Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm Meydan Okuma

Çevirmen: Nightingale / Editor: Güz

Jian Chen, Ka Di Liang’ın kibrine elinde olmadan öfkelenmişti. O da ona küçümseyen bakışlarıyla baktı. “Daha önce seni yendim, bana meydan okumak için doğru vasıflara sahip olmalısın, değil mi?” Artık Jian Chen’in ses tonunda da kibir vardı. Bu tavrını önceki yaşamından edinmişti. Bu tavırlar onda kaza eseri kalmıştı.

Jian Chen’i duyan Ka Di Liang’ın yakışıklı yüzü bir anda bembeyaz kesildi. Öfkeden gözleri parlıyordu, ama kütüphane kurallarını çiğnemeye cesaret edemedi. Yoksa Jian Chen'e çoktan saldırırdı.

Kardeşinin yanında duran Ka Di Qiuli bile sinirlenmişti. Jian Chen'e dik dik bakmaya başladı, “Hah, kardeşimin meydan okumasını bile kabul etmiyorsun, nasıl bir adamsın sen?”

Ka Di Qiuli'nin sözlerinin üzerine, Ka Di Liang’ın öfkesi yeniden harlandı. “Doğru. Meydan okumama karşılık vermezsen korkaklık etmiş olursun. Changyang Xiang Tian, ​​savaş sahasında seni bekleyeceğim. Eğer bir korkak olduğunu kabul ediyorsan, gelme. Üçüncü kız kardeş, sahaya gidelim!” Bundan sonra, Ka Di Liang kütüphaneden çıkmadan Jian Chen’e son defa baktı.

“Hmm, Changyang Xiang Tian, ​​bence gelmelisin. Gelmezsen korkaksın demektir!” Ka Di Qiuli ardından erkek kardeşinin peşinden gitti.

“Changyang Xiang Tian, ​​sen Çömezler Lideri olmuştun, değil mi?”

“Evet, Changyang Xiang Tian'nın 8. derecede Azizlik Gücü olduğunu ve herkesi yenip kazandığını duydum, ne kadar şaşırtıcı…”

Ka Di Qiuli gittikten sonra, tüm kütüphane fısıltıyla dolmuştu. Herkes, Çömezler Lideri Changyang Xiang Tian hakkında konuşuyordu.

Jian Chen'in yanında oturan kız bile ona hayretler içinde baktı. Bu sohbetin ardından gözlerini hızla kırpıştırıyordu. Jian Chen’in Çömezler Lideri olduğunu bilmediği açıktı.

Jian Chen yavaşça kitabını eline aldı, ifadesi çok seçilemiyordu. Ka Di Klanı'ndan iki kardeşin onu rahatsız etmesinden sonra, okuma isteği kaçmıştı aslında. Ayrıca, Jian Chen'in meydan okumayı kabul etmekten başka şansı yoktu, aksi takdirde akademideki herkes onu konuşacaktı. Jian Chen, kendi itibarını çok düşünmese de, Changyang ailesini sembolize ediyordu. Abisinin arkasından, Changyang ailesinin adını karalamamak için düelloyu kabul etmeliydi. Aynı zamanda Jian Chen, Changyang Hu’nın korkak bir kardeşi olduğunu düşünmesini istemiyordu.

Sandalyesinden yavaşça kalktı, kitapları da yanına alıp rafa bıraktı. Kitaplar düzgün bir şekilde rafa sıralandıktan sonra, Jian Chen kütüphaneden çıkmaya hazırdı. O anda kütüphanedeki herkes Jian Chen’in gidişini seyrediyordu.

“Hey, Changyang Xiang Tian!” Jian Chen kütüphanenin kapılarını yaklaşmıştı ki, bir kadın seslendi.

Arkasını dönünce, Jian Chen o güzel kızla karşı karşıya geldi. “Evet?”

Kız ona daha da yaklaştı ve sordu. “Changyang Xiang Tian, ​​meydan okumalarını gerçekten kabul edecek misin?”

“Elbette!” Jian Chen başını salladı.

“Aslında onun meydan okumasını kabul etmek zorunda değilsin. O çocuklar kütüphanede ses çıkartıp akademi kurallarını ihlal etti. Bunu gidip müdürlüğe rapor edebilirsin. O ikisi kesin cezalandırılır. Kargath Akademisi’nde, hiç kimse okul müdürünün emrine karşı gelmeye cüret edemez.”

Bu sözleri duyan Jian Chen, kız hakkında daha olumlu düşünmeye başladı. Hafifçe gülümsedi. “Meydan okudular artık. Kabul etmek durumundayım!” Bunu söyledikten sonra kütüphaneden ayrıldı.

Kız Jian Chen’in gidişini izlerken, gözleri parlıyordu. Biraz tereddüt ettikten sonra masada bıraktığı kitabını hızla alıp rafa kaldırdı. Ardından dövüşün yapılacağı sahaya gitti.

Kızın arkasından kütüphane tamamen sessizliğe gömüldü. Sonra birileri konuşmaya başladı. “Çok ilginç bir manzara beni bekliyor. 8. derece bir öğrenci, 9. dereceden birine karşı gelecek. Bunu kaçıran aptaldır.” Okul üniformasıyla dolaşan erkeklerden biri hızla kütüphaneden çıktı.

Onun ardından kütüphanedeki öğrenciler birer birer ellerindeki kitapları raflara dizip oradan ayrıldılar.

Okulun dövüş sahası, spor alanının bir köşesinde konumlandırılmıştı. İçeride, her biri yaklaşık 20 metre çapa sahip sahalar vardı. Ancak, dövüş sanatları bölümüne ait saha biraz daha ufakçaydı ve sadece 100 kişi orada seyirci olabiliyordu. Öyle olmasa, yarışmanın alanını daha geniş bir yere taşımazlardı.

Jian Chen, dövüş sanatları sahasına gelince, Ka Di Liang'ın orada ayakta beklediğini gördü. Yüzünde her zamanki kibirli ifadesi vardı. Platformun biraz altında duran Ka Di Qiuli ve akademinin diğer öğrencileri onları seyrediyordu.

Uzaktan Jian Chen'in geldiğini gören Ka Di Liang, bağırmaya başladı. “Ben de korkup buraya gelmeye cesaret edemediğini düşünmüştüm.”

“Hah!” Jian Chen küçümseyici tavrıyla sahaya girdi. Kollarını bağlayarak sahada durdu ve soğuk bir cevap verdi. “Gel bakalım. Bana 10 kez saldırmana izin vereceğim. Bu 10 saldırı sırasında, sana karşılık vermeyeceğim.”

Jian Chen’in sözlerini işiten öğrenciler ağzı açık onlara bakıyordu ve aralarında fısıldaşmaya başladılar. Yaşı büyük öğrenciler ile birlikte, Jian Chen hakkında pek olumlu düşünmeyenler de vardı. Birinci sınıf dövüş sanatları yarışmasında, Jian Chen'in Ka Di Liang'ı yenmesinin tek sebebi, Ka Di Liang'ın dikkatsiz davranmasıydı.

Ka Di Liang’ın gözü sinirden parlıyordu. Jian Chen’in sözlerinden, Ka Di Liang’ı kendine denk görmediği anlaşılmıştı.

“Changyang Xiang Tian, ​​sandığımdan da zorbaymışsın.” dedi Ka Di Liang kendini sıkarak.

Jian Chen, umursamazca Ka Di Liang'a baktı ve cevap verdi. “Eğer dövüşmek istiyorsan acele et. Sana ayıracak zamanım yok!”

“Hm!” Ka Di Liang homurdandı ve sırıtarak sordu. “Neden bu kadar acele ediyorsun? Herkes buraya gelene kadar bekleyelim. Herkesin seni öldürdüğüm anı görmesini istiyorum.” Geçen hafta yarışmada yenildiğinden beri, Ka Di Liang kendi kendine hırs yapmıştı. özellikle de Jian Chen’in onu havaya fırlattığını düşündükçe kötü oluyordu. Ona göre, bu unutulmaz bir aşağılamaydı. Ka Di Liang’ın açısından, Jian Chen’e kaybetmesinin nedeni, dikkatsiz davranmasıydı. Bu şekilde, daha önce kaybettiği itibarını geri kazanma şansı elde etmişti ve Jian Chen'i acımasızca küçük düşürmeyi amaçlıyordu.

Yavaş yavaş, sahaya toplanan seyircilerin sayısı arttı. Uzaklardan gelen öğrenciler görünüyordu. Bu maç Ka Di Liang tarafından herkese duyrulmuştu.

Kısa bir süre sonra, dövüş sanatları sahası 200 kişi ile doldu. Herkes bu sahneyi izlemek için heyecandan ölmek üzereydi. Gelenler arasında, Ka Di Liang’ın ablası Ka Di Yun da vardı.

“Dördüncü kardeş, yapabilirsin. Abin yanında!” Aniden, diğer seslerin arasından biri duyuldu.

Jian Chen bu sesi duyunca hemen başını çevirdi ve abisi Changyang Hu'nın onun için tezahürat yaptığını gördü.

Bunun üzerine gülümsedi ve başını Changyang Hu'ya doğru sallayıp selam verdi.

Birisi tam o sırada elini çırpmaya başladı. “Haydi bahis yapalım, Bahis yapıyoruz! Katılmak isteyen buraya gelsin!”

“Ka Di Liang, 10 altına bahse varım…”

“Changyang Xiang Tian'ya, 20 altın veriyorum…”

“Ka Di Liang'a 50 altın…”

İnsanlar yavaş yavaş Jian Chen ve Ka Di Liang arasındaki maçın üzerinden bahse girmeye başladılar. Gelenler arasında soylular da vardı. Para meselesi onlar için sorun değildi, bu yüzden 10 altından 10 ametiste kadar bir çok para kondu. Bahse girenlerin % 80'i Ka Di Liang'a yatırmıştı ve sadece %20'si Jian Chen'e güveniyordu.

“Changyang Xiang Tian için 10 ametist!” Changyang Hu, tam zamanında masaya parasını çıkardı.

“Changyang Xiang Tian'a 10 ametist!” Changyang Xiang Tian'ın adına, yumuşak bir ses duyuldu. Jian Chen'in yanında oturan, kütüphanedeki kızdı. Belli ki büyük bir ailenin kızıydı. Söylediği her kelimede, sesindeki ahenk insanı büyülüyordu.

Kızın, Changyang Xiang Tian'a 10 ametist sikke vermesinden sonra, herkesin yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. Changyang Hu, Changyang Xiang Tian’nın abisiydi, bu yüzden anlam vermek kolaydı. Ancak, bu kız niye tereddüt etmeden parasını ona yatırıyordu? Buna şaşırsalar da, bir şey demediler.

Sahada duran Jian Chen, Ka Di Liang'a garip bir ifadeyle bakıyordu. “Artık başlayabiliriz, değil mi?”

Ka Di Liang, kendine güvenen bir tavırla yanıtladı. “Changyang Xiang Tian, ​​sana 10 kere saldırmamı istedin. Sözünün arkasında dursan iyi olur.”

“Bir asilzadenin ağzından çıkanlar söz sayılır. Elinden geleni ardına koyma.” dedi Jian Chen.

“Ne kadar da ukala!” Ka Di Liang, Jian Chen'in süslü laflarını tam olarak anlayamasa da, kabaca bir tahminde bulunmuştu. Başka bir laf etmeden dövüşü başlattı ve Jian Chen'e atıldı. Jian Chen on hamlesine müsaade ettiğinden, bu hamleleri geri çekilerek es geçecekti.

Ka Di Liang hızla Jian Chen'e koştu ve çok hızlı bir yumruk savurdu. Bu yumruk sebebiyle, havada ıslık sesi çıkmıştı.

Yumrukla baş başa kalan Jian Chen’in tek yaptığı bir adım geri çekilmek oldu. Bu sayede yumruğun ona değmeden geçip gitmesine izin vermişti.

“Hu… Aslında… biraz daha yakın olsaydı, yumruk yiyebilirdi…”

“Bu Changyang Xiang Tian o kadar da güçlü olamaz. Daha dövüş yeni başladı, az kalsın yumruk yiyecekti. Bu yumruklardan birine bile denk gelirse, ufak bir sıyrıkla kurtulamamasından korkuyorum. Zaten o zaman kazanan belli olacaktır.”

“Changyang Xiang Tian’nın şansı yaver gidiyor, bu yumruktan kaçabilmesi…”

 

Saha etrafındaki herkes, Jian Chen'in Ka Di Liang'ın yumruğundan şans eseri kaçtığını konuşuyordu ve sadece çok az seyirci bu hareketindeki hikmeti anlayıp Jian Chen'e farklı bir gözle bakmaya başlamıştı.