Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

5. Bölüm Ölüm Farklı Farklı Şekillerde Gelir - Parça 4

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

 Zindan boyunca ritmik bir çatırtı sesi yankılanıyordu. Bu ses taşa çarpan ahşabın çıkardığı bir sesti. Yaşanan bu yankının sebebi olan aptal kutu yaptığı hatanın daha yeni yeni farkına varıyordu.

 Mimik ufacık bacaklarını öfkeyle sallıyor ve yan tarafını kim bilir kaçıncı kez taştan duvara çarpıyordu.

Hafif bir travma geçirdiniz. CP -2.

 Bu tanıdık mesaj son on dakikadır sürekli kendini tekrar ediyordu. Buna sebep olan aptal yaratık ise kendini cezalandırıyordu. Tam işler iyiye gidecekmiş gibi görünürken inanılmaz bir fırsatı geri tepmişti. O Nekromansır’ın Yetenekleri’nden ya da Meslek Puanları’ndan ufacık bir kısmı bile Mimik’i göklere çıkarmaya yeterdi!

 “KISHAAAA!” Diye bağırdı ve bir kez daha duvara çakıldı. Bu kez diğerlerinden daha fazla güç kullanmıştı.

Hafif bir travma geçirdiniz. CP -5.

 Yeterdi… Bu aptal hareketleri yüzünden CP gitgide düşüyordu. Zar zor sakinleşti ve her zamanki gibi ortalığı toplamaya başladı. Fakat etrafa dağılan fare leşleriyle uğraşmıyordu – bunlar halihazırda toza dönüşmeye başlamışlardı. Birkaç dakika sonra doğdukları zindana geri döneceklerdi.

 Mimik yuvasını eski şanına kavuşturduktan sonra yerine geçti ve ‘kontrol edilmiş’ bir sandık rolüne büründü. Başladı beklemeye…

 Saatler günlere, günler haftalara dönüştü. Mimik sabırla, kılını bile kıpırdatmadan bekliyordu. Buna bir itirazı yoktu. Zaten böyle davranmak için doğmuştu. Fakat her canlının hareketsiz durmaya karşı bir sınırı vardı.

Açsınız. Otomatik CP ve MP yenilenmesi yarıya düştü.

Mimik’in içinden bir gurultu sesi yükseldi. Dipsiz bir çukurdan farksız olan midesi boşalıyordu. En temel içgüdü olan yeme arzusu ve hayatta kalma isteği Mimik’in doğuştan gelen avlanma içgüdüsüne ters düşüyordu. Saklanma İçgüdüsü’nü mü dinleyecekti, yoksa avını aramak için onu cezbetmeye çalışan o sese mi kulak verecekti? Bu karar Mimik için önemliydi. Sonuçta, bugüne kadar doğduğu yerden en fazla birkaç metre uzaklaşmıştı.

  Kararını veren Mimik ufacık bacaklarını çıkararak kendini kaldırdı. Görünüşe burada bekleyerek yakın bir zamanda yiyecek bulamayacaktı; bu yüzden yaratık avını bizzat aramaya karar vermişti. Kurbanlarının büyük bir kısmının geldiği yöne doğru yan-yan ilerlemeye başladı. Fakat doğal olamayacak kadar düzgün olan zeminin sonuna geldiğinde duraksadı. Doğduğu yer zindandaki alışılagelmişin dışındaki düzgün zeminli bölgelerden biriydi. Daha önce Mimik bu alanın dışına çıkmayı denemişti ama düz zeminin hemen ilerisinde bulunan taşlı ve çakıllı yol hassas bacaklarına zarar veriyordu. Bu hiç de hoş bir his değildi. Dolayısıyla, Mimik buradan gitmek için farklı bir şey yapmalıydı.

  Şekildeğiştirme Yeteneğini kullandı. Vücudunu belli bir ölçüye kadar değiştirebiliyordu ama Mimik (Küçük) türündeki canlılar ‘kutu’ şeklindeki normal figürlerini tamamen terk edemiyorlardı. Yine de Mimik, vücudunun diğer kısımlarını değiştirebilirdi. Yere oturdu ve ufacık uzuvlarını geri çekti. Kısa bir süre sonra altı adet düzgün, uzun ve örümceğinkilere benzeyen bacaklar yan taraflarından çıktı.

 Bir Slime ya da bir Çamur Elementseli gibi vücudunu özgürce değiştiremiyordu ama bir şeyleri taklit etmek konusunda doğal bir yeteneği vardı. Sonuçta Mimik dediğiniz yaratık mimik yapar, yani taklit ederdi. Ve bu durumda, Mimik daha önce doğduğu yere gelen ufak bir örümcekten ilham almıştı. Son iki haftadır yapacak daha iyi bir şey bulamadığı için yaratık büyüsel algısıyla sürekli o ufak örümceği izlemişti. Örümceğin birden fazla eklemli bacaklarıyla duvara tırmandığını ve ördüğü ağlarda gezdiğini izlemek gerçekten de keyif vericiydi. Bu sayede Mimik o hareketleri ezberlemişti ve artık vakit, bu bilgiyi pratiğe dökme vaktiydi.

 Yeni bacaklarını kullanarak ayağa kalkmaya çalıştı ama bunu başaramadı. Çubuğu andıran bacaklar çok zayıftı ve kutuya benzeyen vücudunu kaldırmak için fazla uzun oldukları açıktı. Kalınlıklarını ve uzunluklarını defalarca kez ayarladıktan sonra Mimik nihayet doğru dengeyi buldu ve ayağa kalktı. Ardından örümcek-sandık birkaç adım atmayı deneyi. Fakat dengesini yitirerek yere düşmemek için çok uğraşıyordu. Bacakları iki yandan çıktığı için yaratık doğru düzgün yürüyemiyordu. Ağırlığı bacaklara yaymayı ve ağırlık merkezini kontrol etmeyi ilk defa öğreniyordu.

 Geçen zamanla birlikte Mimik, bu dengeyi öğrenmek yerine bacakları değiştirmenin daha kolay olacağını fark etti. Altı bacağı kutu şeklindeki bedeninin sağ ve sol taraflarından çıkarmak yerine onları eşit bir şekilde dağıttı. Bir bacak sola, bir bacak sağa, iki bacak öne ve iki bacak da arkaya… Bu şekilde zindanın engebeli zemininde kolayca ve rahatça ilerleyebilirdi. Hatta biraz hız bile yapabiliyordu; gerçi bir duvara toslamadan ya da yere çakılmadan durmak onun için pek kolay olmayacaktı.

Ustalık seviyesi yükseldi. Şekildeğiştirme artık Seviye 3. ÇEV +1. HIZ +1. DAY +2.

*GURURURU*

Mimik yaşadığı bu ufak güçlenmenin keyfini çıkaracak durumda değildi. Zaman akıp gidiyordu! Kararlılığını bir kenara bırakarak bilmediği diyarlara doğru ilk adımlarını attı. Büyüsel algısı sayesinde karanlıkta da görebiliyordu ama menzili kısıtlıydı. Bu yüzden Mimik’in yavaş ve sessizce yürümekten başka çaresi yoktu. Yere olabildiğince yakın ilerlerken alt kısmındaki hassas bölgelerin zemine değmemesine dikkat etmesi gerekiyordu.

 Aslında Gizlilik’i kullanabilirdi ama bu Yetenek MP harcıyordu. Zaten zavallı denebilecek bir yenilenme hızı vardı ve bu Yeteneği özgürce kullanabilecek durumda değildi.

 Mimik tünellerde ilerledi ve diğer yaratıkların yanlarından geçti. Hepsi aynı ‘rahim’den doğdukları için aralarında hafif de olsa telepatik bir bağlantı vardı. Onlar avcı ve av değil, akrabaydı. Bu yüzden birbirlerine engel olmaktan ziyade sadece selamı andıran garip hareketler yaparak yana çekiliyorlardı.

  Mimik tünelleri arıyor, av bulmak için etrafını süzüyordu. Ancak ne yaparsa yapsın bir türlü av bulamamıştı. Hatta hareket ettiği için her şey daha da kötüye gidiyordu.

Açlıktan kırılıyorsunuz. Otomatik CP ve MP yenilenmesi devredışı bırakıldı.

Mimikler pusu kurdukları esnada beklerken bir-nevi uyku moduna giriyorlardı. Bu sayede sadece enerjilerini ve kuvvetlerini korumakla kalmıyor, aynı zamanda varlıklarını da gizleyebiliyorlardı. Yani böyle bir yaratığın bir anda yürümeye karar vermesinin tek bir sonucu olabilirdi; er ya da geç yorulacaktı. Yaratık neden bir yemek uğruna bu kadar işe kalkıştığını düşünürken sinirlenmekte haklıydı.

 Aslında bu yaşananlar her şeyin altında yatan bir doğa kanununun eseriydi.

 Her zindanda Minimum Yaratık Seviyesi denen bir şey vardı. Bu seviye o zindanın havasında ve zemininde bulunan mananın miktarına ve yoğunluğuna bağlıydı. Zamanla bu tarz yerlerden yaratıklar doğardı ve anormal yoğunluktaki manalar onları beslerdi. Doğal olarak bölgedeki mana yoğunluğu ne kadar fazlaya, orada doğan yaratıklar da bir o kadar güçlü oluyordu.

 Örneğin, Göklere Açılan Yol adını taşıyan Siyah-kademe zindanda 100. Seviye’yi aşmış vahşi yaratıklar yaşıyordu. O dağın havası öyle yoğundu ki, sadece oradaki mana bile insanları öldürebiliyordu. Öyle bir yere gitmek istiyorsanız en azından 70. Seviye’de olmanız gerekirdi.

 Fakat, o mistik kavram sadece yaratıkları doğurmakla kalmıyordu. Mana, yaratıkları doğurduğu gibi ‘Çocuklarını’ da besliyordu. Bu sayede yaratıklar yiyecek, su ya da ekstrem durumlarda uyku gibi doğal ihtiyaçları görmezden gelebiliyorlardı. Ve bu yaratıklar her seferinde işgalcilerle mücadele ettikleri için er ya da geç güçleniyorlardı. Eğer fazla güç kazanırlarsa ‘ev’ dedikleri zindan onlara yetmiyor ve bu yüzden zindandan çıkmak zorunda kalıyorlardı. Zindanda daha fazla kalmak onlar için ölümcüldü. İşte bu, bir zindandaki Maksimum Yaratık Seviyesi’ni oluşturan ana mantığın ta kendisiydi.

 Ve bu Mimik’in başına gelen şey de aynıydı. 1. Seviye olarak doğal bu zavallı yaratık kaşla göz arasında 15. Seviye’ye kadar çıkmıştı. Litigar Zindan Kompleksi’nin Yeşil Bölgesi’ndeki Maksimum Yaratık Seviyesi 6’ydı. Yani bu Mimik çoktan sınırı aşmıştı. Artık eskisi gibi zindan tarafından beslenemiyordu ve açlığını yatıştırmak için yeni şeyler bulmak zorundaydı. Ayrıca ayaklı-kurbanları da son zamanlarda bu taraflara gelmeyi bırakmıştı. Mimik’in çıktığı ufak keşif yakında bunun sebebini öğrenmesini sağlayacaktı…

 “Söktör!” diye küfretti. Zindanın bu kısmı mühürlenmişti. Yatay ve dikey çelik barlarla sağlam bir kafes yaratılmıştı. Bu kafes 2 metre yüksekliğindeki tünelin dairesel ağzını kapatıyordu. Buradan geçmek imkansızdı.

 Valeria’nın kayboluşuyla birlikte yakınlardaki kasaba burayı direkt olarak mühürlemeye karar vermiş ve işin gerisini doğaya bırakmıştı. 20. Seviye’de olan bir maceraperesti yok edebilen her neyse kesinlikle Maksimum Yaratık Seviyesi’nin üstündeydi ve onu zindana kilitlerlerse bu ‘yaratık’ önünde sonunda açlıktan geberip giderdi. Zindandaki diğer yaratıkları yemek bile onu kurtarmazdı; çünkü zindandaki yaratıkların vücutları öldükten sonra manaya dönüşerek zindana geri karışıyordu.

  Ayrıca bir operasyondan ziyade bölgeyi karantina altına almak daha ucuzdu. Hem zaten Yeşil Bölge’nin %20’lik bir kısmını kapatsalar ne olacaktı ki? Çömezler zindanın diğer taraflarına gidebilirlerdi.

 Tabii Mimik böyle şeylerden tamamen bihaberdi; yine de önündeki metal kafesin onu bir ikileme soktuğunu biliyordu. Bu anormalliği ve son zamanlarda azalan kurban sayısının birbiriyle bağlayamayacak kadar aptal olsa da, kafasında başka bir soru vardı… Ne yapacaktı? Bu kafesi bir şekilde aşmak zorundaydı; bu nedenle birkaç şey denedi.

 Önce vücudunu kafesin boşluklarından sokmaya çalıştı ama boşluklar fazlasıyla küçüktü. Mimik şekil değiştirebiliyor olsa da bir Küçük Mimik olduğu için sandık şeklinden çıkamazdı. Sadece bir Slime böyle bir kafesten kolayca geçebilirdi. Bazen imkansız olan şeylerin imkansızlığını kabullenmek gerekirdi. Böylece Mimik zorla kafesten geçme fikrini bir kenara bıraktı.

  Ardından Depo’sundan bir kılıç çıkardı ve solungacı andıran diliyle onu kavradı. Kılıcı defalarca kez kafese doğru savurdu. Metalin metale çarpmasından çıkan ve çanı andıran sesler mağara boyunca yankılanırken fırlayan kıvılcımlar dört bir yana saçılıyordu. Ancak, beklendiği gibi, yüksek sıcaklıkta dövülmüş olan çelik barlarda bir değişiklik yoktu. Asıl olan kılıca olmuştu; demir kılıcın ucu iyice köreliyordu.

Mimik bir süre sonra pes etti. Kuvvetini bu şekilde harcamak hiç de mantıklı değildi. Eğer bu engeli yiyebilseydi, o halde iki Goblini bir Ateştopu’yla öldürmüş sayılabilirdi. Fakat demir zırhları bile yiyemiyorken, bir çelik barı tüketmeye çalışmak olacak iş değildi. Mimik körelen kılıcı havaya attı ve onu tekrardan yutarak şeyi---

 Yutmak mı?

 Mimik bugüne kadar yiyemediği her şeyi ‘yutmuştu’. Önündeki engeli de yiyemiyordu. Madem öyle, neden onu ‘yutmaya’ çalışmıyordu?

Özel bir hareket yaptınız. BİL +1.

Umut vadeden bir düşünceydi! BİL puanı yükseldiğine göre bu ‘özel hareket’ kesinlikle mükemmel bir fikre işaret ediyor olmalıydı!

 Mimik kafesten uzaklaştı, arkasına döndü ve ağzını açtı. Ağzında dönmekte olan, mor renkli bir boşluk açıldı ve içinden düzinelerce eşya fırladı. Mimik 2 metre çapa sahip bir kafesi yutmaya çalışacağı için Depo’yu boşaltmak zorundaydı. İşini bitirdiğinde, yanında kan lekeleriyle dolu neredeyse boyu kadar bir yığın oluşmuştu. Artık cep düzleminde sadece üç kılıç ve bir de hançer vardı.

Yaratık bir kez daha kafesle yüzleşti ve örümcek-vari bacaklarıyla yürüdü. Ağzını açarak çenesinin alt ve üst kısımlarını çelik barlara yerleştirdi; onları ısıracakmış gibi görünüyordu. Geriye kalan manasını kullanarak Depo portalını açtı. Fakat ne kadar denerse denesin, dönmekte olan mor boşluğun çapı bir türlü 40 santimi geçmiyordu.

 “SÖKTÖR!” Sinirini bozan çelik barlara tutunduğu sırada yine küfretti. Aptal bir yaratık olduğu için kafesle arasındaki boy farkını anlayamamıştı. Hayal kırıklığına uğrayan Mimik geri çekildi ve Depo portalı da aniden kapandı.

 Ve o esnada yaratığın vücuduna keskin bir acı saplandı. Mimik tısladı ve çığlığı bastı. Sahte sandığı andıran vücudunun tamamı şiddetle kasıldı; sanki oracıkta vücudu ikiye ayrılacak gibiydi.

Yanlış kullanımdan ötürü Depo büyünüz geri tepti. CP -100.

Büyü bir oyuncak değildi. Onu yanlış kullandığınızda ölümcül sonuçların ortaya çıkması bile mümkün olabiliyordu. Ve gerçekliğin içinde bir delik açmak da istisnalar arasında yer almıyordu. Hatta, Depo gibi uzay-kontrol büyülerinde bu durum daha da ciddiydi. Mimik’in demin istemeyerek yaptığı şey aslında henüz kapıdan çıkmadan önce kapıyı kendi suratına kapatmaya benziyordu. Eğer bunu daha güçlü uzay büyülerinde, yani Işınlanma ya da Kaçış gibi büyülerde yapacak olursa, vücudundan geriye pek bir şey kalmazdı.

 Tabii bu aptaldan büyünün temel prensiplerini anlamasını beklemek de biraz anlamsızdı. O sadece ağzında açılan Depo portalının ‘istediğim zaman açılan bir şey’ olduğunu sanıyordu.

 “Heeh. Heeh. Heeh. Heeh.” Diye nefes nefese kaldı. Mimik zırh ve silah yığının yanına yığıldı ve dayanılması güç acıdan ötürü dişlerini sıktı. Öfkeleniyordu. Neden bu aptal kafes önüne çıkmıştı ki?! O öfkeli anında dilini uzattı ve yanındaki zırh-silah yığınından yuvarlak bir kalkanı kavradı. Ardından kalkanı çelik barlara doğru tüm gücüyle fırlattı; başından beri suçun kendisinde olduğunu hala anlamamıştı.

 Demirle desteklenmiş olan kalkan bir frizbi gibi yatay şekilde uçarak çelik barlara çakıldı ve yere düşerken muazzam bir ses çıkardı. Ardından bahsi geçen kafesin bir kısmı yavaş yavaş geriye düştü ve taştan zemine çarpınca bir ‘tink’ sesi yükseldi.

 Mimik ne diyeceğini bilemiyordu. Gerçi zaten doğru düzgün de konuşamıyordu. Kalkanın açtığı bu yeni delik sadece 40 santim çapındaydı. Çelik barlar adeta keskin bir kılıç darbesiyle kesilmiş gibi görünüyordu. Aslında, Depo portalı açıldığı sırada çelik barların bazı kısımlarını gerçekten de yok etmişti. Portalın ani çöküşüyle birlikte çelik barların uç kısımlarındaki maddenin bir kısmı da kaybolmuş ve böylece metal barların bir kısmı zayıflamıştı. Hasar alan bu bölge kafesin diğer kısmıyla bağlantılı değildi. Bu yüzden o bölgeyi gerçek manada ‘açmak’ için boşta kalan çelik parçasına sadece biraz kuvvet uygulamak yeterdi. Mimik’in öfkeyle fırlattığı kalkan da tesadüf eseri bu ‘kuvveti’ uygulamıştı.

Özel bir hareket yaptınız. ŞNS +1

Eğer Mimik aptal şansı diye bir kavramı biliyor olsaydı, bu mesajı görür görmez kendisine hakaret edildiğini düşünürdü. Ama yaratık bunun yerine aniden keyiflenmişti; bu beklenmedik, garip Puan artışı onu şaşırtmıştı. Ardından Mimik ilerleyerek çelik barların açıldığı kısma doğru yöneldi ve yüzünde… Daha doğrusu yüz yerine her neye sahipse orada bir gülümseme belirdi.

……

Genel Bilgiler Özellikler Meslek Bilgileri
İsim   İsim Değer İsim Değer İsim Seviye İlerleme
Tür Mimik (Küçük) GÜÇ 42 ŞNS 3 Mimik 15 2%
Cinsiyet B/M HIZ 46          
Yaş 2 ay ÇEV 36          
Lonca   DAY 44          
CP 156/256 (+0.0/san) ZEK 35          
MP 114/170 (+0.0/san) BİL 39          
Yetenek Listesi
İsim Seviye İlerleme
Suikast 4 5%
Gizlilik 3 0%
Depo 2 48%
Şekildeğiştirme 3 18%
Kadavra Özümseme 1 0%
Kılıç Ustalığı 4 87%