Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Ölüm Farklı Farklı Şekillerde Gelir - Parça 6

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

 Kendi aptallığı yüzünden kılıçlarından birini kaybeden Mimik, artık rakiplerine karşı daha zayıf bir konumdaydı. Üç kılıcı kullanarak zar zor iki mızrakla başa çıkabiliyordu ve şimdiyse, eğer yaralı adam ayağa kalkarsa üç mızrağa karşı iki kılıç kullanmak zorunda kalacaktı. Geriye doğru birkaç adım çekilirken ne yapacağını bilemiyordu. Kaçmak bir seçenek miydi? Kaçsa bile yakın zamanda yiyecek bir şeyler bulabilecek miydi? Ayrıca bu adamlar kaçmasına izin verecek miydi? Neden yerde fare kafasını andıran bir taş vardı? Dur bir saniye, neden etrafta hiç yaratık göremiyordu? Ayrıca neden şu anda kendine bir sürü sormaya başlamıştı? Bu düşüncelerin hiçbiri onu ölümden kurtaramazdı.

 Muhafızlarla arasında biraz mesafe vardı ama adamlar ona yaklaşmakta tereddütlü görünüyorlardı. Önce yaralı yoldaşlarının ayağa kalkarak savaşa katılmasını bekledikleri açıktı ve görünüşe göre çok beklemeleri gerekmeyecekti. Mimik karşı koymak zorunda olduğunu biliyordu fakat yeni bir silaha ihtiyacı vardı. Şans eseri, hemen ayaklarının altında iki ceset yatıyordu ve ölüler, sahip oldukları şeyleri ‘verme’ konusunda oldukça cömertlerdi. Mimik boştaki diliyle uzanarak mızraklardan birini kavradı. Aslında bir mızrak daha vardı,‘Ölümcül Darbesi’ni bir kez daha deneyebilirdi, değil mi? İlk denemesinde muhtemelen yanlışlıkla rakibi ıskalamıştı! Ayrıca, bu silah büyük bir oka benziyordu ve oklar daha düzgün, daha hızlı uçabilen şeylerdi. Bu yaratık bir ay önce karşılaştığı bir Akıncı’yla yaptığı mücadele sonucu bunu öğrenmişti.

 Ve böylece, yeni silahı ele geçirdikten yaklaşık bir saniye sonra, Mimik onu da bütün gücüyle fırlattı. Kılıcın aksine mızrak, gerçekten de fırlatılmaya uygun bir silahtı. Çıplak gözle takip edilmesi zor bir hızla havayı yararak ilerliyordu, özellikle de bu karanlık ortamda daha da ölümcüldü. Fakat, ilk denemesindeki gibi bu mızrak da iki muhafızı ıskalamış, onlara çizik bile açamadan aralarından geçip gitmişti.

 “SÖKTÖR!” Diye bağırdı yaratık.

 Ancak metalin taşa vurmasından çıkan sesi duyacağını sandığı esnada, bunun yerine acı dolu bir çığlık duydu.

 “Aaargh! Ah hahahhhhhhh! AHHH!” Çığlık atan kişi yerde yatan üçüncü muhafızdı. Arkadaşları istemsizce başlarını çevirerek ona baktı. Yaralı adam tam ayağa kalkmak üzereyken mızrak ona saplanmıştı. Tam kasık bölgesine, zırhın hemen altına girmişti. Çığlık atıyordu ve çıkardığı sesler bu tüneldeki her adamın anlayabileceği türden serzenişlerdi.

Özel bir hareket yaptınız. LCK +1.

Rastgele gelen Puan artışını önemsemeyen Mimik, çabucak saldırıya geçti. Kalan iki muhafızın dikkatleri dağılmış ve elleri durmuştu – eğer bu durumu tersine çevirmenin bir yolu varsa, o da bu anı kullanmaktan geçiyordu. Mimik adamların tuttuğu mızrakların arasından sıyrılarak kılıçlarını savurdu. Afallamış durumdaki muhafızlar tam başlarını çevirdikleri sırada kılıçlar boğazlarına saplandı.

Kritik bir hamle indirdiniz! Hedefe verilen hasar: CP -78.
Ağır bir darbe indirdiniz. Hedef 5 saniye boyunca Sersemledi.
Kritik bir hamle indirdiniz! Hedefe verilen hasar: CP -79.
Ağır bir darbe indirdiniz. Hedef 5 saniye boyunca Sersemledi.
Ustalık seviyesi yükseldi. Kılıç Ustalığı artık Seviye 5. GÜÇ +2. HIZ +2.

 Şah mattı. Daha doğrusu, Mimik bir taktik kullanmış olsaydı buna ‘şah mat’ diyebilirdik. Boğazlarının arka kısımlarından giren kılıçlara rağmen adamların ölmemiş olması tam anlamıyla bir mucizeydi. Mimik kılıçlarını geri çekti ve yüzlerine saldırarak istemeyerek de olsa ikisini de öldürdü. Ardından yerde yatan ve son çığlıklarını atmakla meşgul olan muhafıza yaklaşarak onun da işini bitirdi.

 “SKEEEEEEEEEEEEeeee…!”

 Zindan boyunca zafer dolu bir çığlık yankılandı. Mimik hayatında ilk defa zor bir mücadele geçirmişti ve bu mücadeleyi kazanmanın keyfini çıkarıyordu. Bazen kurbanlarına pusu kurmakta başarısız olsa da, akabinde yaşadığı durumlar genelde Mimik’e pek zorluk çıkarmamıştı. Eğer bir kutlama dansı yapmak istiyorsa, o halde dans için bundan daha iyi bir zaman olamazdı.

  Gerçi bu zaferi kazanmasını sağlayan şey ne yeteneği ne de kurduğu stratejiydi. Her şeyi kendi aptallığı sayesinde başarmıştı. Gösterdiği öngörülemez ve garip tavırlar sayesinde rakibi tamamen hazırlıksız yakalamıştı. Yaratık ise bu ‘hazırlıksız’ anları fırsat bilerek işi bitirmişti. Meseleyi düşünmek konusunda pek iyi olmayabilirdi ama Mimik’in zihni, rakiplerinin zayıf anlarını kullanmak konusunda gerçekten muazzamdı.

 Hile? Korkaklık? Gurur? Böyle şeyleri bilmiyordu. Dürüst olmak gerekirse bildiği sadece birkaç şey vardı. Hem zaten bu kavramları bilse bile karnını doyurmak için onları görmezden gelebilirdi. Ve karnını doyurmak, şu anda tam da ihtiyacı olan şeydi. Dolayısıyla meseleyi üstelemeden önündeki beş cesede atıldı.

 Önce en son öldürdüğü muhafızla – saçma sapan bir şans eseri mızrağı kasık kısmına alan adamla- ziyafete başladı. Adamın vücuduna saplanmış olan mızrağı çıkardı ve ayaklarını yedi. Bacaklarını kopardığı sırada hoşuna gitmeyen metal parçaları tükürdü ve geriye kalan kısmı keyifle yuttu. Aynı şeyi adamın kollarına ve başına da yaptı; dişlerini acıtan zırhları çıkarması gerekiyordu. Fakat adamın gövdesiyle başa çıkmak zordu. Gövde hala daha zincirli, çelikten bir zırh ile kaplıydı ve onu çıkarmak imkansız gibi görünüyordu. Dişleriyle çeliği delemediğini unutmamak gerekirdi. Adamın zırhlı ve kanlı gövdesini bir kenara bıraktı, ardından diğer cesetlerin uzuvlarına ve kellelerine odaklandı.

Açlığınız yatıştı. Otomatik CP ve MP yenilenmesi normale döndü.

 Beşinci uzuv çiftini tükettiği sırada nihayet açlıktan kurtulduğunu söyleyen bir pencereyle karşılaştı. Rahatlamıştı. Açlığını tamamen ortadan kaldırmak için ne kadar yemesi gerektiğini bilmiyordu.

 Yine de, zırhlı gövdeleri arkasında bırakmak büyük bir israf olurdu. Mimik yemek konusunda fazla seçici değildi ama yine de favori parçaları vardı. Örneğin insan vücudunun iç organları en lezzetli kısımlardı. Kafa kısmı ona yakındı. Beyin biraz tatsız kalıyordu ama kafatasını çiğnerken çıkan çatırtı seslerine bayılıyordu. Çiğnemesi çok zevkliydi. Kalp ise listede üçüncü sıradaydı çünkü çok kaygan ve yumuşaktı. Kıç ve baldırlar da lezzetliydi ama şimdiye kadar edindiği tecrübelere göre bu kısımların lezzeti kişiden kişiye değişiyordu. Bazılarınınki kokuyordu ve sertti; bazılarının ki ise çok yumuşaktı.

 Uzun lafın kısası, en sevdiği lezzetlerden iki tanesi gövde kısmındaydı. Onlara ulaşmak istiyordu ve acelesi olmadığı için bu konuya odaklanacaktı. Önce mücadele esnasında fırlattığı kılıcı geri aldı. Ardından uzuvlarını yediği ve tek parça halinde duran bir gövdeye yaklaştı ve kılıcıyla zırhı eşeledi. Kılıcı birkaç açıdan soktuktan sonra bir şeyin farkına vardı; yediği kolların bulunduğu kısımdaki deri iplikleri kesebiliyordu. Bu iplikleri kestiğinde zırhın ön ve arka parçaları bir anda birbirinden ayrılmıştı. Daha sonrasında Mimik ayrılan parçayı kaldırarak keyifli ve leziz kokan etlere ulaşmayı başardı. Adeta buharlı bir tencereyi açmak gibiydi.

 *ÇATIRT KATIRT PATIRT*

 Tabii ondan daha iğrençti. Ürkütücü kemik ve çiğneme seslerinin arasında camın kırıldığı zaman çıkardığı sesi andıran bir tını duyuldu ve yaratığın hassas diline gizemli bir sıvı döküldü.

Bir Şifa İksiri kullandınız. CP +40.

Tadı kiraza benziyordu. Gerçi bu yaratık daha önce hiç kiraz tatmamıştı. Büyülü sıvı yayılarak Mimik’in açık yarasına yöneldi. İroniktir ki, ona bu yarayı açan kişi aynı zamanda iksirin de sahibiydi.

 *HOP ŞIT GARKK*

  Tabii bu Mimik’in umurunda değildi. Yemeğe o kadar dalmıştı ki neler olduğunu fark edemeyecek haldeydi.

 Dur bir saniye, zaten karnını doyurmamış mıydı? Şimdilik aç değildi ama sonraları bu açlık geri dönebilirdi. Daha doğrusu, bu açlık kesinlikle geri dönecekti! Geriye kalan vücut parçalarını şimdi yemektense, onları Depo’ya kaldırmak daha mantıklı değil miydi? Mimik bu cesetlerin ne kadar süre taze kalacaklarını bilmiyordu ama denemeye değerdi. Dolayısıyla Mimik hayatında ilk defa ileriye dönük bir plan yapacak ve geriye kalan iki gövdeyi sonraya saklayacaktı.

 Yani, normal koşullarda dört tane gövdeyi saklayabilirdi ama durumu anlayana kadar gövdelerden ikisini daha yemişti. Dürüst olmak gerekirse önünde böyle lezzetli etler varken Mimik’in bu karara varması bile bir mucizeydi. Evet, planı biraz geç fark etmişti ama yine de zekasında bir ilerleme vardı.

 Kanlarla kaplı tüneldeki işini tamamlayan Mimik, daha önce grubun öldürdüğü diğer Mimik’in olduğu yere geçti. Ölen Mimik’in cesedi çoktan manaya dönüşerek zindana karışmıştı. Hayatta kalan ise onun yerine geçerek bir-nevi uyku moduna girdi. Hala ağır yaralıydı; bu nedenle önce otomatik CP ve MP yenilenmesinin onu eski haline getirmesini bekleyecekti.

 Zarar görmüş, neredeyse yarılmış olan sahte-sandığın üst kısmı yaklaşık on dakika boyunca iyileşerek yavaş yavaş eski haline döndü. Canı ve manası tamamen yenilendikten sonra Mimik ayağa kalktı ve yürümeye başladı. Son zamanlarda yaşananlardan ötürü burayı terk etmenin iyi bir karar olacağını düşünmüştü; artık bu gidişi daha fazla geciktirmenin bir anlamı yoktu. Ve zindandaki manayla olan bağlantısı sayesinde çıkışın hangi tarafta olduğunu gayet iyi biliyordu.

 Birkaç dakika yürüdükten sonra dar ve klostrofobik tünellerin gitgide genişlediğini fark etti. Hatta ‘dışarısı’ olduğunu düşündüğü yerden soğuk bir esinti geliyordu. İyice heyecanlanan Mimik hızlandı ve örümcek-vari bacakları onu ileriye taşıdı. Duvarlar gitgide genişliyor ve tavan iyice uzuyordu. Zamanla sadece zemini algılamaya başlamıştı. Diğer yüzeyler Mimik’in 10 metre menzile sahip büyüsel algısından tamamen çıkmıştı.

 Mimik ilk defa böyle bir şeyi yaşıyordu. Garip bir hissiyattı ve gerçekten de önemsiz sayılırdı. Mimik yürümeye devam etti. Havadaki manayla olan bağlantısı kesilmediği sürece nereden çıkabileceği bile---

Litigar Zindan Kompleksi'nden çıktınız.
Zindanla aranızdaki bağlantı koptu.

 Donakaldı. Bir şeyler aniden ters hissettirmeye başlamıştı. Yanlıştı. Öncelikle, hayatında ilk defa kaybolduğunu hissediyordu. Tamamen yön duygusunu yitirmişti. Artık nerede olduğunu ve nereye gittiğini bilmiyordu. Başıboş bir şekilde dolaşmaktaydı ve hangi yöne gittiğini gösterecek hiçbir şeye sahip değildi. Birkaç dakikalık şokun ardından bir şekilde geri dönmeyi başardı.

Litigar Zindan Kompleksi'ne girdiniz.

Fakat, geri dönmesine rağmen onu zindanın ‘bir parçası’ yapan o görünmez iplik çoktan kopmuştu. Artık buraya ait değildi. İlk başlarda geri dönmek istiyordu fakat bu isteği yavaş yavaş kaybolmaktaydı. Bir zindandaki yaratıklar için gri bölge diye bir şey yoktu. Yani onlar için ya bir düşmandınız ya da bir dost. Ve Mimik şu anda bu zindanın düşmanlarından biriydi; buna şüphe yoktu. Daha önce zindandaki fareleri ve yarasaları yemek istemiyordu ama bu düşüncesi tamamen değişmişti. Hatta kendi türünü bile sıkıntı çekmeden direkt öldürebileceğini hissediyordu.

 Yaratık bunların ne anlama geldiğini az-çok biliyordu. Hatta bunu öyle çabuk anlamıştı ki kendisi bile şaşırmıştı. Yoksa en başından beri bir dahi mıydı? Bir şeyler değişmişti. Hayatında ilk defa doğru düzgün düşünebiliyordu. Sanki bugüne kadar zihni bir sis perdesiyle kaplıydı ve zindandan dışarı adımını atar atmaz o sis perdesi kalkmıştı.

 İşin aslı, bugüne kadar onu besleyen mana, aynı zamanda ondan özgür iradesini de çekip alıyordu. Peki ya zindandan çıkma dürtüsü? Bu dürtüyü ona veren şey de mananın ta kendisiydi! Tam gaz kaçmak yerine o muhafızlarla savaşmasına neden olan dürtünün kaynağı? Zindandı… Çünkü zindan o ‘İşgalcilerin’ ölmesini istiyordu.

 ‘Şaşırmamak lazım,’ diye düşündü. Kendisini bir aptal olarak görüyor olsa da, eskiden kendisini bu sorundan kurtarmak için herhangi bir adım atamıyordu. Şimdiyse farklıydı. Artık özgürdü. Ayrıca korkudan ne yapacağını bilemiyordu ama özgürdü. Ve bu özgürlüğe sarılan Mimik, hayatın içindeki kendi yolunu keşfetmeye karar verdi. Belki günün birinde geri döner ve bu zindana kimin ‘Patron’ olduğunu gösterirdi!

 Ama bundan önce gitmesi gerekiyordu. Algı menzili büyük bir sorundu. Bu adeta hiçbir işaretin olmadığı karanlık bir toprakta kaybolmaya benziyordu. Eğer dünyanın geri kalanı da bu kadar genişse, o halde Mimik ‘görmenin’ farklı bir yolunu bulmak zorundaydı. Neyse ki ne yapması gerektiğini iyi biliyordu. Daha önce karşılaştığı kurbanların ‘büyüsel algı’ diye bir şeye sahip olmadıklarını öğrenmişti. Aksi halde insanlara gizlice yaklaşamazdı. Ve bunca karşılaşmanın ve o son savaşın ardından, Mimik bir organ çiftinin önemini çok iyi anlamıştı. Yani tek yapması gereken şey o organları taklit etmekti ve bu konuda gayet iyiydi.

  Sonuçta Mimik dediğiniz yaratık Mimik yapar, yani taklit ederdi. Bu, hayatın gerçeklerinden biriydi.

 Mimik sahte-odun gövdesinin hemen dışında bir göz oluşturdu. Bugüne kadar yaklaşık yüz tane göz bebeği yemişti ve bunlara aşinaydı. Dolayısıyla aşina olduğu bir organı yaratmakta pek zorlanmamıştı. Aynı örümcek bacakları gibi… Tabii yine de gözün şeklini ve yapısını kendisine göre ayarlaması gerekiyordu. Otuz dakikalık uğraşın ardından nihayet başarıya ulaştı.

 Görebiliyordu. Sonunda kendi gözüyle görebiliyordu! Fakat taklit ettiği şey bir insan gözüne çok benzediği için karanlıkta pek iyi göremiyordu. Yine de bu yeni organ, ona doğru yaklaşan ışıkları saptamakta hiç zorlanmayarak kullanışlılığını hemen göstermişti. 4 kişilik bir maceraperest ekibi yaklaşıyordu ve hepsinin bellerine bir lamba asılıydı. Mimik’le aralarında yaklaşık 40 metre vardı. Görünüşe göre zindanın derinliklerine inmek istiyorlardı ve Mimik’in yanından geçeceklerdi.

 Fakat yaratık, yeni bir kurban bulduğu için ne heyecanlandı ne de keyiflendi. Artık güdüsel olarak avlanmak ve öldürmek istemiyordu. Bu insanlara doğru adete bir hayvana bakarmış gibi kayıtsızca bakıyordu. Leziz, kanla dolu, yumuşak, çıtır kemiklere sahip muazzam iç organlı ve—

 Tamam tamam, elbette bu insanlara saldıracak ve onları yiyecekti. Fakat bu kez bunu garip bir büyülü güdü nedeniyle yapmayacaktı! Bu kez, onları öldürmeye kendi özgür iradesiyle karar vermişti. Sonuçta karnını bir şekilde doyurması gerekirken, neden ona yaklaşan bu beleş etleri geri çevirsindi ki? Hatta, neden bekliyordu ki? Bu insanlar daha önce öldürdüğü 40 kurbanına çok benziyordu. Eğer beş zırhlı muhafızı yenebiliyorsa, bu çömezleri hayli hayli parçalayabilirdi.

 Örümcek bacaklarını çıkardı, üç diliyle silahlarını kavradı ve adeta Ölümün ete ve kemiğe bürünmüş hali gibi onlara atıldı. Bu avlanma ve hayatta kalma güdüsü değildi, bu zindanın kontrolüyle yaptığı bir hareket de değildi.

 Onları öldürecekti, çünkü bunu istiyordu ve bunun için neredeyse hiç sebebi yoktu.

 Aynı diğer yaratıkların yapacağı gibi…

.......

Genel Bilgiler Özellikler Meslek Bilgileri
İsim   İsim Değer İsim Değer İsim Seviye İlerleme
Tür Mimik (Küçük) GÜÇ 44 ŞNS 4 Mimik 15 27%
Cinsiyet B/M HIZ 48          
Yaş 2 ay ÇEV 36          
Lonca   DAY 44          
CP 266/266 (+0.4/san) ZEK 35          
MP 170/170 (+0.3/san) BİL 39          
Yetenek Listesi
İsim Seviye İlerleme
Suikast 4 %29
Gizlilik 3 %11
Depo 2 %50
Şekildeğiştirme 3 %65
Kadavra Özümseme 1 %0
Kılıç Ustalığı 5 %2