Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

12. Bölüm Gık Çıkarmayan

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Chu Zhongtian, karısının sözlerini duyunca sessizleşti. Zhou Hanedanlığı’nın kurucusu, İmparator Taizu, imparatorluğun kuruluşu esnasındaki savaşta oğullarını kaybetmişti, bu nedenle Taizu’nun kardeşi ikinci oğlunu – şu anki Kral Qi’yi – Taizu’ya üvey evlat olarak önermişti.

Ancak yabancı kabilelerin bir uzmanı karşısında verilen acı savaşta Taizu düşmanı kendisiyle götürmek için hayatını feda etmişti. Taizu’nun üvey oğlunun genç yaşından ve de yeni kurulmuş imparatorluktaki dengesizlikten dolayı, Taizu ölmeden önce tahtı kardeşine bırakmış, İmparator Taizong yükselmişti.

Taizu’nun arzusunu miras alan İmparator Taizong engin toprakları fethetmiş, Zhou Hanedanlığı’nın bölgesini genişletmişti. Bunu yaparken de savaş alanında çok fazla fiziksel travma yaşadığından bedeni erken yaşlanmıştı. Bir varis seçme zamanı geldiğindeyse kendisini çıkmazda bulmuştu.

Normalde taht Taizu’nun nesline aitti ve sırf Kral Qi çok genç olduğundan tahta geçmişti. Dolayısıyla, tahtı halihazırda olgunlaşmış olan Kral Qi’ye bırakması doğaldı.

Ancak her erkeğin kalbinde açgözlülük yatardı. Kral Qi, Taizong’un kanını taşısa da halihazırda başka bir adamın oğlu olmuştu. Bu yüzden Taizong onun yerine en büyük oğlu Kral Jin’i destekliyordu.

Dolayısıyla, ucuz bir numara oynamıştı. Bir yazı yayımlamış, ikili arasında ilk Yeryüzü Ölümsüzü seviyesine ulaşanı tahtın varisi ilan edileceğini belirtmişti.

Taizong’un büyük oğlu olan Kral Jin doğal olarak Kral Qi’den daha büyüktü ve Taizong’un desteğine sahip olması elindeki kaynakların daha bol olduğu anlamına geliyordu. Kin Jin’in Yeryüzü Ölümsüzü aşamasına ilk ulaşan olacağı ve İmparator Gaozong olacağı su getirmez bir gerçekti.

Geçmişte Taizu’ya sadık olan ve Kral Qi’yi destekleyen birçok yaşlı görevli yaşananlar nedeniyle büyük olay çıkarmıştı. Taizong bu grubu yatıştırmak için Gaozong’un ölümünün ardından Kral Qi’nin tahta geçme ihtimalini öne sürmüş, böylelikle muhtemel bir isyanı engellemişti.

O zamanın üstünden yüz yıl geçmişti ve Gaozong hayatının sonlarına yaklaşıyordu. Varis meselesi bir kere daha gün yüzüne çıkmıştı ve Gaozong kendi oğlunu veliaht prens olarak seçmişti. Böyle bir hareket Kral Qi’yi ve destekçilerini tarafını sinirlendirmişti. Seçilen veliaht prensin sıradan yeteneği olduğu, deha olan Kral Qi’ye kıyaslanamayacağı gerçeği öfkeyi daha da körüklemişti.

Ancak, ne olursa olsun yine de Gaozong yüz yıldır yönetimdeydi, altında büyük güç ve nüfuz toplamıştı. Son yıllarda bu iki taraf hem açıkta hem de gölgelerde birbiriyle çarpışıyordu.

Tuz ve silah ticaretinde işleri domine eden Chu Klan’ı bir ülkeye denk, akılalmaz servete sahipti. Ellerindeki dikkate değer kaynaklar düşünülürse iki tarafın da Chu Klanı’nı yanına çekmeye çalışmak istemesi kaçınılmazdı. Gel gör ki Chu Zhongtian klanının taht kavgasına karışmasını istemiyordu, dolayısıyla şimdiye kadar nötr bir tutum sergilemeye çalışmıştı. Son günlerdeyse İmparatorluk tarafı onları savaşa çekmek için Chu Klanı’nı bir evliliğe zorlama niyetindeydi.

Patrik Chu ve karısının başı bu meseleden ötürü epey ağrımıştı, zira diğer klanların aksine Chu Klanı yabancıların bilmemesi gereken büyük bir sır saklıyordu. Üstelik Chu Chuyan yıllardır Chu Klanı’ndaki işlerinin yarısını destekliyordu. Eğer İmparatorluğa gelin olarak giderse Chu Klanı yutulma riski altına girerdi.

Chu Chuyan bu riskin farkındaydı, dolayısıyla damat seçimi için önceliği almayı önermişti. Şehirdeki en işe yaramaz herifi seçmiş ve İmparatorluk veya Kral Qi’nin aklındaki tüm fikirleri dağıtmak adına çabucak evlenmişti.

Qin Wanru bu yüzden ruh koyunu mahveden şüphelinin imparator ya da Kral Qi’nin adamları olduğundan şüphe duyuyordu.

“Her kim olursa olsun önümüzdeki günler pek parlak durmuyor.” Patrik Chu kasvetle konuştu, “Sang Hong, Linchuan Zeamet’inin yöneticisi olacak.”

Ayruşen Şehri Linchuan Zeameti’nin gözetimi altındaydı.

Qin Wanru şaşkınlıkla haykırdı, “Yardımcı Maliye Bakanı Sang Hong mu!”

Maliye Bakanı İmparatorluğun finans işlerini yöneten kişiydi ve Dokuz Bakan’dan birisiydi. Yardımcı Malike Bakanı’ysa ondan hemen sonra geliyordu. Ülkedeki tuz ve silah ticaretinin gözetimiyle sorumlu olan Sang Hong, İmparatorun bir yardımcısıydı, dolayısıyla Chu Klanı’yla baş etmek için Linchuan Zeameti’ne atandığı belliydi.

“Gerekirse kendi kanından gelenleri bile öldürmekten çekinmeyen duygusuz herifin teki olduğunu duydum. Araya karışması yüzünden dağılan bir sürü soylu klan var. Korkarım ki Chu Klanı ölümcül tehlike altında.” Qin Wanru endişeyle belirtti.

Normalde dik başlı karısının yüzünde korku belirtileri gören Chu Zhongtian onu kucağına çekti ve konuştu, “Duruma göre çözeceğiz. Chu Klanı da her isteyenin tokatlayabileceği sümsük değil ya! Sang Hong sekizinci kademeden üstün değil, görelim bakalım son gülen kim olacak!”

Qin Wanru kocasına göz devirdi, “Her şey gelişim mi? Saklı Ejder Dağı’nın Kebir Haydudu Chen Xuan altıncı kademede ama yıllardır bir türlü onu öldüremedin.”

Chu Zhongtian soğukça homurdandı, “Chen Xuan kurnaz tilkinin teki. Ne zaman haberi alıp harekete geçsem iz bırakmadan kayboluyor. Bu şehirde onu bilgilendiren bir köstebeği olabileceğinden şüpheleniyorum yoksa çoktan elime düşerdi!”

Qin Wanru’nun aklına bir şey geldi ve konuştu, “O haydutlar yasa dışı tuz satıyor ve bölgeden geçen tüccarları soğukkanlılıkla öldürüyor. Bu meseleyi Sang Hong’a devretmeliyiz. Yönetici olarak göz yumamayacaktır.”

Chu Zhongtian’ın gözleri ışıldadı, “Ne şahane bir fikir ama! Aklıma geldi de Yu Klanı’nın tüccar konvoyu Ayruşen Şehri’ne geliyormuş. Onları bilgilendirmeliyiz ki Chen Xuan’ın grubuna yakalanmasınlar… Ah ah ahhh…”

Chu Zhongtian sözlerini bitiremeden Qin Wanru çoktan kulağını sıkıca tutmuştu, “Sırf matriarkları Yu Yanluo adına endişeleniyorsun, değil mi? Eskiden başkentin bir numaralı güzelliğiydi. Utanmadan ona yazıldığını ama o kadının Merkezbulut Dükü’yle evlendiğini biliyorum. Aranızdakileri yeniden kıvılcımlandırmak mı istiyorsun?”

Chu Zhongtian çaresizce yalvardı, “Karıcığım, hayatım benim, yıllardır evliyiz. Nasıl öyle bir niyetim olabilir? Deme öyle şeyler!”

Ancak Qin Wanru bırakmayı reddetti, bunun yerine soğukça söylendi, “Merkezbulut Dükü’nün geçenlerde bir kazada can verdiğini duydum. Yani Yu Yanluo dul kaldı.”

Chu Zhongtian’ın gözleri ışıldadı, “Gerçekten mi?”

Bir an sonra ise üzerine yöneltilen öldürme arzusunu hisseti, çabucak ses tonunu değiştirdi ve konuştu, “Hayatım benim, onunla alakalı konulara ilgi göstermemem ona göz dikmediğim anlamına gelmiyor mu? Ayrıca sen de şu anda ne durumda olduğumu biliyorsun. Nasıl onu arzulayabilirim?”

Chu Zhongtian’ın yüzündeki çöküşü gören Qin Wanru adamın kulağını bıraktı, “Üzgünüm balım.”

Chu Zhongtian kafasını iki yana salladı. “Hayır, seni hayal kırıklığına uğratan benim.”

Qin Wanru kocasının kederli halini görmekten nefret ediyordu, dolayısıyla çabucak konuyu değiştirdi, “Chuyan nereye gitti?”

Chu Zhongtian yanıtladı, “Pei Klanı’nın genç hanımına şehri gezdiriyor.”

Qin Wanru kaşlarını çattı. “Pei Klanı’ndan birisi olarak muhtemelen Kral Qi’nin tarafındadır. Aniden Ayruşen Akademisi’ne gelmeyi seçtiği için kötü niyetli olduğunu düşünmeden edemiyorum.”

Chu Zhongtian yanıt olarak kıkırdadı, “Rahat ol! Kızımız zeki, ne yapacağını biliyor.”

Qin Wanru söylendi, “Pei Mianman genç olabilir ama kurnaz acuzenin teki. O gözleriyle devamlı etrafındakileri cezbediyor. Onu sevmedim.”

Chu Zhongtian kahkahayı bastı, “Kızının adamını çalacak diye mi endişeleniyorsun?”

Zu An’ın ezik suratını hatırlayan Qin Wanru, Pei Mianman’ın gerçekten ona âşık olduğunu hayal etmek için epey uğraştı. Kendi kendine kıkırdadı, “Eğer o şerefsizi Chuyan’dan uzaklaştırabilirse kutlama düzenlerim be!”

Hapşuuu~

Zu An aniden hapşırdı. Hangi genç kızın ya da madamın şu anda onu düşündüğünü merak etti.

“Genç efendim, üşüttünüz mü? Hemen kalın kıyafet getireceğim!” Ansızın bir haykırış duyuldu. Zu An daha tepki veremeden genç bir adam etrafına bir cübbe sarmıştı bile.

Sersemleyen Zu An önündeki genç adama yakından baktı. 13-14 yaşlarında duruyordu ve mavi elbiseler giyinmişti. Saçını kafasının üzerinde iki topuzla toplamıştı. Büyük gözleriyle bir araya gelince oldukça uysal duruyordu.

“Bekle, sen de kimsin?”

“Genç Efendi, dalga geçiyor olmalısınız. Bu hizmetkar sizin çalışma ortağınız!” Genç, yalaka bir gülümsemeyle yanıtladı.

“Çalışma ortağı?” Zu An bir an afallayıp bunun Ayruşen Akademisi’yle alakası olabileceğini fark etti. Oraya sırf klana bağlı olduğu için gidiyordu. Gerçekten de ona bir çalışma ortağı verecek kadar abartmaya gerek var mıydı?

Görünüşe göre Ayruşen Düklüğü hakikaten fena zengin. Evet, tam da ağzıma layık.

“Az önce ne dedin bana?”

“Genç Efendi?”

“Seni duyamıyorum. Daha yüksek!”

“Genç Efendi!”

“Fena değil, fena değil. Genç adam, önünde parlak bir gelecek yatıyor.”

Zu An’ın yüzünde adeta çiçekler açtı. Bu dünyaya geldiğinden beri hiçbir şey yolunda gitmiyordu. Bir Dük’ün damadı olabilirdi ama burada bırakın genç efendi diyen birini ona saygı duyan tek bir kişi yoktu.

Kendisine saygılı davranan birisine denk gelmek kolay değildi ve baştan aşağıya tatmin olmuş hissetti.

“Adın ne?”

Çalışma ortağı hemen sıçradı ve endişeyle yanıtladı, “Genç Efendi, adım Cheng Shouping.”

“Ne ping?” Zu An çalışma ortaklarının genellikle Fu (Şans), Wang (Bereket) veya Cai (Para) isimleri aldığını düşünürdü. En azından Wah On gibi hatırlaması kolay bir isim verilirdi. Kim bu herife böyle garip bir isim takmıştı ki? [1]

“Chen Shouping, Shouping ağzı sıkıca kapatılmış bir şişe gibi tek kelime etmemekten geliyor. Yaşlı efendinin bana bahşettiği bir isim!” Genç adam konuşurken göğsünü gururla şişirdi. [2]

“Fena değil, yaşlı efendiden bir isim alabilmen şaşırtıcı.” Zu An bu dünyanın geleneklerine aşina değildi ama kişinin efendisinden isim almasının büyük onur olması gerektiğini düşündü. Mesela önceki dünyasındaki İmparatorun soyadı bahşettiği Zheng Chenggong’a herkes saygıyla bakmaya başlamış ve lakabı ‘İmparatorluk Soyadı Lordu’ olmuştu.

“Genç Efendi, onur duydum. Yaşlı efendi ona çalıştığım dönem hep benden memnundu ama bir gün kendimi mutfaklara gönderilmiş buldum. Başlangıçta istemeyerek efendiyi sinirlendirmiş olabileceğimi düşündüm ama şimdi genç efendinin çalışma ortağı olduğum için sonunda yaşlı efendinin neler düşündüğünü anladım. Gerektiğinde daha büyük bir görevi alabilmem için beni zorluklara göğüs germeye itmiş olmalı!” Cheng Shouping’in gözleri ışıldadı ve büyük bir tutkuyla konuştu.

“Bir saniye…” Zu An, Cheng Souping’in hikayesini ne kadar dinlerse o kadar garip geliyordu. Chu Konağı’ndakilerin kendisi hakkında ne düşündüğünü iyi biliyordu ama bu herif bunu onur duyulacak bir iş olarak mı görüyordu?

Görünüşe göre o kadar da parlak değilmiş.

Ayrıca bu genç, Yaşlı Efendi Chu’nun [3] yanında çalışarak başlamıştı, nasıl mutfaklar gibi bir yere aktarılabilirdi?

Ancak Zu An bunu çok önemsemedi. Kendi konusuyla daha çok ilgileniyordu, “Görünüşe göre epey uzun süredir Chu Konağı’ndasın. Bir iki şey biliyor olmalısın, değil mi?”

Cheng Shouping göğsüne vurdu ve konuştu. “Şüphesiz! Yaşlı efendiden tutun konaktaki hizmetçilere, her şeyi bilirim!”

Zu An, Chu Konağı hakkında biraz bilgi toplamayı planlıyordu. Buraya geleli daha ikinci günündeydi ama halihazırda bir ton kişi kuyusunu kazıyordu. İşleri daha da kötüleştiren noktaysa sorunun nerede yattığına dair hiçbir fikrinin olmamasıydı. Bütün bunlar berbat durumunu gösteriyordu.

Bir an düşünüp sordu, “Neden Chu Klanı’nın beni damat olarak seçtiğini biliyor musun?” En kuşkulandığı konu buydu. Chu Chuyan ne kadar kusursuzsa Zu An da o kadar hovardanın önde gideniydi. Yollarının karşılaşması imkânsız olmalıydı ama gizemli olaylar sonucunda evlenmişlerdi. Bu işte bir bit yeniği vardı.

Zu An’ın sorusunu duyduktan sonra Cheng Shouping kafa karışıklığını sergileyen bir bakış attı, “Genç efendinin büyüleyici yakışıklılığından dolayı değil mi?”

Zu An’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Görünüşe göre Cheng Shouping de hevesle saçmalama konusunda ona çekmişti, “Öhö öhö. Bu inanılmaz mantıklı olsa da başka bir nedeni yok mu?”

“Hiç de bile. Genç hanım sizi yakışıklısınız diye seçti.”

Cheng Shouping düşündü, Hiç mi durumun farkında değilsin? Tipin dışında öne çıktığını iddia edebileceğin hiçbir şeyin yok ki! Ancak bu düşüncelerini kendine sakladı. İfadesi mümkün olduğunca hevesliydi.

“Genç hanımın beni bizzat seçtiğini mi söylüyorsun?” Zu An, Cheng Shouping’in sözlerinde saklı olan kritik bilgiyi cımbızla çekti çıkardı.

“Evet, aynen öyle. Madam seçiminden hoşnut değildi ve tekrar düşünmesini istedi.” Cheng Shouping yanıtladı.

Zu An hemen sözünü kesti, “Gereksiz şeyler anlatmana gerek yok.”

Başlangıçta Chu Chuyan’ın ebeveynleri yüzünden onunla evlenmeye zorlandığını düşünmüştü; bu ona yönelttiği memnuniyetsizliği ve öldürme dürtüsünü açıklardı. Gel gör ki Cheng Shouping’in sözleri böyle bir ihtimali eliyordu.

Ancak Chu Chuyan neden onu seçmişti ki? O genç hanımın gözleri kartal gibi keskindi!

Pui pui pui! Şu yakışıklı mı yakışıklı surata düşmüş ve bedenimi arzulamış olmalı! Hehehe!

Çevirmen notu
1.Bu Flörtöz Alim adındaki bir Hong Kong filmine gönderme, ana karakterin Wah Konağı’na konağın iki genç efendisinin çalışma ortağı olarak girmesinden bahsediyor.
2.Shou ‘tıpa’ ping ise ‘şişe’ anlamına geliyor.
3.Yaşlı Efendi diyerek Dük Chu’dan bahsediyor. Karışmasın.