Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

10. Bölüm Tuzak

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Zu An sakince yanıtladı, “Böyle utanmaz, aşağılık bir hareketten dolayı binlerce kez öldürülmeyi hak ettiğimi biliyorum. Bu yüzden, İkinci Hanım dün gece benimle konuşmaya geldiğimde günahlarımın bedelini çekmeye karar verdim. Ağlak Kırbacı’yla saldırırken direnmedim. Affedilene dek toplam sekiz kez kırbaçlandım.”

Etraftaki herkes utanmazlığına içten içe sövdü. Direnmedin mi? Pehhh! İkinci Hanım gerçekten de seni dövmek isterse istesen bile nasıl direnebilir ya da kaçabilirsin ki!

Patrik Chu ve karısı ancak o zaman Zu An’ın üzerindeki kan izlerini ve taşındığı sedyeyi fark etti. Yue Shan hemen bildirdi, “Patrik, genç efendi Ağlak Kırbacı’nın kendisini çok ağır yaraladığını ve kendi başına yataktan kalkamadığını söyledi, bu yüzden onu taşıdık.”

“Huanzhao mu?” Madam Chu şaşırdı. Ama kızının mizacı düşünülürse inandı. Sinirlendi ve utandı, “Ne gülünç ama!”

Patrik Chu da garip bir bakış attı, “Herkesi Huanzhao’ya olanlar için çağırdık. Eğer bizzat Zu An’ı cezalandırdıysa belki de bu meselenin peşini bırakabiliriz, değil mi?”

Dün kızıyla geçen konuşmayı düşündü. O da bu durumda bir gariplik olduğunu ve muhtemelen suçlunun Zu An olmadığını biliyordu. Ancak karısının mizacı ve yan dalların meseleyi uzattığı gerçeği düşünülürse, bu toplantıyı yapıp prosedürlere uymanın en iyisi olduğunu düşünmüştü.

Bu sözleri duyan Zu An anında adamla bir yakınlık hissetti. Böyle müthiş bir kayınpeder bulmak neredeyse imkansızdır! Sonunda şansım döndü haha!  

Madam Chu yanıt veremeden tiz bir erkek sesi duyuldu, “Ağabey, buna karşı çıkmalıyım. Chu Klanı’mız her zaman katı kurallarıyla övündü. Daha önce hiç böyle tiksinç bir olay yaşamadık! Eğer görmezden gelirseniz tüm onurumuzu kaybederiz! Ne kadar çok dedikodu dönüyor, biliyor musunuz? Herkes bu veledin iki kardeşi de götürdüğünü söylüyor! Onu cezalandırmazsak bu berbat söylentiler daha da artacaktır!”

Konuşan kişi direkt Patrik Chu’dan sonraki koltuğu oturan kasvetli bir orta yaşlı adamdı. En dikkat çeken yanı gözlerinin altındaki kara göz torbalarıydı ve konuştuğunda zarifçe bir yelpaze sallıyordu. Zu An’ın anılarına göre bu kişi Chu Tiesheng idi. Chu Klanı’nın ikinci dalının bir üyesiydi ve Chu Chuyan ona ‘İkinci Amca’ diyordu.

“İkinci Amca, neler diyorsun sen? Sanki dün gece bana bir şey yaptı!” Tam o anda güzel bir genç kadın salonun arkasından içeri koşturdu. Vücudunu saran deriler giymişti ve buz gibi salona bir sıcaklık kattı.

Patrik Chu aceleyle konuştu, “Huanzhao, neden geldin? Hemen geri dön!”

“Kızıma bağırmayı bırak! Çocuklara bağırılmaz!” Madam Chu ters ters kocasına baktı, peşi sıra döndü ve anında kızına gülümsedi. “Sorun yok, Huanzhao. Babanı dinleme. Gel yanıma otur. Annene neler olduğunu anlat.”

Patrik Chu utanarak güldü. Kimse etkilenmişe benzemiyordu; açıkçası bu durum o kadar sık yaşanıyordu ki herkes alışmıştı.

Chu Huanzhao elindeki kırbaçla Zu An’ı gösterdi. “Anne! Dün gece gerçekten de Ağlak Kırbacı’nı kullandım. Nihayetinde onu bağışlamayı da kabul ettim. Sözümden dönmek istemiyorum!”

Zu An içinden kıza övgüler yağdırdı. Küçük kız biraz sadist olsa da en azından dürüst bir kumarbazdı.

Tam o anda diğer tarafta oturan inanılmaz tombul bir adam ansızın söze girdi, “Yeğenim, daha çok küçüksün. Bu dünyanın aşağılık yönünü görmedin. Zu An’ı hepimiz cezalandırabilirdik; sadece sen cezalandırmamalıydın! Eğer bu duyulursa herkes gerçekten de bir şey olduğunu düşünür. Daha evlenmedin bile. Bunun şöhretini nasıl etkileyeceğini düşün!”

Adam konuştuğunda yüzünde gülümsemenin g’si yoktu… ama yüzündeki yağ katmanları deli gibi sallanıyordu. Onu gören herkes devamlı gülümsediğini sanırdı. Sonuç olarak nefret etmesi zor bir çehresi vardı. Şu anda elindeki ışıldayan altın pusulayla oynuyordu.

Zu An bu ‘gülümseyen kaplanın’ Chu Klanı’nın Üçüncü Amcası, Chu Yuepo olduğunu fark etti. Başının ağrıdığını hissetmeden edemedi. Neden yan dallardaki herkes beni öldürmek istiyor? Yüzeyde işe yaramaz bir damattan öte değilim. Nasıl bunca kişiyi kışkırttım lan?

Tam o anda Pei Klanı’nın genç hanımı, Pei Mianman, Chu Chuyan’a fısıldadı. “Ağlak Kırbacı acıyı on kat artırmıyor mu? Gerçek gücünü saklayan bir uzman olabilir mi?”

Kısık sesle konuşmasına rağmen herkes duyabildi. Zu An içinden küfretmeden edemedi. Gülümsemen tatlı ama kalbin şeytandan hallice. Şu orospuya bak!

Chu Chuyan hafifçe kaşlarını çattı. Arkasında oturan Kartanesi yanıt verme fırsatını yakaladı. “Dövüş sanatları bile bilmiyor. Nasıl bir uzman olabilir?”

Tam o anda ikinci dalın lideri Chu Tiansheng’in gözleri ışıldadı. Aceleyle Patrik ve Matriark’a seslendi, “Ağabey, madam! Buradaki herkes Ağlak Kırbacı’nın ne kadar güçlü olduğunu biliyor. Siz ikinizin bile sekiz darbeye dayanmakta zorlanacağını düşünüyorum. Onun gibi normal birisi nasıl dayanabilir?”

Patrik Chu ve Madam Chu bakıştı. Dürüst olmak gerekise onlar da pek inanmıyordu. Yakındaki Chu Huanzhao öfkelenmeye başladı, “Gerçekten de sekiz kez vurdum! Yalan mı söyleyeceğim, bunu mu kastediyorsunuz?!”

“Patrik, İkinci Hanım’ın asla yalan söylemeyeceğine eminim ama her zaman nazik ve merhametli davranır. Muhtemelen ona vurduğunda merhamet gösterdi ve çok güç kullanmadı, yani Zu An söylediği kadar yaralı olamaz. Az önce burnumu kırdı! O sırada hiç de yaralı gibi bir hali yoktu. Yaralı olması mümkün değil.” Diao Yang o anda sesini yükseltti. Yere düşene bir tekme atmak için doğru zamanı kollamalıydın, bu nedenle şimdiye kadar ağzını açmamıştı.

Odadaki herkes tuhaf tuhaf ona baktı. İkinci Hanım? Nazik ve merhametli? Nasıl utanmadan böyle yalanlar atabilirsin? O kırbaçla ne zaman birine merhamet gösterdi be?

Yine de her şey gülünç duruyordu. O… eniştesine âşık olmuş olamaz değil mi?

İkinci dalın lideri Chu Tiansheng araya dalmak için hemen bu fırsatı kullandı, “Artık her şeyin ortada olduğunu düşünüyorum. Zu An sadece hareketlerinden utanmadığını göstermekle kalmadı bir de cezadan kurtulmak için saf Huanzhao’muzu kandırdı. Herkese bir uyarı olarak onu cezalandırmalıyız!”

Patrik Chu düşünceli bir bakış takındı. Bu kararı kafasında tarttığı belliydi. Zu An içinden bir inleme kopardı. Tam konuşmak üzereyken aniden içeri bir hizmetkar girdi.

“Patrik! Madam! Bir kadın geldi ve büyük olay çıkarıyor! Damadınızı görmekte ısrarcı. Çoktan bir sürü kişi toplandı!”

“Bir kadın mı?” Madam Chu sersemledi. “Hangi klandan?”

Bunca süredir sessizliğini koruyan Chu Chuyan da meraklandı. Zu An başka kadınlar da mı tanıyordu?

Zu An’a gelirsek, suratında şapşal bir ifade vardı. Bu herifin kaç tane aşığı var lan? Neden hiçbirini hatırlamıyorum?

Chu Chuyan’ın arkasında duran Kartanesi’nin dudakları kıvrıldı. O yaralarla hayatta kalmanı beklemiyordum. Neyse ki yeterli hazırlığı yaptım.

Hizmetkar endişeyle kekeledi, “K-kırmızı Ahenk Avlusu’ndan.”

Anında bir kargaşa koptu. Herkes Kırmızı Ahenk Avlusu’nun nasıl bir yer olduğunu biliyordu!

“Bu saçmalığı konağımızın dışında sürdürmek utanç verici. İçeri getirin!” Madam Chu soğukça emretti, sesinden kontrol edilemez öfkesi anlaşılıyordu.

Çok geçmeden abartı makyaj yapıp süslenmiş bir kadın içeri girdi. Uzaktaki Zu An’ı gördüğünde hemen kendini ona attı ve ağlamaya başladı. “Seni kalpsiz! Kendini tatmin ettikten sonra ayrıldın ve paranı da ödeyemedin! Hani hemen dönecek ve beni de cariye olarak klanına alacaktın. Bana Chu Klanı’nın genç hanımlarıyla kardeş olabileceğimi bile söyledin. Sırf bu yüzden her şeyi kabul etmiştim. Nasıl beni terk edebilirsin?!”

Kartanesi bunu izlerken atkuyruğuyla oynuyordu. Bakalım nasıl kurtulacaksın.

Bu, olayın içindeki iki kişi dışında kimsenin gerçeği bilemeyeceği bir durumdu. Reddetsen bile iktidarsızlığını herkese açmadığın sürece kimse sana inanmaz… bunu herkes öğrendiğindeyse klan için daha da büyük bir utanç kaynağı olacaksın. Ne olursa olsun, bugünden sonra Chu Klanı’ndan atılacaksın.

Genç efendim, hayalleriniz çok yakında gerçek olacak.

Salon bir kere daha sessizliğe gömüldü. İkinci ve üçüncü dalın üyeleri artık konuşmuyordu, zira artık bir şey demelerine gerek yoktu.

Bunca süredir Zu An’ın safını tutan Patrik Chu Zhongtian bile öfkeliydi. Sıradan bir sürtük değerli kızıyla ‘kardeş’ olmak mı istiyordu. Bu mutlak utançtı… ve hepsinin sebebi Zu An’dı!

“Alçak köpek! Kendini açıklamak için ne söyleyeceksin?!” Madam Chu ters ters Zu An’a baktı, gözlerinden adeta ateş saçıyordu.

Chu Zhongtian’ı başarıyla trollediniz, +78 Öfke!

Qin Wanru’yu başarıyla trollediniz, +300 öfke!

Zu An önceki ‘halinin’ nasıl bu kadar uzun süre hayatta kalabildiğine şaşırmıştı. Bu dünyaya geleli daha bir gün olmuştu ama herkes canının peşindeydi! Pekâlâ, bu orospuyu kim tuttu acaba? İkinci dal mı? Üçüncü mü? Belki de Pei Hanım’dır, kim bilir? Görünüşe göre karımdan otlanmak o kadar da kolay olmayacak.

Abartılı giyinmiş kadına sakin, acelesiz bir tavırla döndü. “Adın neydi senin?”

“Oh, seni kalpsiz! Beni tanımıyormuş gibi davranmayı aklından bile geçirme. Defalarca kez şevkle ‘Baharçiçeği’ demesini biliyordun da şimdi mi unuttun?”

Zu An onunla tartışmadı. Bunun yerine gülümseyerek konuştu. “Ah. Bağışla, tatlı Baharçiçeği. Son zamanlarda meşguldüm ve aklımdan çıkmış. Oh, takılma ücretin ne kadardı?”

“Takılma ücreti diyerek ne kastediyorsun? O kadar pis göstermemelisin.” Baharçiçeği parmaklarını cilveyle salladı. “Neredeyse yarım ay birlikte olduk. Hepsi toplandığında yirmi… hayır otuz gümüş yapıyor.”

Bunu söylediğinde herkes Zu An’dan daha da tiksindi. Gerçekten de böyle aşağılık bir sürtüğe mi ilgi gösterdin? Nasıl bir açlık içindeydin lan sen?

“Otuz gümüş mü?” Zu An kafa salladı. “Epey ucuzmuş. Şuna ne dersin. Sana üç yüz gümüş vereceğim ve fazla kısmını çeyizimiz sayarsın.”

İkinci ve üçüncü daldakiler şok içinde soğuk bir nefes çektiler. Bu herif ölmek mi istiyordu? Aceleyle Chu Zhongtian’a döndüler, patrik ve madamın da beti benzi atmıştı.

Pei Hanım da Zu An’ı merakla izliyordu. Bilmediği bir nedenden ötürü bu herifin biraz garip olduğunu hissetti.

“Gerçekten mi?” Baharçiçeği neşelendi.

“Tabii ki!” Zu An hemen Chu Chuyan’a döndü, “Tatlım, şu anda yeterli param yok. Bana üç yüz gümüş borç verebilir misin?”

Salondaki herkes deliye bakar gibi baktı. Orospu ücretini gerçekten de karından mı istiyorsun? Neyin var lan senin! Chu Chuyan muhtemelen onu paramparça edecektir!

Ancak herkesin beklentilerinin aksine Chu Chuyan kafa salladı, “Pekâlâ. Hizmetkarlar, üç yüz gümüş getirin.”

Bu sözleri duyan herkesin kafası karıştı. Kimse neler döndüğünü anlayamıyordu. Pei Mianman bile şaşkınlıkla kıza baktı. Bu gerçekten de tanıdığı yakın arkadaşı mıydı?

Madam Chu patlamak üzereydi ama yanındaki Patrik Chu aniden nazikçe kolundan tuttu, dudaklarıyla kızını işaret etti. Madam Chu kaşlarını çatmadan edemedi. Nihayetinde şimdilik sessiz kalıp izlemeye karar verdi.

Zu An içinden Chu Chuyan’ı övdü. Avanta karım gerçekten de buz gibi soğuk ve en az iki katı zeki. İftira atıldığını muhtemelen bilen tek kişi oydu, zira iktidarsızlığına bizzat tanıklık etmişti. Sürtüklere gittiğine inanmasının mümkünatı yoktu.

Bekle. Neden birdenbire ağlayasım geldi lan?