Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm İlahi Şifacı Ji

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Bu sonuca vardıktan birkaç saniye sonra Zu An’ın ifadesi bir kere daha kasvetlendi. Bu boktan bedenine bir lanet koyulmuştu, öyle ki güzeller güzeli bir kadın kucağına atlasa bile hiçbir şey yapamazdı.

Yaşlı Mi’nin sözlerini hatırlayınca yanındaki genç adama dönüp sordu, “Shouping, Usta aşamasını duydun mu?”

“Zhou Hanedanlığı’ndaki herkes bilir. Genç efendi bilmiyor mu?” Cheng Shouping şaşkın şaşkın Zu An’a baktı.

Zu An neredeyse tükürüğünde boğuluyordu. Çabucak yanıtladı, “Tabii ki biliyorum! Sadece seni deniyordum!”

“Anladım!” Cheng Shouping gözlerini kocaman açtı, “Ustalar özgürce dünyadan saf ki çekebilir, gökyüzünde kuş misali uçar. Bu dünyanın zirve figürleri onlardır.”

Zu An bunu duyunca şaşırdı. “Ayruşen Şehri’mizde kaç tane Usta var?”

“Kaç tane mi?” Cheng Shouping hayatının en büyük şakasını duymuştu sanki, “Hiç yok!”

“Ah?” Zu An afalladı. Ayruşen Şehri ona epey büyük gelmişti, nasıl bir tane bile Usta olmazdı?

“Ayruşen Şehri’ni bir kenara koyarsak bütün Linchuan Zeamet’inde bile bir usta olduğundan şüpheliyim!” Cheng Shouping devam etti, “Zhou Hanedanlığı’nda yalnızca Üç Dük, Mareşal, Çevik Binek Generali ve birkaç Kral’ın Usta seviyesinde olduğunu biliyor olmalısınız. Ne kadar az Usta olduğu düşünülürse nasıl Ayruşen Şehri’mizde bir tane olabilir?”

Cheng Shouping bunu takiben bu dünyada kişinin konumunun gelişimiyle bağlı olduğunu açıklamaya başladı. Söyledikleri Zu An’ı şoke etti. İhtiyar piç benimle taşak geçiyormuş! Dünyada sadece bir avuç usta var be. Klavyenin yardımıyla bile Usta aşamasına ulaşana dek buruş buruş ihtiyarın teki olurum. Hile sistemine sahip olduğumu bilmiyor bir de. Usta aşamasına ulaşabileceğime nasıl inanıyor lan?

Zu An hâlâ derin düşünceler içindeyken aniden Cheng Shouping’in kendisine attığı ‘zihnine meydan okuyan şeylere karşı sabırlı ol’ bakışını gördü ve öfkelendi, “Çok şey biliyorsun ha?”

Cheng Shouping öyle ışıltılı bir gülümseme takındı ki adeta yüz hatları birbirine yapıştı, “Onur duydum, genç efendi.”

“Sen de mi gelişimcisin?”

Cheng Shouping’in gülümsemesi anlık olarak dondu, kafasını kasvetle eğdi ve yanıtladı, “Değilim. Yetersiz yeteneğim saf ki’yi hissetmeme engel oluyor.”

Zu An hafifçe kafa salladı, “Senin gibi boş insanlar hayatın tadını çıkarmayı iyi biliyor. Gelişim yapamasan da çok şey biliyorsun.”

Cheng Shouping’i başarıyla trollediniz, +33 Öfke!

Zu An bir an düşünüp sordu, “Ayruşen Şehri’nde aşırı yetenekli bir şifacı ya da o tarz birisi var mı? Şöhreti her yere yayılmış tiplerden bahsediyorum.” Böyle olmayacak. Usta aşamasına ulaşana dek ihtiyarın teki olurum! Başka yöntemler bulmam lazım.

Burası gelişim dünyası olduğuna göre imkansızı mümkün kılan mucizevi şifacılar da olmalıydı. Kim bilir belki de karşılaştığı sorunu çözebilirlerdi.

“Son derece yetenekli şifacılar mı? Ah, bir tane var!” Cheng Shouping sorulara yanıt verip insanın şüphelerini netliğe kavuşturmaktan mutluydu, “Ayruşen Şehri’nin İlahi Şifacısı Ji… Hayır, daha doğrusu kendisi Linchuan Zeamet’indeki en yetenekli şifacı. Tedavi edemeyeceği hiçbir hastalık yok!”

“Ji mi? Ji Xiaolan olamaz değil mi?” Zu An sordu.

“Ji Xiaolan mı?” Cheng Shouping şaşkınlıkla kafasını karıştırdı, “O değil.”

Söyledikleri Zu An’ın ilgisini çekmişti, “Hadi gidelim o zaman! Beni ona götür!”

Cheng Shouping kafa karışıklığıyla ona baktı. “Genç efendi, dün gece İkinci Hanım sizi kırbaçlamadı mı? Ne olursa olsun sizin…”

Zu An çabucak bir yalan uydururken gözlerini kaçırdı, “Bu yaraları iyileştirmek için İlahi Şifacı Ji’ye gidiyorum ya!”

“Ama konağın şifacısı halihazırda yaralarınıza merhem sürdü. Birkaç gün dinlenseniz iyileşeceksiniz. İlahi Şifacı Ji’ye gitmenize gerek yok genç efendi.” Cheng Shouping karşılık verdi.

Zu An’ın ifadesi karardı, “Genç efendi sen misin ben miyim? Neden bu kadar saçmalıyorsun? Tek yapman gereken beni oraya götürmek!”

“Genç efendi, lütfen kızmayın. Sizi hemen götüreceğim!” Cheng Shouping bir kere daha çabucak dalkavuk gülümsemesini takındı.

Zu An biraz şaşırdı. Buna sinirlenmediğine göre bu gencin iyi bir mizacı olmalıydı. Şimdi düşününce, genci aşağıladığı zaman kazandığı öfke puanları da oldukça azdı. Belki de Chu Konağı’nda geçirdiği yıllarda bağışıklık kazanmıştı.

Zu An çabucak üzerini değiştirip Cheng Shouping’le birlikte konaktan ayrıldı. Başlangıçta bir yere gidemeyeceğinden çekiniyordu ama şaşırtıcıdır ki muhafızlar ona iki kez baksa da durdurmadılar.

Dün gece olanları düşündü ve sordu, “İlk Hanım nerede?”

“İlk Hanım dışarı çıkmış olmalı.” Cheng Shouping yanıtladı.

Zu An rahat bir nefes verdi. Bir nedenden ötürü o efendi ve hizmetkar çiftiyle karşılaştığında büyük baskı altında hissediyordu, “Konusu açılmışken, Kartanesi’ni tanıyor musun?”

Cheng Shouping’in gözleri ışıldadı, “Kardeş Kartanesi’ni kim bilmez? İlk Hanım’ın şahsi hizmetkarı kendisi! Hem güzel hem de çok tatlı sesi var. Konakta onu hayallerindeki kadın olarak gören sayılamayacak kadar çok insan var. Genç efendi, eğer sorun olmazsa, aramızı yapabilir misiniz?”

“Yine saçmalamaya başladın.” Zu An ne diyeceğini bilemedi. Bu denyo yürek mi yemişti de Kartanesi’ne yazılacaktı? “Böyle işe yaramaz şeyleri düşünmekle uğraşma. Onun hakkında bir şeyler duydun mu? Mesela küçüklüğünden beri mi Chu Konağı’nda çalışıyor?”

“Ah, hayır.” Cheng Shouping isteğinin reddedilmesiyle biraz hüzünlendi. Görünüşe göre genç efendi de Kartanesi’yle ilgileniyor. Büyük klanlardaki şahsi hizmetkarların genellikle damada cariye olarak verildiğini duymuştum. “Kardeş Kartanesi üç dört yıl önce kurtarıldı ve Chu Konağı’na getirildi. Uysal ve zeki olduğundan çabucak İlk Hanım’ın övgüsünü kazandı ve şahsi hizmetkarı oldu.”

“Uysal mı?”  Zu An o sivri dilli kızla bu sözcüğü bağdaştıramadı. Chu Konağı’na katılalı sadece üç dört yıl olduğunu duyunca derin düşüncelere daldı.

“Bunun dışında ikinci ve üçüncü dalların durumunu biliyor musun? Kayınpederimin dalıyla aralarındaki ilişki nasıl?” Zu An bugün atalar salonunda olanları düşündü. Chu Tieshang ve Chu Yuepo’dan açıklanamaz bir düşmanlık sezmişti.

“Hâlâ iyi, galiba.” Cheng Shouping düşüncelere dalarak yanıtladı, “İkinci efendi günlerini silah ticaretini idare etmekle geçirirken üçüncü efendi de tuz ticaretine bakıyor. İkisi yaşlı efendimizin sağ ve sol kolu.”

“Silah? Tuz?” Zu An afalladı. Burası Gelişim dünyasıydı lan! Ruh taşı ticareti yapmasalar bile en azından şeytani yaratıklar ya da o tarz fantezi eşyaları satmaları gerekmiyor muydu? Neden böyle… sıradan şeylerle uğraşıyorlardı?

Zu An’ın düşüncelerini tahmin etmiş olan Cheng Shouping açıkladı, “Genç efendi, bu iki malı küçümsememelisiniz. Aileye müthiş kazanç getiriyorlar. Bu iki mal sayesinde Chu Klanı’mız bir ülkeye bedel servet kazanmayı başardı. Dünyamızda sadece çok küçük miktarda şahsın gelişim yapabildiğini biliyor olmalısınız; çoğu insan bizim gibi ölümlü, havadaki saf ki’yi hissedemiyorlar. Tuz ve silahlar günlük hayatımızın olmazsa olmazlarından.”

Zu An sinirle dilini şaklattı, “Biz de ne? Beni kendin gibi sıradan ölümlülerle aynı kefeye koyma. Gelişimciyim ben be!”

Cheng Shouping gözlerini kırpıştırdı, sanki bir şey söylemek istiyordu da tereddüt ediyor gibiydi. Genç efendisinin gerçekten de söylentilerde geçtiği gibi olduğunu hissetti; böbürlenip duran ama tamamen beceriksiz hovardanın teki.

Sorun yok sorun yok. Ne de olsa genç efendi o. İlk Hanım’ın kalbini kazanmasına yardım edeceğim. Kara gün dostu olmak bunu gerektirir. Eğer düştüğü zaman yardım edersem nihayet başarılı olduğunda beni sağ kolu olarak görecektir. O zaman konumum doğal olarak yükselir. Belki Kartanesi’yle birlikte bile olabilirim. Teehee~

“Ne diye salak salak gülüyorsun?” Zu An, Cheng Shouping kafasına şaplağı geçirdi, “İlahi Şifacı Ji’nin konağı nerede?”

Cheng Shouping hızlıca topuzlarını tuttu, “Genç efendi kafama vurmamalısınız. Saçlarımı yapacağım diye çok uğraştım!”

Zu An, Cheng Shouping’in kafasındaki ‘dolmalara’ baktı ve ne diyeceğini bilemeyerek kafasını iki yana salladı, “Yeter. Çabuk ol da yolu göster.”

Chu Konağı’nın durumunu az buz anlamıştı. Ölümünü planlayan suçluyu daha bulamamıştı ama şu anda küçük Zu An’ın sorunun çözmek daha önemliydi!

“Genç efendi, bence artık İlahi Şifacı Ji’ye gitmenize gerek yok.” Cheng Shouping konuşurken Zu An’a doğru koşturdu.

“Neden?” Zu An şaşırdı.

Cheng Shouping açıkladı, “İlahi Şifacı Ji onu görmek isteyenlerin muayene ücreti olarak 100 gümüş tael ödemesi gerektiğini söyleyen bir kural koymuş.”

“Sırf muayene için 100 gümüş tael mi? Güpegündüz soygun lan bu!” Zu An son iki günde gördükleri ve duyduklarına dayanarak bu dünyadaki paranın eski Çin’e benzer olduğunu anlamıştı. Bin bakır metelik bir gümüş taele ve on gümüş tael de bir altın taele eşitti.

Altından daha değerli olan bir para birimi de ki taşlarıydı. Ancak ki taşlarına denk gelmek zordu, dolayısıyla değeri tam belli değildi.

Ancak bu dünyadaki ölçüler Eski Çin’den farklıydı; modern dünyaya daha benziyordu. Bir tael elli grama eşitti. Gümüşün buradaki alım gücü aşırı üretimden etkilenmediğinden oldukça yüksekti. Bir gümüş tael 1800 RMB civarındaydı. [2000TL]

Sırf muayene için 180.000 RMB’ye tekabül eden yüz gümüş tael istemek gülünçtü. [204.000TL] Zu An tabii kafayı yerdi!

Zu An bir an düşünüp Cheng Shouping’in omzuna kollarını attı, “Küçük Pingping, şu anda biraz para sıkıntım var da bana bir iyilik yapıp el atar mısın? Paramı alınca faiziyle ödeyeceğim.”

Cheng Shouping sessizce belindeki keseyi tuttu, “Genç efendi, ben basit bir hizmetçiyim. Sizde bile para yoksa bende nasıl olsun?”

Zu An, Cheng Shouping’in ufak hareketlerini fark etmişti ama umursamadı. Cheng Shouping’in biraz parası olsa bile yüz gümüşünün olma ihtimali düşüktü, “Ayruşen Şehri’nde köle satan bir yer biliyor musun?”

“Genç efendi, köle pazarından mı bahsediyorsunuz? Soylular için kahya ve hizmetçi satan bir yer var ve fiyatlar genellikle birkaç ila onlarca gümüş tael arasında değişiyor.” Cheng Shouping bir an sonra aniden yerine çivilendi. Zu An’a zorlukla döndü ve yutkundu, “Genç efendi, beni satmayı düşünüyor olamazsınız, değil mi?”

Zu An’ın ifadesi hemen ciddileşti, “Nasıl öyle bir şey yapabilirim? Beni ne sanıyorsun?”

Zu An, Cheng Shouping’in en fazla birkaç gümüş edeceğini hissetti. Ayrıca Dük konağının bir hizmetkarıydı, dolayısıyla onu satması zor olabilirdi.

Zu An’ın telkinini duymasına rağmen Cheng Shouping yine de biraz çekindi. Çabucak konuştu, “Genç efendi, aslında başka bir yolu daha var. Yüz gümüş ödemenin yanı sıra onun için bir görev yaparak da muayene olabilirsiniz.”

Bu sözler Zu An’ı rahatlattı. Cheng Shouping’in omzuna vurdu ve içten bir tavırla konuştu, “Önceden desene ya! Az kalsın seni satıyordum!”

Cheng Shouping: “…”

Zu An’ın heyecanına bakan Cheng Shouping ne diyeceğini bilemedi. İlahi Şifacı Ji’nin verdiği görevleri öyle herkesin başaramayacağı bilinmeliydi. Yine de satılma korkusu yüzünden gerçeği söylemedi.

Çok geçmeden ikili bir konağa geldi. Konağın dışarısındaki kalabalığa bakan Zu An yutkundu, “Neden bu kadar çok insan var?”

Cheng Shouping koyun gibi güldü. “Anlattım ya genç efendi. İlahi Şifacı Ji’nin yerine insanlar akın akın gelir.”

Zu An önceki hayatındaki doktorları düşündü, muayene olmak adına aylar öncesinden randevu alınması gerekenler vardı. Bunu düşününce İlahi Şifacı Ji’nin iş yapması doğaldı.

Dur, bunun da bir mantığı yok ki. Muayene ücreti 100 gümüş değil mi? Bu dünyanın insanları o kadar zengin mi? Ama burada toplananlar fakire benziyor ve iyi durumda olmadıkları belli.

“Ji Hanım nerede? Neden burada değil?” Kalabalıktan birisi bağırdı ve anında olay çıktı.

“Aynen öyle, Ji Hanım’ı görmek istiyoruz!”

Zu An bunları duyunca sersemledi. Cheng Shouping’e döndü ve sordu, “İlahi Şifacı Ji dediğin kız mı?”