Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Unutulan Dahi

Çevirmen: Nightingale / Editor: Güz

Dış salon geniş olsa da, Changyang konağının salonları onun yanında daha büyük kalıyordu. Şu anda etrafta dağınık halde duran onlarca insan vardı, aralarında ise diğerlerinden farklı kıyafetler giymiş birkaç orta yaşlı adam duruyordu.

Bi Yuntian, Jian Chen'i salondaki koltuğuna götürdü. Ön tarafta oturmak isteyenler klan içinde yüksek bir statüye sahip olmalıydı ve Jian Chen klan liderinin dördüncü oğlu olduğundan önde oturma hakkına sahipti. Ancak, kendine ait bir koltuğu henüz yoktu, bu yüzden annesi ile birlikte tek sandalyeyi paylaşmak zorunda kaldı.

Sevgi dolu Jian Chen annesinin kucağına yavaşça oturdu ve hiçbir şey demedi.

Bir anda, koltukların önünden teker teker salona giren insanlar geçmeye başladı. Bu sırada Jian Chen’in teyzesi* çocuğunu taşıyarak geliyordu.

“Hey… Dördüncü kardeş, bugün Azizlik Testi’ne gireceğin gün. Çok çalış ki, ikinci ablan hayal kırıklığına uğramasın.” Changyang Mingyue’nin güzel yüzü, yumuşak ama hevesli bir sesle konuşurken gülümsüyordu. Yumuşak bir ton kullanmasına rağmen, salondaki herkes konuşan kişiyi ve söylediklerini duyabilmişti.

“Ming Yue!” Annesi bir anda keskin gözlerini ona çevirdi.

Changyang Mingyue güldü ve Jiang Chen’e bakıp dilini çıkardı. Başka bir şey söylemeyip annesinin yanında sessizce oturdu. Sonra parlak gözlerini hızla kırpıştırdı ve gelenleri seyretti.

Çok geçmeden salondaki herkes yerine oturdu. Hepsi Jian Chen'e beklenti dolu gözlerle bakıyordu. Bu kadar insanın toplanmasının sebebi Jian Chen’in Azizlik Testi’ne girecek olmasıydı.

Eğer klandan başka bir çocuk bu teste giriyor olsaydı, bu kadar yoğun bir ilgi yaşanmazdı. Ama Jian Chen normal bir çocuk değildi. O, Changyang Klanı'nın lideri olduğu kadar, doğuştan tanrının bahşettiği bir yeteneğe sahipti. Klanın tamamı bu çocuktan büyük şeyler bekliyordu, bu yüzden Jian Chen’in Azizlik Testi’nde tüm klan toplanmıştı.

Sonuçta, Jian Chen bunca zaman bir sürü başarı elde etmişti ve Azizlik Testi onun için çok büyük bir dönüm noktası olacaktı.

Herkesin yerine oturmasıyla, Jian Chen’in babası Changyang Ba salonun ortasına doğru ilerleyip tahtına oturdu ve klan lideri olarak büyük bir kılıcı elinde aldı.

Changyang Ba’nın gözleri Jian Chen’e bir saniyeliğine takılsa da, Jian Chen’in güzel gülümsemesini fark etti. Hemen sonra Jian Chen’in Azizlik Testi’nin başladığını haber veren bir ses duyuldu.

“De Shu, Azizlik Testi töreninin idaresine seni koyduğum için üzgünüm.” Changyang Ba, yaşlı adama kibar bir şekilde hitap ediyordu.

Gri bir kıyafet giyen, 60 ila 70 yaşlarındaki beyaz saçlı adamın yüzü çok ihtiyarlamıştı. Yüzü kırışıklarla doluydu, ama gözleri hala parlaktı ve heyecan içindeydi.

Yaşlı adam, “Klan liderimiz ne kadar mütevazı.” diyerek güldü. Salonun ortasına doğru yürürken, yüzünde bir gülümseme belirdi. Jian Chen'e döndü: “Dördüncü genç efendi, eğer isterseniz!” demeden hemen önce yüzünü izlemişti.

Bi Yuntian, Jian Chen'e büyük bir şefkatle bakıp fısıldadı. “Xiang'er, lütfen De Shu'nun durduğu yere git, Azizlik gücünü test etsin.”

“Tamam!” Jian Chen hafifçe yanıtladı. Dahi çocuk koltuğundan kalktı ve küçük adımlarıyla yaşlı adamın durduğu yere yaklaştı.

Başka bir şey konuşulmadan, De Shu, parlak bir yüzüğün bulunduğu sağ elini havaya kaldırdı. Yüzüğü sallayınca zemin alçak bir sesle birlikte titremeye başladı. Bir anda önlerinde yarım metre büyüklüğünde beyaz bir taş belirdi. Beyaz taş mükemmel derecede parlamaktaydı; dikdörtgen şeklindeki taşın kalınlığı ve uzunluğu birer metreydi.

Ortaya çıkan beyaz taşa bakan Jian Chen’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Bu taşın ne olduğunu merak ediyordu, ama De Shu’nun sağ eli daha çok dikkatini çekmişti. Orta parmağındaki yüzük yoğun bir şekilde parlıyordu, sanki kitaplarda gördüğü parlak yüzük gibiydi.

Boyutsal yüzük, nadir ve özel malzemelerden yapılırdı, içinde bir şeyleri saklama özelliği de taşıyordu. İçinde tutacağı en küçük nesne, bir metreküplük hacme, en büyük nesne ise yüz metreküplük bir hacme sahip olabilirdi. Bir kimse istediği gibi yüzüğün içinde bir eşyasını saklayabilir yahut bunu ortaya çıkarabilirdi. Bu, Tian Yuan Kıtası’nda çok pahalı olan ve orta halli bir kişinin bedelini ödeyemeyeceği bir eşyaydı.

Jian Chen, orta parmağını süsleyen boyutsal yüzüğünü seyrederken, De Shu güldü. Ne zaman Azizlik Testi’ndeki beyaz taşı ortaya çıkarsa, herkes aynı tepkiyi veriyordu. Aslında, kendisi bu taşı o kadar çok görmüştü ki, sayısını bile unutmuştu.

“Dördüncü genç efendi, lütfen Azizlik Taşı’na bir elinizi koyun.” Dedi De Shu, gülümseyerek.

Azizlik Taşı, bir kişinin bedenindeki Azizlik Gücü’nün miktarını ölçebilen özel bir taş parçasıydı. Büyük Tian Yuan Kıtası’nda, kişinin kişisel gücünü ölçebilecek birçok farklı öğe bulunurdu. Azizlik Taşı, bir kişinin gücünü Kırmızı, Turuncu, Sarı, Yeşil, Mavi, Mavi ve Mor renklerini kullanarak ölçen bir materyaldi.

Taşın kırmızı rengi alması, kişinin Azizlik seviyesinin altında bir gücü olduğunu söylerken, turuncu renk kişinin bir Aziz ile aynı seviyede olduğu anlamına geliyordu. Sarı renk Büyük Aziz, mavi ise kişinin bir Küresel Aziz Üstadı olduğu anlamına geliyordu. Son olarak, mor renk Göklerin Aziz Üstadı demekti. Bir Aziz Hükümdar, Aziz Kral ve Aziz İmparator gibi Göklerin Aziz Üstadı'ndan daha yüksek bir rütbe ise, Azizlik Taşı tarafından ölçülemez üstünlükteydi.

De Shu’yu duyan Jian Chen kendini yeniden odakladı ve elini taşa koydu.

O anda herkesin gözü Azizlik Taşı’na dikildi. Herkes, yetenekli Jian Chen'in ne kadar güçlü olacağını öğrenmek için endişeyle ayağa kalktı.

Jian Chen elini Azizlik Taşı’na koyuca, De Shu, Azizlik Taşı’nı harekete geçirmek için birkaç büyülü sözcük sıraladı.

Jian Chen, taş ile kolu arasında tuhaf bir enerji akımı olduğunu hissetti. Enerji ona tuhaf gelse de, vücudunu taştan geri çekilmeden önce, enerjinin bedeninde dolaşmasına izin verdi.

De Shu, Azizlik Taşı’nda belirecek rengi görmek için gözlerini taşa çevirdi, ama kısa bir süre sonra hiçbir değişiklik olmadı. Asıl rengi dışında hiçbir renk belirtisi yoktu.

“Bu nasıl mümkün olur?! Azizlik Taşı’nda tek bir renk belirtisi bile yok!” De Shu şaşkınlıkla bağırmaktan başka bir şey yapamadı. Yüzündeki gülümseme yavaşça yüzünden kayboldu ve Jian Chen’e tuhaf bir ifadeyle baktı. İkisi de bu durum karşısında şaşkınlıkla kalakalmıştı.

De Shu'nun yüzünü ve Azizlik Taşı’nın renksizliğini baz alan insanlar gerçekliğe döndü. Herkes yanında oturan kişiyle fısıldaşmaya başlayınca, yüzlerindeki ifade de değişir olmuştu. Göz açıp kapayıncaya kadar insanların yüzündeki şaşkınlık, yerini Jian Chen’e acıyarak bakan yüzlere bırakmıştı.

Changyang Ba’nın yüzü buruşurken, Bi Yuntian’ın rengi bembeyaz kesildi. İkisi de buna inanmayı reddetmiş gibi duruyordu.

De Shu yutkundu, onun bile bu sonuca inanması güçtü. Azizlik Taşı’na tekrar döndü, ilk kez bir hata olmasını ummuştu. Ama o da ne! Meyve vermeyen ağaç misali, taştan renk çıkmamıştı.

De Shu böyle bir sonuç çıkacağını düşünmemişti. Dördüncü genç efendi doğduğu günden beri yetenekli ve dahi biri olmuşken, Azizlik Gücü’nü kullanmasını engelleyecek bir sakatlığı da görünmemesine rağmen…

De Shu’nun elinden bir şey gelmezdi, sessizce yerinde duran Jian Chen’e hayal kırıklığı ile baktı. Changyang Ba’ya dönüp konuşmaya başladı. “Klan lideri, sonuçlar çıktı. Dördüncü genç efendi Azizlik Gücü’nü hiçbir şekilde kullanamıyor.”

Bu beyanı duyan Bi Yuntian’ın yüzü, neredeyse kireç taşı gibi bembeyaz kesilmişti. Jian Chen'e afallamış bir şekilde baktı. “Bu… Mümkün değil… Xiang'er… Nasıl kötürüm olur?..” Bu sözleri söylerken gözleri karardı ve sırt üstü yere düştü. Dahi olarak görülen oğlunun aniden çıkan engeli ile başa çıkamamıştı. Kıta üzerindeki hiçbir anne böyle bir haberi kaldıramazken, çok prestijli bir ailenin mensubu olan bir anne nasıl kaldırabilirdi?

Orada bulunan herkes bir anda Jian Chen’e hayal kırıklığıyla dolu gözlerle baktı. Jian Chen’nin teyzeleri Yu Feng Yan ve Ling Long ise, nefes almakta güçlük çekiyorlardı. Anne ve oğlun talihsiz halini görmek iki teyzeye de ağır gelmişti ama içten içe de seviniyorlardı.

“Ah, dördüncü kardeş... Dördüncü kardeş, neyin var? Dördüncü kardeş, lütfen uyan! Dördüncü kardeş, lütfen… Lütfen uyan!” Bai Yushuang yanına koşup bilincini kaybeden Bi Yuntian'ı uyandırmaya çalıştı, ama boşunaydı.

Bai Yushuang’ın çılgın bağırışlarını duyan Changyang Ba, hemen Bi Yuntian’ın yanına çöktü. “Shuang Er, Yun Er’i yatağına götürün!” Diye bağırmaya başladı.

Jian Chen bile başkalarının bakışlarını umursamadan annesinin yanına koşmuştu. Sağ eliyle nabzını kontrol etmek için annesinin bileğini tuttu. Birkaç saniye öylece durakladıktan sonra, annesinin ciddi bir durumu olmadığından emin oldu.

Jian Chen, kalabalığın arasından babasına bakınca gözlerindeki kederi fark etti. Küçük bir iç çekti, sonra annesini salona taşıyan Bai Yushuang'ın peşinden gitti.

“Ah…” Jian Chen'i seyreden Changyang Ba’nın yüzünde harap olmuş bir ifade vardı. Daha önce Jian Chen'e dair ne kadar büyük umutları vardı, ama beklentileri çok yüksek olduğu için çok büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Bu sonuca göre, dördüncü oğlu Xiang Tian bir kötürümdü.

“Klan lideri, buna fazla takılmayın. Dördüncü genç efendi Azizlik Gücü’nü kullanamasa da, başka alanlarda da kötü olacağı anlamına gelmez.” klandan bir genç onu teselli etmeye çalışıyordu.

Changyang Ba elini salladı ve ona karşılık verdi. “Artık bu konudan bahsetmesek iyi olur. Herkes işine baksın.” Cümlesini bitiren Changyang Ba, salondan ayrılmak üzere ayağa kalktı. Her ne kadar söylenildiği gibi Jian Chen'in başka alanlarda iyi olabileceğini bilse de, bu dünyada en önemli unsur Azizlik Gücü idi, sonuçta en önemli yapı taşı “güç”tü.

Changyang Klanı'nın liderinin dördüncü oğlu hakkında konağa orman yangını gibi yayılan dedikodular, onun sakatlığını herkese duyurmuştu. Bazı insanlar bu yeni haberi neşeyle karşılarken, diğerleri ona acımıştı. Ancak kesin olan bir şey vardı. Xiang’er'in aile içindeki statüsü hızla düşecekti.

Geniş bir odada sessizce oturmakta olan Jian, yüzünü aşağı eğdi. Aklından ne geçtiğini kimse bilmiyordu. Annesi Bi Yuntian hala kendine gelmemişti. Gözleri kapalı bir şekilde yatıyordu. Jian Chen ve birkaç hizmetkar kız dışında, odada üçüncü teyzesi Bai Yushuang ve ikinci kız kardeşi Changyang Mingyue vardı.

Çevirmen notu
*Çin’de kralın haremindeki kadınlar birbirlerine “kardeş” diye hitap ettikleri için, Jian Chen onlara “teyze” diyor.