Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

32. Bölüm Canavar Çekirdeği Avı

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Güz

Jian Chen penceresinden dışarıyı izliyordu. Güneş tepeye çıkmış, sabahın erken saatleri geride kalmıştı.

Bugün Kargath Akademisi için özel bir gündü, çünkü tüm öğrenciler ve öğretmenlerin katılacağı büyük çaplı bir etkinliğe ev sahipliği yapacaktı. Bu olaya Vahşi Doğada Yaşam adı verilmişti. Her öğrenci, Kargath Akademisi’nin 20 mil uzağındaki ormanda üç gün geçirecekti. Üç gün içinde, her öğrencinin en az 2. sınıf bir canavar çekirdeği bulması şarttı. Aziz seviyesine ulaşanlar 2. sınıf iki canavar çekirdeği bulacaklardı. Canavar çekirdeklerinin sayısı çok önemli değildi ama en çok canavar çekirdeği toplayan, değerli bir ödüle layık görülecekti. Bu ödül de, Evrensel Canavar Çekirdeği ve Boyutsal Yüzük idi.

Ödül öylesine çekiciydi ki, zengin aile çocuklarının önüne konulsa onlar bile canlarını dişlerine takıp harekete geçerdi.

Bununla birlikte, bu ödülü alan öğrenciler kütüphanenin dördüncü katındaki çeşitli savaş becerileri ve gelişim yöntemleri hakkındaki kitaplara da erişebilecekti. Bu ödül özellikle sıradan aile çocukları için çok cazipti.

Savaş becerileri güçlü saldırılara imkan sağlayan yöntemlerdi. Azizlik Gücü'nün farklı kullanımlarıyla birlikte, bir kişinin gücü bu sayede %120'ye kadar yükselebilir ve başkalarının orijinal güçlerini tamamen bastırabilirdi.

Öte yandan, gelişim yöntemleri sadece Azizlik seviyesine ulaşanlara açılırdı. Bazı sıradan aileler, en düşük düzeydeki gelişim yöntemlerini bile bilmiyorlardı ve bu ailelerde doğan çocuklar, Azizlik Gücü'nü geliştirmek için kendilerine verilen yüzeysel yöntemlerle idare etmek zorundalardı. Bu yöntemler Tian Yuan kıtasında sık rastlanan metotlardı. İşlem adımları son derece basitti, bu yüzden birçok sıradan aile bu yöntemleri çok iyi biliyordu. Tek kötü yanı, bu yöntemler sadece 10. dereceye kadar faydalı olduğundan Azizlik seviyesine ulaşanlar bunu faydasız bulacaktı. Böylelikle, savaş becerileri ve gelişim yöntemleri, sıradan aile çocukları için erişilmez değerler olarak bilinirdi.

Tian Yuan kıtasındaki savaş becerileri ve gelişim yöntemleri dört seviyeye ayrılırdı: İnsan Katmanı, Toprak Katmanı, Gök Katmanı ve Azizlik Katmanı. Her katman kendi arasında da 3 ayrı kısma ayrılıyordu: Başlangıç, Orta ve İleri.

Yurttan ayrılan Jian Chen, spor sahasına doğru dümdüz ilerledi. Etkinlik tarihi üç gün önce açıklanmıştı. Şimdiye dek tüm öğrenciler kendi yeteneklerini en üst seviyede tutup etkinliğe hazırlanmış olmalılardı.

Jian Chen spor sahasına geldiğinde, her yerin insanla dolup taştığını gördü. Ancak, bu kalabalık iki gruba ayrılmıştı. Bir taraf tamamen soylular, diğer taraf da tamamen sıradan öğrencilerden oluşuyordu.

Henüz Azizlik seviyesine ulaşmamış tüm öğrencilerde güneşte parlayan çelik silahlar vardı. Onlar canavarlarla yüzleştikleri için, okul yönetimi kendi silahlarını kendilerinin seçmesine müsaade etmişti.

Jian Chen silahların bulunduğu depoya gitti. Ancak, oradaki silahları görünce kaşları hızla havaya kalktı. İyi silahların hepsi öğrenciler tarafından seçilmişti ve kalan iyi silahlar ise kullanımı güç ağır silahlardı. Jian Chen ile pek uyumlu oldukları söylenemezdi.

Jian Chen, önündeki silahlara baktı. Kendi parmağı kalınlığında kırık bir kılıç görünce, gözleri birden aydınlandı. Tüm gücüyle, üç santim uzunluğundaki ve yüzeyi tamamen sarı pasla kaplı kılıcı çekti. Kılıcın kırık ucu son derece sivriydi.

Jian Chen paslı demiri eliyle ovdu ve tatmin olmuş bir şekilde başını sallamadan önce sağlamlığını kontrol etti. Bu demir kılıç ilk bakışta pek kullanışlı görünmüyordu, ancak ağırlık ve uzunluk bakımından Jian Chen ile gayet uyumlu duruyordu. Kalan silahlar arasında sadece bu kılıç Jian Chen’in yetenekleriyle birebir uyumlu olabilirdi.

O anda, Tie Ta kalabalığın arasından sıyrıldı. Sırtında, neredeyse onun kadar büyük dev bir balta vardı. Bu balta, Tie Ta'yi daha da etkili ve güçlü göstermişti.

Tie Ta, Jian Chen'e yaklaştı ve bakışlarını Jian Chen’in elindeki paslı demir çubuğa çevirdi. Gözleri kocaman açıldı. "Hah, Changyang Xiang Tian bu demir çubukla ne yapıyorsun?"

Jian Chen, “Silah olarak kullanmak dışında ne yapabilirim sence?” derken güldü.

“Her neyse, Changyang Xiang Tian, ​​bu berbat demir parçasını silah olarak mı kullanacaksın gerçekten? Sen… Sen… Kafan iyi mi?” Diye sordu Tie Ta şaşkınlıkla.

Jian Chen kıkırdamakla yetinip başka bir şey söylemedi.

Tie Ta, Jian Chen’in bu berbat gözüken çubuğu nasıl silah olarak kullanacağını tam anlamasa da, konuyu uzatmadı. Bunun yerine konuyu değiştirdi. “Changyang Xiang Tian, ​​nasıl bir ekip olacağız? Eğer el ele verirsek, 3. sınıf büyülü canavarlar bizi durduramaz. 2. sınıf canavarların üstesinden bile gelebiliriz. Dahası, çocukluğumdan bu yana ormanlarda vahşi hayvan avlıyorum. Az da olsa hayatta kalma konusunda deneyimim var. Eğer benimle birlikte kalırsan, sana zorluk çıkarmayacağımdan emin olabilirsin.”

Jian Chen bir süre düşündü. Sonunda, başını Tie Ta’nın teklifini kabul etmek üzere salladı. Okul, öğrencilerin 3-5 kişilik gruplar oluşturarak canavar avlamasına bir şey demiyordu, bu nedenle birçok öğrenci küçük gruplar halinde toplanmaya başladı.

O anda, bir soylu kibirli bir tavırla Tie Ta'ya yaklaştı. “Merhaba Tie Ta, benim adım Xiu Mi Si. 10. dereceden Azizlik Gücüm var. Benimle grup olmak ister misin? El ele verirsek, büyülü canavarları avlamanın bizim için daha kolay olacağına inanıyorum.”

Tie Ta, Xiu Mi Si'ye baktı ve başını iki yana salladı, “Buna gerek yok, Changyang Xiang Tian ve ben bu iş için yeterliyiz. Daha fazla kişi olmaya ihtiyacımız yok.”

Tie Ta’nın kendisini reddetmesiyle ortada kalan Xiu Mi Si, ümitsizliğe kapılmış gibi durmuyordu. Jian Chen'e baktı ve yüzündeki kibir yine ortaya çıktı. “Bu kişi İlim şehrinden Changyang Klanı'nın dördüncü efendisi Changyang Xiang Tian olmalı. Babam ‘Yasak Şehir’deki Xiu Mi Klanı'nın lideridir. Genç efendi Changyang Xiang Tian beni grubuna almaz mı?” Xiu Mi Si'nin sözleri nispeten saygılı bir tonda çıksa da, sözlerinin arkasındaki tehditkar hava hissediliyordu.

Yasak Şehir ‘Kral’ şehirdi ve Gesun Krallığı'nda ise bir İmparatorluk şehri olarak kabul edilirdi. Çünkü imparatorluk sarayı Yasak Şehir'deydi.

Xiu Mi Si'nin sözlerindeki gücü hisseden Jian Chen kaşlarını çattı. Bakışlarını Xiu Mi Si'nin yakışıklı yüzünde gezdirdi ve soğuk bir tavırla yanıtladı. “Özür dilerim, ama başka birine ihtiyacımız yok. Sonuçta, 3. sınıf cavanarlarla karşılaşacağız, başkalarının bakıcılığını yapacak vaktimiz olmayacak.”

Bunu duyan Xiu Mi Si’nin yüzü simsiyah kesildi. İfadesi Jian Chen’in sözleriyle bozuldu. Jian Chen’in Xiu Mi Si’nin yeteneklerini küçümsediği aşikardı.

Xiu Mi Si'nin yüzü kasvetli bir şekil alırken, Jian Chen’in umursamazlığı eşliğinde, oradan soğuk bir rüzgar gibi geçip gitti.

Xiu Mi Si ayrılınca, farklı kişiler onlara yaklaşmaya başladı. Bu insanlar Tie Ta'yla selamlaşmak yerine onun grubuna dahil olmak istiyorlardı. Ancak, hepsi reddedilmişti. Tie Ta bu insanların hiçbiri ile aynı ruhu taşımıyor, hatta onlarla iletişim kurmak bile istemiyordu.

Herkes gittikten sonra, Tie Ta’ya benzeyen, uzun ve sağlam duruşlu, 20 yaşlarında bir genç uzaktan yaklaştı. Genç doğrudan Jian Chen'in yanına geldi ve Jian Chen’in omzunu güçlü bir şekilde tutmak için elini uzattı. Gülerek konuştu. “Dördüncü kardeşim, artık okulda bayağı popülersin. Tüm Kargath Akademisi öğrencilerinin seni tanıdığına eminim. Bu hiç de fena değil. Changyang Klanı'nın başını yere eğmedin. Eh, abin olarak ben de bu ününden biraz faydalanıyorum.” Jian Chen’in en güçlü abisi Changyang Hu'ydu. Abisi ona gülerek bakıyordu ve heyecanının dorukta olduğu anlaşılıyordu.

Jian Chen gülümsedi. “Abi, şaka yapmayı bırak. Doğru, harika bir zamanda geldin. Neden bu etkinlikte gruplarımızı birleştirmiyoruz?”

Changyang Hu, bir şey düşündükten sonra başını salladı. Mutlu bir şekilde yanıtladı. “Dördüncü kardeşim, bana bir hafta önceden sorsaydınız, sizinle grup olmayı kabul ederdim. Ancak, şu anda yapamam. Bir hafta önce azizlik seviyesine ulaştım ve bir Aziz oldum. Yani bugünkü etkinliğe katılıp sizinle canavar avlayamam. Yanınızda olamayacağım maalesef.” Bunu söylerken, Changyang Hu'nun bedeninden de azizlik enerjisi yayılıyor, elleri parlıyordu. Elinde de hafif sarı bir ışıkla parlayan savaş baltası tutuyordu. Baltayı kardeşine gösterdi.

“Dördüncü kardeşim, fena değil, değil mi? Azizlik seviyesine ulaştıktan sonra, toprak özelliğim sayesinde buna sahip oldum.” Dedi gururla. Kendi özelliklerini keşfeden azizler, sıradan azizlere karşı daha büyük avantajlarla savaşıyordu. Aynı şartlar altında savaşan özellikli aziz ile sıradan aziz arasındaki savaşın kazananı, doğal olarak özellikli aziz olurdu.

Kişi, Azizlik seviyesine ulaştığında herhangi bir özelliğe sahip olup olmadığını anlayabilirdi. Yani aziz olmayanlar, özellikleri olup olmadığını anlayamıyordu. Gelgelelim bir özelliğe sahip olabilme ihtimali de çok düşüktü. Ortalama olarak, bin azizden sadece biri azizliğe ulaşınca özelliğini elde edebiliyordu.

Ayrıca, Kargath Akademisi'nde bulunan azizler Gesun Krallığı içinde özellik ihtimali en yüksek olanlardı. Bu yüzden azizliğe ulaşanlar arasında özelliğini keşfedenler sık görülüyordu.

Changyang Hu’nın çift ağızlı savaş baltasını gören Jian Chen elinde olmadan mutlulukla gülümsedi. “Abi, duvarı başarıyla kırıp Aziz olmanı tebrik ederim. Üstelik özelliğin bile var.”

Changyang Hu’nun ifadesi oldukça memnundu. Elini etrafındaki birkaç gence uzatıp onlara gelmelerini işaret etti. “Bak küçük kardeşim, seni onlarla tanıştırayım. Bu çocuklar benim emirlerimi yerine getiren seçkin çocuklardır. İsimleri sırasıyla Changyang Ao Jian, Changyang Feng ve Changyang Xiao Tian.”

“Dördüncü genç efendiyi selamlıyoruz!” Üç genç aynı anda son derece saygılı bir şekilde eğildi. Changyang Klanı'ndaki hiyerarşi son derece katıydı. Bu gençlerin Changyang Klanı'nda üstün statüleri olsa da, seviyeleri Jian Chen’den çok daha düşüktü. Jian Chen'den büyük olmalarına rağmen, Jian Chen'e saygılı bir şekilde davranmaları gerekiyordu.

Dahası, genç Jian Chen'i selamlarken, üçü de bundan rahatsız olmuşa benzemiyordu; aksine, aslında son derece gururlanmışlardı. Ne de olsa Jian Chen, 8. derece azizlik gücüne sahipken Aziz Ka Di Yun'u yenmeyi başarmıştı. Luo Jian ile de çıplak elle savaşmıştı. Sonunda Luo Jian'ı Azizlik Silahı’nı kullanmaya mecbur bırakmıştı. Jian Chen’in tüm başarıları, Kargath Akademisi’nin ona hayranlık duymasına sebep olmuştu.

Changyang Klanı'nın diğer üyeleri onun karşısında ancak gurur duyabilirlerdi. Jian Chen klanın bir üyesi olduğu için değil, aynı zamanda Changyang Klanı'nın dördüncü genç efendisi olduğu için de bundan onur duyuyorlardı.