşıtabilirdi.

 Ah ama ilk defa onlarda bir saldırı-odaklı Büyü Kristali deniyordu. Her ihtimale karşı Yetenek Ustalığı’nı kontrol etti ama ne Kristal Büyüsü ne de Yıkım Ustalığı bir gelişme kaydetmişti. Beklendiği gibi bu saldırıları ‘geçerli’ bir hedefe uygulaması gerekiyordu. Fakat etrafında şimdilik bu tarz bir hedef yoktu. Saatlerdir yolda olmalarına rağmen öldürebileceği hiçbir şey görmemişti.

Boxxy bunu bilmiyor olsa da, böyle bir durumla baş başa kalmasının asıl sebebi kendisiydi. Daha önce Monotal şehrinin etrafında yaşayan hayvanlar, yaratıklar ve insanlar korkudan ya kaçmış ya da saklanmışlardı. O dehşet verici patlamanın etkisi düşünülürse verdikleri bu tepkiye şaşırmamak gerekirdi. Şok dalgası kilometrelerce öteden hissedilmişti ve ortaya çıkan kör edici ışıklar daha da uzaklara değmişti. Tabii gökyüzünde oluşan mantar şeklindeki duman topluluğu yüzlerce kilometre öteden görülebiliyordu. Üstelik mantar şeklindeki duman topluluğu kaybolmak yerine yavaş yavaş yeşile dönüyordu.

 Oh doğru ya, bütün bunlar Boxxy’i ilgilendirmezdi. O patlamanın yaşandığı yeri artık geride bırakmıştı. 

“Efendim?” dedi Kora, sandığın düşüncelerini bölerek. “Patlayan kristalleri yaparken o parlak şeyi de uygularsanız sizce ne olur?”

 “Parlak şey mi?”

 “Evet! Hani öyle  ‘khrakakakoom’ oluyorsunuz ve ardından ortalık ‘bzzt bzzt bzzt’ diye karışınca büyünüz akılalmaz bir hal alıyor!”

 “Ohh!” dedi Mimik. Şimdiye kadar Büyüleri’ni birleştirmeyi düşünmemişti. Fazla mana isteyen bir işti ama şu anda manası tam olduğu için şansını deneyebilirdi. Aşırı Güç ve Kristal Büyüsü’nü aynı anda aktif ederek büyülü sözleri söyledi.

 “Kara İnfilak~♪!”

 Birkaç saniye içinde 770 mana harcadı. Ansızın düşen mana hem can sıkıcı hem de yorucuydu. Boxxy yalpaladı ve neredeyse yoktan sebep yere düşüyordu. Etbakiresi’yle dün yaptığı mücadelede de buna benzer bir tecrübe yaşamıştı. Görünüşe göre bu duruma ileride dikkat etmesi gerekecekti.

 Gerçi Büyü Kristali sorunsuz bir şekilde oluştu. Demin yaptığı kristale çok benziyordu ama kristalin içindeki girdapta bu kez Aşırı Güç’e ait ufak bir aura topluluğu da vardı. Mimik onu yakaladı ve bir kez daha Kora’ya uzattı.

 “Huhuhuhu… Sabırsızlanıyorum! Tamam işte—“

 “Dur,” dedi Mimik. “Şurada dur ve kıpırdama.”

  Ardından 15 metre geriye çekildi.

 “Tamamdır,” Mimik telepatik bağlantıyı kullandı. “Şimdi kristali aç ve ayağının yanına koy.”

 Kora soğuk terler dökmeye başladı. Görünüşe göre bu seferki deney faresi kendisiydi. İstemeye istemeye de olsa kristali yere koydu ve açtı. Ardından efendisinin ona tam anlamıyla bir emir vermediğini an—

 “Kıpırdama ve bırak Büyü sana vursun,” Mimik son emrini de vererek Kora’yı iyice köşeye sıkıştırdı.

 Ve sonsuzluk gibi geçen 3 saniyenin ardından Kora nihayetinde Xera’nın o eski sözlerine anlam vermişti. Acıdan keyif alan bir mazoşiste dönüşmesinin en büyük sebebi o lanet kutuydu. O kahrolası sandık bozuntusunun doğasında etrafındaki her şeye zarar vermek vardı. Bu konuda o kadar iyiydi ki 700 yaşındaki bir iblisi bile tamamen çökertmişti. Bir günde bir şehri yok etmek kadar zor bir işti. Bu farkındalık Kora’yı endişelendiriyordu. Eğer aynı şeyi o da yaşayacaksa, kim bilir gelecekte ne hallere düşecekti? Dolayısıyla sessizce durdu ve sadece penis için yaşayan o kahrolası sukkubus gibi bir tecrübe yaşamayacağını umdu.

 Gerçi teknik olarak son kısım Kora’nın suçu sayılırdı. Xera’nın mazoşist içgüdülerini tetikleyen asıl kişi Boxxy’di ama bu kalıcı bir durum değildi. Aslında son zamanlarda Xera’yla pek uğraşmıyordu. Sonuçta, Rütbe Atladıktan sonra Xera’yı sadece bir kez yemişti.

 Bu sayede Xera eski kişiliğine yavaş yavaş geri dönüyordu. Yeterli zaman verilirse tamamen iyileşmesi bile mümkündü. Ancak artık bu ‘umutlarını’ tamamen yitirmişti, çünkü Kora denen bir iblis aletini içinde tutamıyordu.

 Tabii Kora bu durumdan bihaberdi. Sadece sukkubusların böyle olduğunu düşünüyordu; gerçi mazoşist duyguların onun için de yeni olduğunu söylemek gerekirdi. Dolayısıyla Kora’nın başına gelmek üzere olan şey gerçekten de ‘Karma tam bir sürtük’ kelimeleriyle ifade edilebilirdi.

 3 saniye geçti.

 *Çıt”

 “Ah, sikt-“

*KA-DOOOOOOOOOOONNNNNNN*

Hedef darbenin etkisiyle havaya uçtu. CP -911.

Bu patlama bir öncekiyle uzaktan yakından alakasızdı. Etki alanındaki herkes ve her şey tamamen yok olmuştu. Önceki patlama toprakta ufak bir krater açmışken, bu infilak neredeyse bölgeyi tamamen değiştirmiş; sayısız taşı dört bir yana savurmuştu. Boxxy bile hasar almaktan kurtulamamıştı.

Kesik aldınız. CP -65.
Hafif bir travma geçirdiniz. CP -34.
Vücudunuza yabancı bir cisim saplandı. CP -58.

 Şarapnel benzeri taş parçaları etini deliyordu ve daha büyük iki parça da vücuduna çakılmıştı. Biri gözüne, diğeri sahte Xera’nın karnına değmişti. Yaralarından sarı kanlar akan Boxxy tıslayarak çığlığı bastı. Rüzgarlar ve taş yağmuru sona erdiğinde yaralarını kapattı ve etine saplanan yabancı maddeleri çıkardı.

 Ardından Xera formunu iptal ederek örümcek-sandık moduna döndü. Beklendiği gibi vücudundan bir insan vücudu çıkarınca büyük bir hedef haline geliyordu. En başındaki gibi bir sandık olsaydı, daha az hasar alırdı. Şimdi düşününce, sırf büyü kullanacağım diye bunları yapmaya değer miydi?

 Aslında hayır, değmezdi. Eskiden gayet iyi geçiniyordu. Bir asa kavramanın büyü gücünü artırdığı açıktı ama genel manada aradaki fark çok büyük değildi. Ah, ancak olay sadece hasar değildi. Boxxy bunu kabul etmek istemiyordu ama bir insan ağzıyla büyü sözlerini söylemek çok daha kolaydı. Sonuçta dudaktan yoksun çenesi ve boğazı daha çok bir şeyleri parçalamak için yaratılmıştı.

  Yine de, biraz düşününce, Xera’nın bütün vücuduna ihtiyacı yoktu, değil mi? Sadece baş kısmı yeterliydi. Peki ya sadece ağzı? Hayır, ses gırtlaktan geliyordu. Ayrıca doğru düzgün konuşabilmek için akciğerlere de ihtiyacı vardı. Sahte insan kanı da bir sorundu.

 “Efendim?” dedi Xera. “B-burada neler oldu?!”

  Oh, doğru ya! Yemek hayattaydı! Dedi kendi kendine. Boxxy onun öldüğünü düşünmüştü ve buna rağmen kadın oradaydı. Zar zor da olsa hayatta kalmıştı. Vücudunun sol kısmı artık bir vücut olmaktan çıkarak etlerle dolu bir kan silsilesine dönüşmüştü. Canı inanılmaz derecede yanıyor olmalıydı ama kadının bunu umursamadığı açıktı. En azından baldırlarından akan o berrak sıvıyı görünce bunu anlayabiliyordunuz.

 “Parlak bir Büyü kullandım. Biraz fazla kaçtı.”

 “Biraz mı…”

 Sukkubus 15 metre ötedeki devasa kratere bakınca gözlerine inanamadı. İlk patlama yerde ufak bir delik açmıştı ve bu delik yaklaşık bir metre derinliğe sahipti; fakat ikinci patlama öyle büyüktü ki 6 metre genişliğinde devasa bir delik oluşturmuştu.

 “Kora—şey Kollu nerede?”

 “Şurada,” Boxxy örümcek bacaklarının birine doğru bakarak gösterdi. “Ve şurada, Ve orada. Oh, şurada da var!”

 “Uahh… Kıskandı--- Pardon, ne korkunç bir ölüm şekli diyecektim…”

 Mazoşist yanını kabullenmeye karar vermiş olsa da, bunu efendisine belli etmek istemiyordu. Eğer o sandık acının Xera için bir cezadan çok bir ödül olduğunu anlarsa, ona işkence etmek için farklı bir yol bulabilirdi. Dolayısıyla bu durumu olabildiğince uzun sürdürmek istiyordu.

 “Ölmedi.”

 “…Ha?”

 “Ölmedi,” diye tekrarladı Boxxy. “En azından henüz ölmedi.

 “Ne demek istiy—“ Konuştuğu sırada kulağına garip bir ses gelince duraksadı.

 “... uuuuuuuh-”

 Bir habisin sesine benziyordu ama neden bu kadar uzaktan geliyordu? Dur bir saniye, neden dehşet verici bir hızla yaklaşıyordu?! Başını kaldıran Xera nihayetinde Kora’yı, daha doğrusu ondan geri kalan şeyleri gördü. Yan taraftaki yola doğru düşüyordu.

 “-uuuuuuuUUUUUUUUUUCK!”

*SPLAT*

Hizmetkarınız kayboldu.

“İşte şimdi öldü,” dedi Mimik.

 Tabii bu sözler Kora’nın ölümü için fazla basit kaçıyordu. Hizmetkarı duvara fırlatılan bir domates gibi yere çakılır çakılmaz paramparça olmuştu. Kafatası ortadan ikiye yarılınca dört bir yanı siyah kanlar kaplamıştı. Gövdesinden geriye kalanlar ise artık bir et-ezmesine benziyordu.

 Xera istemsizce titredi ve bu tecrübenin ne kadar can ‘yakacağını’ düşünürken kendine zar zor hakim olabildi.

 “Gidelim,” dedi Boxxy Kora’dan geriye kalan vücut parçaları kaybolurken. “Akşam yemeği bulmam lazım.”

 Bu olaylar nedense karnını acıktırmıştı.

……