Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

18. Bölüm Yazmadığın Sürece İnanmam

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Zu An masum masum güldü, “Kardeşim, beni suçlayamazsın.”

“Sikeyim seni!” Erik Çiçeği On İki’nin apış arasından kan fışkırdı ve bir kere daha bilincini kaybetti.

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +999 Öfke!

Olanlara rağmen sadece 999 Öfke puanı aldığını görünce gören An tek seferde toplayabileceği öfke puanlarını artırmanın zor olduğunu anladı.

Aoooo~

Uzaktan vahşi bir yaratığın uluması duyuldu. Zu An hızlıca köşeye saklandı ve uzağındaki vadiye baktı. Hareket eden gri gölgeler vardı. Muhtemelen bunlar efsanevi Kıçyırtan Kurtlar’dı.

Buraya gelme amacını düşününce aniden aklına bir fikir geldi.

Erik Çiçeği On İki bir kere daha uyandığında ağaca bağlı olmadığını fark etti ve kalbinin derinliklerinden neşe yükseldi. Hepsi aslında bir rüya mıydı?

Kafasını eğip apışlarına baktı.

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +233 Öfke!

Zu An biraz kötü hissetmeye başlıyordu. Bu gidişle Erik Çiçeği On İki kırklarına bile varamadan stresten kel kalırdı, “Fazla öfkelenme. Yaralarını sarmana yardım ettim. Eğer bir kere daha açılırlarsa tanrı bile seni kurtaramaz!”

Erik Çiçeği On İki yukarıdan gelen bir ses duydu ve kafasını kaldırdı. Ancak o zaman bir yamacın dibinde olduğunu ve Zu An’ın tepeden kendisine baktığını fark etti. İçindeki alev harlanırken kükremeyi bastı, “Seni bok parçası! Seni geberteceğim!”

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +333 Öfke!

Konuşurken bayırı tırmanmaya başladı. Aniden bacaklarının arasından yükselen acı gözlerinin kızarmasına neden oldu. Ancak tam tepeye ulaşıyordu ki ani bir tekmeyle bir kere daha yuvarlanarak aşağıya düştü.

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +28 Öfke!

“İmkânsız!” Erik Çiçeği On İki şoke oldu. Önceki seferinde sırf hazırlıksız yakalandığından kaybettiğini düşünmüştü ama direkt olarak ezileceğini beklemiyordu. Zu An’ın gelişim gerçekten de ondan yüksek olabilir miydi?

“Gücünü saklasan iyi edersin. Yoksa Kıçyırtan Kurtlar’la baş edecek enerjin kalmaz.” Zu An hatırlattı.

“Ne demek istiyorsun?” Erik Çiçeği On İki dehşete kapıldı. Aniden etrafından gelen kısık hırlamaları duydu. Akabinde de birkaç Kıçyırtan Kurt kan kokusunu aldı ve etrafında toplanmaya başladı. O zaman Kurt Vadisi’nde olduğunu anladı.

“Sikeyiiiiim!”

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +367 Öfke!

Erik Çiçeği On İki’nin aklına gelen ilk düşünce yamaca tırmanmaktı. Kıçyırtan Kurtlar sadece ikinci kademede olsa da şu anda önünde altı tane vardı. En iyi halinde bile onları kışkırtmaya cüret edemezdi ki bırakın şimdiki ağır yaralı halini.

Ancak kim Zu An’ın bir dağ gibi önünde yükseleceğini ve yolunu kapatacağını beklerdi ki? “Enerjini boşa harcama. Ancak on böbrektaşı toplamama yardım edersen seni yukarı çekerim.”

Zu An sonunda korkutucu Kıçyırtan Kurtlar’ı bizzat gördü. Sırtlarında beyaz şeritleri olan siyah kürkleri vardı, gerçi karınlarının etrafındaki kürk sarımtırak-kahverengiye çalan bir renkteydi. Kulakları uzun ve sivriydi. Fizik açısından önceki hayatındaki kurtlara oldukça benziyorlardı ama boyutları bir benekli sırtlanla kıyaslanabilirdi.

“Seni piç kurusu! Sorularını yanıtlarsam beni bırakacağını söylemiştin!” Erik Çiçeği On İki öfkeyle dişlerini sıktı.

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +100 Öfke!

“Sadece bakarız dedim.” Zu An kızgınlıkla yanıtladı.

“Daha ne kadar düşüneceksin?!” Erik Çiçeği On İki, Zu An’a bakmaya cesaret edemedi, bunun yerine yaklaşan Kıçyırtan Kurtlara odaklandı. Vahşi bir yaratığa sırtına dönerse anında parça pinçik edileceğini biliyordu.

Zu An yanıtladı, “Çoktan düşündüm. Seni hemen öldürmek yazık olur, bu yüzden senden alabileceğim her şeyi almaya karar verdim.” Kıçyırtan Kurtları daha önce hiç görmemişti, dolayısıyla ne kadar güçlü olduklarından bihaberdi. Bu yüzden önce Erik Çiçeği On İki’ye denettirmesi en iyisiydi.

Erik Çiçeği On İki: “...”

Önceki hayatımda ne günahlar işledim de böyle utanmaz bir herifle karşılaştım lan?

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +666 Öfke!

Zu An sistemde biriken öfke puanlarına baktı ve gerçekten etkilendi. Chu Huanzhao’dan kazandığından kat kat daha fazlasını elde etmişti.

“Hayat çok değerlidir evladım. Hazineni kaybetmiş olabilirsin ama tadını çıkartabileceğin bir sürü şey var. Her şey seksten ibaret değil.” Zu An, Erik Çiçeği On İki’yi teselli ederek biraz motivasyon kazandırmayı umut etti. Aksi taktirde vazgeçer ve savaşmadan ölmeyi seçerse sorun olurdu, “Şuna ne dersin: bir tane böbrektaşı elde edebildiğin sürece seni hemen kurtaracağım!”

Bu sözler Erik Çiçeği On İki’ye umut verdi ama Zu An’ın önceki sözünden döndüğünü düşünmeden edemedi.

“İnanmıyorum. Anlaşma yazmadığın sürece de inanmayacağım.”

O kadar acınası duruyordu ki her an gözyaşlarına boğulabilirdi.

“Kâğıdı nereden bulacağım lan?” Zu An homurdandı, “Şöyle yapalım. Sözlerimden geri dönersem, ben bir aylığına… Ah, olmaz. Üç günlüğüne kaldıramayayım!”

Zu An halihazırda böyle bir hastalığı varken bu sözü vermekten çekinmedi. İlahi Şifacı Ji ne kadar muazzam olursa olsun sonuçta birkaç günde beni iyileştiremez… Ah, neden birden ağlayasım geldi?

Erik Çiçeği On İki sevindi. Bu dünyadaki sözlerin ve anlaşmaların bağlayıcı gücü olduğu, aksi taktirde dünyanın cezasının ineceği bilinmeliydi. Zu An böyle bir söz verdiğine göre samimiydi. Sadece süre biraz fazla kısaydı…

“Hayır, olmaz. Hayatın boyunca kaldırmayacağına yemin etmelisin!”

Zu An hiddetlendi. “Siktir lan! Karımın ne kadar güzel olduğunu bilmiyor musun? Üç gün ona dokunamamak yeterince kötü değil mi? En fazla yedi gün. Daha fazla pazarlık yapamazsın!”

Erik Çiçeği On İki, Zu An’ın sözlerinin inanılmaz derecede ikna edici olduğunu hissetti. Eğer Chu Klanı’nın İlk Hanımı kadar güzel bir karısı olsaydı yataktan çıkmak bile istemezdi. Zu An’ın yedi gün kaldıramaması halihazırda lanetti.

Tabii ki böyle düşünmesinin tek nedeni Zu An’ın, İlk Hanım’ın odasına bile girmesinin yasaklandığından bihaber olmasıydı.

“Pekâlâ, anlaştık!”

Erik Çiçeği On İki kendisini toparlarken gözlerindeki savaşçı ruhu tekrar alevlendi. Durum bir tane böbrektaşı bulmaktan ibaretse çaresiz değildi. Şehre dönünce babasını ve diğer on iki kardeşini intikam için toplayacaktı. Ne olursa olsun bu şerefsizi kıymaya çevirmeye kararlıydı!

Erik Çiçeği’nin On Üç Muhafızı arasında nazik birisi yoktu. Bu konuma ulaşabilen herkes vahşi ve azimli figürlerdi. Erik Çiçeği On İki kol yenlerini yırtarak apış arasına bağladı ve gözlerinden vahşet parıltıları geçti.

Aynı zamanda Kıçyırtan Kurtlar da sabrını yitirdi ve saldırıya geçtiler. Üçü önden atılırken diğer üçü de arkasından saldırmak için dolandı.

Bu manzarayı izleyen Zu An ürperdi. Kıçyırtan Kurtlar düşündüğünden daha çevikti. Üstelik derileri de oldukça kalındı. Yine de Erik Çiçeği On İki ikinci kademenin üçüncü adımındaydı, tek bir yumrukla normal bir ağacı parçalayacak gücü vardı. Ancak bu kurtlar sadece acıyla uluyor ve hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.

“Lanet olsun! Senin yerine böbrektaşı topluyorum, en azından hançerimi geri veremez misin?” Erik Çiçeği On İki bir yumrukla kurtlardan birini uçurduktan sonra hemen kıçını korumak için döndü. O kadar çok düşmana dikkat etmeliydi ki inanılmaz gergindi.

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +187 Öfke!

“Yakala!” Zu An hançeri fırlatırken bağırdı. Erik Çiçeği On İki’nin etrafını şu anda altı Kıçyırtan Kurt sardığından, bıçakla aniden saldırmasından korkmuyordu. Kurtlardan kurtulup yamaca kaçması imkansızdı.

Erik Çiçeği On İki, On Üç Muhafız’dan birisi olmak uğruna epey savaş ve katliamdan geçmiş olmalıydı. Hareketleri özellikle bir derinlik barındırmıyordu ama her birisi savaşta işe yarıyordu.

Hayati bölgelerini korurken Kıçyırtan Kurtlara ağır darbeler indirmek adına küçük yaralar aldı.

“Ah, demek Kıçyırtan Kurtların zayıflığı belleriymiş.” Erik Çiçeği On İki’nin Kıçyırtan Kurtların kafasını kesecek bir sürü fırsatı oldu ama bunu seçmedi. Aksine hançerini bellerine saplamak için fırsat arıyordu.

Bu Kıçyırtan Kurtlar çok zeki durmuyordu. Güçlerini birleştirip aynı anda saldırsalar kolayca Erik Çiçeği On İki’yi ezebilirlerdi. Ancak içgüdüleri onları kıçını yırtmak için Erik Çiçeği On İki’nin arkasına dolanmalarına itiyordu.

Erik Çiçeği On İki bu içgüdülerinden sonuna kadar yararlandı ve ağır yaralarına rağmen başarıyla altısını öldürdü. Ancak o da iyi durumda değildi. Bedeni Kıçyırtan Kurtların açtığı ısırık yaralarıyla kaplıydı, öyle ki doğrulacak gücü bile yoktu. Nefes nefese yerde öylece oturdu.

“Çabuk ol ve beni yukarı çek!” Erik Çiçeği On İki haykırdı. Kıçyırtan Kurtlar’dan birisi ölümünden hemen önce bir uluma koparmıştı. Belli ki yoldaşlarını buraya çağırıyordu. Daha fazla Kıçyırtan Kurdun gelmesi sadece zaman meselesiydi.

“Sözünü tutmadın. Böbrektaşım nerede?” Zu An yukarıda rahatça çömelirken sordu.

“Siktir git!” 

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +78 Öfke!

Erik Çiçeği On İki öfke içinde kükredi. Ancak zamanını boşa harcamaya cesaret edemedi. Hızlıca altı Kıçyırtan Kurdun karnını deşti. Tiksinç koku kusma dürtüsü doğurdu ama dayandı ve karınlarını yarıp açtı.

Eliyle yoklarken sert, yuvarlak bir nesne hissetti ve yüzünde çiçekler açtı. “Hahaha, buldum! Buldum!”

Aoooo~

Ancak ağır kan kokusu geri kalan Kıçyırtan Kurtlar için adeta deniz feneri görevi görüyordu. Bu sefer en önde diğerlerinden daha büyük duran bir kurt vardı, sürünün lideri olduğu ortadaydı.

“Çabuk yukarı çek!” Erik Çiçeği On İki panikle haykırdı.

Ancak Zu An acele etmiyordu. Bir an düşünüp emretti, “İlk önce böbrektaşını at.”

“Olmaz. Ya sözünden dönersen?” Erik Çiçeği On İki de aptal değildi, bu yüzden Zu An’ın isteğini gerçekleştirmek istemedi.

Zu An konuştu, “Burada karakterimi mi sorguluyorsun? Ant içmedim mi? Çabuk fırlat. Eğer böyle laga luga yaparsan sen fark edemeden Kıçyırtan Kurtlar gelecek.”

Zu An yukarıdan Kıçyırtan Kurtların çılgın gibi koşturduğunu görebiliyordu ve muhtemelen bir dakikadan kısa sürede geleceklerdi. Çaresi olmayan Erik Çiçeği On İki böbrektaşını attı.

“Çabuk, beni yukarı çek!”

Zu An böbrektaşını çantasına koyduktan sonra yavaşça Erik Çiçeği On İki’yi bağladığı ipi çıkardı ve sarkıttı. “Yakala.”

Erik Çiçeği On İki ipi yakalamaya çalıştı ancak ipin ucu yerden birkaç metre yukarıdaydı. Zıplasa bile yetişemiyordu. Bu onu hem dehşete düşürdü hem de öfkelendirdi. “Benimle taşak mı geçiyorsun?”

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +144 Öfke!

“Ah!” Zu An şaşkınlıkla haykırdı, “İpin bu kadar kısa olduğunu nasıl bilebilirim? Böyle bir durum olursa diye daha uzun bir ip hazırlamalıydın!”

Erik Çiçeği On İki öfkeden kafayı sıyırmak üzereydi. “Biraz daha aşağı sarkamaz mısın?”

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +500 Öfke!

Dedikleri ve yaptıklarından sonra Erik Çiçeği On İki, Zu An’ın onu kurtarma niyeti olmadığını anladı. “Söz vermiştin! Sözünden dönmenin sonuçlarını biliyor musun?”

Zu An umursamazca omuz silkti, “Sadece seni kurtarmaya söz verdim ama başarıyla kurtaracağım demedim. Halihazırda kendi kısmımı yaptım. İpe ulaşamayan sensin ve beni mi suçluyorsun?”